DERS NOTLARI-2 (GENEL)

Right Click to Save Logo
İNORGANİK MADDELER


CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ

İNORGANİK BİLEŞİKLER
  • Su
  • Asit
  • Baz
  • Tuz
  • Mineraller
ORGANİK BİLEŞİKLER
  • Vitaminler
  • Enzimler
  • Yağlar
  • Proteinler
  • Karbonhidratla
  • Nükleik asitler
İNORGANİK BİLEŞİKLER:Canlıların kendi vücudunda üretemeyip dışardan hazır olarak aldıkları bileşiklere denir

A. Su: Ortalama bir insan vücudunda %65-70 oranında su bulunmaktadır. Su bitkilerin de bu % 95’e kadar çıkmaktadır
Özellikleri
1.Sindirime yardımcı olur
2.Vücut ısısının dengede tutulmasını sağlar
3.Vücuttaki Zaralı maddelerin dışarıya atılmasının sağlar
4.Suyun akışkan özelliğinden dolayı moleküllerin bir yerden başka bir yere taşınmasını sağlar.

B. Mineraller:Hücreleri karbonhidrat, yağ ve protein gibi organik bileşikler ile vücuda alınan inorganik tuzlardır.
Özellikleri:
1.Mineraller enzimlerin yapısına katılarak katalizör görevi yapar.
Katalizör:Kimyasal tepkimelere girerek tepkimenin daha kısa sürede ve daha az kullanılmasını sağlayan proteinden oluşmuş kısımdır.
2.Eksikliklerinde bir takım rahatsızlıklar ortaya çıkar.
Ca eksikliğinde ›Çocuklarda kemik erimesi yaşlılarda raşitizm.
P eksikliğinde› kemiklerde ve dişlerde yumuşama.
Fe eksikliğinde› anemi
iyot eksikliğinde ›guatr.
3.Mineraller kanın ozmotik basıncının dengede tutulmasını sağlar.
4.Kas kasılmasında sinirsel uyartıların iletilmesinde görev alır.
5.İyon konsantrasyonunu sağlar.




KARBONHİDRAT

MONOSAKKARİTLER
¦Hücre zarından geçerler
¦Hidrolize uğramazlar
¦Kan ve doku sıvısında bulunurlar
¦Karbonhidratların yapıtaşlarıdır
¦Fotosentezin ilk ürünleridir
¦Hücrede depolanmazlar
¦Riboz ve deoksiriboz nukleik asitlerin yapısına katılırlar
¦Suda çözünürler
¦Protein ve yağlarla bileşik oluşturabilirler
¦Enerji verici olarak kullanılırlar
¦Yapılarında glikozit bağı bulunmaz
¦Benedikt çözeltisiyle ısıtılırsa kiremit kırmızısı renk verirler
Örn:Glikoz,Galaktoz,Fruktoz,Mannoz,Ksiloz,Arabinoz
DİSAKKARİTLER
¦Hücre zarından geçemezler
¦Sindirim enzimlerinden etkilenirler
¦Bitki ve memelilerde depolanabilir-memelilerde laktoz bitkilerde sukroz
¦Suda çözünürler
¦Kanda bulunmazlar.Sütte bulunurlar
¦Yapısında glikozit bağı vardır
Örn:Maltoz,Laktoz,Sukroz
Glikoz + Glikoz ----------Mal toz + Su
Glikoz + Früktoz ----------Sukroz + Su
Glikoz + Galaktoz ----------Laktoz + Su
POLİSAKKARİTLER
¦Hücre zarından geçemezler
¦(n)kadar glikozun birleşmesinden oluşurlar.
¦Sindirim enzimleriyle hidrolize edilirler.
¦(n-1)kadar su harcanır.
¦Kanda bulunmazlar.
¦Hayvanlarda ve bakterilerde glikojen bitkilerde nişasta olarak depolanır
¦Selüloz bitkilerde çeper maddesi olarak kullanılır.
¦Bitki ve hayvanlarda sentezlenebilir.
¦Selüloz bazı tek hücreliler hariç diğer canlılar tarafından sindirilemez.
Çeşitleri
1- Nişasta: Lügolle mavi renk verir.
2- Glikojen : lügolle kahve rengi verirler.
3- Selüloz: lügolle boyanmazlar.
4- Pektin
5- Kitin
Polisakkaritlerin Genel Özellileri

