TİREBOLU ANADOLU LİSESİ
ANASAYFA
PDF NOTLAR
DERS NOTLARI-2 (GENEL)
YGS-LYS KONU ANLATIMI
BİLİMSEL ÇALIŞMA
BİYOLOJİ ALANLARI
BESİNLER
CANLILIK VE HÜCRE
YÖNETİCİ MOLEKÜLLER
SINIFLANDIRMA
EKOLOJİ
DAVRANIŞ-EVRİM
ÜREME-GELİŞME
DOKULAR
SİNİR SİSTEMİ
SİNİR SİSTEMİ (EK BİLGİLER)
ENDOKRİN SİSTEM
DESTEK-HAREKET
SİNDİRİM SİSTEMİ
TAŞIMA-DOLAŞIM
SOLUNUM SİSTEMİ
BOŞALTIM SİSTEMİ
SOLUNUM
FOTOSENTEZ
KALITIM
ALTERNATİF NOTLAR-1
ALTERNATİF NOTLAR-2
ALTERNATİF NOTLAR-3
ALTERNATİF NOTLAR-4
YGS-LYS DİĞER DERSLER
TRAFİK VE İLKYARDIM
SAĞLIK BİLGİSİ
SAĞLIKLI YAŞAM
REHBERLİK SERVİSİ
SINAVLARA HAZIRLIK
İLERİ BİYOLOJİ
CAMPBELL BİYOLOJİ -1
CEVAPLI TEST SORULARI
TEST-1(BİLİM)
TEST-2(BİLİM)
TEST-3(BİLİM)
TEST-1(BESİNLER)
TEST-2(BESİNLER)
TEST-1(HÜCRE)
TEST-2(HÜCRE)
TEST-3(HÜCRE)
TEST-4(HÜCRE)
TEST-5(HÜCRE)
TEST-1(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-2(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-3(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-1(SINIFLANDIRMA)
TEST-2(SINIFLANDIRMA)
TEST-3(SINIFLANDIRMA)
TEST-4(SINIFLANDIRMA)
TEST-1(EKOLOJİ)
TEST-2(EKOLOJİ)
TEST-3(EKOLOJİ)
TEST-1(DAVRANIŞEVRİM)
TEST-2(DAVRANIŞEVRİM)
TEST-1(ÜREMEGELİŞME)
TEST-2 (ÜREME-GELİŞME)
TEST-1(DOKULAR)
TEST-2(DOKULAR)
TEST-1(SİNİRSİSTEMİ)
TEST-2 (SİNİR SİSTEMİ)
TEST-1(DUYU ORGANLARI)
TEST-1(ENDOKRİNSİSTEM)
TEST-2(ENDOKRİN SİSTEM)
TEST-1(DESTEKHAREKET)
TEST-2(DESTEKHAREKET)
TEST-1(SİNDİRİMSİSTEMİ)
TEST-2 (SİNDİRİM SİSTEMİ)
TEST-1(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-2(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-3(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-4(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-5(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-1(SOLUNUMSİSTEMİ)
TEST-1(BOŞALTIMSİSTEMİ)
TEST-2(BOŞALTIMSİSTEMİ)
TEST-1(SOLUNUM)
TEST-2 (SOLUNUM)
TEST-3 (SOLUNUM)
TEST-1(FOTOSENTEZ)
TEST-2(FOTOSENTEZ)
TEST-3(FOTOSENTEZ)
TEST-1(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-2(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-3(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-1(KALITIM)
TEST-2 (KALITIM)
TEST-3 (KALITIM)
TEST-4 (KALITIM)
TEST-5 (KALITIM)
YGS BİYOLOJİ DENEMELERİ
LYS BİYOLOJİ DENEME-1
LYS BİYOLOJİ DENEME-2
LYS BİYOLOJİ DENEME-3
LYS BİYOLOJİ DENEME-4
LYS BİYOLOJİ DENEME-5
LYS BİYOLOJİ DENEME-6
LYS BİYOLOJİ DENEME-7
LYS BİYOLOJİ DENEME-8
YGS-LYS TEST
BİYOTEST
ÇIKMIŞ SINAV SORULARI
YAPRAK TESTLER
BLİMSEL ÇALIŞMA
BESİNLER YAPRAK TEST
EKOLOJİ YAPRAK TEST
BOŞALTIM SİSTEMİ TEST
BİYOLOJİ DENEME
DERS VİDEOLARI
DERS VİDEO(BİYOLOJİ)
DERS VİDEO (SBS)
DERS VİDEO (YGS-LYS)
DERS VİDEO(AÖF)
DERS VİDEO(KPSS)
ÇALIŞMA SORULARI
DERSE HAZIRLIK
BİLİM (TEST)
SİNİR SİSTEMİ(TEST)
DESTEK-HAREKET(TEST)
SİNDİRİM SİSTEMLERİ
HORMONAL SİSTEM(TEST)
BOŞALTIM SİSTEMLERİ(TEST)
SOLUNUM SİSTEMLERİ
TAŞIMA-DOLAŞIM SİSTEMİ
ÜREME-GELİŞME (TEST)
KALITIM (TEST)
BİYOLOJİ TESTLERİ-1
YAZILIYA HAZIRLIK
HAZIRLIK-1(9.SINIF)
HAZIRLIK-2 (9.SINIF)
HAZIRLIK-3 (9.SINIF)
HAZIRLIK-4 (9.SINIF)
HAZIRLIK-5 (9.SINIF)
HAZIRLIK-1(10.SINIF)
HAZIRLIK-2 (10.SINIF)
HAZIRLIK-1 (11.SINIF)
HAZIRLIK-1(12.SINIF)
SAĞLIK BİLGİSİ DERSİ
BİYOLOJİ ARŞİVİMİZ
BİYOGRAFİ-1
BİYOGRAFİ-2
BİYOLOJİ ATLASI
BİYOLOJİ LABORATUVARI
BİYOLOJİ LİNKLERİ
BİYOMAKALE
BİYOLOJİ SİTELERİ
BİYOLOJİ ZÜMRESİ-PLAN
BİYOLOJİ ZÜMRESİ
BİYOVİDEO
ZTV BİYOLOJİ
BİLGİ BANKASI
BİLİYOR MUSUNUZ?
İLGİNÇ BİLGİLER
MERAK ETTİKLERİMİZ
NEDEN
PROJE ÖRNEKLERİ
SAĞLIK-VİDEO
SESLİ ÖĞREN
SORULAR-CEVAPLAR
BİYOANİMASYON-MİKROSKOP
ANİMASYONLAR-1
ANİMASYONLAR-2
MİKROSKOP GÖRÜNTÜLERİ
SLAYT ARŞİVİ
BİYOLOJİ SLAYTLARI
BİYOLOJİ SLAYTLARI-1
BİYOLOJİ SLAYTLARI-2
BİYOLOJİ SLAYTLARI-3
BİYOLOJİ SLAYTLARI-4
BİYOLOJİ SLAYTLARI-5
BİYOLOJİ SLAYTLARI-6
BİYOLOJİ SLAYTLARI-7
BİYOLOJİ SLAYTLARI-8
BİYOLOJİ SLAYTLARI-9
BİYOLOJİ SLAYTLARI-10
BİYOLOJİ SLAYTLARI-11
BİYOLOJİ SLAYTLARI-12
SLAYT ARŞİVİ (TIP)
SLAYT ARŞİVİ (GENEL)
BESİNLER (SUNU ARŞİVİ)
SLAYT ARŞİVİ (KARIŞIK)
SLAYT ARŞİVİ(GEZİ)
BELGESEL KUŞAĞI
BELGESEL ARŞİVİ
BELGESEL ARŞİVİ-1
BELGESEL ARŞİVİ-2
BELGESEL GÜNLÜĞÜ
BELGESELTUBE-1
BELGESELTUBE-2
FACEBOOK BELGESELLERİ-1
KARIŞIK BELGESELLER-1
KARIŞIK BELGESELLER-2
BİLİM ARŞİVİMİZ
AĞAÇLAR
BİLİM-HABER ARŞİVİ
BİYOARŞİV
BİYOKİMYA ARŞİVİ
BOTANİK ARŞİVİ
BİYOTEKNOLOJİ ARŞİVİ
DERGİ ARŞİVİ
DÖKÜMAN ARŞİVİ
E-BİYOLOJİ ARŞİVİ
EKOLOJİ ARŞİVİ
EKOLOJİ MAGAZİN ARŞİVİ
BİYOFORUM
FOTOALBÜM-1
FOTOĞRAF ARŞİVİ
GONCA ARŞİVİ
GENETİK ARŞİVİ
HABER ARŞİVİ
HASTALIKLAR ARŞİVİ
HİDROBİYOLOJİ ARŞİVİ
KÜRESEL ISINMA ARŞİVİ
MERCEK ARŞİVİ
MİKROBİYOLOJİ ARŞİVİ
NATİONALGEOGRAPHİCARŞİVİ
NÖROLOJİ ARŞİVİ
OLİMPİYAT ARŞİVİ
ÖDEV ARŞİVİ
ÖDEV-TEZ ARŞİVİ
POPÜLER BİLGİ ARŞİVİ
REHBERLİK ARŞİVİ
SAĞLIK ARŞİVİ
SIZINTI ARŞİVİ
SUNU ARŞİVİ(PPT)
SUNU ARŞİVİ (PDF)
ŞİFALI BİTKİLER
TIP ARŞİVİ
ZOOLOJİ ARŞİVİ
BİLİŞİM ARŞİVİ
BİLİŞİM ARŞİVİ-1
BİLİŞİM ARŞİVİ-2
BİYOLOJİ YAZILARI
BİYOLOJİ YAZILARI-1
GENEL KÜLTÜR ARŞİVİMİZ
10 HARİKA
ANİMASYONLAR
AÖF
BAHÇIVAN
BEĞENİLEN SAYFALAR
COĞRAFYA
ÇİZGİ DİZİLER
DİVAN EDEBİYATI
EDEBİ BİLGİLER ARŞİVİ
EDEBİYAT
E-OKUL MEBBİS ARŞİVİ
FELSEFE ARŞİVİ
FELSEFE KULÜBÜ
FOBİLERİMİZ
GENEL KÜLTÜR
HEREDOT CEVDET
HİKAYE ARŞİVİ
İLKYARDIM ARŞİVİ
İNGİLİZCE
İZM-LOJİ
KİŞİSEL GELİŞİM VİDEOLARI
KİTAP ARŞİVİ
KİTAP
KÖŞE YAZARLARI
KÜLTÜR VİDEO ARŞİVİ
MERAKLISINA
MEVZUAT ARŞİVİ
NECİP FAZIL KISAKÜREK
ÖĞRETMEN
PROTOKOL
PSİKOLOJİ
REHBERLİK
RENKLERİN DÜNYASI
SERTİFİKA
SÖZLÜK
SÖZLÜK (OSMANLICA)
ŞİİR DİNLETİLERİ
TEMİZ HAVA SAHASI
ÜLKE-BAŞKENT
VİKİPEDİ
YARIŞMA
YEMEKLERİMİZ
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ
40 HADİS
AYET-HADİS DERYASI
AYETLER
BEDDUA
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-1
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-2
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-3
DUA
DUALAR
EVLİYALAR
HADİS SOHBETLERİ
İBRET
İSLAM
İTAAT
KUR'AN-I KERİM ZİYAFETİ
KUTSAL EMANETLER
MP3 DOSYALAR
NAMAZ
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V)
SEVAPLAR VE GÜNAHLAR
SUALLER-CEVAPLAR
SÜLEYMANİYE DERSLERİ
TASAVVUF
TECVİT DERSLERİ
TEFSİR DERSLERİ
TARİH ARŞİVİ
İLBER ORTAYLI İLE TARİH
MİNYATÜRLER
PORTRELER
SARAYLAR
TARİHTE İLKLER
TARİH GÜNLÜĞÜ-1
TARİH ÖĞRENİYORUM
TARİH (SLAYT)
TARİH VİDEO ARŞİV
MÜZİK ARŞİVİ
ARAPÇA MÜZİK DİNLE
DURSUN ALİ ERZİNCANLI
EDİP AKBAYRAM
ENSTRÜMANTAL MÜZİK
İLAHİLER
KLASİK MÜZİK
MP3 DİNLE
MUSTAFA DEMİRCİ
MÜZİK ARŞİVİM
OZANLARIMIZ
ŞARKI SÖZLERİ
ŞARKI VİDEOLARI
TÜRKÇE KLİP
TÜRKÇE POP
TÜRK SANAT MÜZİĞİ
TÜRKÜLERİMİZ
SİNEMA SALONLARIMIZ
VİZYONDAKİ FİLMLER
SİNEMA İZLE(YENİFİLMLER1)
SİNEMA İZLE (YENİFİLMLER2)
SİNEMA SALONU-1
SİNEMA SALONU-2
SİNEMA SALONU-3
SİNEMA SALONU-4
SİNEMA-TÜRKÇE DUBLAJ
SİNEMA-FİLMİNİ İZLE
SİNEMA-FİLMFULLİZLE
SİNEMA-EZGİ FİLM
SİNEMADA FİLM İZLE
SİNEMA-EN SON FİLM
SİNEMA-FİLMDEYİZ
SİNEMA SİTELERİ
KENDİMİZİ SINAYALIM
SORULARLA COĞRAFYA
SORULARLA DİN KÜLTÜRÜ
SORULARLA EDEBİYAT
SORULARLA EKONOMİ
SORULARLA FEN BİLGİSİ
SORULARLA GENEL KÜLTÜR-1
SORULARLA GENEL KÜLTÜR-2
SORULARLA GÜNCEL BİLGİ
SORULARLA KELİME BİLGİSİ
SORULARLA KÜLTÜR
SORULARLA MÜZİK
SORULARLA POLİTİKA
SORULARLA SAĞLIK
SORULARLA SİNEMA
SORULARLA SPOR
SORULARLA TARİH
SORULARLA TARİH-2
SORULARLA KPSS-1
SORULARLA KPSS-2
SORU-TEST-1
SORU- TEST (GENEL KÜLTÜR)
PROTOKOL SONAVI HAZIRLIK
UZMAN TV ARŞİVİMİZ
UZMAN TV-BEBEK SAĞLIĞI
UZMAN TV-ÇOCUK SAĞLIĞI
UZMAN TV-DOĞUM SONRASI
UZMAN TV-EBEVEYN REHBERİ
UZMAN TV-HAMİLELİK
UZMAN TV-OTOMOTİV
UZMAN TV-SAĞLIK
UZMAN TV-TEKNOLOJİ
UZMAN TV-VİDEOARŞİV(1)
UZMAN TV-VİDEOARŞİV(2)
CNNTÜRKVİDEO-
FOTO-RESİM-VİDEO
3D FOTOĞRAFLAR
RESİM-VİDEO
FOTOĞRAFLAR-1
FOTOĞRAFLAR-2
O ''AN''
UZAY FOTOĞRAFLARI
İBRETLİ SÖZLER
KARIŞIK PAYLAŞIM ARŞİVİ
ATASÖZLERİ
DEYİMLER
ETKİLEYİCİ SÖZLER
GÜNÜN SÖZÜ
GÜZEL SÖZLER-1
GÜZEL SÖZLER-2
MANİDAR SÖZLER
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-1
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-2
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-3
SÖZLÜ PAYLAŞIMLAR
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-4
KİTAP TANITIMLARI
KİTAP TANITIMI-1
KİTAP LİSTESİ (ÖRNEK)
KİTAP LİSTESİ (HARF SIRASI)
YENİ ÇIKANLAR
EĞLENCE
ÇOCUKLAR İÇİN
DUVAR YAZILARI
EĞİTİCİ OYUNLAR
EĞLENCE DÜNYASI
FIKRA
İĞRENÇ ÖTESİ ESPİRİLER:))
DOST SİTELER
BİYOLOJİ DÜNYASI
BİYOLOJİ KONGRESİ
BİYOLOJİ LİSESİ
CANLIBİLİMİ
RESİMLİ BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ
BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ(GENEL)
A
B
HAYVANLAR ALEMİ (RESİMLİ)
MUHTELİF YAZILAR
ÖĞRETMENİME MEKTUP
DİL ÖĞRENİYORUM
ARAPÇA ÖĞRENİYORUM
DERSİMİZ İNGİLİZCE-1
RESİMLİ İNGİLİZCE
OSMANLICA ÖĞRENİYORUM
OSMANLICA (FACEBOOK)
GÜNCEL HABER ARŞİVİ
HABERCİ-1
HABERCİ-2
HABERCİ-3
HABERCİ-4
HABER SİTELERİ
LİNK ARŞİVİ
GEREKLİ LİNKLER
LİNK REHBERİ-1
LİNK REHBERİ-2
SİTE İÇERİK SAYFASI
SİTE İÇİNDE SİTE-1
SİTE İÇİNDE SİTE-2
SİTE REHBERİ-1
SİTE REHBERİ-2
SİTE TEHBERİ-3
AÖF TARİH BÖLÜMÜ
3.DÖNEM
AÖF İNGİLİZCE-1
AÖF İNGİLİZCE-2
SINAV KÜLTÜR
İNTERNET SİTEMİZ
ATATÜRK KÖŞESİ
BİLGİ YARIŞMASI-1
BİLGİ YARIŞMASI-2
BİLİYOR MUYDUNUZ?
BORSA-EKONOMİ
CANLI TV
DUYURULAR
E KİTAP
FORUM
İLETİŞİM
İSTİKLAL MARŞI
OKULLAR
OTOMOBİL DÜNYASI
ÖĞRETMENLER İÇİN
SESLİ OKU
SİTE İÇİ ARAMA
SİTE KÜNYESİ
SPOR
TAKVİM YAPRAĞI
AÖF TARİH BÖLÜMÜ VİDEO ANLATIM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
AÖF DERSLERİ


ALTERNATİF NOTLAR-1
Right Click to Save Logo




Sirali Notlar
/ext/belgeler_v_e.swf">
                    
BESİNLER VE KİMYASAL ENERJİ
Besinler kimyasal enerjilerine göre organik ve inorganik besinler olmak üzere iki’ye ayrılır. Görevlerine göre enerji verici, yapıcı onarıcı ve düzenleyici olmak üzere 3’e ayrılır.
 
Enerji verici
Yapıcı onarıcı
Düzenleyici
Karbonhidratlar
   +
    +
      -
Yağlar
    +
     +
      -
Proteinler
    +
     +
     +
Vitaminler
    -
     -
     +
Minareler ve su
    -
     +
     +
 
Organik Moleküller (Bileşikler)
1-)Karbonhidratlar
2-)Yağlar
3-)Proteinler
4-)Vitaminler
5-)Nükleik asitler
Organik moleküller sadece canlı organizmalar tarafından sentezlenebilen ve kullanılabilen moleküllerdir. Günümüzde bazı vitaminler sentetik olarak üretilmektedirler.
Bütün organik besinlerin yapısında C,H ve O atomları bulunur. Karbonhidrat,yağlar ve proteinler enerji elde etmek için kullanılabilir.Hücre zorunlu olmadıkça proteinleri enerji kaynağı olarak kullanmaz,çünkü proteinlerin esas görevi canlı yapısına katılmak ve enzim olarak görev yapmaktır.
Nükleik asitler organik yapılı bileşikler olup canlı vücudunda kalıtım materyali olarak ve genetik bilgi deposu olarak iş görürler. Her canlı kendi nükleik asitini kendisi üretir.
1 gr karbonhidrat yıkılırsa 4,2 Kcal
1 gr protein yıkılırsa           4,3 Kcal
1 gr yağ yıkılırsa                 9,5 Kcal enerji verir.
Not:İnorganik maddelerden organik madde üretimini ototrof canlılar başarabilirken ;Organik maddelerden organik madde üretimini tüm canlılar gerçekleştirebilir.Tüm canlı türleri tüm organik besin çeşitlerini üretemeyebilir. 
Monomer ; Organik moleküllerde yapıtaşına denir.(Glikoz,fruktoz, galaktoz, riboz,deoksiriboz ,aa,gliserol ,yağ asiti).
Polimer ; Monomerlerin birleşerek oluşturdukları organik bileşiklerdir. (Nişasta ,glikojen,selüloz,protein,yağ ,pepton).
Dehidrasyon  ;İki veya daha fazla organik besin yapıtaşının (Monomer birleşerek daha büyük organik besin (polimer) oluşturması oluşturması olayıdır. Bu olayda ATP harcanır ve oluşan bağ sayısı kadar su açığa çıkar.


X +Y                       A+H2O
X+Y+Z                   B+2H2O
Not:Dehidrasyon olayında kurulan bağ sayısı ve açığa çıkan su sayısı hesaplanırken sorunun sorulma tarzı önemlidir.Örneğin ;Yapımı devam eden bir polipeptid zincirine 20 molekül daha katılırsa 20H2O açığa çıkar ve 20 yeni bağ kurulur veya moleküller halka şeklinde bir yapı oluştursa kullanılan molekül kadar su ve bağ oluşur.
Hidroliz ; Büyük moleküllü (Polimer) bileşiklerin su ile parçalanarak daha küçük parçalara ayrılmasıdır.
Organik moleküllerin enerji verme sırası :
Karbonhidratlar                Yağlar                    Proteinler(Eşey hücre proteinleri
Kas hücre proteinleri           Sinir hücre proteinleri).
Not: Enerji hammaddesi olarak kullanım sırası :
        Karbonhidrat         Yağ          Protein
        Enerji potansiyeli sırası :
        Yağ           Protein              Karbonhidrat
        Yapı maddesi olarak önem sırası :
        Protein              Yağ              Karbonhidrat
 
                       1-) KARBONHİDRATLAR
C,H ve O elementlerinden oluşurlar.En önemli görevi enerji hammaddesi olarak kullanılmasıdır.Bazı karbonhidratlar DNA,RNA,ATP;hücre zarı,hücre duvarı iskelet gibi bazı yapılara katılırlar.Diğer bileşiklere göre az enerji verirler, fakat ilk enerji kaynağı olarak kullanılırlar çünkü parçalanmaları daha kolaydır.
Monosakkaritler       Disakkaritler      Polisakkaritler    
-Glikoz                            -Sükroz                  -Nişasta
-Fruktoz                           -Laktoz                   -Selüloz
-Galaktoz                         -Maltoz                   -Glikojen
                                                                        -Kitin

1-)Monosakkaritler (Tek şekerler)
Hidroliz ile daha küçük birimlere parçalanamazlar.Hücre gecebilirler. Yapılarındaki mevcut karbon atomuna göre isimlendirilirler.
Triozlar : 3 karbonlu şekerlerdir.Glikoz ve fotosentezin karanlık devre reaksiyonlarında ara ürün olarak oluşurlar.Örnek:Pirüvik asit (C3H6O3), gliseraldehit.
Pentozlar :5 karbonlu şekerdir.Riboz ve deoksiribozdur. Riboz(C5H10O5)=RNA,ATP,NAD,FAD’ın yapısında mevcuttur.
Deoksiriboz(C5H10O4)=DNA’nın yapısına katılır.
Hekzozlar:6 karbonlu şekerlerdir.(Glikoz,Fruktoz,Galaktoz)
Glikoz(Üzüm şekeri)     Bal,üzüm ve incirde bol bulunur.
Fruktoz(Meyve şekeri)          Olgun meyvelerde ve balda bulunur.
Laktoz(Süt şekeri)              Süt ve süt ürünlerinde bulunur.

Hepsinin formülü C6H12O6’dır.Yalnız bunlar moleküllerindeki atomların farklı dizilişleri bakımından ayırt edilirler.Kapalı formülleri aynı,açık formülleri farklı bileşiklere izomer bileşikler denir.Glukoz ,fruktoz ve galaktoz birbirinin izomeridir.
Hücre zarından geçme sıraları:Galaktoz           Glukoz           Fruktoz dur.
 2-)Disakkaritler (Çift şekerler)
İki monosakkaritin aralarında bir molekül su açığa çıkarıp Glikozit bağı ile bağlanması sonucu oluşur.Genel formülleri C12H22O11’dir.
C6H12O6+C6H12O6                 C12H22O11 +H2O
 
Glikoz+Fruktoz                Sakkaroz(Sükroz)(Çaşekeri)+H2O=Bitkisel
Glikoz+Galaktoz                        Laktoz(Süt şekeri)+H2O=İnsan ve memeli sütü
Glikoz+Glikoz                            Maltoz(Arpa şekeri)+H2O=Bitkisel
 
3-)Polisakkaritler(Çok şekerler)
Çok sayıda glikozun glikozid bağları ile bağlanması sonucu oluşurlar.
        n(C6H12O6)                     OH-(C6H10O5)n-H+(n-1)H2O
        100(C6H12O6)             OH-(C6H10O5)100-H + 99 H2O
 
Polisakkaritler ikiye ayrılır.
1-)Depo polisakkaritleri:Nişasta ve Glikojendir.
2-)Yapısal polisakkaritler:Selüloz ve kitindir.
 
Nişasta ; Bitkilerde karbonhidratların depo şeklidir.Çok sayıda glikozun (Glikozit Bağı) bağlanması ile oluşur.Hayvan hücrelerinde bulunmaz ançak sindirime uğrar.Esas olarak Löloplastlarda depo edilir.Suda erimez ;Alkolde erir.Buğday,patates,mısır,bakla……vb bulunur.
Not : Nişasta suda çözünmediği için hücre içi basıncı artırmaz.
Glikojen ;Hayvanlarda karbonhidratların depo şeklidir.Karaçiğer ve kasda bol miktarda bulunur.Suda çözünür.Hayvan insan ,mantar ve bakteri hücrelerinde bulunur.Glikojen etçillerde hem hücre içinde ; hem de hücre dışında sindirilebilir.
Selüloz ; Bitki hücrelerinde hücre çeperinin yapısını oluşturur.Selolüzu oluşturan glikozlar birbirine ters bağlandığı için memeli canlıların sindirim sistemlerinden salgılanan enzimler ile yapıtaşlarına ayrılmazlar.Hayvan hücrelerinde bulunmaz.İnsan ve omurgalı hayvanlarda selülozu sindiren enzimler bulunmaz.Geviş getiren memelilerde bazı kuşlarda ve termitlerde (Beyaz karıncalar) sindirilerek kullanılır.Ağaçların % 50’si selolüzdur.
Kitin ;Omurgasız hayvanlarda özelikle eklem bacaklılarda (Böcek) dış iskeleti oluşturur.
Lignin;Selülozla birlikte destek dokuda bulunur.Sindirimi gercekleşmez.
Daha karmaşık yapıdaki polisakkaritlerin arasında kanın pıhtılaşmasını önleyen ‘Heparin’ de bulunur.



2-) YAĞLAR (LİPİTLER)
 
Yapılarında C,H,O atomları yer alır.Ancak bazı yağların yapısında P ve N gibi atomlarda bulunabilir.Yapılarındaki O2 oranı karbonhidratlara göre daha düşüktür bu nedenle de yapılarındaki hidrojen ve karbon oranı yüksek olur. Parçalanmaları sonucu daha fazla su oluşur.
Yapılarındaki mevcut hidrojen ve karbon iyonu fazlalığı nedeniyle daha fazla enerji verirler.Ançak oksijen azlığı nedeni ile zor yanarlar.
Deri altında birikerek vücudun ısı kaybını önler ve mekanik darbelere karşı korur.Daha hafif olması nedeniyle göçmen kuşlarda depo maddesi olarak kullanılırlar.Glikolipit ve lipoprotein‘lere katılarak hücre zarında görev alırlar.
Doğal yağlar trigliserit diye adlandırılırlar.3 yağ asiti ve bir mol gliserolün ester bağı ile bağlanması ile oluşurlar. 
Yağların kullanımı ve yıkımı uzun sürdüğün den , hücrelerde ikinci enerji kaynağı olarak iş görürler.Bazı doymamış yağ asitleri vücut da sentezlenmez besin ile alınması gereklidir.Bunlara temel yağ asitleri denir.
En önemli yağlar ; -yağ asitleri 
                                -yağlar(nötr yağlar)
                                -steroidler
                                -fosfolipitler
Yağ asitleri ; Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş yağ asiti (Bütürik asit,Palmitik asit) denir.Bunlar hayvansal kaynaklı (iç yağı,tere yağı)’dırlar.Yağ asitinin durumuna göre yağlarda isim alır.Karbonlar arasında çift bağ varsa doymamış yağ asiti (Oleik asit,Linoleik asit) denir.Bunlar bitkisel kaynaklıdır.
Not : Doymamış yağlar hidrojen ile doyurularak katı hale geçirilirler. Böylece margarinler oluşur.Ayrıca insan vücudu yapısında bir çift bağ bulunan oleik asiti yapabilmektedir.Linoleik asiti yapamaz
Nötral yağlar ;yağların en önemli depo şeklidir.
3 yağ asiti + 1 gliserol                   Yağ +3 H2O
 
Yağ asitleri gliserol ile ester bağları ile bağlanır.Bir gliserole bağlanan yağ asitleri farklı olabilir.Bundan dolayı yağların bir çok türevi oluşur.
Steroidler ; Zarların yapısına katıldığı gibi vitamin ve hormon olarak ta görev yapar.
Fosfolipitler ;Hücre zarının yapısına katılır.Fosfor içeren yağlardır.
Kolesterol ;Hayvansal hücre zarının yapısına katılır fakat fazlalaşır ise damar sertliğine neden olur.


3-) PROTEİNLER
C,H,O ve N elementlerinden oluşurlar.Bazı proteinlerde kükürt(S) ve fosfor(P)’da bulunabilir.Proteinler ribozom organelin de her canlı türü tarafından sentezlenebilir.Proteinler DNA tarafından sentezlettirildiği için her canlının proteini farklıdır.Aminoasit diziliş sırasını genler belirler. Aminoasitlerin dizilişleri türlere özgüdür.
n.(Amino asit)                        Protein+(n-1) H2O
 
Proteinlerin parçalanması sonucu CO2,H2O,NH3 gibi artık ürünler oluşur. Proteinlerin yapı taşı amino asitlerdir.Tabiat da 20 çeşit amino asit vardır.          Ototrof canlılar 20 çeşit aa sentezlerken,hetetrof canlılar bir kısmını kendisi üretir,bir kısmını dışardan alır. 12 tanesini kendisi üretir,8 tanesini dışardan alır. Bu 8 çeşit amino asite esensiyal(Temel) aa’lar denir.Mecbur kalındığı takdirde enerji verici olarak kullanılabilirler.
Her bir aa’de amino grubu ile karboksil grubu aynıdır.aa’lerde farklı olan Radikal (R) gruplardır.20 farklı radikal grup vardır.
Amino asitler birbirine amino (NH2) ve karboksil (COOH) grubları ile bağlanır.1.aa’in COOH grubundaki karbon atomu ile 2.aa’in amin (NH2) grubundan azot atomu arasında peptid bağı kurulur.Bu arada bir molekül su açığa çıkar.
Not : Proteinlerin birbirlerinden farklı olmasının nedeni içerdikleri aa’lerin
       -sayısına ,-çeşidine,-dizilişine,-kullanım miktarına bağlıdır.
Amino asitlerin parçalanabilmesi için ilk önce amino gruplarını kaybetmesi gerekir.Bunun sonucu olarak oluşan NH3 oldukça zehirli bir artık ürün olup bazı hayvan gruplarında bolca su ile seyreltilerek doğrudan dışarı atılırken bazı hayvan gruplarında üre yada ürik asite dönüştürülerek dışarı atılır.
Amino asitlerin yapısında bulunan amino grubu bazik,Karboksil grubu asidik özellik gösterdiği için amfoter özellik gösterir.Böylece hücrede meydana gelen pH değişimleri tamponlanır.
Canlı vücudunda protein eksikliği durumunda bazı anormalliler ortaya çıkar.Bu anormallikler yaraların geç iyileşmesi,alyuvar yapımında bozukluklar, enfeksiyonlara karşı bağışıklığın zayıflaması,kanda ozmotik basıncın azalması, büyümenin yavaşlaması sayılabilir.

Kasların kasılmasını sağlayan aktin ve miyozinler protein yapıdadır.Hücre içi ve hücre dışı ortamın ozmotik dengesinin korunmasında proteinlerde görev alır.
                                    VİTAMİNLER
Vücutta düzenleyici fonksiyon görürler.Bazıları enzimlerin (Koenzim) yapısına katılır.Sindirime uğramazlar.Sindirim sisteminden doğrudan kana emilirler.Vücutta enerji verici olarak kullanılmazlar.
Yeşil bitkiler ihtiyaç duydukları vitaminleri kendileri sentezlerler.İnsan ve hayvanlarda vitamin sentezi çok azdır.Vitaminler sentezleyemeyenler için vitamindir.Bir canlı için vitamin olan bir diğeri için vitamin olmayabilir.Örnek:C vitamini insan,maymun ve kobaylar için vitamin olmasına rağmen diğer hayvanlarda sentezlenebildiği için vitamin değildir.İnsanlar yalnız bazı provitaminleri vitaminlere çevirirler.
Hetetrof canlılarda her vitamin,yalnızca kendine özgü reaksiyonun gerçekleşmesinde rol oynar.
Not :Havuçta bulunan karoten(Provitamin-A) karaciğerde A vitaminine ,besinler ile alınan provitamin-D güneşin ultraviyole ışınları ile deride D vitaminine dönüştürülür.  
A,C,D,E vitaminleri oksijenden ,A,B,E,K vitaminleri ışıktan,C ve E vitaminleri ise demir ve bakır gibi maddelerle temastan bozulur.
 
Vitamin
Eksikliğindeki anormallikler
A vitamini
Gece körlüğü, büyümede gerileme, deride pullanma ve kuruma.
D vitamini
Raşitizm, osteomalazi,kemik ve dişlerde bozulmalar.
E vitamini
Kısırlık, erken ve ölü doğumlar, alyuvarlarda bozukluk ve halsizlik. E vitamini A vitaminin vitamin özelliklerini kaybetmesini önler.
K vitamini
Kanın pıhtılaşma sürecinde uzama.
B vitamini
Beriberi(B1) ,pellegra(B3) ve pernisiyoz(B12) anemi.
C vitamini
Vücut direnci azalması, diş etlerinde iltihaplanma ve çekilme şeklinde gözlenen skorbüt oluşur.
 
Uzun süreli bekletmek, ısıtma,kurutma,kuvvetli ışık,metaller ile temas özellikle suda eriyen vitaminlerin yapısının bozulmasına neden olur.
ÖSS Sorusu : Vücutta K vitamini eksikliğine;
1-Sindirim kanalında etkili emilimin olmaması
2-Besin içeriğinde yeterli yağın bulunmaması
3-Bağırsaktaki yararlı mikroorganizmaları öldüren ilaçların uzun süre kullanılması.Gibi sebepler neden olur.
 
Vitaminler suda ve yağda eriyenler olmak üzere 2’ye ayrılır.
-A,D,E,K vitaminleri yağda erirler,yani çözünürler.Uzun süre bozulmadan kalabilirler.Bunun için karaciğerde depolanırlar.
-B ve C vitaminleri suda erirler.Suda çözünen vitaminler vücutta depo edilmediği için fazlası idrar ile dışarı atılır.
-Vitaminlerin bazıları insan kalın bağırsağında yaşayan bazı bakteriler tarafından üretilebilir.B ve K vitaminleri.
Not : E vitamini yağ dokusu ve az miktarda üreme organlarında depolanır.
 
Vitaminlerin yararları :
Hastalıklara karşı vücut direncinin artması ;enzimlerin çalışmasının sağlanması; sinir ve sindirim sistemlerinin düzenli çalışması.Büyümenin sağlanması.
 
                     İNORGANİK BİLEŞİKLER
Canlılar gerekli olan inorganik madde ihtiyaçlarını kendileri sentezleyemeyip dışardan hazır olarak alırlar.İnorganik bileşikler ;Minareler, Tuzlar,Su ve CO2 gibi maddelerdir.
 
MİNARELLER:
70 kg ağırlığında bir insanda yaklaşık 3 kg minarel bulunur.Bu minareler vitamin,enzim,hormon,hemoglobin,klorofil gibi özel yapılara katılarak kas kasılması,sinirsel iletişim sağlanması kanın ozmotik basıncının ayarlanması, kemik diş gibi bazı yapıların oluşturulması,kanın pıhtılaşması(Ca),enzimlerin çalışması minareler ile gerçekleşir.
Vücut mutlaka bulunması gereken elementlere temel elementler (C,H,O,N,S,P,Ca,Mg,K,Fe) denir.
Vücutta az miktarda alınması gereken elementlere İz elementleri (Cu,Zn…) denir.
Kalsiyum ve fosfor kemiğin ve dişin yapısına katılır.Demir hemoglobin yapımında kullanılır.Azot büyümeyi sağlar.Sodyum ve klor iyonları dokularda suyu tutarak vücudun su dengesini sağlar.Kas ve sinir sisteminin çalışmasını sağlar.Vücutta hücreler arası sıvı ile hücre sıvısı arasında bir sodyum /potasyum oranı vardır.Bu denge hayvanlarda potasyumca zengin bitkilerin yenilmesi ile bozulur.Bizde hayvanlara kaya tuzu (Sodyum) veririz.
 
SU :
Canlı vücudunun önemli bir kısmını su oluşturur.(e-�).Su çok iyi bir çözüçüdür.Vücut ısısının düzenlenmesini sağlar.Enzimlerin çalışması için uygun ortamı sağlar.Bazı metabolizma artıklarının atılmasını sağlar.
 
                                 KİMYASAL ENERJİ 
Canlılar hangi enerji tipine sahip olursa olsun temel enerji kaynağı güneştir. Fotosentez yapabilen hücreler organik madde üretirler,böylece ışık enerjisi organik bileşiklerin yapısındaki atomlar arası bağlarda kimyasal bağ enerjisi şeklinde depo edilmiş olur.


Kimyasal bir bağı yıkmak için gereken enerji ; yapmak için gerekli enerji miktarına eşit olup iki atom arasındaki bağ ne kadar kuvvetli ise açığa çıkan enerji o kadar büyüktür.
Hücre içerisinde yüksek düzeyde enerji dönüşümleri ve enerji çıkartan olaylar olduğu halde hücre bu durumdan fazla etkilenmez.Etkilenmemesinin nedenleri :
 -Enerji açığa çıkaran olayların kontrollü bir şekilde basamak basamak yürütülmesi.
-Enerji nin ihtiyaç halinde üretilip tekrar tüketilmesi
-Enerji nin tüm vücut hücrelerinde aynı anda değil ihtiyaç duyulan bölgelerde üretilip tüketilmesi.
-Açığa çıkan enerjinin önemli bir kısmının ısı enerjisine dönüştürülmesi.
 