Nişasta
¦N kadar glikozun dehidrasyon undan oluşur.
¦Olayda n-1 kadar H2O oluşur.
¦Olayda n-1 kadar glikoz bağı kurulur.
¦Bitkilerde depo karbonhidrattır.
¦Suda çözünmez.
¦Hücre zarından geçemez.
¦Sentezleri hücre içinde olur.
¦Hidrolizlerinde n-1 kadar su harcanır.
¦Hidrolizleri hücre içinde ve hücre dışında olabilir.
¦Lu gol ile mavi , mor rengi verir.
¦Amilaz enzimi ile maltoz a yıkılırlar.
¦Kanda görülmez.
Selüloz
¦n kadar glikoz dehidrasyonu ile birleşmesinden oluşur.
¦Olayda n-1 kadar ters glikoz bağı oluşur.
¦Olayda n-1 kadar H2O açığa çıkar.
¦Sentezleri hücre içinde gerçekleşir.
¦Hayvanlarda bazı bakteriler ve birkaç omurgasız hariç hidroliz enzimleri bulunmaz.
¦Bitkilerde yapı karbonhidrattır. Hücre çeperini oluşturur.
¦Suda çözünmezler.
¦Lugol ile boyanmazlar.
Glikojen
¦N kadar glikozun dehidrasyon ile birlaşmesinden oluşur.
¦Olayda n-1 kadar H2O açığa çıkar.
¦Olayda n-1 kadar glikozit bağı kurulur.
¦Sentezleri karaciğer ve çizgili kas hücrelerin de gerçekleşir.
¦Hayvansal depo karbonhidrattır.
¦Suda çözünür.
¦Hücre zarından geçemez.
¦Sentezleri Hücre içinde gerçekleşir.
¦Hidrolizinde n-1 kadar su harcanır. Olay hücre içinde ve hücre dışında gerçekleşebilir.
¦Lugol ile kahverengi rengini verir.
¦Kanda görülmez.

Görevleri
¦Canlılarda enerji verici madde olarak kullanılır.
¦Bitki , mantar ve bazı bakterilerin hücre çeperi esas maddesini oluşturur.
¦Hücre zarlarında protein ve yağlarla bileşikler oluşturarak tanımlayıcı ve tanıyıcı maddeler olarak görev yaparlar.
¦DNA , RNA , ATP , FAD , NAD gibi önemli organik maddelerin yapılarına katılırlar.

YAĞLAR


Özellikleri
  • Suda erimezler.
  • Eter , alkol , aseton gibi organik çözücülerde erirler.
  • C ve O oranından fazla olduğundan enerji verimide fazladır.
  • Hücre zarından geçemezler.
  • 1 mol gliserol 3 mol yağ asidin dehidrasyon ile birleşmesinden oluşur.
  • Sentezlerinde 3 ester bağı kurulur.
  • Sentezlerinde 3 mol H2O açığa çıkar.
  • 3 mol H2O ile hidrolize edilirler.
  • Yağların hidrolizi lipaz ile gerçekleşir.
  • Sudan III ile kırmızı renk verirler.
  • Bitki ve hayvan hücrelerinde depolanabilirler.
  • Hücre zarlarının esas yapısını oluştururlar.
Çeşitleri
  • Nötral yağlar : Depo ve enerji verici olarak görev alır.
  • Fosfolipid : Hücre zarının temel maddesidir.
  • Glikolipit : Hücre zarı ve sinir hücrelerinde bulunur.
  • Steroidler : Vit-D , bazı hormonlar , safra tuzları , kolesterol , eterik yağ , kauçuk vb.. maddelerin oluşumunu gerçekleştirerek canlılar düzenleyici görev alırlar.
  • Kolesterol:Hayvanlarda hücre zarında ve derinin yapısında bulunur.Diğer steroid lerin oluşumunda rol alır.
Görevleri
  • Enerji kaynağı olarak kullanılırlar.
  • Hücre zarı yapısına katılırlar.
  • Bazı hormonların yapısını oluştururlar.
  • A,D,E,K vitaminlerinin emilimini sağlarlar.
  • Isı kaybını önlerler.
  • Organ ve vücudu mekanik etkilerden korur.
  • Göç eden ve kış uykusuna yatan canlıların besin ve su (metabolik su ) kaynağıdır.

PROTEİNLER


Özellikleri
  • N(Aminoasit)’in dehidrasyonu ile birleşmeleri ile oluşur.
  • Yapımında en az 1 çeşit aminoasit bulunur.
  • Yapımında en çok 20 çeşit aminoasit bulunur.
  • Sentezlerinde n-1 kadar H2O açığa çıkar.
  • Hücrede ribozom larda sentezlenir.
  • Hücrelerde kullanılan karakter çeşidi kadar protein bulunur.
  • Hidrolizinde n-1 kadar H2O açığa çıkar.
  • Yapısında n-1 kadar peptid bağı bulunur.
  • Globülar (küresel) proteinler enzimler ve hormonlar suda çözünür. Lifli proteinler hücre zarı kes ve derideki yapısal proteinler suda çözünmez.
  • Biuret çözeltisi ile mor renk , nitrik asit ile sari renk verirler.
  • Hücre zarından geçemezler.
  • Kan ve doku sıvısında bulunurlar.
  • Her canlının proteini kendine özgüdür. Ancak canlılarda kullanılan ortak proteinlerde vardır. ÖRN : Solunum enzimleri
  • Benzer proteinlerde amino asitlerin sayısı , dizilişi , sırası ve tekrarlanışı aynıdır. Farklı proteinlerde farklıdır.
  • Yapısında peptid , hidrojen bağı ve disülfit bağları vardır.
Amino Asitler
  • Suda çözünürler.
  • Hücre zarından geçerler.
  • Sindirim enzimlerinden etkilenmezler.
  • Bütün amino asitlerde değişen sadece radikal gruptur.
  • A.asitlerin amino grubu asit, karboksil grubu baz özelliktedir. Bu nedenle 7-Kuvvetli asitler karşısında baz, kuvvetli bazlar karşısında asit gibi davranır.
  • Kanda ve doku sıvısında bulunurlar.
  • Peptid bağları :A.asitlarin amino grubu ile karboksil grupları arasında kurulur.
Molekül er yapıları:

Proteinlerde çeşitlilik
  • Amino asit sayısı.
  • Amino asitlerin çeşidi .
  • Amino asitlerin dizilişi.
  • Amino asitlerin tekrarlanışı.
  • Amino asitlerin birbirlerine oranı.
Denaturasyon
Proteinler DNA’daki kalıtsal şifreye göre sentezlenir. Bu şifre proteinin amino asitlerinin sayısı , sıralanışı dizilişi ve tekrarlanışını belirler. Amino asitlerin birinin sayısı sırası değişirse farklı proteinler ortaya çıkar. Kalıtsal bilgideki değişmeler proteinlerde değişmeye yol açar.Proteinlerin ilk sentezlendiklerinde sahip oldukları primer yapı fonksiyonel değildir.Primer yapıdan oluşan zayıf hidrojen bağları ve disülfit ile protein boyut kazanarak fonksiyonel olan sekonder , tersiyer ve kuaterner yapılar oluşur.Zayıf hidrojen bağlarının yüksek ısı , asit , yüksek basınç gibi etkilerle bozulmasına dolayısı ile fonksiyonun kaybedilmesine neden olur. Bu yapının bozulması olayına denaturasyon adı verilir.

Görevleri
  • Yapısal görevi : Hücre zarı , organel , kas hücrelerinde aktin miyozin flamentleri gibi yapıları oluşturur.
  • Enzim görevi : Biyokimyasal reaksiyonları katalizler.
  • Taşıma görevi : Hemoglobin vücutta O2 ve CO taşır.
  • Tanıma görevi : Hücre zarındaki özel proteinler moleküllerin tanınıp hücreye alınmasında rol oynar.
  • Hormonal görev : Hormonların yapısını oluşturarak vücutta yaşamsal olayların düzenlenmesinde rol oynar.
  • Savunma görevi : Antikorlar halinde vücudun savunmasında rol alır.
  • Enerji kaynağı : Gereksinim duyulduğunda enerji kaynağı olarakta kullanılır.
  • Osmotik basıncın korunmasında : Kanda bulunan proteinler kan ile doku sıvısı arasında osmotik basıncın ayarlanmasını sağlayarak madde alış verişinde rol oynar.
  • Dokularda fonksiyonel yapı olarak : Kaslarda aktin ve miyozin , bağ dokusunda fibroblastların oluşturduğu lifler , sinir dokusunda nöronlar.
  • Akseptör olarak : Klorofil ve ışık akseptörleri .
  • Koruma : Yılan zehiri gibi.
ENZİMLER