                    ATP ENERJİSİ (Adenozin trifosfat)
ATP, kimyasal bağ enerjisinden sentezlenebilir.ATP’nin temel kaynağı ışık enerjisidir.ATP’de iki adet yüksek enerjili fosfat bağı vardır.
Not : Tüm canlılar metabolik olaylarda ATP enerjisi kullanır ve her hücre kendi ATP’sini üretebilir.Bu nedenle hücreler arası ATP transferi olmaz ve ATP depo edilmez.Ancak ihtiyaç halinde üretilir ve tüketilir.       
Bir tane fosfat bağının koparılması sırasında yaklaşık olarak 7300 kalorilik bir enerji açığa çıkar.Ester bağının koparılması ile ise 3000 kalorilik enerji üretilir.
ATP+H2O                             ADP+Pi+7300 cal (7,3 Kcal)
 
Bir hücrede enerji gerektiren reaksiyonlara endergonik ;Enerji veren reaksiyonlara ekzergonik reaksiyon denir.
ATP ekzergonik bir reaksiyonun başlatılmasında ;Endergonik reaksiyonun yürütülmesinde kullanılır.
Ekzergonik (O2’li Solunum, Fermantasyon,Fotosentez,Kemosentez).
Endergonik (Aktif taşıma,Protein sentezi,Hücre bölünmesi,Sinirsel iletim).
 
                         METABOLİZMA
Vücutta yapım ve yıkım olaylarına metabolizma denir.Yapım olaylarına özümleme (Anabolizma),yıkım olaylarına yadımlama( Katabolizma) denir.
 
Özümleme (Anabolizma=Asimilasyon=Biyosentez) :
Canlıda gerçekleşen yapım olaylarıdır.Önemli özümleme olayları Protein sentezi,Enzim sentezi ve fotosentez olayı.
CO2+H2O                   Besin+O2
Glikoz+Glikoz……                 Glikojen
aa + aa                                    Protein +Su


Yadımlama(Katabolizma=Disimilasyon=Yıkım )   
Canlıda gerçekleşen yıkım olayıdır.O2’li ve O2’siz solunum,sindirim,ATP hidrolizi.
 
Özümleme =Yadımlama => Metabolizma dengede.
Özümleme >Yadımlama =>Metabolizma büyür.
Özümleme < Yadımlama =>Metabolizma yaşlanır.
 
Bazal metabolizma ;
Bir canlının temel canlılık olaylarını devam ettirebilmesi için gereksinim duyduğu minimum düzeydeki enerji miktarına bazal metabolizma denir.Sağlıklı bir insanın bazal metabolizma hızı yemek yedikten en az 12 saat sonra tam dinlenme halinde (uyku) iken birim zamanda tükettiği O2 miktarına veya birim zamanda dışarı verdiği ısı miktarına bakılarak ölçülebilir.
Bazal metabolizmanın hızı canlının ; yaşı ,Vücut düzeyi(Boy,kilo),cinsiyet göre değişir.Uyuyan insan,kış uykusuna yatan hayvan,endospor oluşturmuş bakteri ,bitki tohumu bazal metabolizma durumundadır.
Memeli hayvanlarda vücut büyüklüğü ile metabolizma hızı arasındaki ilişki; Vücut büyüklüğü ile ters orantılıdır.
ÖSS sorusu :Bir insanın,belirli bir süre içerisinde,sadece canlılığını sürdürmek için kullandığı enerji miktarını belirlemede,aşağıdakilerden hangisi en uygun yoldur.
Cevap inlenme anında kullanılan oksijenin miktarının ölçülmesi.
           
                 ENZİMLER (BİYOLOJİK KATALİZÖRLER)
Katalizör :Bir reaksiyona girerek aktivasyon enerjisini düşürüp,reaksiyonun daha düşük sıcaklıkta gerçekleşmesini sağlayan kimyasal moleküllerdir.
Canlılarda her kimyasal reaksiyonun başlangıcı için bir enerji engeli vardır. İşte reaksiyonun başlayabilmesi için gerekli olan en düşük enerji miktarına aktivasyon enerjisi  denir.
Enzimler canlı hücrelerdeki bütün biyokimyasal reaksiyonları hızlandıran ve bu enerji engelini azaltan biyolojik katalizördürler.
Canlı hücrelerin en önemli aktivasyon enerjileri ATP ve sıçaklıktır. Enzimler reaksiyonu başlatmaz,ançak başlamış reaksiyonu hızlandırır.
Substrat olan H2O2 (Hidrojen peroksit),peroksizomda bulunan katalaz enzimi yardımı ile su ve O2’ye ayrıştırılır.
Enzimlerin etki ettiği maddeye substrat denir.Enzim isimlendirilmesinde enzim inaktif durumda substratının sonuna veya katalizlediği tepkimenin sonuna ‘Jen’ eki ile (tripsinojen),enzim aktif durumda ise substratının sonuna  az eki getirilerek yapılır(Selülaz).


Enzimler 2’ye ayrılır:
a-)Basit Enzim :Sadece proteinden oluşmuş enzimlerdir.(Pepsin,Üreaz)
b-)Bileşik Enzim:Proteine ilave olarak koenzim(Vitamin) veya kofaktör (Mineral) ile çalışırlar.
Apoenzim :
 Enzimin protein yapıdaki kısmına apoenzim denir.Enzim çeşitliliği apoenzim kısmı ile sağlanır.Dolayısı ile enzimin türünü ve etkileyeceği substrat maddesini apoenzim kısmı belirler.Apoenzim tek başına iş göremez.Enzimin hangi maddeye etki edeceğini protein kısım belirler.
Apoenzim üzerinde substratın bağlanacağı ‘aktif bölge bulunur.Apoenzim yardımcı kısımdan daha büyüktür.
Not : Bir apoenzim sadece bir koenzim ile çalışırken ; Bir koenzim birden fazlaapoenzim ile çalışabilir.
Koenzim :Apoenzimin aktifleşerek reaksiyonu gerçekleştirmesini sağlayan ve substratın kimyasal bağlarına etki edecek moleküllerdir.Bunlar NAD,FAD, NADP ve özellikle B grubu vitaminlerdir.
Kofaktör :Apoenzime bağlanan aktifleştirici kısım minarelerden oluşmuş ise kofaktör adını alır.Ca,Mg ,Zn K…..vb.
Holoenzim:
Apoenzim ile koenzimin birlikte oluşturduğu gruba tam enzim anlamına gelen Holoenzim denir.
 
Enzimlerin özellikleri :
1-)Enzimler genellikle spesifiktirler.Yani her enzim belli bir reaksiyonu katalizler.Enzimin etki ettiği maddeye ‘substrat’ denir.Her enzim ançak bir çeşit substrata etki edebilir.Enzim substrat ilişkisi anahtar kilit uyumuna benzer.
 
2-)Enzimler genellikle çift yönlü çalışırlar.Yani tersinirdirler.
ADP+P+ATPaz                   ATP+H2O+ATPaz
3-)Enzimler reaksiyondan etkilenmezler,girdikleri gibi çıkarlar.Bu yüzden tekrar tekrar kullanılırlar.
4-)Enzimler etkinliklerini maddenin dış yüzeyinden başlatırlar.(Bu yüzden kıyılmış et aynı miktar parça et den daha kolay sindirilir.
5-)Enzimler hücre içi ve hücre dışında da etkilidir.
6-)Enzimler genellikle takım halinde çalışırlar.
7-)Her enzim belli bir koenzim ile çalışır.Ançak koenzimler farklı enzimler ile çalışabilir.
8-)Etki ediği maddenin sonuna ‘az’ eki getirilir.
9-)Her hücrede tepkime çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.


Enzimatik Tepkimelerin hızına etki eden faktörler :
a-)Sıçaklık
Enzimler 0 C derece altında ve 55 C derece’nin üstünde çalışamazlar. Yüksek Sıçaklıkta proteinin yapısı bozulur (Denatürasyon). 0 C derecenin altında enzimin yapısı bozulmaz sadece işlevi dondurulur.En ideal 20-40 C derece ‘de çalışırlar.
b-) pH 
Her enzimin en iyi çalıştığı bir pH aralığı vardır.Aşırı asidik ve bazik ortamlardan etkilenirler.Örneğin ;Midedeki pepsin pH=2 de çalışırken,ince bağırsaktaki tripsin pH=8,5’de işgörür.Genellikle nötr ortamlarda çalışırlar.
 
 
c-)SU
Enzimlerin iş görebilmesi için ortamdaki su miktarı ’den fazla olması gerekir.Eğer ’in altında ise enzimler çalışmaz.Reçel ve pekmez buna örnektir.
d-)Aktivatörler
Enzim reaksiyonlarını hızlandıran maddelere aktivatör  denir. Koenzim ve kofaktörlerdir.(B grubu vitaminler, Optimum Sıçaklık ve pH)
e-)İnhibitörler
Enzim realsiyonlarını yavaşlatan veya engelleyen maddelere inhibitör denir.(Bazı ilaçlar ve zehirler).
f-)Enzim/Substrat yoğunluğu
     1-Ortamda yeterli substrat varsa enzim yoğunluğu arttıkça tepkimenin hızı da artar.
     2-Enzim miktarının sabit tutulduğu bir ortamda substrat yoğunluğu arttıkça tepkimenin hızı bir noktaya kadar artar sonra sabit gider.
            3-Substrat Yüzeyi ; Enzim etkinliği substratın dış yüzeyinden başladığı için substart yüzeyi arttıkça tepkimenin hızı da artar.
 
Gen-Enzim ilişkisi ;Her enzim bir gen tarafından sentezlenir.
 
 
Enzimatik reaksiyonlar dizisi sonucu oluşan son ürünler,belli bir konsantrasyona erişince enzim faaliyeti durur.Ortamda aşırı miktarda ürün olduğunda bu ürün enzim ile reaksiyona girerek (Feed-Back) reaksiyonu durdurur.
Tek hücre proteini :
Tek hücre proteini alg, bakteri,maya ve küflerin büyük miktarda üretilmesi ve bu canlı hücrelerin kurutulması ile elde edilir.Tek hücre proteini,insan besinlerinden çorbalarda,hazır yemeklerde,vitamin ve diyet yiyeceklerinde katkı maddesi olarak kullanılır.



             CANLILARIN ÇEŞİTLİLİĞİ VE SINIFLANDIRILMASI
Doğadaki canlıların özelliklerine,yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine ğöre gruplandırılmasına sınıflandırma denir.Sınıflandırmanın amacı;canlıları belirli bir sisteme oturtmak ve doğayı daha kolay öğrenilebilir hale getirmektir.
Bu şekilde canlıların dış ğörünüşlerine ve yaşadığı yere bakılarak yapılan sınıflandırmaya yapay(ampirik) sınıflandırma denir.Bilimsel değildir.
Tabi sınıflandırma(filogenetik) canlıların yapısal benzerliğine,akrabalık derecesine ve evrim basamaklarına ğöre yapılır.
Homolog organlar:Kökenleri aynı görevleri farklı olan organlardır.İnsanın kolu ,balinanın yüzgeci vb.Eğer iki canlı arasında homolog yapılar çok ise bu iki canlı yakın akraba olabilir.Analog yapılar çok ise bu iki canlı birbirine uzak akrabalardır.
Analog organlar:Kökenleri farklı,görevleri aynı olan organlardır.Sinegin kanadı ile yarasanın kanadı gibi.
Sınıflandırmada temel birim türdür.TÜR:Ortak bir atadan gelen,yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip,doğada yalnız kendi aralarında serbestçe üreyebilen ve verimli(kısır olmayan) yavrular oluşturan bireyler toplulugudur.
A.İkili adlandırma:Birinci kelime türün bağlı olduğu cins adıdır ve büyük harfle başlar,ikinci kelime ise tanımlayıcı ad olarak kullanılır ve küçük harfle başlar.Her ikisi birden tür adı olarak gecer.
B.Sınıflandırmanın birimleri:
Alemden türe inildikçe canlılarda ortak özellik artar,birey sayısı ve farklı özellikler azalır.Türden aleme doğru gidildikçe ise ortak özelliği azalır,birey sayısı ve farklı özellikler artar.
Tür(species)              Cins(genus)            Aile(familya)           Takım(ordu)          
Sınıf(classis)              Şube(filum)              Alem(regnum)
 
Sınıflandırmada dikkat edilen hususlar= Hücre tipi sayısı ve organeller, morfolojik yapılar,üreme ve beslenme şekli,simetri şekilleri,embriyo tabakalarının sayıları,vüçüt boşlugu tipleri,vücut bölmelerinin segmentli oluşu,bulundukları ortam ve organizasyon düzeyindeki farklılıklardır.
 
                       
               CANLILAR  ALEMİ
Canlılar hücre yapılarına göre ikiye ayrılır.
1-)Prokaryotikler :Çekirdek zarı ve zarlı organelleri olmayan hücresel yapıya sahiptirler.Bu canlılar Monera alemi olarak adlandırılır.
2-)Ökaryotikler : Zarlı organel ve çekirdeğe sahip olan canlılardır.




ÖKARYOTİKLER
A-)Protista Alemi: Tek hücrelidirler,çekirdek yapıları ökaryotdur.Zarla çevrili organelleri vardır.Bitki ve hayvan özelliği gösterirler.Ör:Öglena kloroplast taşır bitki özelliği gösterir,hareket ederekde hayvan özelliği gösterir.
a-)Kamçılılar    b-)Amipler c-)Silliler d-)Sporlular 
e-)Cıvık mantarlar            Stoplazmaları çok çekirdege sahiptir.
                                          Koloni meydana getirirler.Glikojen depo ederler.
                                          Hücreleri amipsi şekilde ve çepersizdirler.
B-)Fungi Alemi(Gerçek mantarlar):Tamamı hetetrofdur.Çogunlukla çok hücrelidirler.Ökaryotik canlılardır.Hücre duvarı vardır.Bu duvar selolüz ve kitinden oluşturulur.Nişasta depo etmezler.Bunun yerine yağ ve glikojen depo ederler.Saprofit ve prazit olarak beslenenleri vardır.iletim demetleri yoktur.Ör:ağaç mantarı,maya mantarı,Şapkalı mantar.
C-)Bitkiler Alemi:
Kapalı Tohumlu
a-)Tek çenekli (monokotiledon) bitkiler:
-Tohum içerisinde embriyoda bir çenek (kotiledon)bulunan bitkilerdir.
-Çoğu tek yıllık otsu bitkilerdir.Yaprak parelel damarlıdır.
-Gövdede kambiyum yoktur.Kapalı iletim demetine sahiptir.
-Ksilem ve floem gövdede dagınık dizilmiştir.Ör:Mısır,buğday,palmiye
(Çenek;tohumda yer alan bitki embriyosundaki yaprak taslaklarıdır.)
 
b-)Çift çenekli bitkiler(Dikotiledon )
-Tohum içerisinde iki çenek vardır.
-Çogu çok yıllık(odunsu)bitkilerdir.Yaprakları ağsı damarlıdır.
-Gövdede kambiyum vardır.Açık iletim demetine sahiptir.Demetler düzenli  dizilmiştir.Ör:fasulye,elma ayçiçeği,kiraz,nohut,domates
 
       Tohumsuz (Çiçeksiz) Bitkiler:
Tohumsuzlarda kök,yaprak,ğövde tam olarak gelişmemiştir.Çicek ve tohum oluşturamazlar.Üremeleri sporla veya metagenez(döl almaşı) ile olur.
Damarsız Bitkiler:İletim demeti olmayan bitkilerdir.Kökleri yoktur.Ör:Su yosunu , kara yosunu ,likenlerdir.
Damarlı bitkiler: İletim demetleri vardır.Ör:Eğrelti otları,At kuyrukları,Kibrit otları.
Açıklama:Kısa gün bitkisi ; Kısa ışık periyotların da çiçeklenen bitkilerdir. (Tütün,pıtrak,soya fasulyesi).Uzun gün bitkisi; Uzun ışık periyotlarında çiçeklenen bitkilerdir.(Bamya , ıspanak)Nötr bitki; Bu tip bitkilerin çiçeklenmeleri fotoperiyot uzunluklarına duyarlı bir bağlılık göstermezler.(Mısır domates,kırmızı biber)
 
 
 
D-)Hayvanlar Alemi:
 
Omurgasızların özellikleri
Omurgalıların özellikleri
1-Sinir şeridi karındadır
1-Sinir şeridi sırtdadır.
2-Açık kan dolaşımı var(Halkalı Solucanlar hariç)
2-Kapalı kan dolaşımı var.
3-Embriyoda Notokord yok
3-Embriyoda Notokord var.(Notokord daha sonra omurgayı oluşturur)
4-Genellikle dış iskelet var.
4-İç iskelet var.
5-Bilateral ve radyal simetri var
5-Bilateral simetri var.
6-Embriyoda solungaç yarığı yok
6-Embriyoda solungaç yarığı var.   
Radyal simetri:Merkezden gecen düzlemler vücudu iki eşit parçaya böler.Örnek:Sölenterlerde ve derisidikenlilerde görülür.
Bilateral simetri : Ortadan ve boydan boya gecen düzlem vücudu iki eşit parçaya böler.Örnek.İnsanda görülür.
Not:Vücut sıçaklıgı çevre sıçaklıgına göre değişen canlılara Soguk kanlı canlılar denir.(Degişken ısılı).Omurgasızlar,balıklar,kurbagalar ve sürüngenler soğuk kanlıdır.
Vücud sıcaklıgı çevre sıcaklıgına göre değişmeyen canlılara Sıçak kanlı canlılar denir.Kuşlar ve memeliler sıcak kanlıdır(Sabit ısılı).

Radyal simetri:Merkezden gecen düzlemler vücudu iki eşit parçaya böler.Örnek:Sölenterlerde ve derisidikenlilerde görülür.
Bilateral simetri : Ortadan ve boydan boya gecen düzlem vücudu iki eşit parçaya böler.Örnek.İnsanda görülür.
Not:Vücut sıçaklıgı çevre sıçaklıgına göre değişen canlılara Soguk kanlı canlılar denir.(Degişken ısılı).Omurgasızlar,balıklar,kurbagalar ve sürüngenler soğuk kanlıdır.
Vücud sıcaklıgı çevre sıcaklıgına göre değişmeyen canlılara Sıçak kanlı canlılar denir.Kuşlar ve memeliler sıcak kanlıdır(Sabit ısılı).



 
Balıklar
Kalp     odacık sayısı  2
Solunum organı Solungaç
Vücut ısısı   değişken
Döllenme   Dış (genelde)
Gelişme  Dış (genelde)
Azotlu boşaltım ürünü  Amonyak (NH3)
Olgun alyuvar  çekirdekli
Deride  Pul bulunur

İki yaşamlılar
Kalp     odacık sayısı  3
Vücut ısısı   değişken
Solunum organı Suda solungaç ,karada deri,akciğer,ağız
Döllenme   Dış (genelde)
Gelişme  Dış (genelde)
Azotlu boşaltım ürünü  Suda Amonyak (NH3),karada üre 
Olgun alyuvar  çekirdekli
Deride  Pul bulunmaz.

Sürüngenler
Kalp     odacık sayısı  3 (Yarım perdeli)
Vücut ısısı   değişken
Solunum organı Akciğer
Döllenme  İç
Gelişme  Dış
Azotlu boşaltım ürünü  Ürik asit
Olgun alyuvar  çekirdekli
Deride  Pul ve plaka bulunur.

Kuşlar
Kalp     odacık sayısı  4
Vücut ısısı   sabit
Solunum organı Akciğer
Döllenme  İç
Gelişme  Dış
Azotlu boşaltım ürünü  Ürik asit
Olgun alyuvar  çekirdekli
Deride  tüy ve pul var

Memeliler
Kalp     odacık sayısı  4
Vücut ısısı   sabit
Solunum organı Akciğer
Döllenme  İç
Gelişme  İç
Azotlu boşaltım ürünü  Üre
Olgun alyuvar  çekirdeksiz
Deride  Kıllar bulunur.

OMURGASIZ HAYVANLAR
1.Sürüngenler:
Hayvanların en basit yapılı olanlarıdır.Gercek olarak doku,organ ve sistemleri yoktur.Fakat hücreleri arasında iş bölümü vardır.Eşeysiz ve eşeyli üreme görülür.
2.Sölenterler:
Vücutlarında tek açıklık bulunur.Bu açıklık hem ağız hemde anüs görevi yapar.İlk defa sinir ağı şeklinde sinir sistemi gelişmiştir.Eşeysiz veya eşeyli olarak ürerler.Ör:Deniz anası ,mercan,hidra.
3.Yassı solucanlar:
Vücutlarında tek acıklık bulunur.Sindirim sistemleri tam olarak gelişmemiştir.Çoğu parazit olarak yaşar.Bu canlılarda ilk kez baş gangliyonu gelişmiştir.Ör:Planarya,tenya,karaçiger kelebeği.
4.Yuvarlak solucanlar:
Sindirim sistemlerinde ağız ve anüs olmak üzere iki ayrı açıklıkları vardır.Bir kısmı sularda ve topraklarda serbest olarak yaşarlar.Bir kısmı ise hayvanlarda ve bitkilerde parazit olarak yaşarlar.Ör:Bağırsak solucanı,kanlı kurt,ascaris.
5.Halkalı solucanlar:
Kapalı dolaşım sistemine sahiptirler.Sindirim kanalı özel bölmelere ayrılmıştır.Deri solunumu yaparlar(Alınan O2 deriden kılcallara geçer).Rejenarasyon yetenekleri fazladır.Bölünerek çoğalabilirler.Ör:Toprak solucanı,sülük.
6.Yumuşakçalar:Bir kısmında açık,bir kısmında ise kapalı kan dolaşımı görülür.Vücut yüzeyi,solungaç veya akciğer solunumu yaparlar.Karın bölgesinde kaslı ayakları bulunur,ayaklar hareketi sağlar.Bazılarında kabuk bulunur(Ör:Midye ,istiridye.). Ör:Ahtapot, salyangoz, midye ,istiridye, mürekkep balığı,sümüklü böcek.
7.Eklembacaklılar:
Protein,yağ ve CACO3’ten oluşan dış iskeletleri vardır.Zaman zaman iskeletlerini değiştirirler.Açık kan dolaşımına sahiptirler. Mlpighi tüpleri ile boşaltım yaparlar.Eşeyli olarak ürerler.canlılar içerisinde en fazla türe sahip gruptur.Dört grupta incelenirler:
          a)Kabuklular:Tatlı sularda ve denizlerde yaşarlar.Solungaç solunumu yaparlar.ör: Yengeç, karides, istakoz,dafnia(su piresi).
          b)Aracnidler:   Ör:Örümcek,akrep,kene
          c)Çok ayaklılar: Ör: Çıyan ve kırk ayak.
          d)Böçekler:     Ör:Üç çift bacağa,iki çift kanada sahiptirler.Açık dolaşım       sistemine sahiptirler.Trake solunumu yaparlar.Malpighi tüpleri ile boşaltım yaparlar.Boşaltım ürünü olarak ürik asit ataralar.Eşeyli olarak ürerler.Başkalaşım (metamorfoz) görülür.Ör:Karınca,arı,çekirge,bit,pire,kelebek,sinek.
Döllenmiş yumurta              Larva           Pupa(Evçik)             Ergin birey

 

                             OMURGALI HAYVANLAR
Balıklar:                                                     Kurbağalar:
-Kalpleri iki ğözlüdür.                                    –Başkalaşım gacirirler
-Soguk kanlı hayvanlardır.                             –Kalpleri üç odacıklıdır.
-Boşaltım artıkları Amonyaktır.                      (Larvada 2 odacık var)
-Dış döllenme ile çoğalırlar.                           –Soğuk kanlı canlılardır.
-Alyuvarları oval ve çekirdeklidir.                 –Dış döllenme ile çoğalma olur
-Derileri pulla kaplı.                                      –Alyuvarları oval ve çekirdeklidir
-Kıkırdaklı balıklarda iç döllenme ğörülür.       –Derilerinde mukus salgılayan
-Amnion örtüleri myoktur.                              bezler bulunur.
-Vücutlarında karışık kan dolaşır.                  –Pul(deride) bulunur.

Sürüngenler:                                              Kuşlar:       
-Kalpleri üç gözlüdür.                                    – Kalpleri dört gözlüdür.
(Timsahlarda 4 gözlüdür)                                -Alyuvarları oval ve
-Alyuvarları oval ve çekirdeklidir.                   Çekirdeklidir.
-Vüçüt Sıçaklığı değişkendir.                          –Vücut ısıları sabitdir.
-Soğuk kanlı canlılardır                                   -Derileri tüylerle kaplı
-Akçiğer ile solunumu yaparlar.                        Ve yağ bezleri bulunur
-Deride salgı bezi bulunmaz.                          –Artık maddeleri ürikasitdir
-Deri pullarla kaplıdır.
-Timsah,kertenkele,kablunbağa

Memelileri diğer canlılardan ayıran özl:
-Kalpleri 4 gözlüdür.
-Bütün memelilerde doğan yavrular süt ile beslenir.
-Ter ve yağ bezleri vardır.
-Vücutda kılların bulunması.
-Kulak kepçesi.
-Alyuvarın çekirdeksiz olması.
-Yavrularını dogurması.
-Yavrularını sütle beslemesi.
-Diafram kası bulundurma.
-Akçiğerlerin alveollü olması.


Memeliler   3‘e ayrılır:
A-)Gagalı memeliler:Gagalı kirpi(Platipus) ,yumurtlarlar.Yumurtadan çıkanlar sütle beslenir.
B-)Keseli memeli:Kanguru ,kesei ayı,kesede sütle beslenir.
C-)Plasentali(Göbek bağı) memeli:Yavrularını ana karnındaki plasenta ile beslerler.
Gagalı memelilerde bol vitellüslu yumurta ile vücut dışına atılan embriyo gelişimini vücut dışında tamamlayıp anneden süt emerek bir süre beslenir.Keselilerde ise yavrular keseye tırmanarak süt ile beslenir.Gagalı ve keseli memelilerde plasenta yoktur.
Vücut büyüklüğü                     Not=Memeli hayvanlarda vücut büyüklüğü
                                                        İle hızı arasındaki ilişkinin grafiği.                                                                         
 Metabolizma hızı
Vücut büyüklüğü azaldıkça metabolizma hızlanır.
                                 
                                       AYIRAÇLAR
1.Fenol kırmızısı çözeltisi+Asit                    Sarı renk verir.
   Fenol kırmızısı çözeltisi+Baz                     Koyu kırmızı renk verir.
2.Kireç suyu+Asit                              Değişme olmaz
   Kireç suyu+CO2                             Bulanma beyaz çökelek oluşturur.
   Kireç suyu+Soluk üfleme                         Bulunma ve beyaz çökelek oluşur.
3.Ba(OH)2 , KOH                            CO2 tutuculardır
4.Glikoz+Benedict veya fehling çözeltisi      Isı            Tuğla kırmızısı renk verir.
5.Nişasta+İyot çözeltisi(lugol)                      Mavi-Siyah renk verir.
6.Protein+Biüret ayıracı(Mavi)        Isı           Mor renk verir
7.Protein+Nitrik asit çözeltisi      Isı               Acık sarı renk verir.
8.Yağ+Eter     Kağıt           Saydam leke oluşur.
9.Turnusol kağıdı : - Asitlerle kırmızı renk verir - Bazlarla mavi renk verir.
10.Kongo kırmızısı : Asitlerle mavi renk verir - Bazlarla kırmızı renk verir.

                                              EKOLOJİ     
Canlıların çevreleri ile olan ilişkilerini inceleyen bilim dalına ekoloji denir. Ekoloji bilimi canlıların içinde bulundukları çevrelerinde bulunan canlı ve cansız varlıklara ne gibi bir ilişki içerisinde olduklarını araştırır.
 
1-ÇEVRENİN CANLI VE CANSIZ ETMENLERİ
Cansız (abiyotik) etmenler:
        Işık:Canlılar için en önemli enerji kaynağı güneştir.Yeryüzüne inen enerji bitkiler tarafından fotosentez olayında kullanılır.
Sıcaklık:Canlıların yeryüzüne dağılımını ve yoğunluğunu belirleyen önemli bir etkendir.
İklim:Uzun zaman aralığı,içinde belirli bir bölgede egemen olan atmosfer koşullarına iklim denir.
Toprak ve Minareler:Mineral tanecikleri ile humus karışarak toprağı meydana getirir.Rüzgar,sıcaklık ve suyun aşındırıcı etkileri dünyanın yüzeyini kaplayan kayaların zamanla parçalanması ,toprağı oluşturan mineral taneciklerinin ortaya çıkmasına neden olur.
Su:Yeryüzünün 3/4’ü sularla kaplıdır.Atmosferde bulunan suyun yağmur, kar,dolu olarak yeryüzüne dönmesi yağış olarak tanımlanmaktadır.
pH:Doğadaki sular asidik ve bazik(pH) özellikleri bakımından büyük farklılık gösterir.Ortamın pH derecesi organizmanın yaşamsal faaliyetini etkiler. Bol yağış alan bölgelerdeki topraklar, örneğin Karadeniz bölgesi toprakları oldukça asidiktir.
Hayvanlar Vücut sıcaklığının Korunmasına göre;
1)Poikilotermal hayvanlar(Soğuk kanlı-Vücut ısısı değişken hayvanlar)
Örnek:Balık,sürüngen,kurbağa poikilotermal hayvanlardır.
2)Homoitermal hayvanlar (Sıcak kanlılar-Sabit ısılılar)
 
Canlı (biyotik) etmenler:
Çevrenin canlı etmenleri görevlerine göre üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olmak üzere gruplandırılır. Canlılar arasında heterotrof ototrof ilişkisinden başka,belirli bazı yaşama ve beslenme biçimleri vardır.
 
-Ototrof canlılar:
Ototrof canlılar,kendi besinlerini kendi üretir.Bu nedenle ototrof canlılara Üreticiler de denir.Bunlar su,karbondioksit ve inorganik tuzlardan organik madde sentezler.Ototroflar ihtiyaç duydukları enerji göre sınıflandırılır.
 
Fotosentetik ototroflar:Enerjiyi güneş ışığından sağlayan canlılardır.Yeşil bitkiler,bazı bakteriler ve mavi-yeşil algler fotosentetik ototrof organizmalardır.
       Kemosentetik ototroflar:Kendileri için gerekli olan enerjiyi bazı inorganik (NH3,H2S) oksidasyonundan sağlayan organizmalardır.Demir,nitrit,nitrat ve sülfür bakterileri gibi bazı bakteriler kemosentetik ototrof organizmalardır.

-Hetetrof canlılar:
Hetetrof organizmalar,besinlerini ortamdan hazır alır. Ototrof canlılar ve çürümüş organik maddeleri besin alarak kullanan hetetroflara,hazır beslendikleri için tüketiciler de denir.Hayvanların,mantarların ve bakterilerin çoğu hetetroftur.Hetetroflar beslenme özellikleri yönünden üçe ayrılır.
Holozoik: Besinlerini katı parçacıklar halinde alanlar.
Simbiyoz: Birlikte yaşayanlar.
Saprofit: Çürükçül yaşayanlar.       
Holozoik beslenen hayvanlar kullandıkları besinlerin yapısına göre üç gruba ayrılır.
Ot obur(Herbivor) Hayvanlar: Sadece otla beslenen hayvanlardır. Karada yaşayanlardan böcekler, kemirgen memeliler ve geviş getirenler; suda yaşayanlardan kabuklu ve yumuşakçalar herbivordur.
Et obur(Karnivor) Hayvanlar: Sadece etle beslenen hayvanlardır.Aslan, kartal gibi yırtıcılar ve büyük yılanlar karnivordur.
Hem ot obur hem ot obur (Omnivor) Hayvanlar: Hem otla,hem de etle beslenen canlılardır.İnsanların yanı sıra; ayı,domuz gibi canlılarda omnivordur.
 
-Simbiyotik ilişkiler (Birlikte yaşama)
İki veya daha fazla canlının birlikte yaşama şeklidir. Yararlı birlikleri ve zararlı birlikleri oluşturur.Birlikte yaşama üç grupta incelenir.
Kommensalizm (Tek taraflı ortaklık):Birlikte yaşayan iki ortaktan biri yarar sağlarken,diğeri hiçbir yarar sağlamaz.Bu ilişki (+,0) ifadesiyle gösterilir.
Örneğin ;
Köpek balığına tutunarak onunla taşınan küçük bir balık (Echeneis),köpek balığına herhangi bir zarar vermeden yaşamını sürdürür.Köpek balığının yiyecek artıklarından beslenir.Kommensalizme okyanuslarda daha çok rastlanır.
Midyenin kabuğuna tutunarak yaşayan Broyozoa,midyenin sağladığı su akıntısı ile gelen besinlerden yararlanır.Midyeye ne faydası nede zararı vardır.
Mutualizm (İki taraflı ortaklık):
Karşılıklı fayda esasına dayanan bir yaşama şeklidir.Bu ortaklıktan her iki türde faydalanır.Bu ilişki (+,+) ifadesiyle gösterilir.Mutualizm örnekleri ;
Liken birliğini bir alg ile basit bir mantar meydana getirir. Alg bu birlik içerisinde üretici olarak görev yapar. Mantara ise,su ve mineral temin ederek algin fotosentez yapabilmesini sağlar ve sitemi korur.
                                 Besin, oksijen    
Liken =Su Yosunu             +               Mantarlar
                                 Su, mineral maddeler
 
-İnsanın bağırsağında yaşayan bakteriler kendileri için yaşama, çoğalma ortamı bulurken, insan için K ve B vitaminlerini sentezler.
-Geviş getiren hayvanların sindirim sisteminde bulunan bakteriler selüloz enzimi salgılayarak selülozun sindirilmesini sağlar.

-Baklagil köklerindeki nodüllerde yaşayan Rhizobium adlı bakteri havanın serbest azotunu bağlar ve baklagilin bu azottan yararlanmasını sağlar. Bunun karşılığında bakteri baklagillerden besin elde eder.
Protokooperasyon:Ayrıca birde protokooperasyon mevcutdur.Bur da canlılar birlikte yaşamak zorunda değillerdir.Bir araya geldiklerinde birbirlerinden istifade ederler.Örnek:Timsahın ağzından etleri temizleyen kuşlar.
 
Parazitizm (Asalaklık)
 Bir canlının başka bir canlının içinde veya üzerinde yaşayarak besinini ondan elde etmesi şeklinde olur.Parazit canlı konaktan yarar sağlarken onun zararına iş görür.Bu ilişki (+,-) ifadesiyle gösterilir.Parazitin üzerinde yaşadığı canlıya konak canlı denir.İyi adaptasyon göstermiş bir parazit konağını öldürmemelidir.Parazit canlı yaşadığı yere göre ikiye ayrılır.
Dış parazitler: Parazit olan canlının, konak canlının dış kısmına (Deri ya da solungaç) yapışarak ya da tutunarak yaşamasıdır.Dış parazitlerin özellikleri ;
-         Genellikle eklem bacaklılar grubundandır.(bit, pire, kene)
-         Sindirim sistemleri vardır.
-         Hücre dışı sindirim yaparlar.
-         Duyu ve hareket organelleri vardır.
-         Yumurta çoğalırlar, ayrı eşeylidirler.
 
İç parazitler: Parazit canlının, konak canlının iç kısmında yaşamasıdır.İç parazitliğin özellikleri ;
-   Genellikle solucanlar şubesindedirler(Bağırsak kurtları, tenyalar).Hücre içerisinde (Plazmodyum) ya da kan içinde (Uyku hastalığını oluşturan bir hücreli) yaşayanlarda olabilir.
-    Sindirim organları yoktur.
-    Monomerleri tüm vücut yüzeyleri ile alırlar.
-    Duyu organları yoktur.
-    Hermafrodittir(Dişi veya erkek gamet aynı canlıda)
 
“Bitkisel parazitler ikiye ayrılır.
Yarı parazitler: Bazı bitkiler klorofil taşırlar ve fotosentez yaparlar. Ancak kök sistemleri gelişmediği için su ve mineral madde ihtiyaçlarını emeç adı verilen kökleriyle üzerinde yaşadıkları bitkinin odun borularından alırlar.
Örnek; Ökse otu.
Tam parazitler: Bazı bitkiler fotosentez yapamadıkları için bütün ihtiyaçlarını üzerinde yaşadıkları bitkiden sağlarlar.Klorofilleri yok veya indirgenmiştir.Kökleri (emeçleri) ile üzerinde yaşadığı bitkinin soymuk dokularından organik besin maddesi alırlar. Örneğin; küsküt otu(Çin sacı),canavar otu gibi. 




       -Çürükçül (Saprofit) beslenme:
Saprofit beslenen canlılar mayalar, küfler ve bazı bakteriler örnek verilebilir.Bu tür beslenen canlılara ayrıştırıcılar da denir.Bu organizmalarda enzim sistemi iyi gelişmiştir.
Ayrıştırıcılar ölü bitki ve hayvan kalıntılarıyla, organik atıkların üzerine enzimler salgılayarak bu maddeleri parçalar ve kendileri için gerekli olan organik maddeyi bünyelerine alırlar.Ayrıştırıcıların yaptıkları bu beslenme şekline saprofit (Çürükçül) beslenme denir.Organik maddelerden inorganik madde üretirler.Mantarlar daha çok bitkileri,bakteriler ise hayvanları ayrıştırır.
Saprofit, organik maddeleri inorganik maddelere dönüştürmeleriyle azot devrinde çok önemlidir.(Nitrifikasyon ,denitrifikasyon vb.)
 
             -Hem hetetrof , hem ototrof beslenme
Azot bakımından fakir toraklarda yaşayan böcekçil bitkilerde bu beslenme şekli görülür.İbrik otu (Nephentes) ve sinek kapan (Dionea) gibi böcek yiyen bitkiler fotosentez yaparak kendi besinlerini üretir.Ayrıca büyümeleri için gerekli olan amino asitleri ve diğer azotlu bileşikleri yakaladıkları böcekleri sindirerek sağlar.Örnek:Böcekçil bitkiler,Öglena(Çepersiz protista örneğidir.Karanlıkta endositoz,ışıkta fotosentez),Likenler(Mantar hetetroftur, Alg ototrof)


        A.Madde ve Enerji akışında Üretici, Tüketici ve Ayrıştırıcı İlişkileri
Canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için üretici, tüketici ve ayrıştırıcı ilişkilerine ihtiyaçları vardır.Yeryüzünün ilk enerji kaynağı güneştir.Her ekosistemde üreticiler,güneş enerjisinin fotosentez yoluyla kimyasal enerjiye dönüştürür.
Son tüketicilere doğru sürekli ve tek yönlü bir enerji akışı gerçekleşir. Enerjinin büyük bir bölümü, yaşamsal etkinlikler ve vücut ısısını sağlamak için kullanılır. Bu nedenle besin aktarımı sırasında, sistemde madde ve enerji kaybı olur.
B.Besin Zinciri ve Enerji Piramidi
Bir ekosistem içerisindeki canlıların tümü beslenme bakımından birlerine bağlıdır.Bir ekosistem de yer alan canlıların birbirlerine bağlı olarak beslenmelerine besin zinciri denir.
Yalnız bitkilerle beslenen hayvanlara birincil tüketiciler denir.Birincil tüketicilerle beslenen hayvanlara ise ikincil tüketiciler,İkincil tüketicilerle beslenen hayvanlara da üçüncül tüketici denir.Ayrıştırıcılar ise ölü hayvan bitkilerin çürümesini ve içerdikleri minerallerin toprağa karışmasını sağlayan organizmalardır.
 Üreticiler, besin zincirinde birinci halkayı oluşturur.Bitkilerde depolanan enerjinin bir kısmı besin yolu ile ot oburlara iletilirken,bir kısmı ısı şeklinde çevreye ,bir kısmı da ayrıştırıcılara aktarılmaktadır.Ot oburlar aldıkları enerjiyi
et oburlara aktarmaktadır.Görüldüğü gibi besin zincirindeki besinin bir kısmı enerji olarak kullanılırken bir kısmı da depolanmaktadır.Besin zincirleri bir araya gelerek daha karmaşık olan besin ağnı oluşturur.
        Besin zinciri karasal ortamlarda genellikle çiçekli bitkilerle başlarken su ortamında mikroskobik alglerle başlar. Enerji ,enerji pramidin de bir üst basamağa sadece besin yolu ile geçer.Zehirli maddelerin en fazla birikimi besin zincirinin en son halkasında bulunan canlılarda en fazla olur.
 