Canlılarda Hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlar dış ortamdaki reaksiyonlara göre
  • Daha hızlı
  • Düşük ısıda
  • Dar PH derecesinde gerçekleşir.
Hücredeki biyokimyasal reaksiyonların gerçekleşmesini sağlayan biyolojik katalizör olan enzimlerdir.
Enzimlerin görevleri
  1. Reaksiyon hızının canlı için yeterli olması
  2. Reaksiyonun başlaması için gerekli aktivasyon enerjisinin düşürülmesi
  3. Reaksiyon oluşurken açığa çıkan enerjinin canlıya zarar vermeyecek düzeyde tutulması
Enzim çeşitleri
Basit enzimler : Sadece proteinden oluşmuş enzimler . ÖRN: Bütün sindirim enzimleri , üreaz
Bileşik enzimler : Protein olan esas kısım ve protein olmayan organik veya inorganik yardımcı kısımlardan meydana gelir.
Protein kısım : Apoenzim
Yardımcı kısım :
Organik ise koenzim(vitaminler)
İnorganik ise kofaktör(Ca,K,Na) Apoenzimle koenzim (kofaktör) ‘in oluşturduğu yapıya holo enzim denir.
ENZİMLERİN ÖZELLİKLERİ
  • Her enzim özel bir substratı etkiler.
  • Substratın yüzey artışı enzim etkinliğini artırır.
  • Her enzim özel bir kofaktör (koenzim) le çalışır.
  • Bir kofaktör (koenzim) birden çok enzimin yardımcı kısmı olabilir.
  • Her hücre kendi enzimini kendi üretir.
  • Her hücrede kimyasal reaksiyon çeşidi kadar enzim çeşidi vardır.
  • Enzimler reaksiyonları hızlandırırlar veya yavaşlatırlar.
  • Enzimler tepkimeden değişmeden çıkarlar. (harcanmazlar) ve tekrar tekrar kullanılırlar.
  • Enzimler hücre dışında da etkendirler.
  • Enzimler protein yapıdadırlar. Proteinlerin yapısını bozan her şey (PH, Isı vb.) enzimin yapısını da bozar.
  • Enzimatik reaksiyonlar çift yönlüdür.
  • Enzimler belirli bir PH değerinde aktifleşirler. ÖRN: Pepsin , PH=2 , Tripsin PH=8,5
  • Her enzim bir gen tarafından kontrol edilir.
  • Enzimler tek veya takımlar halinde çalışırlar.
  • Bazı enzimler inaktif olarak üretilir. Aktivatörlerle aktif hale getirilir.
HCL
ÖRN : Pepsinojen -------------- Pepsin
  • Bazı maddeler (metal iyonları ve zehirler) enzimlerin aktif bölgeleri ile birleşip onları etkisiz hale getirir.
  • Birleşik enzimlerde substratı tanıyan protein kısmıdır. Bağlanma ve etkinlik ise kofaktör (koenzim) ile gerçekleşir.
ENZİMATİK REAKSİYONLARI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
ISI
Düşük Isı : Kinetik enerji azalır. Reaksiyon yavaşlar.Dönüşümlüdür.
Yüksek Isı : Enzimlerin protein olan yapısını bozar.Dönüşümsüzdür.
PH
Asitler ve bazlar enzimlerin hızını yavaşlatır. Enzimlerin en etkin olduğu PH değeri 7 dir
  • Enzimin yapısını bozarlar.
  • Substratın yapısını bozarlar.
  • Enzim koenzimin (kofaktör) ayrışmasına neden olurlar.
  • Enzimle substrat arasına girerek birleşmeye engel olurlar
  • Ancak bazı enzimler farklı PH derecesinde aktif olurlar.
ÖRN : Pepsin ------------- PH = 2
Tripsin --------------PH = 8,5 gibi
ENZİM MİKTARI
Belli oranda substrat bulunan ortama enzim ilave edildikçe reaksiyon hızlanır ve en hızlı noktada substrat bitince reaksiyon durur.
SUBSTRAT MİKTARI
Enzim miktarı sabit tutulup substrat miktarı arttırıldıkça reaksiyon hızlanır. Enzimlerin doygunluk anından sonra belirli hızla devam eder ve biter.
SUBSTRAT YÜZEYİ
Enzimler substrata dış yüzeyden etki ederler yüzey arttıkça enzim etkinliği artar.
Not: Enzim miktarıda artarsa
AKTİVATÖR VE İNTİBİTÖR
AktivatörlerVitamin,hormon,safra tuzu vb)
İnhibitörlerAğır iyonlar,toksinler,zehir vb)