Piramitin tabanından tepesine çıkıldıkça enerji düzeyi azalır.Ekosistemdeki genellikle bir canlıdaki enerjinin -20’si beslenme zinciri ile bir sonraki tüketiciye geçmektedir.Buna biyolojide ‘% 10 Yasası’ denir.Yaklaşık enerjinin % 90 kadarı canlıların hayatsal faaliyetleri için harcanarak kaybolmaktadır.     Karalarda veya sularda birim alana düşe canlıların ağırlına Biyokütle denir.             Buna göre doğada biyokütlesi en fazla olan tür bitkiler olduğu için piramidin ilk basamağında yer alır.Besin zincirinde biyokütle üst basamaklara gidildikçe azalır.Canlı sayısına,canlı ağırlığına yada enerjiye dayalı olarak çizilen bu piramite ‘ekolojik pramit’ denir  
 
Denizlerde bitki ve hayvan türleri genellikle güneş ışınlarının ulaşabildiği yüz metrelik derinlikte yaşar. Bitkisel planktonlar fotosentez ile ürettikleri besini ve oksijeni yine mikroskobik olan hayvansal planktonlar kullanırlar.





Besin pramidin de tek yönlü enerji akışı vardır.Bir canlıdan diğerine aktarılan enerji geri dönmez. Populasyonda ki bireylerin vücut büyüklükleri artıkça sayıları azalır.
 
       2.MADDE DÖNGÜLERİ
Bir yaşama birliğinin sürekliliği, bu birlik içindeki madde devrine bağlıdır. Canlılar çevrelerinden aldıkları maddeleri kullandıktan sonra çeşitli şekillerde çevrelerine geri verirler. Maddelerin canlı ve cansız çevre arasındaki bu hareketine madde döngüsü veya ekolojik döngü denir.
Doğada başlıca su, karbon, oksijen,fosfor gibi madde ve elementler devirli olarak kullanılır.
A.Su Döngüsü
Yer yüzünün 3/4’ü sularla kaplıdır.Bu suyun büyük bir kısmı okyanus ve denizlerde depolanmıştır.Su güneş enerjisi ve yer çekiminin etkisiyle doğada düzenli olarak hareket eder.
        B.Karbon döngüsü
Canlılardaki organik maddelerin temel yapısını karbon oluşturur.Karbonsuz yaşam düşünülemez.Canlı ölünce, çürümeye başlar ve ayrıştırıcı bakterilerin etkisi ile karbondioksit oluşur.
C.Oksijen döngüsü
Solunum için gerekli olup organik maddelerin oksidasyonunda,kömür,gaz, odun gibi maddelerin yanmasında yoğun şekilde tüketilir.Atmosferde % 21 oranında oksijen bulunur.Denizlerdeki fitoplanktonlar ve karadaki bitkiler, atmosfere oksijen verir.
Oksijenin çok az bir kısmı da su moleküllerinin ultra viyole ışınları tarafından ayrıştırılması (fotoliz) sonucu ortaya çıkmaktadır.


D.Azot Döngüsü
Azot, canlıların yaşamı için kaçınılmaz elementlerdendir.Canlıların yapıtaşını oluşturan aminoasit ve proteinlerin yapısında bulunur; ayrıca nükleik asitlerin,hormonların ve vitaminlerin de yapısına girer.Doğada başlıca azot kaynağını atmosfer ve canlılar oluşturur.Atmosferde % 78 azot gazı(N2) vardır; ancak bu gazlardan bazı mikro organizmalar yararlanabilir.Bitkiler tarafından kullanılan azot ise nitrat (NO3) ve amonyum (NH4) tuzları şeklindeki depodur. Hayvanlar azotu amino asit olarak almak zorundadırlar.
Atmosferdeki azot, şimşek, yıldırım gibi  olaylar sonucunda yer yüzüne yağmurlarla nitirk asit şeklinde döner.Nitrik asitte toprak da ki nitratlara dönüştürülür.
Topraktaki bulunan bazı bakterilerle bezelye veya fasulye gibi baklagillerin köklerinde bulunan bakteriler (Rhizobium,Azotobacter), havadan alınan azot gazını amonyağa dönüştürürler.
Hayvan ve bitki ölülerindeki proteinler saprofitik bakteriler tarafından ayrıştırılarak amonyağa dönüştürülür. Ayrıca, hayvanların azot kapsayan metabolizma artıkları da (üre,ürikasit,kreatin) aynı yolla amonyağa çevrilir. Amonyak nitrit bakterileri tarafından nitrite,nitrit de nitrat bakterileri tarafından nitrata dönüştürülür.Bu olaya nitrifikasyon denir.
Bitkiler tarafından kullanılmayan nitrit ve nitratlar bakterilerin etkisi ile parçalanır.Bu parçalanmadan açığa çıkan serbest azot tekrar havaya karışır.Bu olaya denitrifikasyon denir.Bu olay oksijensiz solunum yapan bakterilerin gerçekleştirdiği bir olaydır.Denitrifikasyon sonucu toprağın verimi düşer.
Azotun bu şekilde havadan toprağa , topraktan bitkilere , bitkilerden havaya karışmasına azot devri denir.
 
E.Fosfor döngüsü
Hayvan ve bitkilerin yaşamsal işlevleri için fosfor önemlidir.Omurgalılarda en çok diş ve kemiğin yapısında bulunur.Ayrıca fosfor nükleik asitlerin yapısına katılır.ATP’nin yapısına katılır vb.
Fosfor atmosferde bulunmaz. Fosforun doğadaki kaynağı fosfatlı kayalar ve sudur.Fosfatların karalardan denizlere dönüşü hızlı,denizlerden karalara dönüşü ise yavaştır.
 
3.BİYOSFERDEKİ YAŞAMA BİRLİKLERİ
Dünyada bütün canlıların içinde yaşadığı tabakaya biyosfer denir. Biyosferin kalınlığı 16-20 km olup bunun 8-10 km’si atmosfere doğru, 8-10 km’si de deniz ve okyanusların dibine doğru uzanır.
Habitat : Biyosferde bir organizmanın doğal olarak yaşadığı ve üreyebildiği yerdir.
Fauna:Belli bir bölgede yaşayan hayvanların tamamına denir.
Flora: Belli bir bölgede yaşayan bitkilerin tamamına denir.


Süksesyon:Zamanla bir baskın türün yerini başka bir baskın tür almasına denir.
Ekolojik Niş:Canlının yaptığı işe denir.
Ekoton: İki komünite arasındaki geçiş bölgesidir.Ekoton tür çeşitliliği bakımından zengindir.
Biyosferde karasal ve sucul yaşama birlikleri olmak üzere iki tip yaşama birliği vardır.
Not:Yaşama birlikteliklerinde büyük vücutlu oraganizmaların az,küçük vücutlu organizmaların çok sayıda olduğu görülür.Çünkü;küçük hayvanlar daha hızlı ürer.
Karasal yaşama birliği: Ormanlar, çayırlar, stepler, tundralar, çöller ve mağaralar da bulunan organizmalar kara yaşma birliğini oluşturur.
Sucul yaşama birliği: Deniz, göl, havuz, ırmak, bataklık ve pınarlarda yaşayan organizmalar ise su yaşama birliğini oluşturur.
Not:Aynı besin ile beslenen iki türün aynı ortamda kalması durumunda türlerden biri elenir;Bunun nedeni 1.besin için rekabet 2.Artık ürünlerden farklı şekilde etkilenmedir
 
        A.Populasyon
Belirli bir alanda yaşayan, aynı tür organizmaların oluşturduğu topluluğa populasyon denir.
Populasyonun yoğunlugu:Belirli bir zamanda birim alanda bulunan birey sayısıdır.
Populasyonun doğum ve ölüm oranı:Birim zamanda populasyona katılan yeni birey sayısı doğum oranını,birin zamanda ölen birey sayısı ise ölüm oranını verir.
Populasyonun doğum ve ölüm oranı , çevre şartlarındaki çeşitliliğe, populasyonun büyüklüğüne,bileşimine ve yoğunluğuna bağlıdır. 
Populasyonda yaş dağılımı:Populasyondaki yaş dağılımı, yaş piramitleri ile ifade edilir.Yaş piramitlerinin durumuna göre populasyonlar gelişen populasyon,denge halindeki populasyon ve gerileyen populasyon olmak üzere üçe ayrılır.Piramidin taban kısmının geniş olması genç bireylerin oranının yüksek olduğunu işaret eder.Bazı canlılarda genç evrede çok ölüm gözlenir. Hidarada ise ölüm katsayısı sabitdir.
                                                          
 
Populasyonda üreme öncesi ve sonrası
yaş grupları populasyonun üreme hızına
katkıda bulunmaz.(İnsan      populasyonunda üreme hızına 21-40 arasındadır.)



 
        Populasyon büyüklüğü –Populasyonun taşıma kapasitesi:
Bir populasyonun yaşadığı çevrede ulaşabileceği en yüksek birey sayısıdır. Belli bir zamanda bir populasyonu oluşturan bireylerin sayısına populasyon büyüklüğü denir.Doğadaki canlılar geometrik dizi (2,4,8,16….) halinde artma eğilimindedir.Populasyonun büyümesi ‘J’ şeklinde gelişme eğrisi gösterir.
Canlıların yaşamasını sağlayan ve onları sürekli olarak etkisi altında bulunduran canlı ve cansız çevre etmenleri, bazı koşullarda populasyonun gelişip büyümesini olumsuz yönde etkiler.Bu olumsuz etkilere çevresel direnç denir.Örneğin;Ekolojik rekabet,mekan darlığı,beslenme vb.
Çevresel direnç artıkça populasyon’S’ şeklinde çan eğrisi gösterir.
Populasyon büyüklüğü = (Doğumlar+İçeri göç)-(Ölüm+Dışarı göç)
Populasyonun büyümesini etkileyen etmenler:
Populasyon büyüyebilir veya küçülebilir.populasyonun büyümesi bireylerin üremesi ve içeri göçlerle; Küçülmesi ise dışarı göçlerle ve ölüm ile olur.
Bazı populasyonlar av-avcı ilişkisine bağlı olarak populasyon bireylerinin azalıp çoğaldığı devirsel bir durum gösterir.
1.Thomas-Maltus Hipotezi:Populasyonların büyümesi besin,hastalk ve savaş gibi dış kuvvetler tarafından kontrol edilir.Populasyonun dengelenmesi ölüm ile olur.
2.Wynne-Edward Hipotezi:Populasyonun büyümesi sosyal ve iç güdüsel davranışlar gibi iç kuvvetlerin etkisi ile düzenlenir.Populasyonun dengelenmesi doğum oranında azalma ile olur.
Not:Ekosistemde populasyon geometrik dizi (2,4,8,16…) şeklinde olurken,besin miktarındaki artış aritmetik dizi (2,4,6,8…) şeklinde olur.
B.Komünite
Sınırlı bir alanda karşılıklı ilişkiler içinde yaşayan çeşitli bitki ve hayvan türlerinin oluşturduğu topluluğa komünite denir.Komünite birden fazla türü kapsar.Bu türlerden bazıları baskındır.Komünite içinde sayı ve faaliyetleri bakımından daha fazla göze çarpan türlere baskın(Klimaks) tür denir.
Genel olarak bitkiler kara komünitelerinde besin sağlamaları ve bir çok türe barınak oluşturmalarından dolayı baskındır.
Ormanla kaplı bir yamacın eteğinden zirvesine kadar her katta farklı iklim göze çarpar.Buna mikroklima denir.
Karasal bölge ile göl suyu arasındaki bataklık bölgeye ekoton denir.
        C.Ekosistem
Doğada belirli bir alanda yaşayan canlılar ve canlıların etkileşim içinde bulundukları canlı ve cansız öğelerinin tümüne ekosistem denir.
         Su kirliliği:Kirli sularda çözünmüş oksijen hızla tükenir ve hidrojen sülfür gazını oluşturur.Böylece bu sularda yaşayan canlılar yaşamlarını sürdüremez.
Ayrıca kimyasal gübreler de su kirliliğine neden olur.Sulara bol miktarda azot ve fosfor bileşikleri geçebilir.Bu durumda bitki ve bazı alg türlerinin üremesi hızlanır.Kirlenmeden dolayı ortamda aşırı bitki üremesine ötrofikasyon denir.
 
 
                                                FOTOSENTEZ
Fotosentezde en çok kullanılan pigment klorofildir.Bitkilerde klorofil kloroplastın içerisinde bulunur,Mavi yeşil alg ve fotosentetik bakterilerde stoplazmada bulunur.
Klorofilin yapısı=4 pirol halkası Mg etrafında dizilmiştir.Klorofil a ve klorofil b olmak üzere 2 çeşit klorofil vardır.Yapılarında C,H,O,N ve Mg bulunur.
Klorofil a => Yüksek spektrumlu ışıkta faaliyet gösterir.
Klorofil b => Düşük spektrumlu ışıkta faaliyet gösterir.
Klorofilin sentezi için Mg ve N gereklidir.Ayrıca yapısında bulunmadıgı halde Fe gereklidir.Çünkü klorofil sentezi sırasında enzim kofaktörü olarak görev yapar.
Bitkinin klorofil sentezinde hem iç faktörler hem de dış faktörler önemlidir. İç faktörler genetik faktörlerdir.Bazı bitkiler giğer tüm faktörler olumlu olduğu halde klorofil sentezleyemezler.Çünkü klorofil geni yoktur.Bu bitklere Albino denir.Bir çok bitki klorofil geni ihtiva etmesine rağmen karanlıkta bulunmaktan dolayı klorofil sentezleyemez.Çünkü klorofil biyosentezi için gün ışığı gereklidir.Kloroplast hücrenin özerk organelidir.Kendi DNA’sı ve ETS’si bulunduğundan dolayı gerekli maddeler bulunduğunda hücre dışında da fotosentezi gerçekleştirir.
Bütün fotosentez çeşitlerinde ortak olan CO2’nin H ile indirgenerek organik maddeye dönüşümüdür.Bitkiler bu hidrojeni H2O’dan temin ederken ,bazı bakteriler elektron kaynağı olarak H2S yada sadece H2 kullanırlar.Sonuç olarak da O2 oluşturmazlar.
Bitkilerde ve mavi yeşil alglerde ;
CO2 +H2O                             C6H12O6+O2
           
 
Fotosentez de glikozun yapısındaki Oksijen CO2’den gelir.
ATP’ nin asıl enerji kaynağı güneştir.Güneş enerjisi fotosentez ile organik moleküllerin bağlarında kimyasal enerjiye dönüştürülerek depolanır.Organik moleküller hücre solunumu ile parçalanır,bu sırada açığa çıkan enerji ile ATP sentezlenir.
O2’nin kaynağı H2O’dur.Glikozun O2 kaynağı ise CO2’dir.
Bazı bakterilerde ;
CO2+H2S                         C6H12O6+S+H2O
CO2+H2                            C6H12O6+H2O
Albino bitkiler tam parazit olarak yaşarlar.


 FOTOSENTEZ HIZINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
A-)Işık şiddeti :Genelde ışık şiddeti artdıkça fotosentez hızı da artar.Ançak her türlü bitki ışığı ve ısıyı aynı oranda sevmez.
B-)Işık çeşidi (Dalga boyu):Yeşil ışık yansıtıldığı için fotosentezde en az kullanılan ışıktır.En hızlı fotosentez ise mor ve kırmızı ışıkta görülür.
 
C-)CO2 konsantrasyonu : Havanın CO2 konsantrasyonu normal olarak 0,003’tür.Bu oranı kuvvetli ışık ortamda % 1-2 kadar artışı fotosentezi hızlandırır.Bu değerden sonra oran artsa bile fotosentez hızlanmaz.Çünkü diğer sınırlayıcı faktörlerden ötürü sabit gider.
D-)Sıçaklık : Sıçaklık artışı ile fotosentez hızı da artar.Yanlız 40 C de karanlık evre reaksiyonlarındaki enzimler bozulur.30-40 arası düşüş başlar.
Hücrede fermantasyon ,solunum ,sindirim,protein sentezi gibi bütün enzimatik reaksiyonlar.Sıçaklıkdan aynı şekilde etkilenir.
E-)Su ve Minareler : Su temel etkendir.Turgor basıncının düşmesi fotosentezi olumsuz etkiler.Minareller su içerisinde alınırlar.Minareller ETS’de bulunan ferrodoksin ve stokromların yapısında bulunur.Ayrıca enzimlerin yapısına aktivatör ve kofaktör olarak görev yapar.
Azot ve kükürt tuzlar alınarak aa’lerin sentezinde kullanılır.Bitkilerin ortamdan aldıkları P,Ca,K,Br,Se,Va, molipden gibi elementlerde maddelerin sentezine doğrudan veya dolaylı olarak katılan elementlerdir.
Genetik Faktörler :
Kloroplast sayısı ,klorofil miktarı,stoma sayısı ve yeri,kütikula tabakasının kalınlığı,yaprak yüzeyinin genişliği gibi faktörler fotosentez hızını da etkiler. Bunlar genetik faktörlerdir.
Minimum kuralı :
Minarelerin bir tanesi yeteri kadar olmadığı takdirde ; diğer minareler nekadar çok olursa olsun bitki diğer minarelerden miktarı az olan minarel oranında yararlanacağı için gelişmesi yavaşlar.Buna minimum kuralı denir.
 
Fotosentezin ETS elamanları :
1-)Ferrodoksin
2-)Plastokinon (flavoprotein)
3-)Stokromlardır
Elektron alan indirgenir veren ise yükseltgenir.
 
FOTOSENTEZ REAKSİYONLARI :
Fotosentez ışık ve karanlık evre olmak üzere 2’ye ayrılır.İlk evrede mutlaka ışık gereklidir.Fiziksel olaydır.Klorofil hem elektron alıcı hem de elektro verici olarak görev yapar.Karanlık devre reaksiyonları ışık olsa da olmasa da yürür. Karanlık devre reaksiyonlarının gerçekleşebilmesi için mutlaka ışık reaksiyonlarının gerçekleşmesi gerekir.
 
Işık Reksiyonları :
Işık enerjisi yardımıyla ATP sentezlenmesi olayına fotofosforilasyon denir. Işıklı evre reaksiyonlarında enzimler katalizör olarak görev almaz.Bu devre kloroplastın granalarında gerçekleşir.Mutlaka ışık gereklidir.
 
 
Devirli fotofosforilasyon :
       Herhangi bir bileşiğin tüketimi olmaz.Hücrenin kazancı yalnız ATP moleküdür.Her elektron için iki ATP sentezi yapılır.Bu geri dönüş sırasında elektronların serbest kalan enerjisinden yararlanılarak ADP moleküllerine fosfat grubu eklenir ve ATP sentezlenir.
Devirsiz fotofosforilasyon :
Işık enerjisinin soğrulması ile yüksek enerjili elektronlar klorofil-a’dan ayrılır ve ferrodoksin tarafından tutulur.İndirgenen ferrodoksin NADP koenzimi tarafından yükseltgenir.Elektron kazanan 2NADP suyun fotolizi ile açığa çıkan H protonunu alarak 2NADPH2 halini alır.
-Klorofil –a ‘nın elektron kaynağı klorofil-b dir. 
-Su,NADP için hidrojen,atmosfer için O2,klorofil-b için elektron kaynağıdır.
-Klorofil –b’nin elektron kaynağı sudur.
-Suyun ışık enerjisi yardımı ile iyonlarına ayrışması olayına Fotoliz denir.
-1 ATP ve 2NADPH2 sentezi gerçekleştirilir.
 
Karanlık devre reaksiyonları (KALVİN REAKSİYONLARI)
Bu evre kloroplastın stromasın da gerçekleşir.Işık kullanılmaz.Ançak bu reaksiyonların gerçekleşebilmesi için ışıklı devre reaksiyonlarının gerçekleşmesi şartdır.Reaksiyonda enzimler kullanılır.Bunun için Sıçaklık değişimlerine karşı hassasdır.
1 mol CO2 molekülünün bağlanabilmesi için 3 ATP ve 2NADPH2 gereklidir.Bir glikozun yapısında 6C olduğuna göre glikoz molekülünün sentezlenebilmesi için 6CO2 molekülünün indirgenmesi gerekir.Bunun için 18 ATP , 12 NADPH2 gelmesi gereklidir.
6CO2+H2O                      C6H12O6+6O2  
Açık formülü     6CO2+12H2O                    C6H12O6+6H2O+6O2



                                         HÜCRE   SOLUNUMU
ATP sentez şekilleri :
A-)Substrat düzeyinde fosforilasyon :
ADP molekülü yüksek enerji potansiyeline sahip molekülle direkt ilişkiye girer.Solunumun glikoliz ve krebs evrelerinde görülür.
ADP+fosfoenol pirüvat                         pirüvat+ATP
B-)Oksidatif fosforilasyon :
Enerji verici besin maddelerinin yıkımından oluşan yüksek enerjili elektronların mitokondrilerde ETS’den oksijene iletilirken ATP’nin sentezlenmesidir.O2’li solunumda görülür.
C-)Fotofosforilasyon :
Işık enerjisi ile ADP’ye fosfat bağlanmasına denir.Klorofile sahip hücrelerde fotosentezde meydana gelir.
D-)Kemosentetik fosforilasyon :
Kemosentez reaksiyonlarında açığa çıkan enerji ile ATP sentezi yapılmasıdır.Kemosentetik bakteriler gerçekleştirir.
Bir hücrede endergonik ve ekzergonik reaksiyonlar vardır.
Endergonik reaksiyon =Enerji gerektiren reaksiyonlardır.(Protein sentezi ,Hücre bölünmesi,Aktif taşıma ,Fotosentez)
Ekzergonik reaksiyonlar=Enerji veren reaksiyonlardır.(Hücre solunumu)
 
                              HÜCRE SOLUNUMU
Hücrelerde organik besin monomerlerinin enzimler yardımı ile parçalanması ve bu sırada açığa çıkan enerji ile ATP sentezlenmesine Hücresel solunum denir.
O2’siz Solunum (Fermantasyon) :
Organik besin maddelerinin O2 kullanılmadan yıkılarak enerji üretilmesine denir.Fermantasyon olayının tamamı hücrenin stoplazmasın da meydana gelir.
Gerçek solunum denklemi
                      C6H12O6+6O2+6H2O                     6CO2+12H2O
Sadeleştirilmiş solunum denklemi
                       C6H12+6O2                      6CO2+6H2O
 
C6H12O6+6O2+6H2O                            6CO2+12H2O+38ATP+ISI
 
 

O2’siz yolla enerji eldesi bakterilerin büyük bir bölümünde maya mantarlarında,omurgalıların çizgili kaslarında ve bazı tohumlarda gerçekleşir. Fermantasyon iki kademeden oluşur.
a-)Glikoliz                   b-)Son ürün
 
 
 
Glikoliz reaksiyonları :
Glikozun prüvik asite kadar parçalanması reaksiyonlarına Glikoliz denir.Bu reaksiyonlar hem O2’li hem de O2’siz solunumun başlangıç kısmını oluşturur. Her canlı hücre glikoliz olayını gerçekleştirebilir.Bütün canlılarda glikoliz safhasında görev yapan enzimler aynıdır.Pirüvik asitden sonra kullanılan enzimler farklı türlerde farklılık gösterir.Bunun için fermantasyonun son ürünleri canlı türlerinde farklılık gösterir.Pasif haldeki glikoz moleküllerinin aktifleşerek reaksiyona girebilmesi için canlıların vücut ısısı yetersizdir.Bunun için aktivasyon enerjisi olarak ATP harcanır.
S-ATP sentezi için gerekli enerji nereden alınır.
C-Elektronların ortama bıraktığı enerjiden alınır.
S-ETS’de elektronların aktarım sırası rast gelemidir.
C-ETS elamanları birbirlerinden elektron alma ve bir sonrakine elektron verebilme yeteneklerine göre dizilmiş olup elektronların aktarım sırası bu sıraya göre gerçekleşir.
S –Elektronlar neden doğruda son elektron alıcısı oksijen ile birleşmez.
C-Elektronların başlanğıc da yüksek enerjili olmaları nedeniyle doğrudan oksijen ile birleşmesi yüksek düzeyde enerjinin aniden açığa çıkmasına neden olurdu ki bu da canlıya önemli derecede zarar verirdi.
NAD ve FAD hidrojen ve elektron taşıyıcı koenzimler olup ilk elektron alıcı NAD’dır.
 
ETS elamanlarının özellikleri :
 NAD,FAD ve CoQ organik yapılı koenzimler olup H ve elektron taşırlar.Yapılarında vitamin vardır.Sitokromlar ise yapısında demir bulunan kofaktörler olup sadece elektron taşırlar.
Glikozun aktifleşmesi için 2 molekül ATP gereklidir.
Glikoliz sonucu :
a-) 4 molekül ATP
b-) 2 molekül NADH2
c-) 2 molekül pirüvik asit (Pürivat)
 
Son ürünlerin oluşması :
Pirüvik asit her canlı türünde en uygun artık maddeye dönüştürülerek vücut dışına atılır.Bu dönüşümü sağlayan enzimlerde farklıdır.Bu kademelerde ATP harcanmaz ve oluşmaz.
1-)Etil alkol fermantasyonu :
Bira mayası (bakteri) ve maya mantarlarında (Fungi) ve şarap bakterilerinde görülür.
      Glikoz              2 Pirüvat                   2 Asetaldehit                  2Etil alkol
                                                 CO2             2NADH2    2NAD

 

Pirüvik asit CO2 kaybederek,Asetaldehide dönüşür.Buda NADH2’nin hidrojenlerini tutarak etil alkole dönüşür.Bu reaksiyonda serbest kalan NAD glikolizde tekrar kullanılabilir.
Glikoz+2 ATP                       2 CO2+ 2Etil alkol+4 ATP+Isı 
                        Enzimler
Bu canlılarda fermantasyon ürünleri üremeyi durdurucu etki yapar.Bira mayasının ortamdaki alkol oranı % 18’i geçerse üremesi engellenir.
 
2-)Laktik asit fermantasyonu :
Omurgalıların çizgili kaslarında ve yoğurt bakterilerinde olur.
Glikoz                  2 Pirüvat                             2 Laktik asit(C3H6O3)       
                                           2NADH2      2 NAD
 
İnsanda çizgili kas hücrelerinde oksijensiz solunum,oksijen yetmezliğinde gerçekleştirilir.Bu durumda ortamda pirüvik asit birikimi olur.Hücrelerde pirüvik asit (pirüvat) PH’ı düşürür ve bu madde stoplazma dışına çıkamaz.
UYARI : Memeli hayvanlardan olan At’larda laktik asit üretimi olmadığı için yorgunluk hissi oluşmaz.
 
Pirüvat NADH2’nin hidrojenlerini tutarak laktik asite dönüşür.Yoğurt bakterileri süt şekerini fermente ederek laktik asit yaparlar.Az miktarda oluşan laktik asit kasın daha iyi çalışmasını sağlar.Fakat fazla birikirse kasın sertleşmesine ve kasılamamasına neden olur.Laktik asit hücre stoplazmasından kana geçer ve kanın PH’ını düşürür ve beyne giderek yorgunluk hissi verir.
Laktik asit kalpte karaçiğerde ve yeterli O2 varlığında kas hücrelerinde yeniden prüvik asite dönüştürülür.Karaçiğer ve kas hücrelerinde glikozda üretilebilir yani dönüştürülebilir.Pirüvat da yeniden mitokondriye girerek enerji üretimi gercekleşir.
Glikoz+2ATP                        2C3H6O3 (Laktik asit)+4ATP

Glikojen bittiği zaman karaciğer diğer organik bileşikleri glikoza dönüştürür.Dönüşüm de yağ asidi ,gliserol,aa’ler kullanılır.Buna glikoneogenezis denir.
 
Enerji kazancının az olması O2’nin kullanılmaması,monomerlerine tam olarak parcalanamamasından kaynaklanır.


           Oksijensiz solunum
   Oksijenli solunum
1-Bazı bakteriler ,tohumlar , omurgalıların çizgili kaslarında görülür.
1-Bütün ökaryotik canlılar, bazı bakteriler ve mavi yeşil alglerde görülür.
2-Stoplazma da gerçekleşir
2-Stoplazma ve mitokondride olur.
3-Net 2 ATP elde edilir.
3-Net 38 ATP üretilir.
4-Sonuçta etil alkol,laktik asit,asetik asit,CO2 gibi artık ürünler oluşur.
 
4-Sonuçta CO2,H2o ve NH3 gibi inorganik artık ürünler oluşur.
5-Sadece substrat düzeyinde fosforilasyon meydana gelir.
5-Substrat ve oksidatif fosforilasyon meydana gelir.
6-Enerji verimliliği % 2-10 kadardır.
6-Enerji verimliliği % 40 kadardır.

O2’li Solunum :
Karbonhidrat,yağ ve proteinlerin O2’ile parçalanması ve ATP sentezlenmesi olayına denir.
O2’li solunumun 3 kademesi vardır.
1-Glikoliz (Stoplazmada görülür) (O2’li ve O2’siz solunumda görülür)
2-Krebs çemberi (Mitokondride görülür) (O2’li solunumda görülür.)
3-Oksidatif fosforilasyon (Mitokondride görülür)(O2’li solunumda görülür)
 
Krebs çemberi :
Üretilen pirüvik asitler oksijen varlığında ortama birer tane CO2 ve H2 vererek asetik asite parçalanır.Asetik asit kısa adı CoA olan bir enzim ile bağlanarak asetil CoA oluşur.Bu arada açığa çıkan hidrojenler NAD tarafından tutularak NADH2 üretimi yapılır.
2Pirüvik asit                   2 Asetil CoA+2CO2+2NADH2
 
Pirüvik asitin asetil CoA ya dönüştüğü reaksiyonlar glikoliz veya krebs devri reaksiyonlarına dahil olmayıp ara bir reaksiyondur.Bu reaksiyonlar mitokondride gerçekleşir.
Solunum sonucu oluşan 12 molekül suyun 6 molekülü krebs devrinde kullanılır.Glikoliz evresinde oluşan Pirüvatın mitokondri içerisindeki matrixe geçip O2’li solunuma katılabilmesi için Asetil CoA ya dönüşmesi gerekir.Ortamda O2 varsa pirüvat,Asetil CoA ya döndürülür.
Sonuçta = 4 CO2,6 NADH2,2 FADH2 , 2 ATP üretilir(Substrat düzeyinde).
 
NADH2 kendi başına enerji değildir.Enerji haline dönüşmesi ,ATP üretiminin yapılabilmesi için NADH2’nin taşıdığı yüksek enerjili elektronlerın ve hidrojenin ETS ye aktarılması gerekir.
 ETS ( Elektron taşıma sistemi) :
Yükseltgenme yolu ile ETS ‘de ATP sentezlenmesine Oksidatif fosforilasyon denir.Bu safhada görev yapan NAD( nikotin amid adenin dinüklleotid) ,FAD (Flavin adenin di nükleotid),koenzim ve stokromlar(Sit-b, Sit-c, Sit-a , Sit –a3) gibi elektron alıcıları yukarıda olduğu gibi elektron çekme özelliğine göre mitikondrinin iç zarında yer alırlar.
ETS’de bir NADH2 kullanımı sonucu : 3 ATP ve H2O üretilir.Bir atom oksijen tüketilir.
ETS’de bir FADH2 kullanımı sonucu : 2 ATP ve H2O üretilir.Bir atom oksijen tüketilir.
NAD ile koparılan hidrojenler ETS’ne en üst basamaktan girdiklerinden NADH2’den 3 ATP, FAD ile koparılanlar ETS’ne bir alt basamaktan girdiğinden dolayı FADH2’den 2 ATP sentezlenir.
UYARI: 1 glikoz yakılırsa 690000 kalori açığa çıkar.
               1 glikoz,organizmada yakılırsa 277400 kalori açığa çıkar.Geri kalan enerji ısı olarak serbest bırakılır.
        277400 kal.=38 ATP oluşturulur.(ATP                       ADP+P+7300 kal.)
C6H12O6+6O2+6H2O                         6CO2+12 H2O
 
Değişik kademelerden ayrılan 24 hidrojen enerji yüklü elektronlarını Elektron taşıma sistemine (ETS) verip iyon haline geçer.
Solunum katsayısı= Verilen CO2     Solunumda kullanılan maddenin
                                  Alınan O2         cinsine göre solunum katsayısı 
                                                             değişebilir.
277400   = % 40 Enerji verimi ortaya çıkar.
686000
Enerjinin geri kalan % 60’lık kısmı ise canlıların vüçüdünda ısı enerjisine dönüştürülür. Oksijenli solunumda meydana gelen % 40 lık enerji veriminin sebebi ise ,glikozun oksijen sayesinde CO2 ve H2O’ya kadar parçalanması sonucu üretilen enerji miktarının fazla olmasıdır.
NOT : Yağ asitleri,gliserol,aminoasitler ve karbonhidratlar farklı sayıda karbon taşıdıkları için farklı sayılarda ATP üretilmesine sebep olurlar. Solunumda ATP üretiminin hesaplanması karbon sayısına ve reaksiyona hangi basamaktan katıldığına bakılarak yapılır.
4C’lu Aminoasitler krebsden,3C’lu Aminoasitler Pirüvatdan,2C’lu aminoasitler Asetil Co-a’dan solunuma katılırlar.
2C’lu yağ asitleri Asetil Co-a’dan ,3C’lu Gliserol Prüvatdan solunuma katılırlar.
Glikoz, galaktoz ve fruktoz Glikoza dönüşerek katılırlar.
Görevi biten 24 H ile O2 birleşir ve su oluşur.O2’li solunum reaksiyonlarında 6H2O açığa çıktığı gösterilir.Çünkü diğer 6H2O mitokondride tutlarak enzimlerin aktive edilmesinde kullanılır.

 
Oksijenli solunum(Glikoliz+Krebs+ETS)
 ATP
    Net Kazanç
 Stoplazma
Glikoliz
Substrat düzeyinde fosforilasyonla
Oksidatif fosforilasyonile (2NADH+H)     4H
Aktivasyon İçin
 
   4
   6
 -2
  
    8 ATP
 Mitokondri
Pirüvat            Asetil CoA
Oksidatif fosforilasyonile (2NADH+H)     4H
 
 6
 
     6 ATP
Krebs Çemberi ve ETS
Substrat düzeyinde fosforilasyonla
Oksidatif fosforilasyonla (2FADH+H)       4H
Oksidatif fosforilasyonla (6NADH+H)    12H
 
 2
 4
 18
 
     24 ATP
 
 
Toplam
Substrat düzeyinde fosforilasyonla
Aktivasyon için
10 NADH+H       24 H
2   FADH+H      
 
 
             
 
   6
 -2
 34
 
 
 
 
   
 
      38 ATP
277.400 Kalori
 
 
 
 

                                   NÜKLEİK ASİTLER
 
Genetik bilgi taşıyan moleküller , canlıların tümünde yapı ve işlevsel özelliklerin denetimi sağlar , organizmaların dölleri arasında bağlar kurar.
1.Nükleik asitlerin bulunuşu ve önemi
Nükleik asitler virüslerden yeşil bitkilere ve insanlara kadar bütün canlılarda bilgi deposudur.Canlılar da ki enerji üretimi , protein sentezi , büyüme , üreme gibi bütün yaşamsal olaylar nükleik asitlerdeki bilgilerle gerçekleşir.Bu yüzden nükleik asitlere yönetici moleküller denir.
Nükeik asitler , prokaryot ve ökaryot tüm hücrelerin kalıtsal maddesini oluşturur.
Canlılarda iki çeşit nükleik vardır.Bunlar , deoksiribonükleik asit(DNA) ve ribonükleik asit(RNA) tir.Nükleik asitler , organik moleküllerin oldukça büyük ve karmaşık yapıda olanıdır.Karbo(C), Hidrojen(H), oksijen(O), azot(N) ve fosfor(P) elemntlerinden oluşmuştur.
2.Nükleik asitlerin temel yapı taşları
Nükleik asitlerin temel yapı taşları nükleotitlerdir.Nükleik asitler nükleotitlerin birleşmesinden oluşur.Nükleotitler fosforik asit (H3PO4), beş karbonlu bir şeker ve azotlu organik baz olmak üzere farklı üç molekülden meydana gelir.
Nükleotit içinde beş karbonlu şekerle azotlu organik bazın oluşturduğu kısma nükleozit denir.Adeninin katıldığı nükleozid (adenin+beş karbonlu şeker) adenozin adını alır.Bir fosforik asitin bağlanmasıyla da adenin nükleotid oluşur.Buna adenozin monofosfat (AMP) de diyebiliriz.Adenin’in yerine guanin gelseydi,guanin nükleotid diğer adıyla guanozin monofosfat (GMP) olurdu.Nükleoditler özellikle adenin nükleodit ATP’nin yapısında da bulunur.Aynı zamanda fotosentez ve solunumda hidrojen taşıyıcılar olan NADP ve FAD’ın yapısına girdiği için anahtar madde görevini yapar.
 
Şekerler : Riboz (C5H10O5) ve deoksiriboz (C5H10O4) şeker olmak üzere iki çeşitdir.Deoksiribozun ribozdan farkı 2.karbon atomunda OH yerine H taşıyor olmasıdır.Riboz şeker,RNA’nın yapısına katılırken, deoksiriboz şeker DNA molekülünde bulunur.


Azotlu organik bazlar : Azot ve karbon atomlarının halka şeklinde birleşmesiyle meydana gelir.Bu bazlar pürin ve pirimidin diye ikiye ayrılır. Pürinler çift halkalı olup adenin(A) ve guanin(G) olmak üzere iki çeşidi vardır. Hem RNA’da hem de DNA’da bulunurlar.Pirimidinler ise tek halkalı olup sitozin(C), timin(T) ve urasil(U) olmak üzere üç çeşitdir.DNA’da adenin, guanin , sitozin, timin bazları bulunurken ; RNA’da ise adenin, guanin, sitozin ve urasil bulunur.Timin DNA’ya ,Urasil RNA’ya özgüdür.
Fosforik asit (H3PO4) : DNA ve RNA’da bulunan ortak molekülerdir.
 