DNA



Nucleik asitlerin hücre hayatı için önemi
A-Oswgld Avery’nin yaptığı çalışmalar ve sonuçları
  • Kapsülsüz pneumococlar farelerde hastalık oluşturmaz.
  • Kapsüllü pneumococlar farelerde hasalık oluşturur.
  • Kapsüllü pneumococlar ısıtılıp öldürülürse hastalık oluşturmaz.
  • Isıtılıp öldürülmüş kapsüllü pneumococlarla canlı kapsülsüz pneumococlar birlikte farelerde hastalık oluşturur.
  • Ölmüş kapsüllü pneumococların özütü ile canlı kapsülsüz pneumococlar birlikte farelerde hastalık oluşur.
Açıklama: 5. çalışma sonunda ölen farelerin kanında kapsüllü pneumococlara rastlanması öldürülen kapsüllü pneumococların özütündeki
DNA’ların kapsülsüz pneumococlara geçerek onları kalıtsal değişime uğratmış ve kapsül oluşturup hastalık meydana getirmelerine neden olmuştur.
Sonuç:DNA Kalıtsal karerkterlerin oluşumunu belirler

B-Bakteriofajlar üzerine yapılan çalışmalar:
Not:
Virüsler; yönetici molekül (DNA veya RNA) ve protein kılıftan oluşmuş canlılardır.Sitoplazma , organel ve enzim sistemleri yoktur. Obligat endoparazitler dir. Canlılıklarını, konukçu hücre içinde özel üreme gerçekleştirerek gösterirler.
Bakteriofaj ın hayat devri:
  • Virüs bakteri hücresi zarına tutunur ve protein kılıfta bulunan proteinler ile tanımlanır.
  • Bakteri zarıdan virüs DNA’sı bakteri sitoplazmasına enjekte edilir. Protein kılıf dışarıda kalır.
  • Virüs DNA’sı bakteri sitoplazmasında kendini eşleyerek sayısının artırır.
  • Transkripsiyon ve translasyondan oluşan proteinler kılıflar oluşarak yeni virüsler meydana gelir.
  • Bakteri hücresi parçalanır virüsler etrafa yayılarak yeni hücreleri enfekte ederler.

Açıklama:Virüsten bakteri sitoplazmasına giren sadece DNA’dır. Bakteri sitoplazmasında Virüs DNA’sı hem kendini eşler hem de virüse özgü olan protein kılıfların oluşumunu sağlar.
Sonuç: a) DNA uygun koşullarda kendine benzer yeni DNA’ların oluşumunu sağlar.
b) DNA özgün karakterlerin oluşumunu sağlayan proteinlerin sentezlenmesini sağlar
DNA’nın Moleküler yapısı

1-Fiziksel yapı: Wilkins; X-ışınım kırınım deseninden DNA molekülünün çift zincirli ve sarmal yapıda olduğunu belirtmiştir.
2-Kimyasal özellikleri: Chargaf DNA’nın hidrolizi sonunda molekülün ;Adenin,Timin,Guanin , Sitozin nucleotidlerden oluştuğu ve bunlar arasında değişmez oranların bulunduğunu belirtmiştir.
Buna göre: a) A=T b)G=C c)A+G=T+C
3-Molekül modeli: Watson ve Crick DNA molekülümün fiziksel ve kimyasal özelliklerinden faydalanarak molekül modeli öne sürmüşlerdir.
Modele göre:
  • DNA molekülü çift zincirden oluşmuştur.
  • İki zincir zayıf hidrojen bağları ile bir arada tutulurlar.
  • İki zincirde karşılıklı olarak A-T ve G-C bulunur.
  • Adenin ile Timin arasında ikili Guanın ile Sitozinin arasında ise üçlü zayıf hidrojen bağları bulunur.
  • Molekül ip merdivene benzer. Basamakları organik bazlardan bağlantıları ise deoksiriboz ve fosforik asitlerden meydana gelir.
  • İki zincir birbirine ters olarak bulunur.
  • Molekül sarmal yapıdadır.
DNA’nın kendini eşlemesi