 
3.Nükleik asit çeşitleri :
Bütün canlıların yapısında bulunan moleküller olup hücrenin kalıtım maddesidir.Canlılar aleminde DNA ve RNA olmak üzere iki çeşit nükleik asit bulunur.
A.DNA’nın Yapısı İşlevleri Ve Kendini Eşlemesi
Çok sayıda deoksiribonükleodit belirli bir düzende birleşirse DNA oluşur. DNA’da 4 çeşit nükleodit vardır.Watson ve Crick’in 1953’te yayınladıkları, DNA molekül modelinin varsayımlarının aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
1.Molekül, birbirine dolanmış sarmal iki nükleotit dizisinden oluşur.
2.Her nükleotit bir fosfat grubu , bir deoksiriboz ve bir azotlu organik bazdan oluşur.
3.DNA’da baz ile şeker arasında glikozit bağ bulunur.Nükleotitler birbirine fosfodiester bağları ile bağlıdırlar.
4.İki ipliğin ortasında basamaklar şeklinde organik baz çiftleri vardır. Adenin daima timinle, guanin de daima sitozinle aralarında zayof hiğdrojen bağı oluşturarak bağlanır.
5.Adeninle timin arasında iki hidrojen bağı, sitozinle guanin arasında üç zayıf hidrojen bağı vardır.
6.Molekülde toplam pürin miktarı toplam pirimidin miktarına (A+G=C+T); adenin timine (A=T), guanin miktarı ise sitozine (G=C) eşittir.
7.Bir DNA’daki A+T/G+C oranı türlere özgüdür.
 
Molekülün Nitelikleri :
1.Replikasyon: Bu molekül kendini eşleyebilir.Kalıtsal bilgileri oğul döllere taşır.
2.Şifre:Protein amino asit sırası için gerekli bilgileri taşıyabilir.
3.Mutasyon:Kalıtsal şifre değişikliklerine olanak sağlar.
 
DNA’nın Kalıtım Faktörü Olduğunun Destekleyen Kanıtlar Şunlardır.
-         Hücrelerin çekirdeğinde bulunması
-         Kromozomların yapısının büyük bir kısmını oluşturması
-         Vücut hücrelerin de aynı miktarda bulunması.
-         Gametler de vücut hücrelerinin yarısı kadar bulunması.


-         Hücre de diğer organik moleküller gibi yıkılıp yeniden sentezlenememesi.
-         Bakteriyofajlarda,konak hücre içine sadece DNA’nın girmesi, protein kılıfın dışarıda kalmasına rağmen hücre içinde virüse ait protein kılıflarını sentezlemesi.  
 
DNA’nın Kendini Eşlemesi:
Kalıtsal karakterleri DNA’nın oğul döllere aktarılabilmesi için kendini eşlemesi gerekir. Bu da kromozom sayısına sabit tutan mitoz bölünme gerçekleşir.Yani DNA molekülü hücre bölünmesinden önce hem miktar olarak hem de nükleotit sayısı olarak iki katına çıkar.Hücre bölüneceği zaman DNA interfaz da kendini eşler.
-         DNA’nın kendini eşlemesi sırasında, iki zinciri bir ara da tutan hidrojen bağları bir fermuar gibi açılır.Bu ayrılma ile zincirdeki pürin ve pirimidin uçları açıkta kalır.
-         Kalıp görevi gören zincirin karşısına sitoplazmadan nükleotitler gelir.Bu nükleotitler üç fosfatlıdır.İki fosfat kopar ve çıkan enerji ile bunlar bağlanır.
-         Bu nükleotitlerde DNA polimeraz enzimi sayesinde birbirine karşılıklı bağlanır.DNA ligaz enzimi ise nükleotitleri birleştirir.
-         Daima adenin timinle ve guanin sitozinle bağ yapar.Böylece bir zinciri eski bir zinciri yeni olmak üzere iki yeni DNA molekülü oluşmuş olur. Bu olaya DNA sentezi (replikasyon) denir.Yeni oluşan her DNA molekülünde biri eski biri yeni olmak üzere iki iplik bulunur.Bu yüzden DNA eşlenmesi yarı korunumludur.
-         DNA eşlemesi sırasında hatalı bir kodlama olursa veya eksiklik ortaya çıkarsa buna mutasyon denir.  
 
Yarı Korunumlu Eşlenme:
DNA’nın kendisini yarı korunum lu eşlemesi modelini deneysel olarak kanıtlayan diğer bir çalışma, Escherichia coli hücreleri ile yapılmıştır. Normal amonyum iyonlarında N14 izotopu vardır.Deney için azotun ağır izotopu (N15) kullanılarak sentezlenmiş olan amonyum iyonları (N15H4) ortama eklenmiştir. Bakteriler, bu ortamda üretildikleri zaman , DNA sentezi için bu ağır azotu kullandıklarından , DNA’nın ağırlığının % 1 kadar arttığı ölçülmüştür.
E.coli hücrelerini tekrar normal amonyum iyonları içeren kültürde bir kere bölünmeye bırakmışlardır.Bu şekilde üretilen döllerin, üretildikleri DNA’nın ağılığı ile normal DNA’nın ağılığı arasında olduğu gözlenmiştir.Bir defa daha normal ortamda üremeye bırakılırsa % 50 normal,% 50 ara Ağırlıkta(Melez) elde edilir.
Vücut hücrelerinde bulunan mitokondri DNA’larındaki parça yitirme (Delesyon) yaş ilerledikçe artar ve tamir olunamaz.Yaşlılığın en büyük sebeplerinden biridir.


B.RNA’nın Yapısı, Çeşitleri ve İşlevleri
RNA , tek nükleotit zincirinden oluşur.Yapısında şeker olarak riboz bulunur.Bazları adenin , guanin, sitozin ve urasildir.Çekirdek,kloroplast, mitokondri , stoplazma da bulunur.Ribonükleaz enzimi tarafından hidrolize edilir.
Hücrelerde büyüklük ve görev bakımından üç çeşit RNA vardır.RNA sentezi , RNA polimerazın DNA’nın nükleotit ipliğinin birine tutunması ile başlar.RNA polimeraz DNA molekülünün şifrelenecek ipliği boyunca hareket eder.Enzim DNA şifre serisini okudukça , tek bir RNA ipliği sentezlenir.   
RNA polimeraz DNA’nın sonuna gelince enzim ve yeni sentezlenmiş olan RNA,DNA’dan ayrılır ve transkripsiyon sona erer.Bu mekanizma üç tür RNA’nın , mRNA,tRNA ve rRNA sentezi meydana gelir.
 
Mesajcı RNA=Elçi RNA=Messenger RNA (mRNA):
Hücrenin çekirdeğinde bulunur.Toplam RNA’nın % 5’ini oluşturur. DNA’nın anlamlı zinciri üzerinden sentezlenmesine yazılım (Transkripsiyon) denir.Burada hücrenin hangi proteine ihtiyacı varsa , o proteini şifreleyen bir DNA nükleotit dizisi , kalıp görevi yapar.mRNA,şifre için kalıp görevi yapan DNA ipliğinden genetik bilgiyi alır.Kodonlar halinde çekirdekten stopl denir.azmaya taşır.
DNA’dan alınarak mRNA ile taşınan üçlü nükleotit dizilerine kodon denir.
Bu bilgi ile ribozomlarda sentezlenen polipeptitlerin amino asit dizilerinin oluşumunu yönetir.
 
Ribozomal RNA (rRNA):
Hücrede ki toplam RNA’nın % 80’ini oluşturur.Çekirdekçikte bol miktarda bulunur.Proteinler ile birlikte ribozomların yapısını oluşturur.Protein sentezinde görev yapar.
Ribozomlar stoplazma da grup halinde (Poliribozom) veya bazı zarların üzerine yapışık olarak bulunur.Bir ribozom biri küçük biri büyük iki alt birimde oluşur.Eğer bir ribozom protein sentezine katılmıyorsa bu alt birimler birbirinden ayrılır.
 
Taşıyıcı RNA=Transfer RNA(tRNA):
Hücrede ki RNA miktarının % 15’ini oluşturur.Görevi,hücre içindeki aminoasitleri tanımak ve bunları ribozomlara taşımaktır.Molekülleri küçüktür. Bu da onlara difüzyon kolaylığı sağlar.Çözünür RNA’da denir.
Yonca yaprağı şeklinde olan bir tRNA’nın iki önemli yeri vardır.Bunlardan biri amino asitin bağlandığı kısım diğeri ise mRNA’da ki koduna denk gelen antikodon kısmıdır.
tRNA’nın mRNA’ya bağlandığı kısımlardaki 3’lü baz dizisine antikodon denir.
tRNA’nın antikodonu , mRNA kodonları ile geçici olarak birleşir ve beraberinde taşıdığı amino asitleri mRNA’daki kodon sırasına göre bağlar. Amino asitlerin tRNA ile taşınabilmesi için özel enzimler ve ATP ile aktifleştirilmesi lazımdır.Protein sentezinde kullanılabilecek yirmi çeşit amino asidin için en az bir hücrede 20 çeşit tRNA görev almaktadır.
DNA ve RNA’nın ortak yapıları;adenin,guanin,sitozi bazları,H3PO4 (fosfat Grubu) ve hidrojen bağları(tRNA’da mevcutdur)dır.
 
 
 
Örnek:Yapısında 4500 nükleotit bulunan bir DNA sarmalıda ,750 adenin bulunursa;
-         Timin, guanin, sitozin nükleotit sayıları
-         Toplam hidrojen bağı sayısı
-         Adenin,timin,guanin ve sitozin nükleotit oranları ne olur ?
Cevap: a-)Adenin = 750 ise timin=750 dir
G+C=4500-(A+T)=3000 nükleotit =>G=C =3000:2=1500 nükleotit
b-)Adenin ile timin arasında iki hidrojen bağı vardır,guanin ile sitozin arasında 3 hidrojen bağı vardır.1500+4500=6000
c-)A=750/4500 T=750/4500=1/6
     G=1500/4500 C=1500/4500= 1/3
Örnek:Bir DNA çiftinde 180 baz çifti vardır ve % 20’si adenindir.Bu DNA molekülünde kaç tane sitozin nükleotiti vardır?
Cevap: A=T olduğuna göre timin oranı % 20’dir.Bu durumda G+C=`’dır.Sitozin oranı % 30’dur.Bu da 108 nükleotit eder.    (360X30=180).
 
Örnek:Bir DNA molekülünde 10000 fosforik asit ve 1500 adenin nükleotiti varsa guanin miktarı ne olur.
Cevap:A+T=1500+1500=3000
10000 fosforik asit olan DNA’da 10000 nükleotit vardır.G=3500
 
4.Genetik Şifre :
DNA, hücrede kromozomlar üzerinde yerleşmiştir.DNA’nın anlamlı en küçük birimine ‘gen’ denir.Genetik madde, mitoz bölünme ile kromozomlar sayesinde miktarı korunarak yeni hücrelere geçer.
Hayatın dilini oluşturan DNA molekülünün sembolleri nükleotitlerdir.Bu nükleotitler, bir şifre sembolü olarak kabul edilirse, hayatın dili dört harfli bir alfabeye benzetilebilir.
Proteinler 20 çeşit amino asitten oluşur.Bir genetik şifre, her amino asit başına bir tane olmak üzere en az 20 çeşit farklı mesaj taşımalıdır.Birli kombinasyon yetmez ,ikili kombinasyon da yetmez(16 eder) ancak 3 lü
kombinasyon (64 eder) yeterli olabilir.İnsanın bir tek hücresinde 1.850.000.000 şifre vardır.
DNA’da ki bu üçlü baz dizilerinin her birine genetik şifre veya genetik kod denir.DNA’da ki genetik şifre en az bir amino asidi temsil eder.Ançak bu genetik şifreler protein sentezinde kullanılmak üzere mRNA’ya aktarılırken DNA’da ki adenin karşısına urasil gelerek yeniden düzenlenir.
Stop=dur’ adı verilen üç kodon (UAG,UAA,UGA), ribozomlara protein sentezini durdurması için sinyal veren kodonlardır.AUG (Metiyonini)kodonu ise protein sentezine başlama işareti veren kodondur.


NOT:Bakteriler ve diğer organizmalarla yapılan çalışmalar , kalıtsal şifrenin tüm canlılarda aynı olduğunu göstermiştir.Yani bir UUU şifresi hangi canlıda olursa olsun fenilalanin amino asidini şifreler.    
Bu durum da amino asitleri şifreleyen kodonların sayısının 61 olduğu üç tanesinin ise protein sentezinin bittiğini haber veren sinyal kodonları olduğu anlaşıldı.
 
5.Protein sentezi:

Hücre içinde meydana gelen en önemli olaylardan biri protein sentezi dir.Bir hücrenin kendisi için hangi özel proteinleri sentezleyebileceğine ait bilgi çekirdekteki DNA’da saklıdır.Amino asitlerin nasıl bir dizilişle ve ne kadar sayıda bir araya geleceğini tayin eden DNA’dır.
DNA kendisindeki bilgiyi yeni bir şifre halinde mRNA’ya aktarır.Bu olaya genetik şifrenin yazılması ( transkripsiyon) denir.Şifreye göre amino asitlerin birbirine bağlanarak uygun şifrenin okunmasına (translasyon) denir.
Protein sentezinde görev alan başlıca moleküller ve organeller şunlardır: DNA,mRNA,tRNA,amino asitler,enzimler ve ribozmlardır.
Protein sentezini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
1.Hücrenin hangi tip proteine ihtiyacı varsa, o protein için gerekli bilgi çekirdekte DNA moleküllerinde şifrelenir.
2.DNA molekülünün kalıp görevini yapan ipliğinden mRNA sentezlenir (Transkripsiyon).
3.mRNA, bu bilgiyi kodonlar halinde sitoplazmada ki ribozomlara götürür. mRNAküçük alt birimine tutunur.Hemen sonra büyük parçasında bu yapıya katılarak mRNA-Ribozom birleşmesi olur.Protein sentezinde ilk adım ribozomun iki alt biriminin mRNA ile birleşmesidir.mRNA, protein sentezinin yapılacağı, ribozomda kalıp görevi yapar.
4.Protein sentezini başlatan sinyal mRNA’da ki AUG kodonudur.AUG metiyonin amino asidini temsil eden bir şifredir.Ribozom bu kodonu tanır ve protein sentezine buradan başlar.mRNA’da AUG ‘den önce gelen kodonlar protein sentezini başlatma sinyali değildir.
5.Daha sonra sitoplazmada ki amino asitleri mRNA-Ribozom yapısına taşımakla görevli tRNA’lar çalışmaya başlar.ATP ve enzimler ile aktive edilmiş tRNA’lar kendilerine uygun amino asitlerle birleşir.mRNA kodonu ve tRNA antikodonu arasında zayıf hidrojen bağları oluşur.
6.Protein sentezi,tRNA’ların başka amino asitleri peptid zincirine takmasıyla devam eder.Bu arada görevi biten tRNA’lar ‘mRNA-ribozom’ birliğinden ayrılır.
7.Protein sentezi mRNA üzerinde durdurucu kodonlar gelinceye kadar devam eder.UAG,UAA,UGA kodonları protein sentezini durduran kodonlardır.
8.Durdurucu kodonlar gelince yeni sentezlenen protein en son tRNA’dan ayrılır ve mRNA serbest kalır.Aynı zaman içerisinde ribozomun alt birimleri de birbirinden ayrılır.Ayrılan mRNA,tRNA ve ribozomun alt birimleri yeniden protein sentezinde kullanılabilir.
 
NOT:Bir genden ortalama her dakika 1 mRNA yapılır.1 mRNA transkripsiyonu molekülü ise ,240 dakika yaşar ve ribozomlarda görev yapar.Bu sürenin sonunda aşınır,bozulur ve artık çalışamaz.
 
Protein sentezi sırasında bilgi akışının DNA’dan proteine doğru olmasına santral dogma denir.Santral dogma olayı geri dönüşümsüzdür.Yani proteinden DNA sentezlenemez
Hücrenin protein sentezleme hızı,hücre tipine ve proteinin büyüklüğüne bağlıdır.


Bir Gen Bir Enzim Hipotezi
Bu hipoteze göre her enzimin sentezinden bir gen sorumludur.O gen de bir amino asitin sentezini sağlar.Örneğin:Gen2,enzim2’nin sentezinden sorumludur.Enzim2’de sitrülin oluşumunu sağlar.Eğer Gen2,X ışınlarına tutularak mutasyona uğrarsa enzim2 üretilemez.Sitrülin oluşmaz.Canlı sütrülinini veya arjinini dışardan almak zorundadır.

                      ÜREME VE GELİŞME
Tek bir bireyden çeşitli yollarla yeni yavruların oluşturulmasına eşeysiz üreme denir.
Oluşan bireyler birbirleriyle ve ana canlı ile aynı kalıtsal özellik taşır.Eşeysiz üremeyi sağlayan temel olay Mitoz bölünmedir.
Eşeysiz üreme şekilleri :
1-) Bölünerek çoğalma :Bakterilerde,mavi yeşil alglerde ve bütün ökaryotik tek hücrelilerde (Protista) görülür.Bölünme mitoz   veya   amitoz   ile gerçekleştirilir.Eninne veya boyuna gerçekleşir.En hızlı üreme biçimidir.Paremecium enine öglena boyuna bölünür.
2-) Tomurçuklanma : Maya mantarlarında(Bira mayalarında),Hidrada ve bazı çiçeksiz bitkilerde (ciğer otları) görülür.Ana canlıda oluşan bir çıkıntıdan yeni bir bireyin meydana ngelmesidir.
3-)Sporla üreme : Tek hücrelilerden plazmodyumda ,mantarlarda ve çiçeksiz bitkilerin tamamında gerçekleşir.
Kara yosunları ve eğreltilerde sporlar,(2n) kromozumlu ana canlıdan mayoz ürünü olarak oluşurlar.Bu canlılardaki üreme hücrelerine Spor denir.
4-)Vejetatif Üreme : Ana canlıdan düzenli veya düzensiz olarak ayrılan parçalar eksik kısımlarını tamamlayarak yeni bireyler meydana getirirler.
a-)Rejenarasyon : Eksik kısımların yenilenmesi anlamına gelir.Ayrıca kopan bir parçadan yeni bireylerde meydana gelebilir.
Planarya, Deniz yıldızı,Toprak solucanında görülür.(Kertenkelenin kopan kuyruğunun yenilenmesi,İnsanda dil ve karaciğer gibi organlar eksik kısımların çoğunu tamamlarlar.) Kuşlar ve memelilerde ançak yaralar kapanabilmektedir.
b-)Çelikle üreme : Çiçekli bitkilerin kopan ve eksilen dalları uygun ortam bulunca kök ve yaprak oluşturarak yeni bitkiyi meydana getirir.Kavak,söğüt,çekirdeksiz üzüm,soğanların(rizomlu) küçük kök’le üremesi ,çileklerin sürünücü gövde ile çoğalması.

EŞEYLİ ÜREME VE ÇEŞİTLERİ
Erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleştirilmesi ile yeni bir canlının oluşturulmasına Eşeyli üreme , üreme hücrelerine de gamet denir.
Eşeyli üremenin çeşitleri :
A-) İzogami : Şekil ve yapı olarak aynı büyüklükteki gametlerin birleşmesi ile gerçekleşir.Hem erkek hem dişi bireyin gameti kamçılıdır.Gametler aynı bireyden veya farklı bireyden oluşabilir.
B-) Heterogami : Şekil ve büyüklük bakımından farklı olan gametlerin birleşmesi ile meydana gelir.Yumurta ve spermin büyüklük farkı fazla değilse buna Anizogami ,yumurta vespermin büyüklük farkı çoksa buna Oogami denir.
Örnek : Memeliler.
C-)Konjugasyon : Kalıtsal yapısı farklı iki hücrenin stoplazmi köprü ile kalıtsal madde alış verişidir.Konjugasyon düzenli bir eşeyli üreme biçimi değildir.Gerçek anlamda gamet oluşumu ve döllenme yoktur.Ançak paramecium ve su yosunlarında çekirdek birleşmesi ( Döllenme) ve mayoz gerçekleşir. Bakteriler ve bazı algler dede gözlenir.
D-) Metagenez (Döl almaşı ) :
Bazı canlıların hayat devrinde hem eşeyli hem de eşeysiz üreme beraber görülür.Buna metagenez denir.
Örnek : Plazmodyumda , deniz anasında , Çiçeksiz bitkilerin temel üreme şeklidir.
Plazmodyumun sporları sivrisinek ısırınca insana bulaşır.İnsanın kan hücrelerinde (Alyuvar) çoğalan sporlar alyuvarları patlatarak sıtmaya neden olur.Plazmodyumun eşeysiz üremesi insanda,eşeyli üremesi sineğin vücüdunda gerçekleşir.
E-)Hermafroditlik :
Omurgasız hayvanların büyük kısmında ve bitkilerin çoğunda bireyler hem dişi hem erkek organı bulundururlar,böyle hayvanlara hermafrodit ,böyle bitkilere erselik denir.
Sadece bazı bitkiler de ve yassı kurtlarda ( Tenyalar) bir birey kendi kendini dölleyerek tek başına üremeyi başarabilir.Toprak solucanı hermafroditdir ançak kendi kendini dölleyemez.
 
F-) Pertanogenez :
Bal arılarında,eşek arılarında,karınca,bazı çekirge ve kelebeklerde görülür. Partenogenezin esası yumurtanın döllenme olmadan gelişerek tam teşekküllü yeni bir bireyin meydana gelmesidir.
Soru : Arılarda,oogenez sırasında gerçekleşen bir nokta mutasyonla ortaya çıkan çekinik bir gene dayalı yeni bir özellik,ilk dölde aşağıdaki bireylerin hangilerinde ortaya çıkar.
a)Kraliçe ve erkek arılarda b)Kraliçe ve işçi arılarda c)Yalnız kraliçe arılarda d)Yalnız işçi arılarda e) Yalnız erkek arılarda

ÇİÇEKSİZ BİTKİLERDE ÜREME
A-)Karayosunlarında :
Kara yosunları ayrı eşeylidir.Yani her bitki erkek ve dişi organlardan sadece bir tanesin taşır.
B-)Eğreltilerde üreme : 
 
ÇİÇEKSİZ BİTKİLERDE ÜREME
 
Erkek organ ve polen oluşumu :
Başçık ve sapçık olarak ikiye ayrılır.Başçık kısmında polenleri (Çiçek tozu) meydana getiren Ana hücreler bulunur.
Dişi organ ve Embriyo kesesi oluşumu :
Çift Döllenme :                              Mitoz
a) Sperm+Yumurta             Zigot               Embriyo (2n)
b)Sperm +Polar çekirdekler                     Triplet     Mitoz      Endosperm(3n)              
 

Polenlerin çeşitli yolarla dişiçik organ tepesine taşınmasına tozlaşma denir.
Çenek :Embriyonun bir kısmını oluşturan,besin deposu görevini yapan ve ilk olarak oluşan yapraklar.
 
OMURGASIZ HAYVALARDA ÜREME
Süngerlerde : Özel bir üreme organı yoktur.Vücudun hücreleri bölünerek gametleri oluşturabilir.
Sölenterlerde : Hidra tomurçuklanma ile üreyebildiği gibi eşeyli olarak ta üreyebilir.
Yassı solucanlarda : Tenyalar kendi kendini dölleyerek çok hızlı bir şekilde çoğalılar.
Toprak solucanı : Hermafroditdir. Ançak kendi kendini dölleyemez.Üreme döneminde iki hayvan çiftleşerek birbirini döller.
Eklem bacaklılar ve böcekler : Tamamı ayrı eşeyli hayvanlardır.Bazılarında partenogenezle üreme görülür.
 
OMURGALI HAYVANLARDA ÜREME 
1-)Yumurta ile çoğalan omurgalılar :
Balıklar,kurbağlar,kuşlar,sürüngenler ve gagalı memeliler (orniterinchus, platipus) yumurtlayarak çoğalırlar.
Kuş sürüngen ve gagalı memelilerde döllenme ana canlının vucudunda gerçekleşir,döllenmiş yumurta dış ortama bırakılır.Yavru gelişimini yumurta kabuğ içerisinde dış ortamda tamamlar.
Dış döllenme yapanlarda amniyon zar ve sıvısı yoktur.Alantoyis(Boşaltım organı) kese memelilerde artıklar anne vucudu ile atıldığından balık ve kurbağalar dada suya verildiği için körelmiştir.Koryon memelilerde göbek bağı ve plesanta oluşumuna katılır.
Amnion sıvısı,zarı,koryon zarı ve allantoyis karasal adaptasyondur.Sürüngen,kuş,memeli embriyolarında gözlenir.Balık ve kurbağa yumurtalarında bulunmaz.Gametlerin oluşmasına gametogenez denir.Eşey organlarına gonod denir.Bütün canlıların gametleri mutlaka haploid (monoploid) kromozumludur.
a-)Sperm oluşumu (Spermatogenez) :
Erkek üreme organlarının mayozla bölünmesi ile oluşurlar. Hareketlidirler .Stoplazmaları çok azdır.
b-)Yumurta oluşumu (Oogenez) :
Dişi üreme hücresine yumurta denir.Bir yumurta ana hücresinden bir yumurta oluşur.Diğer 3 hücre küçük olup döllenme özelliğine sahip değildir,bunlara kutup hücreleri denir.Parçalanarak atılırlar.Oluşmalarının nedeni yumurtanın kromozom sayısını yarıya indirmektir.
 
Gagalı memeliler : Yumurta ana vücütda bir süre geliştikden sonra dışarı atılır ve bol vitellusludur.Gelişmeyi vücud dışında tamamlayıp anneden süt emerek beslenir.Örnek : Platipus
Keseli memeliler : Yumurtaları çok az vitellus taşır.Bu sebeple yavrular tam gelişmemiş doğarlar.Yavru keselerle korunur ve bu keselerdeki sütle beslenirler.Örnek :Kanguru
Plasentalı memeliler :
Beslenme ve gaz alış verişi plasenta aracılığı ile ana tarafından sağlanır.Yumurtalarında vitelus yoktur.Doğumdan sonra anne sütü ile beslenir.
2-)Doğurarak çoğalan Omurgalılar :
Plasenta denen ve yavruların bakımı ve korunmasını en iyi şekilde sağlayan yapı gelişmiştir.Plasentalı ve keseli memeliler doğurarak çoğalır.Plasentalı memelilerde (Yarasa,inek,kedi,fare ,koyun) yavru gelişimi ana canlının vücudunda tamamlanır.Besinlerini anneden plasenta yolu ile alırken artık ürünlerinide aynı yolla anneye verir.
Keseli memelilerde (Kanguru,keseli ayı ) yavru tam gelişmemiş olarak doğar.Gelişimini ana canlının kesesi içerisinde tamamlar.
 
Canlılarda döllenme şekilleri :
Dış Döllenme :
Balık kurbağa gibi suda yaşayan canlıların çoğunda görülür.Sperm ve yumurta organizma dışında suda birleşir.O2 difüzyonla sudan sağlanır.CO2 ve sindirim artıkları suya verilir.Marina balığı 6 milyon ,alabalıkta 17000 yumurta bırakır.
NOT : Köpek balıkları,kertenkeleler,böçeklerin bazıları,bazı yılanlarda,akvaryum balıklarında yumurtalar döllendikten sonra dişinin üreme borusunda kalır.Embriyo burada yumurta içerisinde depolanan besini kullanarak gelişir.Bu durumda ana vücudu embriyoya besin sağlamaz.Yanlız koruyuculuk görevi yapar.Yavru gelişirse ana vücudundan ayrılır.
İç döllenme :
Karada yaşayan böcek,sürüngen,kuş ve memelilerde görülür.Döllenme şansı çok olduğundan yumurta sayısı azdır.Sperm,yumurta hücresi ile dişinin vücudu içinde yumurta kanalında (Ovidükt,Fallopi tüpü) birleşir.   
 
Besin durumuna göre yumurta tipleri :
Çok besinli (Balık,sürüngen ,kuş) yumurta tipidir.Az besinli böcek kurbağa yumurtaları(Metamorfuz) başkalaşım görülür.
 
Erkekde üreme sistemi :
a)     Testisler
b)    Sperm kanalları (vas deferens)
c)     Yardımcı bezler (seminal,cowper,prostad bezleri) ‘inden meydana gelir.
 
Mayoz bölünme ile spermlerin oluşturduğu yer seminifer tüpçükleridir.Seminifer tüpçüklerinde meydana gelen sperölerin döllenme ve hareket yetenekleri yoktur.Epididimis denilen özel kanala aktarılarak döllenme ve hareket yeteneği kazanır.Spermlerin üretrada ve vas deferense hareketini sağlayan ve spermleri koruyan Seminal sıvıdır.Bu sıvı prostad,seminal ve cowper bezlerinden salğılanır.
Hipofiz bezinde salgılanan FSH ve LH hormonları testislerin çalışmasını düzenler.FSH etkisi ile seminifer tüpçükler gelişir ve mayoz bölünme sağlanır.
Testislerden testosteron (Androjen) hormonu salgılanmasını uyarır.Testesteron spermleri olgunlaştırır ve erkekliğe ait sekonder ( ikinçil) eşey karekterlerin(sakal,bıyık,kalın ses) ortaya çıkmasını sağlar.
 
İnsanda dişi üreme sistemi :
Dişi üreme sistemi ovaryumlar,yumurta kanalı uterus(Rahimden) meydana gelir.Ovaryum 2 tanedir.Ovaryum içerisinde yumurtanın oluşturulduğu çok sayıda küçük keseçikler vardır.Bunlara folikül denir.
Folikül de olgunlaştırılan yumurta kirpikli huni tarafından tutularak Fallopi Tüpü (Yumurta kanalına) alınır.Buradan uterusa gelir.Döllenme olmuş ise uterusa yapışarak gelişir.Dişi memelilerde üreme hücreleri idrar ve sindirim artıkları ayrı ayrı kanallardan dışarı atılır.Dişilerde ovaryum ve uterustaki gelişme ve değişmeler yumurta döllenmez ise periyodik olarak tekrarlanır.Buna Menstrüasyon (Adet) devri denir.
Folikül evresi ile yumurtalar olgunlaşır.Daha sonra folikülün yırtılması ile olgunlaşan yumurta ovaryumdan atılır.Buna Ovulasyon denir.Karın boşluğuna atılan yumurta kirpikli huni sayesinde yumurta kanalına gecer.Yırtılan folikülün hücreleri yağ damlaçıkları ile dolarak renkli bir yapı kazanır.Bu yapıya sarı cisim(Korpus luteum) denir.Bu sarı hücreler bol miktarda progesteron ve az miktarda östrojen salgılarlar.Progesteronunda etkisiyle uterus iç çeperinin gelişmesi hızlanıp embriyoyu tutarak yapı kazanır.Uterusa gelen embriyo yumuşak dokuya tutunarak gelişir.Bu tutunmayı Progesteron sağlar.
 
Üremenin hormonlar ile kontrolü
FSH (Folikül uyarıcı hormon) : Yumurtalıklarda folikülün gelişmesini sağlar.Gelişen folikül ostrojen salgılar.Östrojen artınca FSH salgısı azalır.
LH ( Lüteinleştirici hormon) : Folikülün yırtılarak yumurtanın atılmasını sağlar( ovulasyon).Ayrıca folikülden kospus luteum oluşumunu sağlar.
LTH (Prolaktin) :Korpus luteumun devamını sağlar.Böylece fazlaca progesteron ,az miktarda ostrojen salgısı devam eder.Annelik duygusu ve süt salgılanmasını kontrol eder.
Östrojen : Ovaryumdaki folikülden ve çok az miktarda korpus luteumdan salgılanır.Uterus iç çeperinin gelişmesini sağlar.Dişiliğe ait seconder karekterlerin oluşmasını sağlar.
Progesteron : Sarı cisimden salgılanır.Embriyonun uterusa tutunmasını sağlar. 
Oksitosin :Uterusun kasılmasını sağlayarak doğumu kolaylaştırır.
 
Hayvanlarda Gelişme
Sünger ve sölenterler de embriyonik tabakalardan endoderm ve ektoderm oluşurken mezoderm tabakası görülmez.
Embriyonik tabakalardan oluşan yapılar
1-)Ektoderm (dış deri) : Duyu organları,beyin omurilik,kıllar,tırnaklar,göz merceği,ter ve yağ bezleri.
2-)Endoderm (iç Deri) : Bağırsak örtüleri ,trake,karaçiğer,pankreas.
3-)Mezoderm (Orta deri) : Kaslar,bağ doku,kemikler,dolaşım sistemi,üreme sistemi,böbrekler.
 
Segmantasyon : Gelişmenin ilk devrinde zigot da görülen çok hızlı mitoz bölünmelere denir.
Birbirinin aynı büyüklükteki blastomerlerin meydana getirdiği topluluğa morula denir.
Embriyonik İndüksiyon
Bir doku veya organ oluşurken deri tabakaları arasında bir etkileşim olmaktadır.Yani bir tabaka diğerini uyarır buna Embriyonik indüksiyon denir.
Semenderde sinir sisteminin ve gözün oluşumu buna bir örnektir.
 
Tohumun Çimlenmesi
Tohumun çimlenmesi için neler gereklidir.
1-)Yeterli nem,yani su
2-)Oksijen
3-)Uygun Sıçaklık (ısı) gereklidir.


                                          KALITIM
Genetik : Ana babalar ve oğul döller arasındaki benzerlik ve farklılıkları açıklayan ,bunların nesilden nesile nasıl geçtiğini açıklayan biyoloji dalıdır.
Gen : Bir özelliği kontrol eden ve yavru döle aktarılmasını sağlayan kalıtsal birime gen denir.Gen üzerinde yaklaşık 1500 nükleotid bulunan belirli uzunlukta bir DNA parçasıdır ve kromozom üzerinde yer alır.Genlerin işleyişi çevre şartlarına göre değişebilir.
Genotip : Bir canlının sahip olduğu genlerin toplamıdır.Genotip canlıda mutasyon olmadıkça değişmez.
Fenotip : Bir canlının belirli yaş ve çevredeki dış görünüşüdür.
KURAL : 1-Bağımsız olayların sonuçları da bağımsızdır.
         2-Şansa bağlı iki bağımsız olayın aynı anda birlikte olma olasılığı ,bunların ayrı ayrı olma olasılıklarının çarpımına eşittir.
                 MENDEL VE UYGULAMALARI
Melezleme : Fenotipleri farklı canlının eşleştirilmesi veya tozlaştırılmasına denir.Meydana gelen birey melez( hibrit) adını alır.
1.İzotipi ve benzerlik kanunu:Farklı karekterlere sahip iki homozigotun çaprazlaştırılması ile oluşan bireyler birbirinin aynıdır.Dominantlık varsa F1 dölünde fenotip ve genotip aynı olur.
2.Ayrılık veya dominantlık kanunu : Melezler kendi aralarında veya benzerleri ile çaprazlandığında elde edilen F2 dölünde ,ana ve babadan almış oldukları özellikler belli oranda ortaya çıkar.
3.Bağımsızlık kanunu : İki veya daha fazla özelliğe sahip farklı melezlerin çaprazlaştırılması ile ana baba karekterleri yavrulara tesadüfe bağlı gecerler.Bu kanunda her bir karekterin ortaya çıkışı şansa bağlıdır.Farklı kromozomlardaki genler için gecerlidir.
 
Kalıtımla ilğili terimler
Homolog kromozom : Biri anadan ,diğeri babadan gelen benzer yapıdaki iki kromozomun her birine denir.
Alel gen : Homolog kromozomlarda karşılıklı yer alan,bir karekter üzerine aynı veya zıt yönde etki eden gen çiftine denir.
Monohibrit : Tek gen veya özel gen bakımından farklı iki bireyin çaprazlaştırılması ile elde edilen meleze monohibrit denir.
Dihibrit : Farklı iki genin çaprazlaştırılması ile elde edilen meleze denir.
Kendileşme : Kendi kendini dölleme ,tohum taslağının aynı çiçekten veya aynı bitkinin başka çiçeğinden gelen erkek gametle döllemesidir.
Monohibrit (Bir karekterli) çaprazlama : S-Sarı , s-Yeşil
P:   SS X ss        P:Ana ve babanın genotipinin ifade eder
G:   S        s         G:Anna ve babadan meydana gelebilecek gametlerin genotipi
F1 dölünün kendi arasındaki çaprazlamasından F2 dölü meydana gelir.Buna kendileştirme denir.
Fenotip oranı 3:1 ,Genotip oranı 1:2:1,Fenotip çeşidi 2,genotip çeşidi 3.


Dİhibirt çaprazlamalar :
İki özellik bakımından çaprazlama gerçekleşir.
F1 :           SSUU X ssuu
 
SU
Su
sU
su
SU
SSUU
SSUu
SsUU
SsUu
Su
SSUu
SSuu
SsUu
Ssuu
sU
SsUU
SsUu
ssUU
ssUu
Su
SSUu
SSuu
SsUu
Ssuu
G :               SU   X su
F2 :             SsUu    X   SsUu       
 
Fenotip Oranı: 9/16 –sarı-uzun
                        3/16 –yeşil-uzun
                        3/16- sarı-kısa
                        1/16-yeşil-kısa
Örnek : DdYyAa X DdYyAa           F2 dölü:8X8 =64 çeşit birleşme ihtimali.        
8 çeşit gamet     8 çeşit gamet    Fenotip oranı= 27:9:9:9:3:3:3:1’dir
                                                           Fenotip çeşidi= 8’dir
                                                           Genotip çeşidi=27
                                                            Genotip sayısı=64
ÇOK ALELLİLİK
Canlının bir özelliğini etkileyen gen sayısının ikiden fazla olmasına çok alellilik (multipli alel).Yanlız her bireyde bu alellerden iki tane bulunur.Çünkü gametlerde bir tanesi taşınır.
İnsanlarda ‘A,B,0 ve AB’kan grublarını oluşturan genlerdir.Kan grubları başlıca 3 alel gen tarafından kontrol edilir.Alellerden ‘A,B’ genleri baskın ,’0’ geni ise çekiniktir. İnsanlarda kan gruplarında Eksik baskınlıkta vardır.
A genini taşıyan insanların alyuvarlarının yüzeyinde bir çeşit protein olan A antijen (aglutinojen ) ,B genini taşıyan alyuvarların yüzeyinde ise B antijeni oluşur.0 genini taşıyan alyuvarların yüzeyinde ise hiçbir antijen bulunmaz. Birbirine baskın olmayan A ve B genlerini birlikte taşıyanların alyuvarları yüzeyinde ise A ve B antijeni birlikte oluşur.İnsanlardaki kan nakillerinde vericinin antijenine,alıcının antikoruna bakılır.
Örnek : A kan grubuna B kanı verilirse çökelme(aglutinasyon) görülür.
Ayrıca 0 kan grubu taşıyan insanların plazmasın da hem a hem de b (Anti A ve Anti B) antikoru bulunur.