Meselson ve sthal bakterilerde yaptığı çalışmalarda DNA molekülünün kendini yarı korunumlu olarak eşlediğini belirtmişler ve Watson-Crick molekül modeli geniş geçerlilik kazanmıştır.
Çalışmalar:
1-Bakteriler N15 içeren ortamda ard arda üretilerek DNA’larının N15 içermesi sağlanmış. Ağır azot (N15) içeren bakterilerin DNA’sı normal azot (N14) içeren DNA’lara göre %1 oranında artmıştır.
Normal azotlarla ağır azotlar ultrasantrufüje tabii tutulurlarsa ağır azot içeren DNA’lar deney tüpünde daha altlarda bantlaşma meydana getirirler.
2-Ağır azotlu DNA’lara sahip bakteriler normal azotlu ortamda bir kez mitozla çoğaldıktan sonra oluşan yeni bakterilerin DNA’ları analiz edildiğinde bantlaşmanın normal DNA ile ağır DNA moleküllerinin arasında görülür. Bu DNA’ların melezdir. Zincirlerinden biri ağır azot içerirken diğerinin normal azot içerdiği görülür.
3-Melez DNA içeren bakteriler normal azot içeren ortamda bir kez daha mitozla üretilip DNA’ları incelendiğinde bakterilerden %50 sinin melez DNA, %50 sinin ise normal azot içeren DNA taşıdığı görülür.

Normal azotlu ortamda ağır azot içeren DNA’ların kendini yarı korunumlu eşlemesi.

1.mitoz bölünme ile %100 melez DNA’lar oluşur
2.mitozda %50 melez %50 normal DNA’lar meydana gelir
3.Mitozda %75 normal % 25 melez DNA lar meydana gelir.

DNA molekülünün kendini eşlemesi ile ilgili bağıntılar

a)Her mitoz bölünmede DNA miktarı 2n kadar artar. (n=Bölünme sayısı)
Örnek: 3 bölünme sonucu 23 = 8 DNA molekülü meydana gelir.( Bir DNA molekülünde iki DNA zinciri vardır. 3 bölünme sonunda toplam 16 DNA zinciri oluşur.). 2n . 2 = Bölünmeler sonunda oluşan DNA zincir sayısıdır.3 bölünme sonunda oluşan toplam DNA zinciri = 2 3 . 2 =16 bulunur.
b)Farklı Besi ortam ortamlarında mitoz geçiren hücreden oluşacak yeni hücrelerdeki hibrid DNA molekülü sayısı bölünme sayısı ne olursa olsun her zaman 2 dir.
(Hibrid=)Melez DNA sayısı = Farklı besi ortamında bölünmeye başlayan hücre sayısı . 2 bağıntısı ile bulunur.
Örnek1: Bir hücreden 3 bölünme sonunda oluşacak melez DNA sayısı nedir:
Yanıt 2 dir
Örnek1: Bir hücreden 5 bölünme sonunda oluşacak melez DNA sayısı
nedir: Yanıt 2 dir
Örnek1: 5 hücreden 3 bölünme sonunda oluşacak melez DNA sayısı nedir:
Yanıt 2.5=10 bulunur
Soru: Ağır azot içeren 2 bakterinin normal azot içeren ortamda 3 kez mitoz geçirdiği varsayılırsa .
1-Oluşan DNA moleküllerinde melez sayısı nedir?
2-Oluşan DNA moleküllerinde Melez/Normal= ve Normal/Toplam DNA = oranları nedir.
Yanıt: 1-Melez DNA sayısı bir hücre için 2 iki hücre için 2.2= 4 bulunur.
2-Bir hücre için toplam DNA 23 = 8 bulunur.İki hücre için toplam DNA=
2.8=16 bulunur. 16 DNA nın 4
Tanesi melez olduğuna göre. 16-4=12 normal azotlu DNA vardır.
Melez/Normal=4/12=1/3 bulunur.
Normal/Toplam DNA=12/16=3/4 bulunur
DNA molekülü ile ilgili bazı önemli genellemeler
  • Bir türün hücrelerindeki DNA miktarı aynıdır.
  • DNA miktarı türlerde farklılık gösterir.
  • Eşeyli üreyen canlılarda mayozla oluşan gametler türe özgü DNA nın ½ sini taşır.
  • -Hayvanlarda somatik hücreler 2n, üreme hücreleri n kromozom taşırlar.
  • -Bitkilerde somatik hücreler 2n, endosperm 3n, üreme hücreleri n kromozom taşırlar
  • Eşeyli üreyen canlılarda tür DNA’sının sabit kalması Mayoz ve Döllenme ile gerçekleşir.
  • Bölünen hücrelerin değişik evrelerinde DNA miktarı değişir.
  • Her türün DNA niteliği ve niceliği özgündür.
  • DNA molekülünün farklılığı
  • Nucleotid sayısı
  • Çeşit oranı
  • Nucleotid dizilişi
  • Tekrarlanma şekli
  • Kendini eşler ve RNA sentezlenmesine kalıplık eder.
  • DNA’ daki protein sentezinde rol oynayan anlamlı bölgelere gen denir
  • Suda çözünmez.
  • Tek çeşittir.( Yapı ve görev olarak )
  • Genetik bilgi nucleus DNA’ sı ile taşınır.
  • Eukaryot hücrelerde kalıtsal DNA histamin ve protamin molekülleriyle çevrilidir.
  • Prokaryotik hücrelerin DNA’sı ve eukaryot hücrelerde Mitokondri ve kloroplast DNA’ ları çıplaktır.
  • Yapısında C , H , O , N , P bulunur.
  • DNA’ nın en küçük işlev birimine kod (Triple) denir.
Kromozom DNA molekülü DNA zinciri Gen Kod
  • DNA’ nın eşlenmesini r3 / r2 hacim / yüzey ) oranının büyümesi uyarır.