İnsanlardaki Rh faktörü biri baskın R ,diğeri çekinik r diye adlandırılan iki alel gen tarafından kontrol edilir.Rh antijeni varsa Rh+ yoksa Rh- dir.Anne rr 
baba Rr coçuk % 50 kan uyuşmazlıgı(Rh+) olma ihtimali var.Anne rr ,baba RR ise coçuk % 100 kan uyuşmazlığı görülür.Anne kanı ile fetüs kanı normal olarak karışmaz ançak birinci doğumda yırtılan plasentadan anneye gecen çocuk kanı
ikinci coçukda bozukluklara neden olabilir.Bazı annelerin plasentalarında ki bozukluklarda kanların karışmasına neden olabilir.Çoçukta bulunan Rh+ karşı anne antikor sentezliyor.Eritroblastosis fetalis (Kan uyuşmazlığı).
İnsanlarda ‘A,B,AB ve 0’ kan grupların dan başka M,N ve MN kan grubu da vardır.M,N proteinlerine karşı antikor üretilmediğinden kan naklinde önemi yoktur.
Antijen ;Alyuvarların zarında bulunan ve ait olduğu kan grubunu belirleyen özel proteinlere denir.Antikor;Kan plazmasında bulunup farklı kan grubundan gelen antijenleri çökelten proteinlere denir.


ALYUVAR
PLAZMA
FENOTİP
GENOTİP
A PROTEİNİ
Anti-B
         A
AA-A0
B PROTEİNİ
Anti-A
         B
BB-B0
A+B PROTEİNİ
       -
        AB
    AB
 SIFIR
Anti-A ve Anti-B
          0
   00

 

Rh- Rh + ya çok ama çok acil durumlarda kan verir.Rh faktörü kan naklinde önemli bir faktördür.Rh- ,Rh+ den kan alamaz ;Ançak Rh+ ,Rh- den kan alabilir.Böylece 0 Rh- (Genel verici),AB Rh+(Genel alıcıdır).

            EKSİK BASKINLIK(YARI DOMİNANTLIK=YARI BAŞATLIK)
Eşit kuvvete sahip iki gen çaprazlaştırıldığında meydana gelen döl ana-babanın birinin özelliğini göstermez,ikisinin arasında bir özellik gösterir. Canlının fenotipinde kendini belirli etme eşitdir.Eksik baskınlıkta fenotip ayrışım oranı F2’de 1:2:1 ‘dir.F1’de tümü ara renkde olur.Eksik baskınlık ,insanların kan grublarında ,akşam sefası bitkisinde ,Endülüs tavuğunda at,sığır ve benzeri hayvanlarda görülür.
Örnek : KK X kk    F1 : Kk (Ne beyaz nede kırmızı,ara renk yani pembe)
 
        GENOTİPLERİN ARAŞTIRILMASI (KONTROL ÇAPRAZLAMASI)
Bir bireyin genotipini ortaya çıkarmak için yapılır.Genotipi tayin edilecek birey daima çekinik bir organizma ile çaprazlanır.Çekinik özellğe sahip canlının kesinlikle genotipi (Homozigot) bellidir.
a-)Çaprazlamada yalnız dominant karekteri gösteren bireyler olursa atasoy homozigotdur.
b-)Çaprazlamada P dominant,P çekinik karekteri gösteren döl meydana gelirse dominant karektere sahip atasoyun heteroziğot olduğu anlaşılır.
NOT:Bir melezin kaç çeşit gamet meydana getireceği 2 üzeri n Formülü ile bulunabilir.Meydana gelecek gametlerin birleşmesi ile oluşan bireylerin Genotip çeşidi 3 üzeri n;fenotip çeşidi ise 2 üzeri n genotip sayısı ise 4 üzeri n dir. Örnek: Ss X Ss ‘dende bulunabilir.
Gamet çeşitini ; Genlerin homozigot veya heterozigot olması, krossingover ,ayrılmama,mutasyon ve gamet sayısı(Tüm çeşitlerin ortaya çıkmasında etkili) etkiler
 
             KROMOZOM TEORİSİ
Genler kromozomlar üzerinde yerleşmiş gerçek fiziksel birimlerdir.Bir özelliği oluşturan iki genin biri kromozom çiftinin birinde ,diğeri ise diğer çift üzerinde bulunur.
Genler ve Kromozomlar :
Kromozom incelendiğinde ,Diploit (2n) kromozumlu canlıların hemen hepsinde 2 çeşit kromozom bulunduğu görülmüştür.Bunlat vücut kromozomu (somatik yada otozom) ve eşey ( gonozom ) kromozomudur.
Vücut Kromozomu : Genelde canlıların vücut hücrelerinde 2n-2 tane kromozom bulunur.Vücut hücreleri bir çok özellik bakımından benzer oldukları için homoloğ kromozom adını alırlar.
Eşey kromozumu : Bütün diploit hücrelerde bir çift gonozom vardır.Bu kromozomlar canlının cinsiyetini belirlediği için gonozom adını alırlar.
Bağlantı ve bağlı genler : Her kromozom üzerinde pek çok gen vardır ve bu genler lokus denilen belirli yerlerde bulunur.Aynı kromozom üzerinde bulunan genlere bağlı genler denir.Fakat yapılan araştırmalar bir kromozom üzerindeki genlerin daima birlikte kalıtılmadığı ,homoloğ kromozomlar arasında parca alış verişi saptanmış buna da krosingover denmiştir.Bağlı genler AB/AB şeklinde gösterilir.
              EŞEYE BAĞLI KALITIM  
İnsanda X ve Y kromozomlarının üzerinde birbirine benzer olan parçalara homoloğ parça denir.Eşey kromozomları üzerindeki genlerin meydana getirdiği karektere Eşeye bağlı karekterler denir.Her ikisi veya sadece biri üzerin de de bulunabilir.
       
        İnsanda X kromozomuna bağlı kalıtım :
Buna örnek renk körlüğü ve hemofilidir.
Renk körlüğü : X kromozomu üzerinde bulunan resesif bir gen tarafından kontrol edilir.
Hemofili: Kanın pıhtılaşmaması durumudur.X kromozomu üzerinde bulunan çekinik bir gen tarafında kontrol edilir.
İnsanda Y kromozomuna bağlı kalıtım :
Balık pulluluk :Balık pulunu andıran deri yapısına sahip insanlardır.
Yapışık parmaklılık :Erkeklerde ikinci ve üçüncü ayak parmakları ördeklerde olduğu gibi bir zar ile birbirine bağlanmıştır.
Kulak kılı : Kulağın kenarında uzun kıllar bulunmasıdır.
 
                         AYRILMAMA OLAYI
NOT : Drosophilada X sayısı eşeyi tayin eder.Tek X erkek,iki X dişidir.İki X yanında Y bulunsun veya bulunmasın dişidir.Tek X yanında Y bulunsun veya bulunmasın erkektir.
        Ayrılmama kuralı :
Mayoz bölünme sırasında homolog kromozomlardan bazıları birbirlerinden ayrılmazlar.Sonuçta hücrede aynı tip kromozomdan iki tane bulunur,diğerinde hiç yoktur.Bu olaya ayrılmama denir.
Otozomal kromozomlarda ayrılmama olayı : Otozomlarda ayrılmama olayı genellikle 13,18,21,22.çift kromozomlarda görülür.21. çift kromozomun ayrılmaması ile 24 kromozomlu ve 22 kromozomlu yumurtalar oluşur.24 kromozomlu yumurtalar ,23 kromozomlu normal sperm ile döllendiği zaman 47 kromozomlu dişi yada erkek meydana gelir bunlara mongol (Down sendromu) denir.
Eşey kromozomlarında ayrılmama olayı : Mayoz bölünme sırasında gonozomlardaki XX kromozomlarının ayrılmaması olayıdır.(22+XX ve 22+00) oluşur.
 Süper dişi 44+XXX=47
 Klinifelter sendromu 44+XXY =47
 Turner Hastaığı (dişi) 44+X0 = 45
 XYY zigotu : Kromozomların ayrılmama olayı ikinci mayoz sırasındada ortaya çıkabilir.
 
             KALITSAL MATERYALİN DEĞİŞMESİ
Genlerde meydana gelen değişmelere mutasyon,mutasyona uğrayan gene de mutant gen denir.Bireyin vuçüt hücrelerinde gerçekleşen mutastonlar sadece o bireyi etkiler,ançak eşey hücrelerinde mutasyon meydana gelir ise gelecek nesillere aktarılır.Mutasyonlar her durumda oluşmaz.Sıcaklık,bazı kimyasal maddeler,radyasyon ve pH ,mutasyonları(genlerin yapısını bozma) artıran etkenlerin başında gelir.
Mutasyonlar iki grubda incelenir.Bunlar,kromozom mutasyonları ve nokta mutasyonlarıdır.
KROMOZOM MUTASYONLARI :
Kromozom mutasyonları,kromozomların yapısında ve sayısında meydana gelen değişimleri ifade eder.Bunlar duplikasyon ,delesyon,inversiyon ve translokasyondur.
a-DELESYON =Kromozomun bir parçasının koparak yitirilmesi olayıdır.
b-DUPLİKASYON =Bir kromozom parça değişimi sırasında belili genleri vermez ,sadece alırsa,o gen bakımından diploit olur.
c-İNVERSİYON =Bir kromozomun bir bölgesinin kopup 180 derece dönerek yerleşmesi,böylece gen sırasının değişmesi fakat yapının değişmemesidir.
d-TRANSLOKASYON = Bir kromozomun parçasının veya bütünün başka bir kromozoma bağlanmasıdır.Homoloğ olmayan kromozomlar rasında gercekleşir.
 
NOKTA MUTASYONLARI
Nokta mutasyonu DNA’da bulunan nükleotit dizisinin yada bazlarının değişmesinden ileri gelir.
 NOT:Normal genlerin çoğu baskın mutant genlerin çoğu çekiniktir.
 
Örnek :ATTGCC nükleotid dizisinde aşagıdaki hangi kodon değişimi daha önemlidir.
a-ATTGCG   b-ATCGCC    c-ATTGCA d-ATTCCCGCC e-ATTTGCC
Cevap: A,B ve C şıklarında bir baz diğerinin yerini almıştır.Buda bir amino asitlik değişimi ifade eder.D’de 3 baz konulmuştur buda polipeptid içerisine bir amino asit konulacak demektir.E şıkkında ise genetik kodon içine bir baz alınmıştır.Buda polipeptidin bundan sonraki tüm yapısını bozar.
 
İnsanlarda kalıtsal hastalıklar :
Orak hücreli anemi(Çekinik gen ) ,Fenilketanuri,Şeker hastalığı,Kretenizm, Pepsin eksikliği.
 
                VARYASYON VE MODİFİKASYON
A-Kalıtsal varyasyon :

Canlılarda genler tarafından saptanan ve döllere aktarılan kalıtsal değişikliklerdir. Varyasyon; mutasyon, rekombinasyon(Canlıda mevcut bulunan genlerin biri anadan diğeri babadan gelir çeşitlilik artar) , krosingover(Anada ve babada olmayan özellikler ortaya çıkar) ve konjugasyonla olur.
B-Modifikasyon (Çevresel Varyasyon ):
Canlılarda çevrenin etkisi ile oluşan ve kalıtsal olmayan farklılıklardır.Besin ,sıcaklık ışık nemve mekanik gibi faktörlerin etkisinde ortaya çıkar.Modifikasyonlar,canlılarda çevresel faktörlerin bazı genlerin işleyişini değiştirmesi sonucu ortaya çıkan değişmedir.
Örnek :Genotipi BbDd olan bir canlıda B ve D bağlı genlerdir.Bu canlıda mayoz bölünme geçiren hücrelerin ’sında krossinover gerçekleşirse,mayoz sonunda oluşacak gametlerin çeşitleri ve oranları ne olur.
Çözüm :% 84 krosingover yok     BD=B   bd =B     
      krosingover var BD=%4 Bd=%4 bD=%4 bd=%4 
Sonuç :F BD , F bd , Kd,%4 bD                             
                       
                            POPULASYON GENETİĞİ
Bir populasyondaki erkek ve dişi gametler o populasyonun gen kaynağıdır.
 
Hardy weingberg prensibi :
Populasyon dengede kaldığı sürece hardy weingberg prensibi geçerlidir.
               P + q =1                p=Baskın gen frekansı
                                             q=Çekinik gen frekansı
Populasyonda bir karakteri belirleyen farklı genotiplerdeki bireylerin frekansı karesi ile bulunur.
(p+q)’2 = (1)’2 => p’2+q’2+2pq=1
 
P’2=Homozigot genotipli bireylerin frekansı.
q’2=Resesif genotipli bireylerin frekansı.
2pq=Heterozigot genotipli bireylerin frekansı .
 
Örnek:Bir gölde yaşayan bir balık populasyonunda gen frekansı 0,4 olan çekinik bir özellik 10 yıl sonra izlendiğinde populasyondaki bireylerin I unda görülmüştür.Buna göre ortamda homozigot baskın bireylerin yüzdesindeki değişme nekadardır.
q=0,4 =>   p=0,6’dır.Homozigot baskın birey p’2 =0,36
q’2=0,49    q=0,7 =>P=0,3 =>Homozigot baskın birey p’2=0,9
=>0,36-0,9=0,27 => '
 
Bir populasyondaki genlerin frekansını etkileyen faktörler:
1-)Mutasyonlar:a-kromozom mutasyonları
                            b-gen mutasyonları
                            c-nokta mutasyonları
2-)Sekleksiyon
3-)Migrasyon(Göçler)
4-)İzolasyon
5-)Aile içi evlenmeler(Eş seçimi):Bu tip evlenmeler resesif genlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
 
DOLLY’nın GELİŞİMİ VE KLONLANMASI
A-)Yetişkin bir koyunun memesinden alınan somatik bir hücre,Bir koyunun oluşması için gerekli tüm genleri içermektedir.Yanlız meme hücresindeki protein genleri aktif durumdaydı.Hücreler büyüdükden sonra bölünerek kendi karbon kopyalarını üretdi.Bu aşamada hücrelerin bütün genleri aktif hale getirilebiliyordu.
Meme bezi hücresi alınan bu ilk koyuna ‘Gen annesi’ adı verildi.
B-)Başka bir koyundanda yumurta hücresi alındı.Bu koyunada yumurta annesi dendi.Yumurta laboratuar tüpünde canlı tutularak çekirdeği ayrıldı.Meme hücresi ile yumurta füzyon ile birleştirildi.Yumurtanın içerisindeki moleküller,meme hücresindeki genleri embriyo üretmeye programlandı(Tüp bebek yöntemi).Embriyo hücreleri küme halinde büyümeye başladı.
C-)Embriyo 3. bir koyunun rahmine yerleştirildi.Bu koyunda üvey anne olarak adlandırıldı.Embriyo gelişimini tamamlayınca gen annesinin kopyası olan Dolly adlı koyun dünyaya geldi.

EVRİM VE HAYATIN BAŞLANGICI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER
1.Hayatın başlangıcı ile ilgili görüşler:
İlk canlının oluşumu ve beslenmesi ile ilgili görüşler kendiliğinden oluş,pans permia ototrof ve hetetrof görüşleridir.
 
A.Kendiliğinden oluş(Abiyogenez) hipotezi :
Aristo canlının,cansız maddelerden kendiliğinden oluştuğuna inanmaktaydı .Bu görüşe göre döllenmiş yumurtada ,kum tanelerinde,çamurda,havada kısaca her yerde canlılığı ve çeşitliliği sağlayan aktif öz (aktif prensip) bulunmaktaydı. Bu aktif öz hava ile etkileşime girerek uygun koşullarda canlıyı meydana getiriyordu. Yani canlı,cansız maddelerden birden bire,her an meydana gelebiliyordu.İlk canlı basit veya kompleks yapılı olabilirdi.
Cansız madde + aktif öz + Hava                       Canlı (Basit veya Kompleks)
 
B.Biyongenez görüşü:
Bir canlının kendinden önceki bir canlıdan üreyerek meydana geldiğini ileri süren bir görüştür.Pastör kendiliğinden oluş hipotezini yaptığı deneyler ile çürütmüştür.Pasör’ün deneyinin hem kontrollü olması,hem dünyanın her tarafında yapılacak kadar basit ve tekrarlanabilir olması,önemli bir özelliğidir.
 
C.Panspermia görüşü:
Bu görüşe göre ilk canlı dünya dışında,yani başka bir gezegende oluşmuştur.Daha sonra bu canlıların spor yada tohumları göktaşları ile dünyaya taşınmış ve canlılık başlamıştır.
 
D.Ototrof görüşü:
Bu görüşe göre,ilk canlı kendi besinini üreten ototrof bir canlıdır.Bunlardan da diğer canlılar meydana gelmiştirler.Ototroflar yapısal bileşikleri ve enerji gereksinimleri için fotosentez veya kemosentez yolu ile inorganik moleküllerden organik moleküller üretirler.
Buna göre ototroflar gelişmiş canlılardır.Gelişmiş enzim sistemleri olması gerekir.Ancak bu durum evrime terstir.
Cansız      Basit ortamda oluşmuş          Canlı(Ototrof-Kompleks)                 
 
E.Heterotrof görüşü:
İlk canlının cansız maddelerden uzun süren kimyasal evrim sonrasında özel çevre koşullarında oluştuğunu ve kendi besinini kendisini yapamayan basit bir canlı olduğunu kabul eder.İlk canlı,enerji gereksinimlerini karşılamak için gerekli organik molekülleri dış çevreden hazır alan,tüketici bir canlıdır.
Cansız   Kompleks ortamda bir defada oluşmuş   Canlı(Hetetrof-Basit)
                      Evrim geçirmiş
Aminoasit            Protein         Koaservat            Kloroplast         Mitokondri
Oksijensiz solunum             Fotosentez           Oksijenli solunum
Hetetrof görüşüne göre,ilk canlı oluşmadan önce milyarlarca yıl süren kimyasal evrim olmuştur.Bunu biyolojik evrim olan canlıların oluşumu ve değişimi dönemi izlemiştir
Hetetrof görüşü evrim teorisine uygundur.Bu teoriye göre ;Proteinlerin bir kısmı enzim olarak iş görmüş ve oluşan enzimler diğer moleküllerin oluşumunu hızlandırmıştır.Bu ortamda oluşan nükleik asitler proteinler ile kümeler oluşturarak nükleoproteinleri oluşturmuştur.Nükleoproteinlerde önce koaservat adı verilen ön hücrelere ,sonrada kendi kopyalarını yapabilen basit canlılara dönüşmüştürler.Hetetroflar dan otoroflar gelişmiştir.Fotosentez sonucu atmosferde oksijen birikmesi ile oksijenli solunum yapan canlılar oluşmuştur.
Canlı oluşmadan önce inorganik maddelerden organik maddeler evrimleşmiştir.
İlk atmosferde serbest oksijen gazı yoktu.Oksijen,su ve diğer oksitlere bağlı durumda idi.Canlılar enerjiyi organik maddelerden oksijensiz solunum (Fermantasyon) yaparak elde etmiştirlerdir. Bugün ki atmosferde x azot,! oksijen,%1 çeşitli gazlar bulunur.
Koaservet:İyonlaşan protein veya proteine benzeyen maddelerin su moleküllerini çekerek dış ortamdan bir zarla ayrılmaları sonucu oluşan kümelerdir.Muhtemelen ilk canlı koaservatlardan oluşmuştur.
Bu hipotezi desteklemek için Millerin yaptığı deney sonucunda Ortama konulan amonyak,metan,hidrojen ve su moleküllerinden,elektrik ile; amino asit,üre,asetik asit,laktikasit gibi organik maddeleri oluştuğunu laboratuar ortamında görmüştür.Bu deney ilk canlı nasıl oluştu sorusuna cevap vermez;Ancak canlı oluşmadan önce inorganik maddelerden organik maddelerin nasıl oluştuğuna cevap verir.
 
F.Yaratılış görüşü:
Bu görüşe göre bütün canlı türleri ayrı ayrı yaratılmıştır.Küçük değişiklikler olmasına rağmen tamamen başka türlere dönüşmemişlerdir.
 
2.Canlıların Evrimi ile ilgili kanıtlar
Evrim,canlılar arasında zaman içerisinde görülen değişikliklerin nasıl olduğunu açıklamaya çalışan bir görüştür.Bu değişmeler bazı kanıtlar ile desteklenmiştir.
 
Paleontolojik(Fosil) kanıtlar:
Paleontoloji;eski çağlarda yaşayan canlıların kalıntılarının bulunması, sınıflandırılması, dağılımı ve yaşamlarıyla ilgilenen bilim dalıdır.Canlılar ile ilgili kalıntılara fosil denir.Fosillerde yaş saptanmasında en çok kullanılan C14’dür(Yarılanma ömrü 5600 yıldır).
Yer kabuğunun en alt katmandaki canlıların basit yapıda olduğu,üst katmanlara doğru çıkıldıkça canlıların gelişmiş yapıda olduğu,fosil araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır.
Embriyolojiden sağlanan kanıtlar:
Birçok türün embriyonik gelişmelerinde birbirine benzeyen evreler görülür. Çeşitli omurgalı embriyoları karşılaştırıldığında hepsinden ortak kabul edilen solungaç yarıklarının bulunması yaşamın ortak bir kökene dayandığının kanıtıdır.Ayrıca blastula ve gastrula gibi evrelerin ortak olması da bir kanıttır.
Her canlının gelişimi sırasında evrimsel kademelerini kısa periyotlar ile göstermesine filogeni(evrimin tekrarı) denir.
        Not:Embriyo ilk olarak şube,daha sonra sınıf,takım,familya,cins ve en son olarak tür özelliği kazanır.
 
        Biyokimya ve Fizyolojiden elde edilen Kanıtlar:
Evrim acısından birbirine yakın türler arasında protein yapılarının benzer oduğu; uzak olanların ise,protein yapılarının çok farklı olduğu gözlenmiştir.
Bu durum kandaki antijen-antikor ilişkisi ile ortaya çıkar.Yakın akrabalar arasında antijen-antikor birleşmesi daha az olur.Uzak akrabalar arasında daha fazladır.Yakın akraba türlerdeki benzerlikler çok daha fazladır.Bu nedenle pıhtılaşma en azdır.
 
Morfolojiden elde edilen kanıtlar:
Canlıların homolog organlarından elde edilen kanıtlardır.Örneğin:Balıktan insana kadar bütün omurgalılar sırtta bir omur dizisi,onun karın tarafında sindirim kanalı,yerleri ve bir noktada yapılışları aynı olan böbrek, pankreas, dalak,kalp,beyin vb gibi organları taşır.
Körelmiş yapılar evrimin bir kanıtıdır.İnsanda 100’den fazla bu şekilde körelmiş yapı vardır.Örneğin,apandiks(Kör bağırsak).İnsan besininin farklı olduğu evrelerde görev yapardı.
 
Sistematik(Sınıflandırmadan)’ten Elde edilen kanıtlar:
Bugünkü sınıflandırma akrabalık,gruplar arasındaki morfolojik benzerliklere dayandırılmaktadır.Bu karşılaştırma her zaman homolog organlar arasında gerçekleşir.Bu hiyerarşik diziliş evrimin belirli kanıtlarından biridir.
 
Evcilleştirme yolu ile elde edilen kanıtlar: 
Binlerce yıldan beri biz insanlar çeşitli hayvan ve bitkileri seçmiş ve beslemişizdir.Bu şekilde çeşitli adaptasyonlardan dolayı birçok varyasyonlar meydana gelmiştir.
 
Parazit enfeksiyonlarından elde edilen kanıtlar:
Parazitler fizyolojik olarak çok özeleşmiş ortamlarda yaşarlar.Dolayısıyla farklı kimyasal organizasyona sahip hayvanlarda farklı parazitler yaşar.Örneğin: Askarislerin birçok çeşidi birçok farklı canlıda yaşar.Buda askarislerin aynı atadan farklılaştıklarını kanıtlar.Ortama uymak amacı ile uyumlar göstermişlerdir.
Sitoloji ve genetikten elde edilen kanıtlar:
İster bitki ister hayvan olsun,bütün organizmalar yapıları yönünden birbirine benzeyen hücrelerden oluşmuşturlar.
 
Organizmaların coğrafi dağılımından elde edilen kanıtlar:
Populasyon büyüme baskısı ile genişlemeye başlar ve bir engelle sınırlanıncaya kadar devam eder.Farklı iklim ve coğrafik koşullarda farklı türler bulunur.
Allen kuralı:Soğuk iklimde yaşayan memeli ve kuşların üyeleri,vücut çıkıntıları,Sıçak iklimde yaşayan akrabalarına göre daha küçüktür.Örneğin kutup tilkileri;Daha küçük kulaklara sahiptirler.
Bergman kuralı:Soğuk bölgelerde yaşayan memeli ve kuşların vücutları, Sıçak iklimde yaşayan akrabalarına göre daha büyüktür.Vücut büyüdükçe yüzey hacim orantısı küçülür.Büyük vücut oransal olarak daha küçük yüzeye sahip olacağından iç vücut sıcaklığını korumada daha başarılı olur.Örnek:Kral penguen. 
Dollo kuralı:Evrim,bazı geri mutasyonların olmasına karşılık geriye dönük değildir.İleriye giden sistemler topluluğudur.
Coppe kuralı:Evrimsel gelişim sırasında yok oluncaya kadar,hayvanlar vücutlarını büyütme eğilimindedir.Çünkü vücut büyüdükçe çevre şartlarına bağımlılık azalmakta ve daha çok besin depo edilmektedir.
Gloger kuralı:Kuzey yarım küresindeki kuş ve memeliler açık renkli, iklimin daha nemli ve Sıçak olan güney bölgelerine yani ekvatora gittikçe koyu renkli olmaya başlar.
 
Lamarck’ın Evrim ile ilgili görüşleri
Lamarck,doğada türlerin değişebileceğini ileri sürerek çevre şartlarının türleri etkilediğini bu nedenle oluşan türlerdeki değişikliklerin yeni bireylere aktarıldığını savunur.Lamarck canlıların oluşumu ile ilgili iki varsayım oluşturmuştur.Lamarck’a göre çevre değişirse canlı içten duygularla çevresine uyar ve yaşar.
1.Kullanma ve kullanmama
Lamarck’a göre canlının kullandığı organlar gelişir;Kullanmadığı organlar küçülür ve körelir.Zürafaların boyunlarını çok uzatmaktan böyle uzadığını ileri sürer.
2.Kazanılan özelliklerin kalıtımı
Kullanma ve kullanmama ile kazanılan bu özelliklerin yavrulara geçtiğini savunur.Ancak kullanılan organın gelişmesi bir modifikasyondur ve süreklilik göstermez.Değişmenin olabilmesi için üreme hücrelerini etkilemesi gerekir.Lamarck’ın bu varsayımı ispatlanamamıştır.Çünkü modifikasyonlar kalıtsal değildir.   
 
 
 
Darwin’in Evrim ile ilgili görüşleri
Darwin,türlerin birbirlerinden neden farklılık gösterdiğini,nasıl değiştiğini, bu farklılıkların oluşumunda nelerin etkili olduğunu doğal seleksiyon hipotezi ile açıklamıştır.
Seleksiyon,gen frekansının değişmesinde bir etkendir.
Gen frekansı:Bir populasyonun bütün genlerine gen havuzu denir.Bu gen havuzunda bir genin bulunma sıklığı(%’de oranı) o genin frekensını belirler. Örneğin:Hemofili hastalarının toplumda yaşama ve çocuk sahibi olma ihtimalleri azdır.Hemefoli geni seleksiyona uğrar.Ancak hemefili alelerinin frekansı hiçbir zaman sıfır olmaz.
İzolasyon:En önemli izolasyon coğrafik izolasyondur.Sonuçta bu ayrılan populasyonlar birbiri ile çiftleşemeyecek hale gelir.
   
Kalıtsal varyasyona sahip olan bireylerden ortam şartlarına uyanlar yaşar, ürer ve kalıtsal özelliklerini döllerine geçirir,diğerleri elenir.Buna doğal seleksiyon denir.
Evrim zinciri ;
Mutasyon ve Eşeyli üreme              Kalıtsal varyasyon              Doğal seleksiyon
             Adaptasyon                 Evrim
Burada mutasyon ve eşeyli üreme evrimin nedenidir.
Varyasyon:Her türün çeşitli fertleri arasında görülen değişiklikler veya farklılıklardır.Örnek:Eskimo ile zençi.
Adaptasyon:Canlıların,belirli bir çevreye uyumlarını,yaşamalarını ve üreme şanslarını artıran kalıtsal özelliklerine uyumsal özellikler:bu olaya da adaptasyon (uyum) denir.Örnek,kutuplardaki ayıların beyaz renkli olması gibi.
 
a.Çevresel Varyasyon(Modifikasyon) 
Dış etkilerle meydana gelen kalıtsal olmayan değişmelerdir.Vücut hücrelerinde görülür.
 
b.Kalıtsal varyasyon
İki şekilde görülür.
1-Eşeyli üreme:
a.Krossing-over:Eşey hücrelerinin oluşumu sırasında kromozomlar arasında parça değişikliği.
b.Mayoz bölünme:Eşey hücrelerinin meydana geldiği bölünme.
c.Döllenme:Erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesi.
2-Mutasyon:
Genlerde(DNA) meydana gelen kimyasal değişikliklerdir.Üreme hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar kalıtsaldır.Buda evrim için önemlidir.
Mutasyonu hızlandırıcı etmenler ışınlar,soğuk-sıcak farkları,kimyasal maddeler,pH değişimleridir.
 
Evrimin genel ilkeleri
-Evrimleşme bireylerde değil populasyonlar da olur.
-Evrimin nedeni mutasyon ve eşeyli üremedir.
-Evrimin mekanizması doğal seleksiyondur.
-Evrimleşme bazı jeolojik devirlerde daha hızlı olmuştur.Zamanımız dada devam etmektedir.
-Evrimleşme farklı hayvan grupları arasında farklı hızda yürütülür.Genel bir ilke olarak herhangi bir populasyonun evrimleşme hızı yeni tür oluşturulurken fazladır.Çevresine uyum yaptıktan sonra adım adım düşer.
-Yeni türler gelişmiş özelleşmiş canlılardan değil,daha basit daha az özelleşmiş canlılardan ürer.
-Evrimleşme her zaman basit den gelişmişe doğru yürütülemez.
-Tür sayısı sabit olmayıp giderek artmaktadır.
-Tüm canlılar ortak bir atadan oluşmuştur
 
Daralan evrim
İki veya daha fazla sayıda kökten gelen yani evrim bakımından akraba olmayan hayvan grupları başlangıçta birbirlerinden farklı yapıda oldukları halde, birbirlerine benzeyen ortamlarda yaşadıklarında ve ortamlarında adapte olduklarında zamanla birbirlerine benzeyen analog yapı kazanırlar. Örnek:Denizlerde yaşayan köpekbalığı ve yunusların fosiform olması gibi.
 
Açılan evrim
Aynı kökenden gelen türlerin farklı ortamlarda kazandığı fizyolojik ve yapısal özellikleri birbirinden ayrı olan bir çok yeni canlı türünün ortaya çıkmasına neden olur.Buna açılan evrim(uyumsal açılım) denir.Yeni ortama uygun yapılar kazanmasına da yapısal uyum denir.
Örnek:Galapagos adalarında yaşayan ispinoz kuşları.
                                      DOKULAR
Bir hücreli canlılarda hayatsal olayların sürdürülmesinde, organel adı verilen yapılar görev alır.Çok hücreli canlılarda ise belirli görevleri yapmak üzere özelleşmiş hücre toplulukları vardır.Organizmada belirli görevlerini yapan özelleşmiş hücre topluluklarına doku denir.Dokularda özelleşme çok özelleşmiştir.Dokuları inceleyen bilim dalına doku bilimi (Histoloji) denir.
Dokular, bitkisel ve hayvansal olmak üzere iki bölümde incelenir.
 
1.Bitkisel Dokular:
Bitkisel dokular bölünür (Sürgen-meristem) doku ve bölünmez (değişmez) doku olarak iki bölümde incelenir.Bununla birlikte bazı bölünmez dokular belirli koşullar altında tekrar bölünme özelliği kazana bilirler.


Birincil bölünür doku ve ikincil bölünür dokudan , bölünmez doku oluşur. Bölünmez doku ise değişime uğrayarak ikincil (meristem dokuyu oluşturabilir. 
 
A.Bölünür (Sürgen-Meristem) Doku
*   Meristem doku hücreleri , canlı, ince zarlı, bol sitoplazmalı, büyük çekirdeklidir.Kofulları küçük ya da yoktur.Hücre çeperleri incedir.Hücre arası boşlukları yoktur.Metabolizmaları hızlıdır.
*   Meristem hücreleri sürekli mitoz bölünmeyle çoğalır.
*   Bitkilerde gelişme ve farklılaşmayı sağlar.Boyca uzamayı ve enine     
     büyümeyi meydana getirir.
*   Hormon üretirler.
*   Meristem doku bitkide kök, gövde, yaprak ve yan sürgün uçlarında bulunur.
*   Bölünür doku kökenine göre birincil meristem ve ikincil meristem olmak üzere ikiye ayrılır.
        *   Sürgen doku hücrelerinde koful bulunmaz.
 
 
1.Birincil Meristem Doku:
*   Bitkinin ömrü boşunca bölünme özelliğine sahip hücrelerin oluşturduğu
dokudur.
*   Bitkinin kök ve gövde ucunda bulunur.Bitkinin boyuna uzamasını sağlar.Bu bölgeye büyüme noktası (büyüme konisi) denir.Uçtaki
büyüme konileri sayesinde bitkide büyüme sınırsızdır.Büyüme noktaları,
kökte kaliptra (yüksük), gövde de ise genç yapraklar tarafından
korunur.Kaliptra zedelendiğinde, içteki bölünür doku çoğalarak
kaliptrayı onarır.
*   Kök ve gövde büyüme bölgelerinde dıştan içe doğru dermatojen, periblem ve plerom olmak üzere üç farklı tabaka bulunur.Bu tabakaların faaliyeti sonucu, bitkinin farklı olan değişmez dokuları meydana gelir.Dermatojen epidermisi, periblem kabuk bölgesini,plerom da merkezi silindiri oluşturur.
 
2.İkinci Meristem Doku:
*   Değişmez doku hücrelerinin sonradan mitoz bölünme kazanması ile meydana gelir.Böylece iç kambiyum ve dış kambiyum (mantar kambiyumu*fellojen) oluşur.
*   İç kambiyum, kök ve gövdede odun ve soymuk boruları meydana getirerek enine büyümeyi sağlar.Mantar kambiyumu mantar dokuyu oluşturur.Bu doku, bitkide mantarlaşma oluşturarak bitkinin dış etkenlerinden korunmasını sağlar.
*   Ilıman bölgelerdeki çok yıllık iki çenekli bitkilerde , iç kambiyum dan ilk baharda büyük hücreler, sonbaharda küçük hücreler oluşur.Her yıl tekrarlanan bu yapılar bitkinin yaşının hesaplanmasını sağlar.Bunlara yıllık halkalar denir.
 
B.Bölünmez Doku
*   Birincil veya ikincil meristem doku hücrelerinin gelişme ve farklılaşmasından oluşur.
*   Değişmez dokuları meydana getiren hücreler bölünebilme özelliğini kaybederler.
*   Hücreleri, çoğunlukla meristem hücrelerinden daha büyüktür ve stoplazmaları az olup, kofulları çok sayıdadır.Çekirdekleri küçüktür.Hücreler arasında boşluk bulunur.
*   Bazılarının hücre duvarına odun (lignin) ve mantar özü (süberin) gibi maddeler birikerek kalınlaşmaya sebep olur.Odun borularında olduğu gibi, bazı hücreler ölü olabilir.
*   Bölünmez dokular yapı ve görevlerine göre; parankima dokusu, koruyucu doku,iletken doku, destek doku ve salgı doku olmak üzere beş gruba ayrılır.
 
1.Parankima (Temel) Doku:   
*   Parankima kök ve gövdenin korteksinde,yaprağın mezofil tabakasında ve diğer dokuların etrafında bulunur.Bu nedenle temel doku adını alır.
*   Hücreleri canlı , ince zarlı, bol sitoplazmalı,kofulları küçük ve az sayıdadır. Ancak odun borusu ve öz bölgesi parankimasında ölü parankima hücrelerine de rastlanır.
*   Yaptıkları görevlere göre dörde ayrılır.
 
a.Özümleme parankiması: 
Yeşil bitkilerin yapraklarında ( palizat ve sünger parankiması), genç gövde ve dalların da bulunur. Hücrelerinde bol kloroplast vardır.Fotosentez ile organik besin yaparlar.
b.İletim parankiması:
Özümleme yani foto sentez yapan dokularla iletim demetleri arasında bulunur.İletim parankiması bu iki doku arasında su ve besin taşınmasını sağlar. kloroplast yoktur.
c.Depo parankiması:
Bitkinin kök,gövde,meyve ve tohum gibi organlarında bulunur.Su ve besin depolar.Depo parankiması örneğin patates yumrunda nişasta depolar.
d.Havalandırma parankiması
Oksijen temininde güçlükle karşılaşan bataklık ve su bitkilerinin kök ve gövdelerinde bulunur.Hücre arasında biriken hava solunumda kullanılır.
 
2.Koruyucu Doku:
*   Kök,gövde,yaprak ve meyvelerin üzerine örter.
*   Bitkileri dış etkilerden korur.
*   Bitkilerin su ve besin kaybını önler.
*   Tek ya da çok sıralı hücrelerden oluşur.Hücreleri kalın çeperli olup,alt kısmındaki ince çeperli hücreleri korurlar.Sık dizilişli ve klorofilsizdirler.
*   Koruyucu dokular,epidermis ve mantar doku (periderm) olmak üzere ikiye ayrılır.
 
a.Epidermis
*   Otsu bitkilerde odunsu bitkilerin kök, genç dal ve yapraklarının üzerini örten bir dokudur.
*   Dermatojen hücrelerinin farklılaşmasıyla meydana gelir.
*   Hücreleri canlı,az sitoplazmalı,büyük kofullu ,klofilsiz,çoğunlukla tek tabaka halinde bulunur.Epidermisteki hücreler güneş ışığının yaprağın alt kısımlarına iletilmesini sağlar.
*   Epidermis hücrelerinden bazıları farklılaşarak çeşitli şekil ve görevleri olan tüyleri ve stoma (gözenek) yı oluşturur.Tüyler çeşitli şekillerde olup farklı görevler yapar.Tek hücreli olanlara basit,çok hücreli olanlara bileşik tüy denir.
*   Stoma, epidermis hücreleri arasındaki bol kloroplastlı hücrelerdir.Stomalar çoğunlukla yaprakların alt yüzeyinde bulunup bitkinin gaz alış verişini ve terleme ile bitki de su miktarını düzenler.Dikodiledon bitkilerde stomalar fasulye tanesi şeklinde,monokotiledon bitkilerde stomalar kol kemiği şeklindedir
*   Bazı epidermis hücrelerinin dış çeperleri kalınlaşarak, kutikula adı verilen koruyucu bir tabaka oluşturur.Kutikula,bitkinin su kaybını azaltır.Su bitkileri dışındaki bitkilerin epidermis hücreleri daima kutikula ile örtülüdür.Bazı bitkilerde kutikulanın üzeri mumsu maddelerden oluşmuş tabaka ile örtülerek bitkinin su kaybı en aza indirilir.Bu tabaka nemli bölgelerde yaşayanlarda ince , kurak bölgelerde yaşayanlarda kalındır.
 
b.Mantar (Periderm) Doku:
*   Mantar doku çok yıllık bitkilerin kök ve gövdelerinin üzerinde bulunur.
*   Bitki yaşlandıkça ölen epidermisin yerini mantar doku alır.
*   Mantar hücreleri , mantar kambiyumu (fellojen) tarafında meydana getirilir.
*   Hücreleri ölü olup,çeperlerinde süberin denilen su geçirmeyen madde birikir.
*   Stomaların yerini kovucuk (lentisel) denilen yapılar alır.Gaz alış verişini sağlar.
*   Mantar doku,yaprak sapı ile gövde arasında oluştuğunda su ve besinin yaprağa geçişine engel olur.Bu yaprak dökümüne neden olur.
    Stoma açılıp kapanabilir, kovucuk ise devamlı açıktır.Stoma hücreleri kloroplastlıdır, bu nedenle fotosentez yaparlar.Kovucuk yapısında ise kloroplast yoktur.
 