DNA ‘ nın Görevleri
  • Hücrede hayatsal olayları kontrol eder.
  • Kalıtsal bilgiyi yeni nesillere aktarır.
  • Genlerin yapısını oluşturur.
  • Yaşamın ( Enzim , Protein sentez bilgisi ) sırrını taşır.

DNA İle İlgili Bağlantılar
  • A = T ve G= C
  • Purin = Primidin
  • Toplam nucleotid = A+T+G+C
  • 2’li hidrojen bağı = A=T
  • 3’lü hidrojen bağı = G=C
  • Toplam nucleotid . ½ = Purin veya primidin
  • Nucleotid sayısı = Pentoz (deoksiriboz) = (Fosforik asit) n+4
  • Toplam H bağı sayısı = 2’li H bağı x 2 + 3’lü hidrojen bağı x 3
  • Toplam H bağı sayısı = Toplam nucleotid + Guanin



RNA

Eukoryatik hücrelerde nukleus , mitekondri , kloroplast , ribozom , sitoplazmada bulunur. Prokaryotik hücrelerde ise ribozom ve sitoplazmada bulunur.. Yapıtaşları Adenin ,Guanin ,Urasil ve Sitozin’ dir.

Hücrelerde yapı ve özellik bakımından 3 tip RNA vardır
1-m-RNA ‘nın Özellikleri
  • DNA üzerinde sentezlenir. Sentezine kalıp ödevi sadece tek zincir yapar diğeri tamamlayıcıdır.
  • Tek zincirdir. Düz zincir halindedir.
  • Anlamlı üçlü nucleotid dizisine kodon denir.
  • Yapısındaki kodon sayısı en az sentezlenecek proteindeki aminoasit sayısı kadardır.
NOT : Alyuvarlarda DNA olmadığından yönetici molekül rolünü sentezlenmiş RNA’ lar yürütür. Ayrıca bazı yönetici molekül ve kalıtsal bilgileri taşıyıcı molekül RNA’ dır.
NOT : m-RNA’ nın okunması evrenseldir. Hayvansal protein sentezinde görev alan bir m-RNA bitki hücresine konursa yine hayvansal protein sentezler.
  • m-RNA belirli bir protein sentezi için özelleşmiştir.
  • m-RNA aynı tip proteinin sentezinde defalarca kullanılır. İhtiyaç bitince nucleotidlerde yıkılır.
  • RNA çeşitleri içinde oran olarak en az olanıdır. %5
  • Yapı özellikleri evrenseldir. Okunması da evrenseldir. (Transkripsiyon ve Translasyon)
  • Nucleotid dizilimi genin tersi tamamlayıcı dizinin aynısıdır. (Timin yerine Urasil bulunur.)
  • Sentezlenen m-RNA da gen bölgesinin ½ kadar nucleotit bulunur.
  • Okunması AUG veya GUG ile başlar UAA , UAG , UGA kodon ları ile sonlanır .
  • Bazı virüslerde kalıtsal bilginin saklanması ve yeni nesillere taşınmasını sağlar .
  • Hücrelerde o an için var olan m-RNA çeşit sayısı
  1. Hücre Karakteri
  2. Aktif Gen Sayısı
  3. Sentezlenecek Protein Çeşit Sayısı na bağlıdır.
  • Bir türün farklı hücrelerinde var olan m-RNA çeşit sayısı farklıdır.