3.Destek Doku:
*   Bitkilere şekil ve desteklik sağlar.
*   Hücrelerde selüloz çeper desteklik görevi yapar.
*   Otsu ve büyümekte olan bitkilerde dayanıklılık hücrelerin turgor durumu ile sağlanır.
*   Çok yıllık odunsu bitkilerde iletim demetleri da desteklik işine yardımcı olur.
*   Çok yıllık bitkilerde ; pek doku (Kollenkima) ve sert doku (Sklerankima) olmak üzere iki destek doku vardır.
 
a.Pek Doku(Kollenkima)
*   Bitkinin gövde,yaprak ve sapında görülür.
*   Hücreleri canlıdır.Çekirdek ve sitoplazmaları vardır.
*   Hücre çeperleri selüloz ve pektin birikmesi ile kalınlaşmıştır.
*   Kalınlaşma hücre çeperlerinin köşelerinde olursa köşe kollenkiması hücre çeperinin her tarafında olursa levha kollenkiması adını alır.
 
b.Sert Doku(Sklerankima)
*   Hücreleri cansızdır.Sitoplazma ve çekirdekleri kaybolmuştur.
*   Çeperleri selüloz ve lignin birikmesiyle kalınlaşmıştır.
*   Keten,kenevir, sarımsak gibi bitkilerde mekik şeklinde sklerankima lifleri halinde bulunur.
*   Armut ve ayva da çekirdeğe yakın taş hücrelerinden oluşan sert doku bulunur.Fındık ve ceviz kabuğun dada bulunur.
4.İletim Doku:
*   Damarsız bitkiler dışında,karada yaşayan tüm bitkilerde bulunur.
*   Bitkilerde su ve organik maddelerin taşınmasını sağlar.
*   Büyüme bölgesindeki plerom hücrelerinin değişmesiyle meydana gelir.
*   Yapısı ve taşıdığı maddelere göre odun boruları(Ksilem) ve soymuk(floem) olmak üzere ikiye ayrılır.
 
a.Odun boruları (Ksilem):
*   Bölünür doku hücreleri üst üste gelerek zamanla çekirdek ve sitoplazmalarını kaybeder.Hücrelerin kenarlarında odun özü birikerek kalınlaşmalar oluşur.Hücreler arasındaki enine zarlar eriyerek kaybolur.Böylece , ince bir boru şeklindeki odun boruları oluşur.Odun boruları demetler halinde bulunur.
*   Olgun bir ağaç gövdesinde odun borularını meydana getiren hücreler cansızdır.Çapı geniş olanlarına trake,ince olanlarına trakeit adı verilir.
*   Odun borularının çeperlerinde nokta,basamak, sarmal ve halka şekilli lignin (odun özü) birikir.Lignin odun borularını kalınlaştırır ve sağlamlığını artırır.
*   Köklerle alınan su ve suda erimiş madensel tuzları bitkinin gövde,dal,yaprak gibi organlarına taşırlar.
*   Odun borularında taşınma aşağından yukarıya doğrudur.
*   Taşınma hızı hızlıdır.
 
b.Soymuk boruları(Floem)
*   Tek sıra halindeki üst üstte dizilmiş canlı hücrelerden oluşur.
*   Canlı meristem hücrelerinin boyu uzar ve içinde kofullar meydana gelir.Sitoplazma ve çekirdek çeperlere çekilir.Hücre arasında zarlar kalburlu bir görünüm alır.Bu hücreler canlılıklarını kaybetmezler.
*   Fotosentezle meydana gelen organik bileşikleri yapraklardan diğer organlara taşır.
*   Bazı bitkilerin köklerinde sentezlenen amino asitlerde yaprak ve diğer organlara taşınır.
*   Soymuk borularında madde taşınması çift yönlüdür.
*   Soymuk boru hücreleri canlı olduğundan, taşınma hızı yavaştır.
    Gövdesi odunsu olan tohumlu bitkilerde ksilem ve floem arasında kambiyum vardır.Kambiyum devamlı bölünerek içe doğru ksilem , dışa doğru floem hücrelerini verir.Bir çenekli bitkilerde kambiyum yoktur.Gövde enine büyümez . İletim demetleri dağınık yerleşmiştir.
     
5.Salgı Doku
*   Hücreleri canlı olup, bol sitoplazmalı , büyük çekirdekli ve küçük kofulludur.
*   Hücreler tek tek ya da gruplar halinde diğer dokular arasına dağılmıştır.
*   Salgılar işlevlerine göre ikiye ayrılır.
 
 
a.Hücre içi salgılar:Salgı maddeleri hücre içinde depo edilir.
Salgı hücreleri:Gül,defne yapraklarında bulunur.
Süt boruları:Sütleğen, incirde görülür.Süt boruları içinde nişasta tanecikleri vardır.
b.Hücre dışı salgılar:Salgı maddeleri hücre çeperlerinden dışarıya atılır.
Salgı cepleri:Portakal ve limonda bulunur.
Salgı kanalları:Çamlarda reçine kanalları şeklindedir.Reçine,tanin gibi antiseptik içeren salgılar,bitkiyi zararlı hayvanlardan ve çürümekten korur.
Salgı tüyleri:Sardunya bitkisinde bulunur.
Bal özü:Tozlaşma ve döllenmenin olması için böcekleri çeker.
Sindirim bezleri:Böcekçil bitkilerde sindirim enzimi böcek hücre dışı sindirime uğrar.
Su savakları(hidatot):Suyun damla halinde bitkiden çıkmasını sağlar.
 
           2. Hayvansal Dokular
Hayvansal dokular, yapısına,görevlerine göre epitel doku,bağ ve destek doku,kas doku,sinir doku olmak üzere dört bölümde incelenir.



A.Epitel Doku
*   Vücudun iç ve dış yüzeyini örter.
*   Hücreleri sık dizilişli, hücreler arasında çok az ara madde var.
*   Bütün doku,bağ dokusundan yapılmış taban zarı üzerine oturur.
*   Kan damarları taşımaz.Beslenme ,bağ dokusu aracılığı ile difüzyon ile olur.
*   Epitelyum dokunun başlıca görevleri şunlardır.
     Koruma: Vücudu fiziksel,kimyasal ve mikroskobik etkenlere karşı korur. 
     Emme:İnce bağırsakta bazı maddelerin emilimini sağlar.
     Salgı yapma:Süt,göz yaşı gibi salgıları salgılar.
     Duyu:Çevreden gelen uyarıları alır.
Bu görevlerin birden fazlasını yapana rastlanabilir(İnce bağırsak).
Epitel Doku üç bölümde incelenir.
1.Örtü epitel
2.Bez epitel
3.Duyu epitel
 
1.Örtü epiteli:
Örtü epiteli vücudun iç ve dış yüzeyini örter.Hücrelerinin şekil ve dizilişine göre tek ve çok katlı olmak üzere iki çeşit örtü epiteli vardır.
A.Tek katlı epitel:Tek katlı epitel dokunun hücreleri tek sıra halinde dizilmiştir.
a.Tek katlı yassı epitel:Hücreleri yassıdır.Örneğin vücudumuzda akciğer alveollerinde ve kılcal damarların yapısında bulunur.
b.Tek katlı kübik epitel:Hücreleri küp şeklindedir.Örneğin,vücudumuzda böbrek kanallarında , yumurtalığın üzerinde , tiroit bezinde bulunur.
c.Tek katlı silindirik epitel:Hücreleri silindir şeklindedir.Örneğin mide ve ince bağırsağın iç yüzeyinde bulunur.Soluk borusu ve üreme kanallarındaki silindirik epitellerin silerli vardır.
B.Çok Katlı epitel:
*   Omurgalıların üst derisinde bulunur.
*   Derinin epidermisi; Yassı,kübik ve silindirik epitel hücrelerinin çok katlı olarak üst üste sıralanmasından meydana gelir.En alttaki sırada yer alan hücreler silindir şeklindedir ve tek sıra halinde taban zarı üzerine oturmuştur.Bu hücrelerin mitoz bölünme ile oluşturduğu yeni hücreler , üst tabakalara doğru itilirken şekilleri değişir ve yassılaşır.Yüzeydeki yassı epitel hücreleri ölüdür.
Bunlar daha alttaki canlı hücreleri ısı,ışın,kimyasal maddeler gibi dış etkilerden korur.
*   Çok katlı epitelde, dış yüzeye doğru itilen hücreler difüzyon ile besin sağlayamaz duruma geldiklerinde sitoplazmaları azalır ve katılaşmaya,keratin maddesi oluşturmaya başlar.Keratinleşen hücreler ölür.Böylelikle epitel dokunun üzerinde,içleri keratin ile dolu hücrelerden oluşan koruyucu bir tabaka oluşur.
*   Vücudun daha az basınçla karşılaştığı bölgelerde bulunan çık katlı yassı epitelde keratinleşme olmaz .Yemek borusu ile ağız boşluğunun bazı bölgelerinde bulunan çok katlı epitel buna örnektir.
*   Çok katlı epitel dokuda bulunan pigmentler insanda deriye renk verir. Pigment hücrelerinin büyük bir kısmı melanin denen renk maddesi taşır. Melanin mor ötesi ışınları emerek vücudun güneş ışınlarının Zaralı etkilerinden korur.Güneş ışınları melanin sentezleyen hücrelerin çalışmasını artırır.
    
 
 
2.Bez epiteli  
*   Bez epiteli kübik veya silindirik epitel hücrelerinin değişimiyle meydana gelir.
*   Salgı maddesi enzim veya mukus gibi maddelerdir.
*   Bez epiteli hücrelerin sayısına ve salgıların döküldüğü yere göre çeşitlere ayrılır.Hücre sayısına göre ;
Bir Hücreli Bezler:
·        Genellikle silindirik bir epitel hücreden oluşur.
·        Bir hücreli bezlerden bazıları mukus salgılar.Mukus salgılayan tek hücreli salgı bezine goblet hücresi denir.
·        Solunum organlarında, mide ve bağırsak duvarında mukus salgılayan hücreler ile kurbağa derisinin her zaman nemli olmasını sağlayan hücreler, goblet hücresine örnektir.
Çok Hücreli Bezler:
·        Birden çok salgı yapan hücrelerden meydana gelir.
·        Epitel hücresinin bazıları tüp şeklinde çıkıntılar oluşturur.
·        Çok hücreli bezler salgılama şekillerine göre üç grupta incelenir.
a.Ekzokrin (Kanallı)Bezler:
*   Salgısını bir kanalla veya doğrudan doğruya vücut boşluğuna veya vücut dışına boşaltan bezlerdir.
*   Tükrük,ter ve yağ bezleri , gözyaşı,böbrek ve sindirim kanalı bezleri ve meme bezleri bu tip bezlerdir.
b.Endokrin (Kanalsız) Bezler:
*   Salgılarını doğrudan doğruya kana verirler.
*   Salgılarına hormon denir.
*   Hormonlar ekzositoz yoluyla kana salınırlar.
*   Dolaşım sistemine katılan hormon,kan aracılığıyla etki edeceği hedef organa ulaşıp burada etkisini gösterir.
*   Hipofiz, epifiz,tiroid,paratiroid,böbrek üstü bezleri timüs bu tip bezlerdir.
        c.Karma Bezler:
*   Bunlar hem enzim çıkaran, hem de hormon salgılayan bezlerdir.
*   Pankreas mide,yumurtalık,testis bu tip bezlerdir.
*   Pankreas, insulin ve glukagon hormonlarını doğrudan kana verirken, sindirim enzimlerini de bir kanal ile ince bağırsağa verir.
 
3.Duyu Epiteli:
*   Dış ortamdan gelen fiziksel,kimyasal ve optik uyarıları alan özelleşmiş epitel hücreleridir.
*   Duyu epitelinde yenilenme yoktur.
*   İç kulakta kurti organında, burunda koku soğancığında, dilde tat cisimciklerinde, gözde retina tabakasında bulunur.
*   Koku alma hücreleri, epitel hücrelerinin farklılaşması ile oluşurlar.Aldıkları uyarıları nöronların denridine kadar iletirler.Tat alma hücreleri epitel hücrelerinden oluşurlar.Uyarıları nöronlara ulaştıracak uzantıları yoktur. Dentridler hücrelere kadar uzanır.Omurgalıların beyin ve gangliyonlarında,
miyelince fakir bazı dendrid uzantıları serbest larak epitel dokusu içerisine kadar uzamıştır.Bu serbest sinir uçları almaç adını alır.
B.Bağ ve Destek doku:
*   Çeşitli doku ve organları birbirine bağlar,desteklik sağlar.Ayrıca vücudun savunmasında görev alır.
*   Bağ dokusunun en önemli özelliği hücrelerinin arasında boşluklar olmasıdır. Bu boşluklar hücre ara maddesi ile doludur.
Bağ dokusu; Temel bağ doku, kıkırdak doku, kemik doku, yağ doku ve kan doku olarak ayrılır.
1.Temel Bağ doku:
*   Bu doku hücreleri,hücre ara maddesi ve liflerden oluşur.
*   Dokular içerisinde ara maddesi en az olan doku tipidir.
*   Kan damarları bulunur.
*   Temel bağ dokusunun esas hücresine fibroblast denir.Fibroblastlar bağ dokunun liflerini yapar;daha sonra fibrositlere dönüşür.
*   Bağ dokuda bulunan makrofajlar ve lökosit hücreleri fagositoz yoluyla vücuda giren yabancı maddeleri ve mikropları yok eder.
*   Bağ dokuda bulunan mast hücreleri genellikle kan damarlarını yakınında bulunur;heparin ve histamin salgılar.Heparin damar içerisinde kan pıhtılaşmasını engellerken, histamin kılcal damarların geçirgenliğini artırır.
*   Bağ dokusunda bulunan melanosit hücreleri deriye renk verir.Daha çok gözün iris tabakasında bulunurlar.
*   Bağ dokunun lifleri proteinden oluşur ve hücreleri bir arada tutar.Kollojen lifler,elastiki lifler ve ağsı lifler olmak üzere üç çeşit bağ doku lifi vardır. Kollojen lifler demetler halinde bulunur, beyaz renkte görünür,mekanik etkilere karşı çok dirençlidir(Aşil dendonu).Elastiki lifler,sarı renkli görünür.Az gerilir,bırakılınca eski haline döner.Özellikle yüz ve boyun bölgelerini örten derinin dermis tabakasında bulunur.Ağsı lifler doku ve organların etrafını sararak onlara destek olur.
*   Embriyonik evrede mezoderm tabakasından meydana gelir.
 
2.Kıkırdak Doku:
*   Bulunduğu yere sertlik ve esneklik sağlar.
*   Bütün omurgalıların embriyonik döneminde kıkırdaktan yapılmış bir iskelet vardır.Ergin köpek balığı ve vatoz balığında iskelet kıkırdaktır.Diğer omurgalı hayvanların embriyoları geliştikçe kıkırdak dokunun yerini kemik doku alır.Eklemlerde, kaburga uçları gibi yerlerde kemikleşme olmaz,bu bölgeler hayat boyu kıkırdak kalır.
*   Kıkırdak doku hücrelerine kondrosit denir.Kondrositler bir kapsülle çevrilmiştir.Kapsülün içinde bir veya birkaç kıkırdak hücresi bulunur.Stoplazma ile kapsül arasında kalan boşluğa kondroplast denir.Kıkırdak dokunun hücre ara maddesine kondrin denir.
*   Kıkırdağın büyümesi, beslenmesi ve onarımı kıkırdak zarı sayesinde olur.
*   Kıkırdak hücreleri arasında sinir hücreleri ve kan damarları bulunmaz.Besin ve oksijenin iletilmesini artık maddelerin dışarı atılması difüzyon ile olur.
*   Embriyonik evrede mezoderm tabakasından meydana gelir.
Kıkırdak dokusu,ara maddesindeki bağ dokusu liflerinin çeşidine göre üçe ayrılır.
Hiyalin Kıkırdak
·        Hücre ara maddesi homojen,saydam ve beyaz mavim tırak renktedir.
·        Ara maddedeki kolojen lifler sayesinde basınca dayanıklıdır.
·        Omurgalı hayvanların embriyoları ile köpek balıklarının erginlerinde bulunur.
·        Ergin omurgalılarda kaburgaların uçları,burun,soluk borusu,eklem başlarında,bronşlarda bulunur.
Elastik Kıkırdak 
·        Hücre ara maddesinde elastiki lifler bulunur.Bükülme özelliğine sahiptir.İçinde az miktarda kollojen lif bulunur.
·        Elastiki kıkırdak; kulak kepçesi ,östaki borusu,ses tellerinde bulunur.
Fibröz (Lifsi) Kıkırdak
·        Hücre ara maddesinde kollojen lifler boldur,kıkırdak hücreleri azdır.
·        Basınca ve çekilmeye karşı dayanıklıdır.
·        Uzun kemiklerin eklem yerlerinde,omurlar arasında ,diz kapağında,göğüs ve köprücük kemiklerin oynak yerlerinde bulunur.
 
3.Kemik Dokusu
*   Omurgalıların iskeletini oluşturan kemikler kemik dokudan meydana gelir.
*   Embriyo döneminde 8. haftadan itibaren,iskeleti oluşturan kıkırdakta mineral birikmesi ile kemik doku gelişmeye başlar.
*   Kemik doku ya kıkırdak dokudan veya embriyodaki mezenşim hücrelerinden meydana gelerek embriyonal bağ dokusu içinde oluşur.
*   Kemik dokusu canlı kemik hücreleri ile bu hücrelerin salgıladığı cansız ara maddeden oluşur.
*   Kemik hücresine osteosit,kemik dokunun ara maddesine osein denir.Hücre ara maddesinin organik kısmı kemik hücresi tarafından salgılanan protein ve kollojen liflerden oluşur.İnorganik kısmını kalsiyum fosfat,kalsiyum karbonat,kalsiyum florür,magnezyum,potasyum gibi minareler oluşturur.
*   Yaş ilerledikçe bu in organik tuzların birikimi arttığından yaşlıların kemikleri sertleşerek çabuk kırılan bir yapı kazanır.Yaşlılarda kemik yıkan hücreler, kemik yapan hücrelerden fazla olduğundan özellikle kadınlarda östrojen hormonunun azalmasıyla da kemik erimesi yani osteoporoz görülmektedir.
*   İn organik tuzların yetersizliğinde ise kemik yumuşak kalır,iskelet eğilir. Buna raşitizm denir.C ve D vitamini ile onarılır.
*   Kemiklerde iki farklı doku görülür.
*   Canlı vücudun da inorganik maddelerin en fazla bulunduğu yer kemik dokudur.
a.Sert (sıkı) kemik doku:Pürüzsüz görünümlü ve sert yapılıdır.Kemiklerin dış yüzünde ve uzun kemiklerin gövdesinde bulunur.Bu dokuda bulunan kemik hücrelerinin zarı yoktur.
*   Havers kanalları kemiğin ortasından geçen sarı kemik iliği kanalına paralel uzanırlar.
*   Havers kanallarını birbirine bağlayan yan kanallar da volkman kanalı denir. Bu kanallarda kan damarları ve sinirler bulunur.Kemik hücreleri kan damarlarından oksijen ile besin sağlarken artık ürünleri de aynı yolla kana verir.
 
b.Süngerimsi Kemik doku:Düzensiz boşluklardan oluşan gözenekli yapıya sahiptir.Gözeneklerin içinde kırmızı kemik iliği bulunur.Bu doku yassı,kısa kemiklerin içinde ve uzun kemiklerin uç bölgesinde bulunur Süngerimsi kemik dokuda alyuvar ve akyuvar hücreleri üretilir.
*   Uzun kemiklerin ortasında bulunan sarı kemik iliğinde akyuvar hücreleri üretilir.
*   Kemiğin en dışında periost denilen bir bağ dokusu örtüsü bulunur.Periost kemiklerin beslenmesini , onarımını ve enine büyümesini sağlar.
*   Kemiğin boyca uzamasını kıkırdak tabaka sağlar.Kıkırdak tabaka kemikleştik den sonra eklem kıkırdağı boyca uzamayı devam ettirir.
 
Kemik Dokunun görevleri:
·        Kas ve eklemlerle birlikte hareketi sağlar.
·        Önemli organları korur.
·        Kaslara ve organlara tutunma yüzeyi oluşturur.
·        Vücudun mineral deposudur.
·        Kemik dokuda kan yapımı da olur.
 
4.Yağ Doku
*   Özelleşmiş bir bağ dokusudur.
*   Yağ sentezi yapan hücrelere lipoblast denir.Hücreleri yuvarlak ve büyüktür. İçleri yağ damlacıkları ile doludur.
*   Yağ hücrelerinin arasında ağsı ve kollojen lifler bulunur.
*   Embriyonik evrede mezoderm tabakasından meydana gelir.
*   Yağ doku organların etrafında ve deri altında toplanır.
*   Vücutta harcanmayan yağın depo edilmesini sağlar.Deri altındaki yağ doku vücut ısısını korur.Derinin kurumasını önler.
*   Enerji üretimi sırasında yağ doku çok enerji sağlar.
*   Yağlar hafif olduğu ve az yer kapladığı için göçmen kuşların uzun süre uçmasında kolaylık sağlar.
*   Yağın yakılması ile metabolik su açığa çıkar.
 
5.Kan Doku
Kan dokusu, kan hücreleri ve hücre ara maddesinden oluşur.Kan hücreleri ; alyuvar (eritrosit), akyuvar (lökosit) ve kan pulcuklarından (trombosit) oluşur. Ara maddesi plazmadır.
 
a.Plazma
Plazma kanın ara maddesidir.Plazma, madde taşınması ve geçişine yardım eden hafif bazik (pH=7.4) bir sıvıdır.Kanın % 55’ini kan plazması,% 45’ini ise kan hücreleri oluşturur.
Kan plazmasının % 90-92’si su,% 7-8’i protein,geri kalan ise inorganik maddelerden oluşur.Kan proteinleri albumin,globulin,fibrinojen,heparindir. Kanın pıhtılaşmasından(Serumda fibrinojen bulunmaz) sonra , hücrelerinden ayrılmış , açık sarı renkli sıvı kısma serum denir.Serumda amino asit,basit karbonhidratlar, lipit, vitamin, antikor,hormon,enzimler,madensel tuzlar,azotlu artıklar (üre,ürik asit), oksijen, karbondioksit ve azot bulunur.
 
b.Kan hücreleri
Alyuvarlar(Eritrositler)
*   Sağlıklı insanlarda ortalama olarak erkeklerde 1mm3 kanda 5 milyon, dişiler de ise 4,5 milyon kadar alyuvar bulunur.
*   Doğumdan önce karaciğer ve dalakta, daha sonra kırmızı kemik iliğinde üretilir.
*   Memelilerde olgunlaşırken çekirdeklerini kaybederler, diğer omurgalılarda çekirdeklidir. Çekirdeklerin kaybolması ile yüzey daha çok genişler.Bu nedenle daha fazla CO2 ve O2 taşıyabilir.
*   Yapılarında demirli bir protein olan hemoglobin bulunur.Hemoglobin demir mineralinden dolayı kana kırmızı renk verir.Alyuvar vücutta hemoglobin yardımı ile O2 ve CO2 taşır.
*   Yükseklere çıkıldıkça oksijen miktarına bağlı olarak sayıları artar. Proteinlerle birlikte kan ve vücut sıvısının asit baz dengesini kurar.
*   Bölünmez , yaklaşık ömrü 120 gündür.
*   Ömürleri biten alyuvarlar karaciğer ve dalakta parçalanır.
*   Kan plazmasının hareketiyle pasif olarak taşınır.
*   Memelilerin olgun alyuvarlarında çekirdek, mitokondri , endoplazmik retikulum ve ribozom yoktur.
 
 
 
 
 Akyuvarlar (Lökositler)
·        Vücudu hastalık yapıcı mikroplardan korur.Bazı çeşitleri mikropları fagositozla , bazıları da antikor ve antitoksin üreterek savunma yaparlar.
·        Ortalama olarak 1 mm3 kanda 6-10 bin (Kan hücrelerinin % 0,3’ü) arasında akyuvar bulunur.
·        Başta kemik iliği olmak üzere timüs, dalak ve lenf düğümlerinde meydana gelir.
·        Çekirdekli hücrelerdir.Amipsi hareket ederler.
·        Hemoglobin taşımadıklarından renksizdirler.
·        Dolaşımı katılan akyuvarlar bölünme yeteneklerini kaybederler.
·        Ömürleri 3-4 saat veya 3-4 gündür.
·        Kan sıvısı içinde aktif olarak hareket ederler.
·        İltihaplı durumlarda ve lösemide sayıları artar.
·        Akyuvarlar, sitoplazmalarında taneciklerin olup olmamasına göre granülü ve granülsüz diye ikiye ayrılır.
 
1.Granüllü akyuvarlar:Kırmızı kemik iliğinde yapılır.Çekirdekleri boğumlu , sitoplazmaları bir zarla çevrilmiş , granüllü yapılardır.Bazofil ,eozinofil ve nötrofil olmak üzere üç çeşittir.
a.Bazofil:Kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen heparin salgılar, histamin taşırlar.Yaralanmalarda yaranın kızarıp şişmesine , ağrı ve acının oluşmasına neden olurlar.
b.Eozinofil:Çekirdekleri iki parçalıdır.Parazit ve alerjik hastalıklarda sayıları artar.Bu hastalıklarla savaşırlar.
c.Nötrofil:Vücuda giren yabancı madde ve mikropları fagositozla yok ederler.
 
2.Granülsüz akyuvarlar:Lenf düğümlerinde , dalak ve timüs gibi lenf dokularında meydana gelir.Sitoplazmaları granülsüz ve homojendir.Yuvarlak ve tek çekirdeklidir.Lenfositler ve monositler olmak üzere iki çeşittir.
a.Lenfosit: Büyük ve yuvarlak çekirdekli ve az sitoplazmalıdır.Vücutta esas oluşum yerleri lenf düğümleridir.Sinir dokusu hariç her türlü dokuda bulunur.
T lenfositleri hücresel bağışıklıktan sorumludur.B lenfositleri antijenlere karşı antikor salgılayarak kandaki yabancı maddelere saldırır.Ağız ve burun yoluyla vücuda giren mikro organizmalar lenf düğümü olan bademcikler tarafından yok edilmeye çalışılır.
b.Monositler:Granülsüz ve en büyük akyuvardır.Oval veya fasulye şeklinde çekirdekleri vardır.Dokular arasında hızla hareket edebilen ve 100 kadar bakteriyi yutabilen makrofajlara dönüşür.Fagositoz yapar ve kılcal damarlardan doku aralarında geçebilir.Bu özellikleri ile ömürleri tükenmiş hücre ve dokuları parçalar. 
   Kan Pulcukları (Trombositler)
·        Kırmızı kemik iliğinde büyük çekirdekli hücrelerin (Mega karyosit) parçalanması ile oluşur.
·        Çekirdekleri yoktur, renksiz ve küçüktür.
·        1 mm3 kanda ortalama 300 bin trombosit bulunur.
·        Ömürleri en fazla 8 gündür.
·        Kanamalarda , kanın pıhtılaşmasını sağlayarak, kan kaybını önler.
·        Karaciğer ve dalakta makrofaj hücreleri ile fagositozla yok edilir.
c.Kan Grupları:   
İnsanlarda A, B,AB ve O olmak üzere dört çeşit kan grubu bulunur.Ayrıca M ve N grupları da bulunur.Kan grupları alyuvarda bulunan protein yapılarına göre belirlenir.Alyuvarlarda A proteini (anglotinojen=antijen) bulunduran kan A kan grubu , B proteini bulunduran kan B grubudur.Alyuvarlarında her iki proteini de bulunduran AB kan grubudur.O kan grubunun alyuvarlarında kan grubunu belirleyen protein yoktur.Kanın plazma bölümünde antikor(aglütinin) bulunur.
O kan grubunda hem A hem de B grubu alyuvarlarını çökerten anti-A ve anti-B antikoru vardır.AB grubunda ise antikor bulunmaz.
        Kan nakillerinde kan veren kişinin alyuvarlarındaki antijenine , alacak kişinin plazmasındaki antikoruna bakılır.Bu nedenle O kan grubunun plazmasında antikor bulunmadığı için genel verici, AB kan grubunun plazmasında antikor bulunmadığı için genel alıcıdır.
        Rh sistemi
Alyuvarlarında Rh antijeni bulunduran kan tipine Rh pozitif (Rh+) bulunmayan Rh negatif (Rh-) denir.
 
C.Kas Doku
*   Uzun silindirik ya da iğ şeklindeki hücrelerden oluşur.
*   Yenilenme yetenekleri çok azdır.
*   Kas dokusunu oluşturan hücrelerin zarlarına sarkolemma , sitoplazmalarına sarkoplazma denir.
*   Kas hücreleri mitokondri, endoplazmik retikulum ve sarkoplazma bakımından zengindir.
*   Sarkoplazma içinde kasılıp gevşeme özelliğindeki miyofibril denilen telcikler yer alır.Bu telcikler ise aktin ve miyozin denilen proteinlerden oluşur. Miyofibriller bir araya gelerek kas demetlerini oluşturur.
*   Kemiklerle birlikte hareket sistemini oluşturur.Vücudun şeklini korur ve vücudu desteklik sağlar.
*   Kaslar tüm uyarılara kasılma ve gevşeme şeklinde tepki gösterir.Bu özelliği ile hareket, dolaşım , boşaltım, sindirim , solunum, üreme gibi olayların gerçekleşme sağlanır.
*   Kaslar yapı ve çalışmalarına göre; düz kas , çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üçe ayrılır.




D.Sinir Doku
*   Sinir doku uyartıları alma , iletme ve gerekli cevapları verme özelliği olan hücrelerden yapılmıştır.
*   Sinir hücrelerine nöron denir.Nöronlar vücudumuzun dışından ve içinden gelen uyarıları merkezi sinir sistemine taşır, orada oluşan cevapları tepkime organlarına getirir.
*   Bir sinir hücresi , çekirdek ve sitoplazmadan oluşan büyük bir hücre gövdesi ile hücre gövdesinden çıkan çok sayıda uzantılardan oluşur.
Nöron gövdesinde golgi aygıtı , mitokondri,nisill tanecikleri ve nörofibriller bulunur.Nisill tanecikleri granüllü endoplazmik retikuluma benzeyen taneciklerdir.Bu taneciklerin sayısı sinir dinlendiğinde artar.Nörofibriller dendrit,akson ve hücre gövdesinde bulunan uyartıların iletimini sağlayan ince iplikçiklerdir.
Hücre gövdesinden tek veya daha fazla sayıda çıkan kısa ve dallanmış uzantılara dendrit denir.Dendritler sinir hücresine gelen bilgiyi alır ve hücre gövdesine iletir.Nöron gövdesinden uzun ve tek bir uzantı çıkar.Buna akson denir.
·        Aksonların üzerini ince bir zar örter.Ortasında ise yarı sıvı plazma bulunur.Beyin ve omurilikte bulunan nöronların aksonları miyelinlidir.Bu yapı uyarının daha hızlı taşınmasını sağlar.Otonom sinirler miyelinsizdir.
·        Miyelin kılıfı nöron çeşidine göre kesintiye uğrayarak ranvier boğumu yapar.Ranvier boğumlarında miyelin yoktur.İmpulslar buradan atlamalı olarak geçtiğinden hızı artırır.
·        Schwann kılıfı, schwann hücrelerinden oluşur.
·        Sinir dokuda ayrıca görevleri sinir hücrelerine destek olmak, onları beslemek ve koruyucu kılıflarını oluşturmak olan yardımcı olan hücreler (glialar) bulunur.
·        Sinir hücrelerine farklılaşma çok fazla olduğundan sentrozomları kaybolur.Bundan dolayı sinir hücreleri bölünerek çoğalamaz,yenilenemez Nöronların ömrü,bulunduğu canlının ömrü kadardır.
·        Sinir telindeki uyartının elektriksel ve kimyasal olarak dalgalar şeklindeki yayılmasına ‘sinir impulsu’ denir.
·        Nöronlarda taşınan bütün uyarıların yönü, hücre gövdesinden aksona doğrudur.Nöronlar uzantıları vasıtası ile bez hücrelerine ve kaslara bağlanır.
·        İki sinir hücresi birbiri ile doğrudan bağlanmaz.Bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendritinin yada gövdesinin karşı karşıya geldikleri yere sinaps denir.Sinaps bir boşluktur.İmpulslar bir sinir hücresinden diğer sinir hücresine sinapstan geçerek iletilir.Nöronlar iletimi sağlayan nörotransmitter madde salgılar.
·        Sinir hücreleri çalışırken çok fazla enerji harcarlar. Dinlenme halinde nöronların dış yüzü pozitif, iç yüzeyi negatif yüklüdür.Nöron uyarıldığında ise yükler yer değiştirir.İletim aktarıldığında ise yükler eski konumuna dönerler.Böylece yeni bir uyartının başlanması sağlanır.
Embriyonik evrede ektoderm tabakasından meydana gelir.

SİNİR SİSTEMİ
Çevredeki etkilerin alınması bu etkilere karşı tepki oluşturulması,özelleşmiş hücre doku yada organlar tarafından gerçekleştirilir.Denetleyici ve düzenleyici sistemleri , sinir sistemi , duyu organları ve endokrin sistem oluşturur.Sinir sistemi ve duyu organları ile değişen çevre koşullarına kısa südre tepki gösterilirken hormonlarla oluşan tepkiler uzun sürede gerçekleşir.Hormonal kontrol bitki ve hayvanlarda , sinirsel kontrol yalnız hayvanlarda vardır.
Canlıların dış ve iç çevrelerindeki değişikliklere karşı hazırlıklı tutup, tepki göstermesini sağlayan ve vücudun tüm faaliyetlerini düzenleyen sisteme sinir sistemi denir.
Organizmada tepki yaratacak iç (açlık,susuzluk) ve dış çevre (Isı,ışık, kimyasal maddeler vb) değişikliklere uyarı denir.
 
A.Bir hücrelilerde sinir sistemi
Bir hücrelilerde belirli bir sinir sistemi yoktur.Uyarılar,hücre yüzeyindeki protein yapısındaki almaçlarla alınır ve kamçı sil gibi tepkime organlarına iletilir.Terliksi hayvanlarda hareketi sağlayan sillerin altında bazal cisimcikler bulunur.Bu cisimcikler sinir telcikleri ile bir birine bağlıdır.Telciklerden biri koparsa bağlı olduğu silin hareketi bozulur.
B.Omurgasız Hayvanlarda sinir sistemi 
Süngerlerde,özelleşmiş sinir hücreleri yoktur,ancak uyartıya tepki gösterebilir.
Sölenterelerde, sinir ağı (diffus sinir sistemi bulunur) görülür.Sinir hücreleri birbirinin ucuna sinaps yapmadan değerek bir ağ oluşturur.Uyartılar canlının bütün vücudunun tepkisine yol açar.Hidra,medüz ve mercanlarda merkezi sinir sistemi yoktur.
Deniz anasında (medüz) sinir sistemi daha gelişmiştir.Sinir sitemi ışınsal bir simetriye sahiptir.Bu sisteme radyal (ışınsal) simetri denir.
Yassı solucanlarda ve toprak solucanlarında sinir sistemi ip merdiven şeklindedir.Bu canlılarda baş bölgesinde sinirler birleşerek beyin gangliyonu denilen sinir düğümünü oluşturur.Toprak solucanının her halkasında bir çift gangliyon bulunur.Baştaki büyük gangliyon merkezi sinir sistemini oluşturur.Halkalardaki gangliyonlardan çıkan sinirler ise çevresel sinir sistemini oluşturur.
Böceklerde sindirim sisteminin altında uzanan bir çift sinir kordonu uzanır. Sinir kordonundan çıkan yan sinirler böceğin vücut bölmeleri içine girer.
 
C.Omurgalı Hayvanlarda sinir sistemi
Omurgalılarda sinir kordonu sindirim kanalı üzerinde uzanan bir boru şeklindedir.Bütün omurgalı hayvanların sinir sistemi merkezi ve çevresel sinir sistemi olarak iki esas kısımdan meydana gelmiştir.Omurgalı hayvanlarda balıklardan memelilere doğru gelişen bir merkezi sinir sistemi görülür.
 
·        Balıklarda beyin yarım küreleri belirgin olarak ayrılmamıştır. Kurbağalar dan itibaren hayvanların çoğunda beyin daha büyük ve iki yarım küre halindedir. Kuşlarda beyin üçgeni başlar.Memelilerde nasırlı cisim bulunur.Ayrıca memelilerin beyin kıvrımları diğer canlıların beyin kıvrımlarından daha fazladır.
·         Balıklardan memelilere doğru gidildikçe beyincik gelişir.Omurgalılarda beyinciğin büyüklüğü, hareket yeteneği ile doğru orantılıdır.Beyincik balık ve kuşlarda büyük,sürüngenlerde daha küçüktür.
·        Kurbağalardan itibaren beyinle omurilik arasında açı başlar.Memelilerde beyinle omurilik arasındaki açı 90 derecedir.
·        İlkel canlılarda koku alma duyusu çok önemlidir.Buna bağlı olarak beyindeki koklama lobu çok gelişmiştir.Memelilere doğru gidildikçe koklama ve görme lobları küçülür.





        D.Sinir Hücresi ve Çeşitleri
Sinir dokuyu oluşturan en küçük yapıya sinir hücresi nöron denir.
Sinir hücreleri görevlerine göre üç bölümde incelenir.
1.Duyu Sinirleri (Getirici sinirler):Duyu reseptörlerinden aldığı uyartıları beyin, omurilik gibi merkezi sinir sistemi organlarına ileten sinirlerdir.
2.Motor Sinirler (Götürücü sinirler):Merkezi sinir sisteminden aldığı emirleri kaslara veya bezlere ileten sinirlerdir.
3.Ara sinirler (Bağlayıcı sinirler):Merkezi sinir sisteminde bulunur.Motor ve duyu sinirleri arasındaki bağlantıyı sağlayan sinirlerdir.
-Sinir hücreleri görünüşlerine göre üç çeşittir.
1.Tek kutuplu sinir hücresi:Sinir hücrelerinin gövdesinden tek bir uzantı çıkar.Omurgasız hayvanların motor nöronları tek kutupludur.
2.İki kutuplu sinir hücresi: Sinir hücrelerinin gövdesinden iki uzantı çıkar.Akson ile dendritler hücre gövdesinin karşılıklı kutuplarından çıkarlar.İki kutuplu sinir hücresi ağ tabaka,salyangoz ve koku soğancığında bulunur.
3.Çok kutuplu sinir hücresi:Sinir hücrelerinin gövdesinden çok sayıda uzantı çıkar.Çok kutuplu sinir hücrelerinden bir akson ile çok sayıda dendrit bulunur.
Bir nöronun aksonu diğer bir nöronun dendriti ile sinaps yaparak ilgili organlara ulaşır.Bir impulsun duyu almaçlarından itibaren izlediği yol :
Uyaran               Duyu (reseptörü)                İmpuls         Duyu nöronları
Merkezi sinir sistemi             Motor nöronları                     Tepkime organı (kas veya bez).
Duyuları alabilecek özel alıcı hücre reseptör hücreler denir.Organizma , uyartılar sonucu tepki gösterip bir hareket oluşturur.Organizmada uyartıları alarak faaliyet gösteren bu yapılara (iç salgı bezleri,iskelet kası vb.) efektör organ denir.
 
 
İmpulsun elektriksel taşınması şöyle olur;
*     Sinir hücresinin uyarılması için gereken minimum uyartı şiddetine eşik şiddet veya eşik değer denir.Nöronun eşik değerdeki uyartıya cevap vermesine aksiyon potansiyeli denir.Eğer sinir eşik değerinden daha şiddetli bir akımla uyarılırsa bile impulsun hızı ve etkisi değişmez.
Çünkü impulsların iletilmesi için gerekli olan enerji uyartıdan değil nöronun kendisinden sağlanır.
       Eşik değerin üzerindeki uyartıların şiddeti ,impuls sayısını artırır,ancak impulsun hız ve etkisini değiştirmez.Bu şekilde uyarılara cevap verememe yada verme tepkilerine ya hep ya hiç yasası denir.
 
*   Bir nöron dinlenme durumunda iken aksonun iç kısmında negatif (-) dış kısmında (+) elektrik yükü taşır.Bunun nedeni nöronun içi ve dışı arasında yük farkının olmasıdır.Çünkü yarı geçirgen olan hücre zarının sodyum ve potasyum iyonları geçirgenliği farklıdır.
     Nöronda , sodyum ve potasyum iyonları aktif taşınmayla karşılıklı olarak yer değiştirir.Nöron dinlenme halinde iken sodyum iyonu hücre zarında içte dışa, potasyum iyonunu ise dıştan içe doğru pompalanır.Böylece dinlenme durumun da ki nöronun dış ortamında sodyum, iç ortamında ise potasyum iyonları daha fazla bulunur.Bu elektriksel farka kutuplaşma polarizasyon denir.
·        Sinir hücresi uyarılınca, uyartının geçtiği bölgelerde sodyum ve potasyum iyonlarının geçişi ters yönde olur.Hücre içi pozitif yükle , hücre dışı ise negatif yükle yüklenir.Kutuplaşma bozulur.Buna depolarizasyon denir.
·        Hücre zarında sodyum iyonları dışa ,potasyum iyonları ise dıştan içe doğru aktif taşıma ile taşınır.Bu duruma repolarizasyon denir.Yeni bir nöronun iletilmesi için nöronun tekrar dinlenme durumuna geçmesi gerekir.
İmpulsun neden olduğu kimyasal değişmeler şunlardır.
·        Glikoz ve oksijen tüketimi hızlanır.
·        ATP harcanır.
·        Karbondioksit açığa çıkar.
·        Sıcaklık artışı olur.
 
 
Normal şartlarda bütün uyartılar sinir hücresi boyunca aynı hızla ve şiddetle ilerler.Bir kişinin zayıf ve kuvvetli uyarıları ayırt edebilmesi uyarılan nöron sayısına bağlıdır.Genellikle kuvvetli uyarılar daha çok sayıda nöronu harekete geçirir.Çok sayıda harekete geçen nöronlar ile beyinde daha güçlü uyarılar alınır.Nöronların sayısı, dizilişleri , nöronlar arasındaki bağlantılar tepkinin derecesinde önemlidirler.Bir sinapsı geçen impuls sayısı arttıkça oluşacak tepkinin derecesi de artar.  
 
Sinir telinde impuls sayısını artıran faktörler; uyartının şiddeti, uyartının frekansı ve uyartının süresidir.
 
Sinir telinde impulsun hızını artıran faktörler; ısı, sinir aksonlarının miyelinli ve miyelinsiz oluşu ve aksonların çapıdır.Bütün nöron çeşitlerinde iletilen impulsun özelliği aynıdır.
 
İmpuls bir nörondan başka bir nörona nasıl geçer ?
Bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendritinin karşılaştığı yere sinaps denir.Sinapslar uyartıların ilk değerlendirme ve kontrol yerleridir.Daima geçiş yönü aksondan dendirte doğrudur.
Aksonun ucunda bulunan sinaptik yumru içinde nörotransmitter madde taşıyan küçük kesecikler ile bol miktarda mitokondri bulunur.Nörotransmitter maddeler sinapslarda uyartının bir sinir hücresinden diğerine taşınmasını sağlar.
En önemli nörotransmitter maddeler asetilkolin, noradrenalin, dopamin, serotonin ve histamindir.
Uyartı sinaptik yumruya geldiğinde, kesecik içindeki nörotransmitter moleküller sinaps boşluğuna bırakılır.Bu moleküller birkaç saniye içerisinde sinaps boşluğundan geçerek diğer nöronun dentrit zarının yüzeyine gelir ve buradaki reseptör madde ile birleşir.Böylece diğer nöron zarının Na geçirgenliği artar.Na iyonlarının zardan girişi hızlanır zar depolarize olur.
Uyartının iskelet kasına ulaşması ile nörotansmitter madde salgılanır ve bu madde ile kas uyarılır.İmpuls iletimi bittikten sonra, sinaptik boşluklara boşaltı- lan nörotransmitter maddeler enzimler tarafından parçalanır.
Sinapslar, sinir sistemi içerisinde akmakta olan impulslara direnç gösteren yerlerdir.Her impuls komşu nörona iletilmez, burada seçici direnç ile karşıla- şırlar.Böylece vücudun diğer kısımları gereksiz uyarmalardan korunur.
Bir impuls ; aynı nöron üzerinde diğer bir impulsun etkisini ortadan kaldırırsa buna durdurucu impuls denir.Bunun tam tersi olarak bir impuls, diğer impulsun etkisini daha kuvvetlendirirse buna da kolaylaştırıcı impuls denir.Vücudun içinden ve dışından gelen bütün uyarıların hepsi merkezi sinir sisteminde toplanır.
        Sinir sistemi ve Endokrin sisteminin birlikte çalışması
Sinir hücreleri nörotransmitter maddeler salgılayarak uyartıyı sinapslar dan diğer bir sinir hücresine iletir ayrıca nörohormon denilen mesaj taşıyıcı maddeler salgılayarak fizyolojik faaliyetleri düzenlemeye de yardımcı olurlar. Ör: stres durumunda adrenalin hormonunun bir kısmı endokrin bezlerden salgılanırken, bir kısmı da sinirler tarafından meydana getilir.
 
F.İnsanda Sinir Sistemi 
İnsanda sinir sistemi, merkezi ve çevresel sinir sistemi olmak üzere iki bölümde incelenir.
1.Merkezi sinir sistemi
Merkezi sinir sistemi beyin ve omurilikten oluşur.
a.Beyin
Duyu, hareket ve zeka merkezi olan beyin sinir sisteminin milyarlarca nöron içeren önemli bir organıdır.Vücudun komuta merkezidir.Beynin vücuda oranı insanda en büyük değerine ulaşır.Fakat beynin üzerindeki kıvrımların çokluğu onun gelişmişliğini gösterir.Sinir sistemini oluşturan sinirlerin 2/3 kadarı beyinde bulunur.Beyin ağırlığı bakımından insan, balina ve filden sonra üçüncü gelir.Beyin beyin zarları denen üç katlı zarla örtülüdür.
Sert zar:Kafatası kemiğine yapışık,kalın,dayanıklı bir zardır.Beyni, kafatasına bağlar ve beyni dıştan gele darbelere karşı korur.
Örümceksi zar:Sert zarın altındadır.İnce bağ dokusu lifleriyle , sert zar ile zarın arasında örümcek ağı gibi uzanarak bu iki zarı birbirine bağlar.
İnce zar:En içteki zardır.Beynin bütün girinti ve çıkıntılarına kadar girerek beynin yüzeyine yapışmıştır.Bu zarda bulunan kan damarları , beynin beslenmesini ve solunumu gibi olaylarda sorumludur.
İnce zar ile örümceksi zar arasında beyin omurilik sıvısı (BOS) bulunur. Beyin omurilik sıvısının görevleri:
·        Beyni; vurma,çarpma gibi mekanik etkilere karşı korur.
·        Kan ve sinir hücreleri arasında madde alış verişini sağlar.
·        Merkezi sinir sisteminde iyon değişiminin dengede kalmasına yardım eder.
Beyin başlıca ön beyin, orta beyin ve arka beyin olmak üzere üç kısımda incelenir.
Ön beyin (Büyük beyin)
Beynin en büyük ve ön göze çarpan kısmıdır.Ön beyin;uç beyin ve ara beyin olmak üzere başlıca iki kısımdan oluşmuştur.Ön beyinden enine geçen bir kesit alındığında , dış kısmında boz madde, iç kısmında ak madde denilen iki kısım görülür.Boz maddeden meydana gelen kısma kabuk (Korteks) denir.Boz madde nöron gövdelerinden , ak madde ise akson demetlerinden oluşmuştur.Her yarım küre oldukça derin iki yarıkla rolando ve sylvius yarıkları ile enine bölünmüştür.
a.Uç beyin; Uzunlamasına derin bir orta yarıkla iki yarım küreye ayrılmıştır.Bunlara beyin yarım küreleri denir.Beyin yarım küreleri ortadan geçen iki köprü ile birbirine bağlıdır.Üst kısmındakine nasırlı cisim, alttaki bağlantıya da beyin üçgeni adı verilir.Beyin yarım kürelerini enine olarak ayıran yarığa rolando yarığı denir.
Beyin yarım kürelerinin kabuk kısmında (serabral korteks) duyu,hareket, anlama, yazma ve hatırlama merkezleri bulunur.
b.Ara beyin;Talamus, hipotalamus ve hipofiz bezinin arka bölgesini içine alır.
Talamus:Koku duyusu hariç bütün duyuların toplanma ve dağılma merkezidir.Duyular burada benlik kazanıp,sınıflandırıldıktan sonra beyin kabuğuna iletilir.Uyku halinde talamus ve beyin kabuğu işlev yapmaz.
 
Hipotalamus:İç organların ve dokuların otomatik kontrol merkezidir ve hipofizin çalışmasını kontrol eder.Salgılayıcı faktörler (RF) salgılayarak hipofizin çalışmasını kontrol eder.Ara beyin duvarı aşağıya doğru uzayarak hipofizi meydana getirir.Talamus ve hipotalamus bölgesi sinir ve endokrin sistemin karşılıklı etkileşimini sağlayan merkezdir.
Orta beyin:Beyincik, omurilik soğanı ve omurilik arasında bağlantı kuran sinir tellerinin geçit yeridir.Göz ve kulak reflekslerini kontrol eder.
Arka beyin:Beyincik ve omurilik soğanı kısımlarından oluşur.
Beyincik:Beynin arka alt kısmında ve omurilik soğanının üzerinde bulunur. Ak madde , boz madde içine dallanmalar yapar.Bu bir ağacı andırdığından Hayat ağacı adını alır.
Beyincik kas hareketleri arasındaki uyumu ve dengeyi sağlar. Beyincik vücudun duruşunu ve iskelet kaslarının kasılma derecesini düzenler.  
Omurilik soğanı:Son beyin olarak adlandırılır.Omurilik soğanı ,omurilik ve beyin arasındaki mesajların taşınmasında görevlidir.
Beyinden gelen sinirler omurilik soğanından çapraz yaparak geçerler. Örneğin, beynin sol tarafından çıkan sinirler , omurilik soğanında çapraz yaparak vücudun sağ tarafını kontrol ederler.
Omurilik soğanı vücut içerisindeki reflekslerin kontrolünde görevlidir. Omurilik soğanında solunum, sindirim, dolaşım, salgılama gibi yaşamsal olayların merkezleri vardır.     
 
b.Omurilik
Omurilik omurganın içinde omurilik soğanından başlayıp vücut boyunca uzanan ve ortasında yine boydan boya bir kanal içeren merkezi bir sinir sistemidir.
Boz madde ak madde içerisinde kanatları açık bir kelebek şeklinde görülür. Kanatların öne bakan uçlarına ön (ventral) boynuz (kök) , arkaya bakan uçlarına arka (dorsal) boynuz (kök) adı verilir.Arka boynuzlar duyu sinirleriyle , ön boynuzlar motor sinirleriyle bağlantılıdır.Arka ve ön boynuzlar arasında yer alan yan boynuzda ise otonom sinir sistemine ait sinirler bağlantı yapar.
Refleks merkezi olarak çalışır. Belirli bir uyarana karşı gösterilen otomatik tepkiye refleks denir.     
Refleksler iki çeşittir ;
a.Kalıtsal (şartsız) refleksler:Doğuştan getirilen reflekslerdir.Ör:diz kapağı refleksi, yeni doğan bebekte emme refleksi ,Sıçak bir cisimden elini hızla çekme refleksi.
b.Koşullu (şartlı) refleksler:Öğrenme sonucu oluşan reflekslerdir.İnsanda dans etme , örgü örme ,müzik aleti çalma.
İnsan ayağına çivi batmasıyla oluşan reflekste duyu, motor ve ara nöron olmak üzere üç nöron yer alır.Bu sisteme refleks yayı denir.Buradaki ara nöron, omurilik üzerindedir.Omurilik ayağın çekilmesi yolunda emir verir.Beyin refleks ile meydana gelen olayın ancak sonucundan haberdar olur.
2.Çevresel Sinir sistemi
Uyartıları alıp beyin ve omuriliğe götüren, oluşturulan tepkiyi doku, bez ve organlara götüren sinirlerin tümüne çevresel sinir sistemi denir.Çevresel sinir sistemi , sinir hücreleri , sinir lifleri ve gangliyonlardan oluşmuştur.Beyinden çıkan sinirler beyin sinirleri olarak adlandırılır.Bunlar, 12 çifttir.
Baş bölgesinden çıkan sinirlerin en önemlisi parasempatik sisteme ait olup 10. sinir olan vagustur. Vagus iç organların çalışmasını kontrol eder ve düzenler, otonom çalışır.
Omurilikten çıkan sinirler omurilik sinirleri olarak adlandırılır. Omurilikten 31 çift sinir çıkar.İnsanda en büyük omurilik sinir çifti , bacaklara giden siyatik sinirlerdir.Çevresel sinir sistemi görev işleyiş bakımından , somatik ve otonom sinir sistemi olarak iki bölüme ayrılır.
a.Somatik sinir sistemi
İsteğimiz ile yaptığımız davranışları bu sistem kontrol eder.Motor ve duyu nöronları içerir.Beyin kontrolünde olan koşma ,resim yapma şarkı söyleme, bilgisayar kullanma gibi faaliyetler bu sistem yardımı ile yürütülür.
b.Otonom sinir sistemi
Otonom sinir sistemi isteğimiz dışında çalışır.Bütün iç organlara sinirler gönderir.Sadece miyelinsiz motor nöronlarından oluşur.Otonom sinir sistemi , omurilik, omurilik soğanı ve hipotalamusta bulunan merkezlerce kontrol edilir. Otonom sinir sistemi birbirine zıt olarak çalışan sempatik ve parasempatik olarak iki bölümden oluşur.Her iç organa biri sempatik ,diğeri parasempetik olmak üzere bir çift bir çift sinir bağlanır.


     Sempatik sinir sistemi
Parasempatik sinir sistemi
Göz bebeğini büyütür.
Göz bebeğini küçültür.
Tükrük salgısını azaltır.
Artırır.
Kalp atışlarını hızlandırır.
Yavaşlatır.
Alveolleri genişletir.
Daraltır.
Mideni hareket ve salgılarını azaltır.
Artırır.
Karaciğerde glikojeni glikoza çevirir,safra salgısını azaltır.
Glikozu glikojene çevirir
Safra salgısını artırır.
Bağırsakta peristaltik hareketleri azaltır.
Artırır.
İdrar kesesini gevşetir,idrar atılamaz.
Keseyi daraltır.İdrar atılır.


G.Duyular
Yaşadığımız çevreyi algılamada insana yardımcı olan vücut kısımlarına duyu organları denir.Çevremizde olan değişiklikler almaç(Reseptör) denen sinir hücreleri ile alınır.
1.Tat ve koku
Tat duyusu
Dil, ağız boşluğuna hareket yeteneği sayesinde çiğneme,yutma ve konuşmaya yardımcı olur.Dil çizgili kastan yapılmış olan bir organ olup epitel doku ile örtülüdür.Dilin üzerindeki epitel hücreleri mitozla bölünerek reseptör hücrelerini , reseptör hücreleri de tat alma tomurcuklarını oluşturur.Bu tat alma tomurcukları dil üzerinde papilla denilen yapılarda bulunur.
İnsanda dört çeşit tat alıcı bulunmaktadır.Bunlar tuzlu ,tatlı,acı , ve ekşiye karşı duyarlıdır.Dilin orta kenarları tuzlu , uç kısmı tatlı, arka kısmı acı ve barka kenarları ise ekşi tatları ayırt eder.
Koku duyusu
Burnun içini epitel doku örter.Epitel dokuda koku alma hücreleri ve mukus salgılayan goblet hücreleri bulunur.Burunda hava hem temizlenir hem nemlenir. Her iki burun boşluğunun üstünde, koku reseptörlerinin bulunduğu sarı bölge bulunur.Birer sinir hücresi olan reseptörlerin genişlemiş dendritlerine koku çomakçıkları denir.Koku reseptörlerinin aksonları, kalbur kemiğini geçer ve üzerinde bulunan koku soğancığına girer.Koku veren maddeler mukus içerisinde çözünerek koku reseptörlerini uyarırlar.
Koku alma duyusu çabuk yorulur.Kuvvetli ve devamlı olarak aynı koku alınırsa alıcılar yorgun düşebilir.Bu koku hissedilmez olur.
2.Dokunma ve Dokunma ile ilgili duyular
Derimiz üst deri ve alt deri olmak üzere iki tabakadan oluşur.
a.Üst Deri (epidermis):Çok tabakalı yassı epitel dokusundan ibarettir.Bu hücreler içlerinde keratin birikmesinden ötürü ölüdürler.Üst derinin alt kısmında canlı olan malpighi tabakası bulunur.Burada deriye rengi veren melanin sentezlenir.
b.Alt Deri (dermis): Üst derinin altında yer alan canlı tabakadır.İnsan derisinde duyular mekanik reseptörler ile alınır.Sinir uçları alt derinin uç kısmına ve içine dağılmışlardır.Bunlara duyu cisimciği denir.Bunların içerisindeki hücreler dokunduğumuz cisimlerin sıcaklık ve soğukluk (krause ve ruffini cisiciği) sertlik ve yumuşaklık (meissner cisimciği ve merkel diskleri) basınç (pacini cisimciği) ve ağrı gibi etkileri alır.
Melanin vücudu güneşin zararlı etkilerinden korur.Güneşin etkisiyle deri altındaki bir kısım yağlar D vitamini haline dönerler.
 
3.Görme
Görmeyi sağlayan yapılar,ışık almaçları,göz merceği ve sinirlerdir. Koruyucu yapılar ise kaşlar,göz kapakları,kirpikler,göz yaşı bezleri, yağ bezleri ve kaslardır.
Gözün yapısında dıştan içe doğru üç tabaka bulunur.
a.Sert tabaka (sklera):Göz yuvarlağını en dıştan saran beyaz tabakadır. Sert tabakanın ön tarafı hafifçe ileriye doğru şişkin ve cam gibi saydamlaşmıştır. Işığı kıran bu kısma saydam tabaka (kornea) denir.
b.Damar tabaka (koroid):Sert tabakanın altında bulunur.Gözü besleyen kan damarları bakımından zengindir.
Damar tabaka , gözün ön tarafında düzelerek irisi yapar.İris gözün rengini verir.İrisin ortasında , ışığın girmesini sağlayan küçük bir delik vardır.Buna göz bebeği denir.Göz bebeği iristeki düz kaslar sayesinde bol ışıklı ortamlarda küçülür, karanlıkta büyür.
İris ve göz bebeğinin arakasında ince kenarlı bir mercek olan göz merceği bulunur.Mercek, göz bebeğinden giren ışınların kırılarak ağ tabakası üzerine düşmesini sağlar.Mercek, bu bağlar ve kaslar sayesinde kalınlaşır yada inceleşir. Böylece uzak yada yakındaki cisimlerin görme ayarı yapılır.Buna göz uyumu denir.
Gözde iki odacık bulunur.Saydam tabak ile iris arasındaki boşluğa ön oda, göz merceği ile iris arasındaki boşluğa arka oda denir.Mercekle ağ tabaka arasında kalan kısım, camsı cisim denilen berrak ve jelatinimsi bir madde ile doludur.
c.Ağ tabaka (retina):Göz yuvarlağının en içte bulunan tabakasıdır.Bu tabakada ışığı alan , ışık almaçları (fotoreseptörler) ve ağ gibi dağılmış sinirler bulunur.Işık almaçlarından siyah-beyaz renkleri algılayan hücreler çubuk şeklinde; renkleri algılayan hücreler ise koni şeklindedir.
Göz sinirlerinin gözden çıktığı bölgede almaç bulunmadığı ve görüntü oluşmadığı için buraya kör nokta (İki göz birlikte kullanılarak aşılır.)denir. Saydam tabaka ile göz merceğinden geçen eksenin, gözün arka bölümünde retinayı kestiği yerde çukur bir bölge vardır.Burada ağ tabaka daha incedir ve sarı benek adını alır.
Görme olayı
Işık ışınları saydam tabakada kırıldıktan sonra,göz bebeğinden içeri girerek merceğe gelir.Göz merceği ışığı bir kez daha kırar.Kırılan bu ışınların camsı cismi geçtikten sonra ağ tabaka üzerinde ters bir görüntü meydana getirir.Bu şekilde ağ tabakaya gelen ışınlar çomak ve koni hücrelerini uyarır.Bu hücreler ışığa bir tepki olarak, görme sinirleriyle beyne gönderilen uyartıları başlatır.
Üç tip renk konisinden bir veya ikisi bulunmaz ise yeşil ve kırmızı renkler tam ayrılamaz. Bu hastalığa renk körlüğü (daltonizm) denir.
Göz kusurları 
Miyopluk:Gözün önden arkaya olan çapının normalden uzun veya göz merceğinin normalden daha şişkin olmasıyla doğan bir kusurdur.Bu tip bozukluklarda görüntü ağ tabakanın önüne düşer.Bunun sonucu olarak uzaktaki cisimler iyi görünmez.Kalın kenarlı mercekler kullanmakla bu kusurlar düzeltilebilir.
 
Hipermetropluk:Gözün önden arkaya olan çapının normalden kısa veya mercek normalden daha ince olduğu zaman ortaya çıkar.Bu tip bozuklukta görüntü ar tabakasının arkasında oluşur.Uzağı gördükleri yakını göremezler. İnce kenarlı mercekler kullanmakla bu kusurlar giderilebilir.
Astigmatlık:Saydam tabaka ve göz merceği yüzeyinin kavislenmesinden ortaya çıkar.Böyle kişilerde gelen ışınlar bir noktada toplanamayacağından cismin görüntüsü bozuk ve bulanık olur.Görüntüyü netleştirmek için, düzensiz olarak sıkıştırılmış silindir mercekli gözlükler kullanır.
Presbitlik:Yalandıkça göz merceğinin esnekliği kaybolarak gözün uyum yapma yeteneği azalır.Bu gibi kişilerde ışık az kırılacağından görüntü retinanın arkasında oluşur.Böyle kişiler 40 cm’den yakını göremezler.İnce kenarlı mercekle düzeltilir.
Şaşılık:Göz yuvarlağını hareket ettiren kasların, normalden uzun yada kısa olmasından oluşur.Gözler farklı eksenlere bakar.Ameliyatla düzeltilir.
Göz tansiyonu:Gözde ön ve arka odanın içinde bulunan sıvının salgılanması ve boşaltılması arasında bir denge vardır.Bu denge bozulursa basınç artarak göz tansiyonu oluşur.
 
4.İşitme ve Denge
Kulak dış, orta ve iç kulak olmak üzere üç ana kısımda incelenir.
a.Dış kulak:Ses dalgalarını toplayıp orta kulağa iletmeye yarar.Kulak kepçesi,kulak yolu ve kulak zarı dış kulağı meydana gelir.
b.Orta kulak:Orta kulakta şekillerine göre adlandırılan çekiç,örs ve üzengi kemikleri bulunur.Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği ise , iç kulak başlangıcındaki oval pencereye bağlanır.Orta kulak ayrıca oval pencerenin alt kısmında yer alan yuvarlak pencere ile de ilişkilidir.Orta kulak östaki borusu denilen ince bir kanalla yutağa bağlanır.
c.İç kulak:Dışları kemik yapılı,içleri zar yapılı dolambaç ve torbalardan meydana gelmiştir.Oval penceresinin iç kulağa bakan tarafındaki iç kulak boşluğuna dalız denir.Dalız orta yerinden boğumlanarak üstte tulumcuk (utrikulus), altta kesecik (sakkulus) olarak adlandırılan torbaları oluşturur.
Tulumcuk yarım daire kanalları ile kesecik salyangoz ile birleşmiştir. Tulumcuk ve kesecik içinde otolit denilen küçük kristaller bulunur.Denge bozulursa bu kristaller kenarlardaki almaçlara dokunur ve uyartı oluşur.
İç kulağın bu kısmı vücudun dengesini sağlamakla görevlidir.
Dolambacın işitme ile ilgili kısmı kendi etrafında iki buçuk defa helezon şeklinde kıvrılmıştır.Bu kısma salyangoz (Kohlea) denir.Üst kanal (vestibular kanal) oval pencereye bağlıdır.İçi perilenf sıvısıyla doludur.
Orta kanal (kohlear kanal) içi endolenf sıvı ile dolu olan kısımdır.Asıl işitmeyi sağlayan korti organı bu kanalda yer alır.Alttaki kanal (timpanik kanal) ise yuvarlak pencereye bağlıdır.İçi perilenf sıvısı ile doludur.
 
 
İşitmenin olabilmesi için kulak kepçesi tarafından toplana ses dalgalarının kulak yolunu geçerek, kulak zarını titreştirmesi gerekmektedir.Kulak zarında oluşan titreşimler orta kulaktaki çekiç, örs ve üzengi kemiklerine yükseltilerek akatırılır.Üzengi kemiği bu titreşimleri oval pencere yoluyla perilenfe geçirir. Vestibular ve timpanik kanalda oluşan bu basınç , zarlar üzerindeki korti hücrelerini ve kohlear kanaldaki endolenfi titreştirir.Bu titreşimleri alan korti hücreleri impulsları beynin işitme merkezlerine ileterek ses olarak algılanmasını sağlar.

                                  HORMONLAR
Endokrin sistemi, endokrin bezlerden oluşmuştur.Bu bezler hormon adı verilen maddeler salgılayarak doğrudan kana verir.Belirli bir hormona tepki gösteren organa o hormonun hedef organı denir.Bazı hormonlar için bütün organlar hedef organdır.Ör:büyüme ve tiroksin hormonlarının hedef organları bütün vücut hücreleridir.
Bir hormonun hedef organının yüzeyinde veya içinde, bu hormonu tanıyan özel reseptör proteinler bulunur.Kimyasal yapılarına göre hormonlar üç grupta incelenir.
1.Steroid yapıda hormonlar:Testeron , progestreron , östrojen ve adrenal korteks hormonları bunlara örnektir.Steroid hormonları yağda çözünebilir. Reseptörleri hemen tümüyle sitoplazmada bulunur.
2.Amino asit yapıda hormonlar:Adrenal öz bölgesi hormonları ve tiroksin hormonu buna örnektir.Yağda çözünebilir.Tiroksin hormonun reseptörleri çekirdekte bulunur.
3.Protein-Peptid yapıda hormonlar:Hipofiz hormonları , parathormon, kalsitonin, insulin ve glukagon hormonları buna örnektir.Peptid hormonları genelde suda çözünürler.Reseptörleri hücre zarında bulnurlar.Protein yapıdakilerin mekanizması:
*   Hormon hedef hücrenin zarındaki özel reseptör ile bağlanır.
*   cAMP (Devirsel adenozin monofosfat) sentezi başlatılır.
*   cAMP sinirlerin veya hormonların mesajlarını sitoplazmaya taşır.
*   cAMP genlere ve enzimlere etki ederek biyokimyasal olayları başlatır veya hızlandırır.
Hormonların genel özelliklerine bakarsak :
·        Hormonların çoğu iç salgı bezleri ve bazıları sinir hücreleri tarafından salgılanır.
·        Hormonlar kanda eşik değerine ulaşınca etkili olurlar.Daha sonra ya böbreklerden süzülerek ya da parçalanarak etkisi kaybolur.
·        Hormonlar kanda , doku sıvılarında, sitoplazmada ve boşaltım sıvılarında (Ter,idrar) bulunabilir.
·        Hormonların kandaki miktarları yavaş azaldığından uzun süre etkili olurlar.
·        Hormonların salgılanması ve parçalanması enzimlerin yardımı ile olur.
·        Midedeki bazı hücrelerin salgıladığı gastrin hormonu ile on iki parmak bağırsağındaki bazı hücrelerin salgıladığı sekretin hormonu bez olmayan hücrelerinden salgılanır. 
 
A.Bitkisel Hormonlar
Bitkisel hormonlar bitkinin büyümesini, farklılaşmasını ve yaraların onarılmasını düzenleyen doğal organik maddelerdir.Bez yerine bitkinin belirli bir bölgesindeki hücreleri tarafından salgılanır.Başlıca bitkisel hormonlar oksin, sitokinin,giberelin, absisik asit ve etilendir.
Oksin
·        Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi etkileyen en önemli hormondur.
·        Gövde ucunda çok, kök ucunda az bulunur.Kök oluşumunu başlatırlar. Düşük miktardaki oksin kökteki uzamayı sağlar.
·        Gövde meristemi genç yapraklar ve meyve gibi gelişmekte olan dokularda sentezlenirler.
·        Bitkinin güneşe yönelmesini (fototropizma) ve yer çekimine yönelmesini (jeotropizma) sağlar.
·        Fazla salgılandığında büyümeyi durdurur.(inhibitör)
Giberellin
·        Apikal meristemde, embriyoda, meyve ve tohumda bulunur.
·        Tohumun çimlenmesini uyarır.
·        Bir çenekli bitkilerde yaprakların büyümesini ve yaprakların şeklini belirler.
Sitokinin
·        Uç meristemde , çimlenmiş tohumda , genç meyve ve yapraklarda bulunur.
·        Kloroplastın gelişmesini ve klorofil sentezini uyarır.
Etilen
·        Etilen gaz halinde bulunur.Bu özelliğinden dolayı sadece üretildiği bitkiyi, diğer bitkileri de etkiler.
·        Olgunlaşan meyve yapraklarda bulunur.
·        Yaprak dökülmesine neden olur.
·        Kök büyümesini engeller.
·        Çiçeklerde solmaya neden olur.Bitkinin yaşlanmasını denetler.
Absisik asit
·        Büyümeyi engeller.
·        Yaşlı dokular da bulunur.
·        Kloroplastlarda sentezlenir.
·        Su kaybını azaltmak için stomaların kapanmasını sağlar.

Gelişme fizyolojisine etkisi Oksin Gibberellin Sitokinin Absisik asit
Hücre uzaması + +   -
Hücre bölünmesi + + + -
Tohumun çimlenmesi   + + -
Tomurcuk açılımı   + + -
Yaprak ve meyvenin dökülmesi -     +
Yeni kök oluşumu +      
Yeni gövde oluşumu +   +  
Eşey tayini DİŞİ ERKEK    
Yaşlanma - - - +

 B.Hayvanlarda Hormonal Düzenleme
Özelleşmiş endokrin bezler sadece kan dolaşım sistemine sahip hayvanlar da bulunur.Omurgalı organizmaların hepsinde ve böceklerin, kabuklular, yumuşakçalar gibi omurgasız hayvanlarda endokrin bezler vücudun düzenli çalışmasında görev yapar.Sölenterler de ve halkalı solucanlarda hormon üreten, salgı yapabilen sinir hücreleridir.Eklem bacaklılar ve yumuşakçalar gibi hayvanlarda özel endokrin organlar bulunur.
Böceklerde larva evresinde juvenil hormon salgılanır.Bu hormon larvanın başkalaşım geçirmesini önler.
 
C.İnsanda Endokrin Bezler ve Hormonlar
İnsan endokrin sistemini oluşturan başlıca iç salgı bezleri;hipofiz bezi, tiroit ve paratiroit bezleri, böbrek üstü bezleri,Eşeysel bezler ve pankreastır

                            Hipofiz Berzi
Ön lob hormonları                 Ara lob hormonu                Arka lob hormonu
a.Somatotropin                    -Melonosit uyarıcı hormon -Oksitosin
(STH-Büyüme hormonu)      (MSH)                                   -Antidiüretik hormon
b.Tirotropin                                                                          (Vazopessin-ADH)
(TSH-Tiroid uyarıcı hormon)
c.Adrenokortikotropik hormonu (ACTH)
d.Folikül uyarıcı hormon (FSH)
e.Lüteinleştirici hormon (LH)
f.Lüteotropik hormon (LTH-Prolaktin)
                               
Tiroit Bezi   :          a.Tiroksin                   b.Tirokalsitonin(Kalsitonin)
Paratiroid Bezi   :       Parathormon (Paratirin,PTH)
                    
                                    Böbrek Üstü Bezleri
Kabuk bölgesinden                                              Öz bölgesinden   
a.Kortizol (Glukokortikoidler)                    a.Adrenalin (Epinefrin)
b.Aldosteron (Mineralokortikoidler)          b.Noradrenalin(Norepinefrin)
c.Adrenal Eşey hormonları
 
Eşeysel Bezler :   Östrojen   ,   Progesteron,   Testesteron
Pankreas          :    İnsulin     ,   glukagon
Epifiz                :    Melatonin            
Timus               :


1.Hipofiz Bezi
Beyinin ara tabanında hipotalamusa bir sap ile bağlı 0,5 g ağırlığında bir bezidir.Hipofiz hormonları, diğer endokrin bezlerin salgılarını denetler.Ona bu özelliğinden dolayı endokrin bezlerin hakimi veya efendisi denilmektedir.
Hipotalamusun salgılatıcı faktörleri (RF), kan yoluyla hipofize ulaşır.
Hipofiz bezi ön lob, ara lob ve arka lob olarak üç lobdan oluşur.
Ön lob hormonları
Hipofizin ön ve ara lobu epitel dokudan yapılmıştır.Sinirlere sahip değildir. Kendine kan ile ulaşan hormonlar ile uyarılır.Ön lobdan salgılanan hormonlar şunlardır:
a.Somatotropin (STH-Büyüme hormonu)
Kemik ve kasların büyümesini sağlar.Büyüme çağında fazla salgılanırsa devlik (Jigantizm), az salgılanırsa cücelik ortaya çıkar.Büyüme çağından sonra az salgılandığında el, ayak ve kafatası kemikleri orantısız olarak büyür.Bu anormalliğe akromegali denir.
b.Tirotropin (TSH-Tiroid uyarıcı hormon)
Tiroid bezinin gelişmesini , çalışmasını düzenler,Hipofiz bezinin vücuttan çıkarılması halinde tiroit bezi körelir.
c.Adrenokortikotropik Hormonu (ACTH)
Böbrek üstü bezinin kabuk (korteks) kısmını uyararak buradan hormonların salgılanmasını uyarır.
d.Folikül uyarıcı hormon (FSH)
Eşeysel bezlerin çalışmasını düzenler.Yumurtalıktaki foliküllerin oluşumunu sağlar.Testislerdeki seminifer tüpçüklerin gelişimini uyararak spermatogenezi başlatır.
e.Lüteinleştirici hormon (LH)
Eşeysel bezlerin çalışmasını düzenler.Folikül içinde olgunlaşan yumurtanın yumurta kanalına geçmesini(Ovulasyon) sağlar.Parçalanmış folikülden sarı cismin (Korpus luteum) oluşmasını ve progesteron ve östrojen salgılanmasını uyarır.Tetisler de seminifer tüpçükleri arasında yer alan hücrelerin testesteron (androjen) üretimini sağlar.
f.Lüteotropik hormon (LTH-Prolaktin)
Sarı cismin devamını bu da progesteron ve östrojen salgılanmasını devam ettirir.Doğumdan sonra süt bezlerinin gelişmesini ve süt salgılanmasını sağlar.
Ön loptan salgılanan folikül uyarıcı,lüteinleştirici ve lüteotropik hormonlarına gonadları (yumurtalık ve testis) etkilemelerinden dolayı gonado tropinler adı verilir.
Ara lob Hormonu
a.Melanosit uyarıcı hormon (MSH)
Bu hormon, insanda derinin renginin çevre şartlarını etkisi ile koyulaşmasın da rol oynar.
Arka Lob hormonları
Hipofizin arka lobu sinir dokudan yapılmıştır.Hipotalamus hücrelerinden oksitosin ve antidiüretik hormonları salgılanır.Bu hormonlar hipofizin arkla lobunda depolanır.
a.Oksitosin
Dişilerde döl yatağı (Uterus) kasına etki ederek, doğum sancısının başlamasını sağlar .Süt bezlerinden süt salgılanmasını sağlar.
b.Vasopressin (ADH-Antidiüretik hormon)
Düz kasların kasılmasının düzenler.Kasların büzülmesini sağlayarak, kan basıncının yükselmesine neden olur.Böbrek tüpçüklerinden suyun emilmesini düzenler.Eksikliğinde şekersiz diyabet (şekersiz şeker hastalığı) görülür.Hasta fazla miktarda su kaybeder.
        2.Tiroid ve Paratiroid Bezi
Tiroid boynun ön bölgesinde ,gırtlağın altında , soluk borusunun sağında ve solunda yer alan iki loblu bir bezdir.Bu bezden tiroksin ve kalsitonin hormonları salgılanır.
a.Tiroksin
Vücutta metabolizma hızını, oksijen kullanımını düzenler.Oksijen kullanımını artırır.Küçük yaşlarda az salgılanırsa kretenizm denilen cücelik ve zeka geriliğine neden olan hastalık oluşur.Ergin insanlarda az salgılanması miksodema denilen hastalığa neden olur. Bu durumdaki insanlarda metabolizma yavaşlar.
Ergin insanlarda fazla salgılanması halinde metabolizma hızı yükselir ve iç guatr oluşur.Böyle kişilerde kalp daha hızlı çalışır, vücut ısısı ve solunum hızı yükselir, gözler dışarıya doğru fırlar.
Tiroksin iyotlu bir hormondur.Eğer yeterli miktarda iyot alınmaz ise tiroksin salgısı azalır ve tiroid uyarıcı hormon fazla salgılanır.Bunun sonucunda tiroid bezi büyür ve boğazda büyük bir şişkinlik oluşur.Bu duruma basit guatr denir.
b.Tirokalsitonin (Kalsitonin)
Bu hormon kandaki kalsiyum ve fosfat seviyesini düşürücü etki yapar. Kandaki kalsiyum ve fosfatın kemiklere geçmesini düzenler.Az salgılanması halinde kemik doku zayıflar.
Paratiroid Bezi
Tiroid bezinin üzerinde ayrı ayrı bulunan dört küçük bezden oluşmuştur. Parathormon salgılar.
Parathormon (Paratirin, PTH)
Bu hormon kalsitonin ile birlikte kanda kalsiyum ve fosfat miktarını düzenler.Kalsiyumun kemikten kana geçişini, böbreklerden geri emilimini hızlandırır.Bağırsak villuslarından kalsiyumun emilimini artırır
İnsan vücudunda kalsiyum:
·        Kemiklerin oluşumunda görev alır.
·        Kasların kasılmasında görev alır.
·        Sinir uyartılarının taşınmasında görev alır.
·        Kanın pıhtılaşmasında görev alır.
·        Hücre zarında aktif taşıma olayında görev alır.
Parathormon fazla salgılanırsa kanda kalsiyum miktarı artar.Parathormon az salgılanırsa kalsiyum kemikte birikir, kemik sertleşir.Kaslar ağrılı kramplar yapar, el ve ayaklar bükülür.Sürekli titremeler oluşur.Bu duruma tetani hastalığı denir.
3.Böbrek Üstü Bezleri
Böbrek üstü bezleri (adrenal bezler), böbreklerin üst kısmına yapışmış sarımtırak renkli iki bezdir.Bezlerin böbrekler ile doğrudan ilişkisi yoktur.Bezin dış bölgesine kabuk ( korteks), iç bölgesine öz ( medulla) denir.
1.Adrenal korteks denilen kabuk bölgesinden salgılanan hormonlardan bazıları şunlardır.
a.Kortizol (Glukokortikoidler)
Bu hormon kan şekerini artırır.Karbonhidrat,yağ ve protein metabolizma- sını düzenler.Proteinlerin, yağların glikoza dönüşmesini sağlar.
Hipofizden salgılanan ACTH-salgılatıcı hormon(ACTH-RH), ön hipofiz bezini uyararak adrenokortikotropik hormonun (ACTH) salgılanmasının başlatır.
b.Aldosteron (Mineralokortikoidler)
Hücre ve hücre dışı sıvıların iyon derişimini düzenlemeye yardım eder. Böbrek sodyum ve klor iyonlarının geri emilimini, potasyumun atılımını sağlar. Fazla salgılanırsa kan basıncı yükselir, dokun sıvısı artar.
Adrenal korteks hormonlarının tümü az salgılanırsa Addison hastalığı meydana gelir.Daha çok aldosteron eksikliğine ait bozukluklardır.Kan basıncı düşer, doku sıvısı, azalır.
c.Adrenal Eşey Hormonları
Erkek ve dişinin böbrek üstü bezinin, kabuk bölgesinden salgılanır ve az da olsa erkek eşey hormonu görevi yaparlar.Dişilerde adrenal korteks fazla çalışırsa ses kalınlaşır,sakal çıkar, eşeysel organlar körelir ve erkeksi özellikler kazanmaya neden olur.
2.Böbrek üstü bezin öz bölgesinden salgılanan en önemli hormonlar adrenalin ve noradrenalindir.Bu hormonlar otonom sinir sisteminin sempatik sinirlerinden gelen uyarılar sonucunda salgılanırlar.
a.Adrenalin (Epinefrin)
Adrenalin hormonu sempatik sinirlerin faaliyetini artırır.Acil durumlarda kana verilen adrenalin, tüm vücudun metabolizma hızını yükseltir.Böyle durumlarda sempatik sinir sistemi ve adrenalin etkisi ile kas ve karaciğerdeki glikojen glikoza dönüşür.Kandaki şeker miktarı artar.Kan basıncı yükselir.Kalp atışları ve solunum hızlanır.Göz bebekleri büyür.Kan damarları genişler, deride ki kılcal damarların daralmasına neden olur.
b.Noradrenalin (Norepinefrin)
Noradrenalin hormonu , kılcal damarların kasılmasında etkili olur ve kan basıncını yükseltir.Kılcal damarları daraltır.
        4.Eşeysel Bezler
Erkeklerde testis (er bezi),kadınlarda yumurtalık (ovaryum) olarak bilinen eşey bezleri, bir çeşit karma bez olarak kabul edilir.Bu bezler ergenlik çağında hipofiz bezinin salgıları ile aktif duruma geçerler.
 
Yumurtalık ve testislerden ikincil eşey karakterlerin meydana gelmesinde etkili olan hormonlar salgılanır.Yumurtalıktan, östrojen ve progesteron hormonları salgılanır.Testislerden salgılanan eşeysel hormonlara genel olarak androjenler denir.Androjenler içerisinde en önemli olan testesterondur.
Östrojen, dişilerde eşeysel olgunlaşmayı düzenler.Progesteron ise yumurtalıktaki korpus luteum denilen özel bir doku tarafından üretilir.Östrojen ile birlikte ,ergin dişilerde döl yatağının gebeliğe hazırlanmasında etkilidir.
Tetesteron erkeklerde sakal ve bıyık çıkması, kılların dağılışı, ses kalınlığı, kemiklerin gelişmesi ve erkek tipi kaslı bir vücut yapısının ortaya çıkmasında etkili olur.Ayrıca testesteron sperm meydana getirilmesinde de görev alır.Ergenlik döneminde çok salgılanıp yoğunluğunun artışı vücut büyümesini engeller.
 
5.Pankreas
Midenin alt ve arka tarafında pembe renkli yaprak şeklinde karma bir bezdir.Dış salgı bezi olarak sindirim enzimleri (lipaz,amilaz,tripsinojen) salgılar ve on iki parmak bağırsağına boşaltır.
İç salgı bezi olarak langerhans adacıklarındaki beta hücrelerinin insulin, alfa hücrelerinin ise glukagon hormonlarını salgılar.Bu hormonlar kan şekerinin ayarlanmasında görev yaparlar.İnsulin kan şekerini azaltır.Glukagon ise kan şekerini azaltır.
Pankreas , kandaki glikozu normal düzeye indirmek için insulin hormonu salgılar.İnsulin hormonu etkisi ile glikozun, karaciğer ve vücut hücrelerine geçişi hızlanır.
Kandaki glikoz düzeyi normalin altına düşerse, pankreas dan glukagon homonu salgılanarak karaciğerdeki glikojenin glikoza yıkılması uyarılır.Böbrek üstü bezinden salgılanan adrenalin de glikojen yıkımını uyarır; yalnız bu hormon vücut stres altında olduğu zaman acil durumlarda salgılanır.Çünkü bu bez sempatik sinirler ile uyarılır.
Kandaki glikoz seviyesini artırmak sadece karaciğer glikojeninin yıkımından elde edilen glikoz ile olur.Kas dokudaki glikojen yıkımından elde edilen glikoz fosforlu olduğu için hücreden kana geçmez ve sadece hücre içinde kullanılır.
Pankreasdan yeterli insulin salgılanmaz ise glikoz, karaciğer ve vücut hücrelerine geçemez.Kandaki glikoz düzeyi artar.Glikozun fazlası idrarla dışarı atılır.Bu duruma şeker hastalığı (diabetis mellitus) denir.
6.Epifiz Bezi
Beyin yarım kürelerinin arasında mercimek büyüklüğün de bir bezdir. Melatonin epifiz bezinin bilinen tek hormonudur.Bu hormon yumurtalık işlevlerini denetler.Eşeysel organların yaklaşık dokuz yaşından evvel gelişmesini önler.
Östrojen
Endokrin
organ
Salgıladığı hormon Hedef doku Fizyolojik etkileri Kimyasal yapı
Hipofiz Ön lob
Somatotropin Tüm hücreler Kemik ve genel vücut büyümesini denetler.Protein sentezini ve yağların kullanımını arttırır.Kandaki şeker miktarını yükseltir. Protein
Hipofiz Ön lob
Tirotropin Tiroid bezi Tiroid bezinin büyümesini, hormonların sentezlenmesini ve salgılanmasını sağlar. Glikoprotein
Hipofiz Ön lob
ACTH
Adrenal
korteks
Böbrek üstü bezinin büyümesini ve korteks kısmından hormonların salgılanmasını uyarır. Polipeptid
Hipofiz Ön lob
FSH Gonadlar Yumurtalıktaki foliküllerin gelişmesini ve östrojen salgılanmasını etkiler.Testisler de tüplerin büyümesini uyarır.Spermin oluşumunu başlatır. Glikoprotein
Gonado tropinler
Lüteinleştirici Gonadlar Yumurtanın,yumurta kanalına bırakılmasını(Ovulasyon) sağlar.Kopus luteumun teşekkülünü östrojen ve progesteron salgılanmasını denetler.Spermin olgunlaşmasını sağlar. Glikoprotein
Gonado tropinler
Lüteotropik
(PROLAKTİN)
Meme bezleri Korpus luteumun östrojen ve progesteron salgılamasını sağlar.Süt salgılanmasını başlatır.Analık iç güdüsünün doğmasına neden olur. Protein
Ara Lob
Melanosit U.H (MSH) Deri hücresi Deriye koyu renk veren pigmentlerin dağılımını sağlar. Protein
Arka Lob Antidiüretik hormon Böbrek tüp hücreleri Böbreklerden suyun geri emilmesini ve kan damarlarının kasılmasını sağlar.
Pepdit
9 aminoasit
Arka Lob Oksitosin
Uterus,
Meme bezl
Süt salgılanmasını ve uterus(rahim) kaslarının kasılmasını sağlar.
Pepdit
9 aminoasit
Tiroid bezi Tiroksin Tüm hücreler Bazal metabolizma hızını artırır ve büyümeyi etkiler. İyotlu amino asit
Tiroid bezi Kalsitonin Kemik Kandaki kalsiyum seviyesini düşürücü etki yapar.
Polipepdit
32 aminoasit
Paratiroid Parathormon Kemik böbrekler Kandaki kalsiyum seviyesini yükseltici etki yapar.Böbreklerden kalsiyumun geri emilimini sağlar.
Polipepdit
34 aminoasit
Böbrek üstü bezleri kabuk
(Korteks)
Kortizol
(Glukokorti)
Tüm hücreler Protein ve yağların karbonhidratlara dönüşmesini sağlar. Steroid
Böbrek üstü bezleri kabuk
(Korteks)
Aldosteron
(Mineralokor)
Böbrek tüp hücreleri Hücreler arası sıvıda sodyum ve potasyum metabolizmasını düzenler Steroid
Böbrek üstü bezleri kabuk
(Korteks)
Gonado
kortikoidler
Bilinmiyor Gonadlar tarafından yapılan cinsiyet hormonların işleyişine yardım eder. Steroid
Öz Bölgesi
Adrenalin
(Epinefrin)
İskelet kası
Kalp kası
Kan damarları, Karaciğer,
Yağdoku
Solunum sistemi
Kas ve karaciğerdeki glikojen yıkımını artırarak kan şekerini yükseltir.Sempatik sinirleri etkileyerek kalp atışlarını hızlandırı
Aminoasit
Türevleri
Öz Bölgesi
Noradrenalin
İskelet kası
Kalp kası
Kan damarları, Karaciğer,
Yağdoku
Solunum sistemi
Damarları daraltır ve kan basıncını yükseltir.
Aminoasit
Türevleri
Pankreas İnsulin Tüm hücreler Kan şekerinin azalmasını sağlar. Kas ve diğer hücrelerde glikoz kullanımını artırır.Glikojen depolanmasını ve glikoz metabolizmasını artırır.
Polipepdit
     51
aminoasit
Pankreas Glukagon
Karaciğer
Yağdoku
Kan şekerinin yükselmesini sağlar.
Karaciğer glikojenini kan glikozuna çeviren mekanizmayı uyarır.
Polipepdit
    29
aminoasit
Eşeysel bezler
Yumurtalık
(Ovaryum)
Östrojen
Genel,
Uterus
Dişilerde ikincil eşey karakterlerin gelişmesini uyarır ve devamını sağlar. Steroid
Eşeysel bezler
Yumurtalık
(Ovaryum)
Progesteron Uterus Menstruasyon periyodu ve hamilelik boyunca döl yatağının (Uterus) gelişmesini etkiler. Steroid
Testis Testesteron Tüm hücreler Erkeklerde ikincil eşey karakterlerin gelişimini uyarır ve devamını sağlar. Steroid
Epifiz bezi Melatonin
Gonadlar
Pigmentli
hücreler
Yumurtalık faaliyetlerini inhibe eder.
Aminoasit
Türevleri
Timus bezi Timosin Akyuvar H Büyüme ve bağışıklıkta yardım eder.  

DESTEK VE HAREKET SİSTEMLERİ
Canlılarda kas ve iskelet sistemi desteklik görevinin yanı sıra hareketi de sağlar.Canlıların hareketini sinir sistemi ve endokrin sistemi düzenler ve denetler.
I.Bir Hücrelilerde Destek ve Hareket
Bazı bir hücrelilerde pelikula denen hücre zarını örten bir yapı vardır.Bazen pelikula yapısına kalsiyum ve silisyum minerallerinin girmesi ile bir kabuk oluşur.Bir hücreliler iki şekilde hareket ederler.
a.Pasif hareket:Bazı bir hücreliler içinde bulunduğu ortamın hareketi ile yer değiştirir ise pasif hareket yapmış olur.Bu hareket için enerji kullanmaz.
b.Aktif hareket:Bazı bir hücrelilerde hareket etmek yalancı ayaklar , siller ve kamçılar gelişmiştir.Canlı bunları kullanırken enerji harcar.
Bir hücrelilerde uyaranın yönüne bağlı olarak yapılan hareketlere taksi (göçüm) denir.Eğer hareket uyartıya doğru ise pozitif(+), uyartıya ters ise negatif(-) taksi şeklinde ifade edilir.
Kamçı hareketi:Öglena ve diğer kamçılılarda görülür.Öglena ışığa doğru hareket ederse pozitif fototaksi,ışık kaynağına zıt hareket ederse negatif fototaksi olarak adlandırılır.
Amipsi hareket:Amiplerde sitoplazmada bulunan kaslıma ve gevşeme yapabilen protein iplikçikler sayesinde yalancı ayaklar meydana gelir.
Sil hareketi:Terliksi hayvan gibi silli bir hücrelilerde görülür.Hücreyi örten pelikuladan çıkan siler titreşerek canlının hareketini sağlar.Sillerin uyarılması ve aynı yöne hareket etmesi silleri birbirine bağlayan sinir telcikleri ile olur.
 
II.Bitkilerde Destek ve hareket
Bütün bitkilerin hücrelerinde selüloz çeper, bitkiye şekil kazandırma ve desteklik görevini yapar.Basit yapılı bitkilerde sertliği ve dikliği turgor basıncı sağlar.Ayrıca çok yıllık bitkilerde desteklik görevini yapan pek doku (kollenkima) ve sert doku (sklerankima) bulunur.
Bitkilerde bir uyarı olduğu zaman durum değiştirme hareketi yaparlar.Buna irkilme denir.Bitkiler, tropizma ve nasti şeklinde durum değiştirme yaparlar.
a.Tropizma hareketleri:Bitkinin uyarının yönüne bağlı olarak gösterdiği hareketlerdir.Uyarının çeşidine göre başlıca tropizma hareketleri şunlardır.
1.Fototropizma:Bitkilerin ışığa yönelmesidir.Oksin hormonunun eşit dağılmaması fototropizmaya neden olur.Oksin hormonu ışık alan tarafta az , almayan tarafta çok bulunur.Oksin hormonun ışık almayan tarafta çok olması hücre bölünmesini ve büyümesini hızlandırır ve kıvrılarak güneşe dönmesine neden olur.
2.Geotropizma:Bitkinin yerçekimi etkisine karşı gösterdiği tropizm hareketidir.Bitki köklerinde pozitif geotropizma, gövdesinde ise negatif geotropizma görülür.
3.Kemotropizma:Bitkinin kimyasal maddelere doğru veya kimyasal maddelerden uzaklaşması şeklinde yönelme hareketidir.Ör; bitki köklerinin aşırı tuz bulunan ortamdan uzaklaşması.
4.Haptotropizma:Bitkilerin dokunmaya karşı verdiği tepkilerdir.Gövde uzarken bir desteğe rastlayacak olursa desteğe dayanan yerinin diğer taraftan daha az büyümesi sonucu desteği sarmaya başlar. Ör; asma, sarmaşık, fasulye gibi bitkilerin bulundukları dala sarılması.
5.Travmatropizma:Bitkilerde yaralanmalara bağlı olarak bir tepki görülür.Bitkinin kökü yaralanır ise o bölgeden bir çeşit hormon salgılanır.Kökte yara yönünün tersine doğru yönelme olur.Yara yıkanırsa hormon kaybolduğundan böyle bir tropizm görülmez.
6.Hidrotropizma:Bitkinin köklerinin suya yönelmesidir.Su yerçekimi yönünden başka bir yönde olursa bitki kökleri yer çekimine doğru değilde suya doğru yönelir.
b.Nasti hareketleri:Uyarının yönüne bağlı olmayan irkilme hareketleridir. Başlıca nasti hareketleri şunlardır.
1.Fotonasti:Işık etkisi ile görülen hareketlerdir.Ör; fasulyenin yaprakları gündüz kalkık, gece eğik durumdadır.Akşam sefası bitkisinin çiçekleri aydınlıkta kapanır,karanlıkta açılır.
2.Termonasti:Sıcaklık etkisi ile görülen hareketlerdir.Ör; lalenin 5-10 derecede kapalı iken, 15-20 derecede açık olması gibi.
3.Sismonasti:Bitkilerde dokunma ve sarsıntı etkisi ile görülen hareketlerdir Dokununca yapraklarını aşağıya sarkıtması gibi.
4.Kemonasti:Böcek kapan bitkilerin böcekleri yakalaması.
 
III.Omurgasız hayvanlarda Destek ve Hareket
İlkel omurgasızlarda vücut sıvıları ve kas sistemi destek ve hareket görevini görür.Gelişmiş omurgasızlarda destek ve hareketi iskelet sistemi sağlar.Bir çok omurgasız hayvan grubunda vücut sıvısı ve kan desteklik görevini görür.Buna hidrostatik iskelet denir.
Organizmada dış ve iç iskelet olmak üzere iki tip iskelet vardır.
a.Dış iskelet:Vücudu dış kısmından örten ve destekleyen iskelettir. Cansızdır.Dış iskeletin üzerinde hiçbir vücut örtüsü bulunmaz.Kaslar , iskeletin iç yüzeyine bağlanmıştır.
* Bir hücrelilerde kabuk,evcik,zırh ve kist gibi yapılar dış iskeleti meydana getirir.Bunlar kalsiyum, silisyum, magnezyum gibi inorganik maddelerin hücre zarına katılması ile oluşur.Ör; diatomeler.
* Salyangoz ve midye gibi yumuşakçaların kabukları da kalsiyum karbonat ile organik bileşiklerden meydana gelmiştir.
*   Eklembacaklılarda ise dış iskelet kitin denilen azotlu polisakkaritden yapılmıştır.
b.İç iskelet:Vücudun içinde bulunan iskelettir.Omurgasızlardan süngerler de , dersi dikenlilerde ve omurgalıların tümünde bulunur.
* Süngerlerde omurgasızların en ilkel hayvanıdır.Hücreleri içinde kalsiyum, karbonat ,silis veya spongin gibi organik bir maddeden oluşan küçük yapıda iğneler spikül bulunur.
*   Derisidikenlilerde iç iskelet birbirine eklemle bağlanan plakalardan oluşmuştur.Plakaların üzerinde dikenler ve kabartılar vardır.
* Yumuşakçalardan olan mürekkep balıklarının bazı gruplarında da kalsiyum karbonattan oluşmuş bir iç iskelet bulunur.
 
4.Omurgalı Hayvanlarda Destek ve Hareket
İç iskelet omurgalılar da çok iyi gelişmiştir.Bu iskelet embriyonun mezoderm tabakasından farklılaşarak meydana gelir.iç iskeletin en ilkel tipi, ilkel kordalılardan amfiyoksüsler de görülür.Bu canlılarda iskelet vücudun sırt tarafında uzanan bir iplik (notokord) şeklindedir.Köpek balıklarında iç iskelet kıkırdak dokudan oluşur.
5.İnsanda Destek ve Hareket
Hareketler kas, kemik ve eklemin birlikte çalışması ile gerçekleşir.İnsanda , destek ve hareket elemanı olan kemik doku iskelet adını alır.
A.İnsanda İskelet
İnsanda iskelet sistemi
·        Vücudun çatısını oluşturur.
·        Kas sistemi ile birlikte vücudun hareketini sağlar.
·        Kalp, beyin ve akciğer gibi iç organları korur.
·        Kaslara ve iç organlara tutunma yüzeyi oluşturur.
·        Vücudun ihtiyacı olan bazı temel mineralleri depo eder.
·        Kan hücreleri yapımında görev alır.  
Kemik Oluşumu
Kemikler bağ dokusundan ve kıkırdak dokusundan olmak üzere iki farklı şekilde gelişirler.
a.Bağ dokunun kemikleşmesiyle:Mezenşimal bağ dokudaki fibroblast ların sayısı artar ve osteoblast (Kemik yapan hücreler) haline geçer.Örtü kemiği dediğimiz, kafa tasının yassı kemikleri, yüz kemikleri, köprücük kemiğinin bir kısmı ve bıngıldak kemiği bu yola oluşur.
b.Kıkırdak dokunun kemikleşmesiyle:İskelet kemiklerinde çoğu hiyalin kıkırdağın yıkılıp yerine kemik dokunun geçmesiyle olur.Omurgalılarda üye kemikleri ve leğen kemiği bu şekilde meydana gelir.İskelet , anne karnında sekizinci haftaya kadar kıkırdaktır.Daha sonra kemikleşme başlar.
 
1.Kemik Yapısı ve Çeşitleri
İskeleti meydana getiren kemikler şekillerine göre uzun, yassı, kısa ve düzensiz şekilli kemikler olmak üzere dört grupta incelenir.
a.Uzun kemikler:Boyu eninden daha uzun kemiklerdir.İki uçtaki şişkin kısma baş, iki baş arasında kalan kısma gövde adı verilir.Uzun kemikten boyuna alınan kesitten en dışta periost denilen canlı kemik zarı bulunur.Bu zar kemiğin enine büyümesini ve onarılmasını sağlar.Uzun kemiğin baş kısmında, dışta ince bir tabaka şeklinde ve gövdenin tamamını meydana getiren sıkı kemik bulunur.Yine baş kısmında süngerimsi kemik dokusu da bulunur.Süngerimsi kemik dokusunun arasındaki boşlukları kırmızı kemik iliği doldurur.Kırmızı kemik iliğinde alyuvar ve akyuvar hücreleri üretilir.Uzun kemiğin en iç kısmında sarı ilik yer alır.Burada akyuvar hücreleri üretilir.Uzun kemiğin baş ile gövdesi arasında kemiğin boyca uzamasını sağlayan kıkırdak dokudan yapılmış bir tabaka bulunur.Bu tabaka bir süre kemiğin boyca uzamasını sağlar ve daha sonra kemikleşir.Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir.
b.Yassı kemikler:Genişliği fazla olan kemiklerdir. Göğüs, kafatası, kürek, kalça ve kaburga kemiklerinde görülür.Yassı kemikleri en dıştan periost örter. Periostun altında sıkı kemik ve bunun ortasında da süngerimsi kemik dokusu yer alır.Yassı kemiklerde sarı kemik iliği yoktur.
c.Kısa kemikler:El ve ayak bileklerinde görülür.Bunların eni,boyu ve kalınlıkları hemen hemen birbirine eşittir.Bunlar yapı bakımından yassı kemiklere benzerler.
d.Düzensiz şekilli kemikler:Değişik şekillerde olan ve genellikle diğer birkaç kemikle bağlantı kuran kemiklerdir.Omurlar ve bazı yüz kemiklerinde görülür.
İnsan iskeleti yaklaşık 207 kemikten oluşmuştur.İskelet baş, gövde ve üyeler iskeleti olmak üzere üç kısımda incelenir.



                               Vücudumuzda iskelet 
Baş (22)                            Gövde (65)                       Üyeler (120)
Kafatası (8)                    Omurga (33)                        Kollar (60)
Yüz (14)                         Göğüs kemiği (1)                Bacaklar (60)
                                       Kaburga (24)
                                       Omuz kemeri (4)
                                       Kalça kemiği (3)
1.Baş iskeleti
Baş iskeleti kafatası ve yüz iskeletinden oluşur.Kafatası , beyni çevreleyen yassı kafatası kemiklerden oluşmuştur.Kafatası iskeleti alın (1),yan kafa (2), şakak (2),art kafa (1),temel (1), kalbur kemiği (1) olmak üzere sekiz kemikten oluşmuştur.
Yüz iskeleti tırnaksı (2), elmacık (2), burun (2), sapan (1), boynuzcuk (2), üst çene (2), damak (2) ve alt çene (1) olmak üzere 14 kemikten oluşmuştur.
2.Gövde iskeleti
Omurga (33), kaburga kemikleri (24), göğüs kemiği (1), omuz kemeri (4) ve kalça kemiği (3) olmak üzere 65 kemikten oluşur.
Omurga,boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan 33 omurun üst üste gelerek,hafif S şeklinde oluşturduğu bir yapıdır.
Her omur genel olarak iki yan çıkıntı, bir dikensi çıkıntı, omur gövdesi, omur deliği, omur yayları ve eklem çıkıntılarından oluşur.Omurga omuriliği korur ve vücudun dik durmasına sağlar, kaburga ve iç organların bağlanma yerlerini oluşturur.
Omurga; boyun,sırt, bel,sağrı ve kuyruk sokumu olmak üzere beş bölüme ayrılır.
Boyun bölgesi; yedi omurdan meydana gelmiştir.Birinci omura atlas kemiği denir.Kafatası bu kemiğin üzerine oturur.İkinci omura eksen kemiği denir.Eksendeki bir çıkıntı atlas içine girmiştir.
Sırt bölgesi; 12 omurdan oluşmuştur.Bel bölgesi; 5 omurdan oluşur.Sağrı beş, kuyruk sokumu dört omurdan oluşmuştur.Bu omurlar birleşerek tek kemik halini almıştır.
Göğüs kemiği,göğüs bölgesinde 16-18 santimetre uzunlukta üstü geniş alt ucu sivri bir kemiktir.Omurga ve kaburgalar göğüs kemiği ile birleşerek göğüs kafesini meydana getirmiştir.
Kaburga kemikleri, on iki çifttir.İlk yedi çifti kıkırdak uçları ile göğüs kemiğine doğrudan bağlanır.8,9 ve 10 uncu kaburga kemikleri birbirleriyle birleşerek kıkırdak uçları ile yedinci kaburgaya bağlanır.Son iki kaburga kemiğinin ön uçları serbesttir.Bunlara yüzücü kaburgalar denir.
Omuz kemerleri, önde iki köprücük, arkada iki kürek kemiğinden meydana gelir.
Kalça kemeri ,kalça, oturga ve çatı kemiği olmak üzere üç kemikten oluşur.
3.Üyeler İskeleti
Üyeler iskeleti kol ve bacak kemiklerinden oluşur.Kol kemiklerinin gövde ile bağlandığı yere omuz kemeri , bacakların bağlandığı yere kalça kemeri denir.
Kollar;pazu kemiği (1), ön kol (1),dirsek (1), el bilek (8), el tarak (5) ve el parmak (14) olmak üzere her biri 30 kemikten oluşur.
Bacak kemikleri; uyluk (1), diz kapağı (1), baldır (1), kaval (1), ayak bilek (7), ayak tarak (5) ve ayak parmak (14) olmak üzere 30 kemikten oluşur.
4.Eklem Yapısı ve Çeşitleri
İki kemiğin birbirine bağlandığı yere eklem denir.İnsan iskeletinde eklemler; oynamaz, az oynar ve oynar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Oynamaz (Hareketsiz) eklemler:Kafatası kemiklerinde görülür.Kemikler birbirine testere dişi gibi dişlere iyice birleşmiş olduğundan hareket etmezler.Eklem sıvısı yoktur.
Az oynar (az hareketli) eklemler:Hareketleri sınırlı olan eklemlerdir.Eklem sıvısı azdır.Omurların eklemleri , kaburgaların göğüs kemiği ile yaptığı eklemler bu tiptir.Omurların arasında elastik, kıkırdaktan yapılmış yastıklar (diskler) vardır.Disklerin kaynamasıyla bel fıtığı denen omurga rahatsızlıkları meydana gelir.
Oynar (Hareketli) eklemler:Tam hareketli eklemlerdir.Omuzda ,kalçada dizde, el ve ayak bileklerinde görülür.
İki kemiğin arasında sinovial boşluk vardır.Bu boşluğun iç yüzeyini sinovial zar sarar.Sinoviyal zar, kan ve lenf damarlarından sinovial sıvıyı (eklem sıvısı) süzmeye yarar.Bu sıvı eklemlerin kaygan olmasını sağlar.
 
B.İnsanda Kas
İnsanda iskelet kası,düz kas ve kalp kası olmak üzere üç çeşit kas bulunur. Kaslar, canlı organizmada hareket sistemini meydana getiren yapılardandır.En önemli özelliği uzayıp kısalma ve kasılı kalabilme özelliğidir.Kas tabakası embriyonun mezoderm tabakasından gelişir.Kaslar beyin ve omurilikten gelen sinir uyarıları ile uyarılarak kasılma durumuna geçerler.Sonlanma noktalarına Motor uç plakası denir.
Vücudun en uzun motor siniri olan siyatik sinir 650 tane bacak kas hücresini uyarabilir.Kasın uyarılabilmesi için belirli bir şiddet düzeyinde uyartı olmalıdır.Kasın kasılmasını sağlayan en küçük uyarı şiddetine eşik şiddeti denir.Kas , eşik şiddetinden daha düşük değerdeki uyarılara tepki göstermezken, eşik şiddetinden daha yüksek değerlerdeki uyarılara da aynı şiddetle tepki gösterir.Bu olaya ‘Ya hep ya hiç yasası’ denir.
Uyarılan bir kasın kasılıp gevşemesi dört evrede gerçekleşir.
1.Gizli evre:Kasın uyarılması ile kasılmaya başlaması arasında geçen süredir.
2.Kasılma evresi:Kasın en fazla kasıldığı evredir.
3.Gevşeme evresi:Kasın, gevşeyerek tekrar başlangıç durumuna geldiği evredir.
4.Dinlenme evresi:Kasın, bir kasılma gevşemeyi tamamladıktan sonra yeniden uyarılmasına kadar geçen evredir.
Sık uyartı alan kasların en fazla kasılmasına Fizyolojik tetanoz denir.Canlı baygın olmadığı sürece kaslar tamamen gevşemiş değildir.Kasları böyle hafifçe kaslı haline tonus denir.Bu da beyinciğin denetimiyle sağlanır.
Genel olarak ölümden altı saat sonra kaslar katılaşır.Buna ölü katılığı denir.Kasların katılaşması ölüm esnasında kas iplikleri arasında kalan asitlerin , kasların birleşiminde bulunan miyozini pıhtılaştırmasından ileri gelir.
Tetani,kasların gevşemesini sağlayan kalsiyum tuzlarının eksikliğinden ileri gelen , ellerde, parmaklarda devamlı ve ağrılı kasılmalara yol açan bir hastalıktır.
Vücudumuzdaki iskelet kasları somatik sinir sistemi, düz kaslar ve kalp kasları otonom sinir sistemi tarafından uyarılır. 
Çizgili kasın yapısında kas demeti,kas telleri, telcikler ve iplikler (aktin ve miyozin) bulunur.
Mikroskopta bantlı bir yapı gösterirler.Işığı az kıran kısımları açık renkli görülür.Bu bölgelere izotrop bölge ya da I bantı;ışığı çift kıran kısımlarına da Anizotrop bölge ya da A bantı denir.I bantı, daima ortada Z şeridi denen bir proteinle iki eşit kısma ayrılmıştır.İki Z şeridi arasına sarkomer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir.
Kas liflerine kasılma yeteneği veren ve onların büyük bir kısmını oluşturan en küçük birimlerine telcikler(miyofibriller) denir.Bunlardan kalın ve kısa olanlarına miyozin, ince ve uzun olanlarına aktin iplikleri denir.Her ikiside protein yapısındadır.Bu ikisinin oluşturduğu birlikteliğe de aktomiyozin denir.A bandının ortasında açık renkli bir bant daha görülür.Z bandından daha geniş olan bu banda H bandı denir.Telciklerdeki miyozin ipliklerinin oluşturduğu kısım koyu renkli olan A bandını oluşturur.Miyozin iplikleri komşu I bandına geçemezler.Aktin iplikleri I bantlarını meydana getirir ve kısmen iki taraftaki A bantlarının içerisine girerler.A bantlarının uç kısımlarında iyozin ve aktin iplikleri bulunurken, H bandını sadece miyozin iplikler oluşturur.Aktin ipliklerin I bandının ortasındaki birleştikleri yere Z çizgisi denir.Aktin ve miyozin ipliklerin bir telcik içerisinde düzenli sıralanması kas hücrelerine çizgili bir görünüş verir.
Kayan iplikler hipotezi kasılmayı açıklayan bir hipotezdir.Bu hipoteze göre kasılma ,aktin ipliklerinin miyozin içerisine kaymasıyla gerçekleşir.Bu olay iki elin parmaklarının birbiri içine girme hareketine benzetilebilir.Kasılma sırasında A bandının boyu değişmez.I bandı kısalır.H bandı görünmez olur.Böylece miyozin ipliklerinin uçlarının I bandına veya iki Z çizgisinin birbirine yaklaşması ile ipliklerin boyları kısalır.Kasın gevşemesi ise bu olayların tersidir.Karşılıklı aktin iplikleri birbirinden ayırır.Z çizgileri uzaklaşır.I bandı uzar.H bandı ortaya çıkar.Bol miktarda ATP harcanır.
Kas Kasılmasının Kimyasal işleyişi      
Sinir uçlarının kas hücreleri üzerinde sonlandığı noktalara motor uç plak demiştik.Motor uç plağı sinir teli ile kas teli arasında oluşmuş bir çeşit sinapstır.Sinaptik kesecikler vardır.Bunlar asetilkolin taşırlar.Asetilkolin, sinaps boşluğuna dökülür ve sarkolemmaya difüzyon eder.Başlatılan bu uyartı kas hücrelerinin endoplazmik retikulumda depo edilmiş bulunan kalsiyum iyonlarının aktin ve miyozin ipliklerinin içlerine doğru yayılmasına sebep olur.Bu değişimlerle kasılma olayı başlar.
Kaymanın sağlanabilmesi için öncelikli ATP enerjisi gereklidir.Kalsiyum iyonlarının varlığında miyozin üzerinde bulunan ATPaz enzimi aktif hale geçerek ATP’yi hidrolize eder ve sonuçta ADP ile enerji açığa çıkar.Açığa çıkan bu enerji kasılmada kullanılır.
ATP+Aktomiyozin                    ADP+P+Enerji+Aktomiyozin
Enerjinin küçük bir bölümü ise kalsiyum iyonlarının eski yerine geri dönmesinde kullanılır.
Kasların hızlı çalışması sırasında kasta depolanmış ATP,gerekli enerji ancak yarım saniye kadar süre ile karşılayabilir.Bu durumda ATP’yi yeniden yapmak için kullanılabilecek birinci enerji kaynağı kreatin fosfat denilen moleküldür.Bunda da ATP’de olduğu gibi bir yüksek enerjili fosfat bağı bulunur.Bu bağ koparılarak açığa çıkan enerji sayesinde ADP’ye bir fosfat eklenir ve böylece ATP yeniden yapılmış olur.
Kreatin fosfat+ADP                       Kreatın+ATP
Hem kreatin fosfatı,Hem de ATP’yi yeniden yapmak için kullanılabilecek diğer bir enerji kaynağı besin maddeleridir.
Enerji kaynağı olan başlıca besin maddeleri karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir.Oksijenli solunumda parçalanmasıyla enerjinin büyük bir kısmı açığa çıkar.Yeni ATP’ler yapılır.Çok hızlı çalışan kasta , oksijen yetersizliği meydana gelir.Bu durumda kaslar oksijensiz solunum yaparak enerji elde etme yolunu kullanırlar.Kastaki glikojen glikoza , glikoz da glikoliz ile ATP’ye dönüştürülür.
Kaslarda laktik asit birikmesi ile kas yoğunluğu olur.Laktik asidin bir kısmı pirüvik aside dönüştürülür ve mitokondrilere girer.Geri kalan laktik asit ise tekrar glikoza kadar sentezlenerek karaciğerde depolanır.
Kasların kasılması sırasında glikojen,oksijen,kreatin fosfat ve ATP azalırBuna karşılık aynı anda Karbondioksit,laktik asit,ADP ve inorganik fosfat artar.  
 
C.Kas-İskelet ilişkisi
İskelet kasları kemiklere sıkı bir bağ dokusu ile bağlanırlar.Bunlara kas kirişi veya tendon  denir.İki kemik birbirine ligament denilen bağlarla bağlanır. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar.Yani kaslardan birinin kasılması diğerinin gevşemesine sebep olabilir.Böyle kaslara antagonist kaslar denir.Karın ve sırt kasları ise aynı anda kasılıp gevşeyerek çalışır.Bu kaslara sinerjit kaslar denir.
 
D vitamini, kemiklerde kalsiyum ve fosfatın birikimini sağlar.Eksikliğinde çocuklarda raşitizm yetişkinlerde ise osteomalazi denen kemik hastalığını yapar.Bu durumda kemik yumuşak kalır.
Mineral eksikliği olarak bilinen osteoproz, kemik kütlesinde kayba neden olur.
Kramp kasılan kasın gevşemeden kasılı kalmasıdır.Romatizma, özellikle ko0l ve bacak eklemlerinde görülen iltihaplanmadır.

HOŞGELDİNİZ


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
BİYOLOJİ ARŞİV SİTESİ- BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ MURAT SARI