  • Kalıtsal bilgi (Sentezlenecek proteindeki a .a . sayısı , çeşidi , yeri , sıralanışı) m-RNA’ da ki nucleotit dizilişine göre belirlenir.
  • Kalıtsal bilginin hücrede kullanılması m-RNA aracılığıyla gerçekleşir.DNA ‘nın anlamlı nucleotit dizisi (Gen) den aldığı şifreye uygun olarak protein sentezine kalıplık eder.
  • Yapısında zayıf H bağları bulunmaz.
2-r-RAN’ nın Özellikleri
  • Ribozom ların yapısında bulunur.
  • Nucleusta sentezlenir.
  • Sitoplazmada toplam RNA nın %80 ‘i kadardır.
  • Her çeşit proteinin sentezinde rol oynarlar.
  • Defalarca kullanılırlar.
  • Yapısında zayıf hidrojen bağları vardır.
  • Protein sentez bilgisinin adım adım okunmasında rol oynarlar.
  • m-RNA ve t-RNA nın ribozom lara bağlanmasını sağlar.
3-t-RNA’ nın Özellikleri
  • En küçük (en az nucleotit içeren) RNA dır.
  • Çözünür RNA dır.
  • Belirli bir amino aside özelleşmiştir.
  • Protein çeşidine özelleşme göstermez.
  • Değişik protein sentezinde defalarca kullanılır.
  • Amino aside özelleşme anti kodonla bağlantılıdır.
  • Hücrede en az 20 çeşit t-RNA vardır. En çok 61 olması beklenir.
  • Toplam RNA’ nın % 15’ ini oluşturur.
  • Toplam 70 nucleotitden oluşmuştur.
  • Yapısında zayıf H bağları bulunur.
RNA’ nın DNA ya Benzer Özellikleri
  • DNA üzerinde sentezlenmesi.
  • Organik baz olarak Adenin , Guanin , Sitozin in bulunması.
  • Fosfodiester bağlarına sahip oluşu.
  • m-RNA hariç zayıf hidrojen bağları bulunuşu.
  • İnterfazda sentezlenmesi.
  • Kalıtsal özelliklerinin oluşması ve yaşamsal olayların gerçekleştirilmesi.
  • Nukleus kloroplast ve mitekondri de bulunuşu.
RNA’ nın DNA dan farklı Yönleri
  • Tek zincir oluşu.
  • Timin yerine urasil bulundurması.
  • Sitoplazma ve ribozomlarda bulunması.
  • İşlevi bitirdikten sonra yıkılması. (Hidrolizle)
  • Daha küçük molekül yapıda olması.
  • Kendini eşleyememesi.
  • Yapı ve görev olarak 3 çeşit olması.
  • Bölünme hariç her zaman sentezlenirler.
Nucleik Asitlerin Yaşam İçin Önemi
  • En ilkelden (virüs) en gelişmiş canlıya kadar hapsinde vardır.
  • Hücrenin en önemli ve en büyük organik molekülleridir.
  • Hücredeki hayatsal olayları ( sentez , yıkım , hücre bölünmesi vb.) kontrol eder.
  • Kalıtsal özelliklerin yeni hücrelere (nesillere) taşınmasından ve saklanmasından görevlidir.
  • Yapı ,işlev ve fonksiyonları evrenseldir. (Bütün hücrelerde aynıdır.)
NOT
1-Evrimsel gelişimde önce RNA sonra DNA etkinleşmiştir.
Kanıtları:
• Santral doğmanın merkezinde yer alması
• Tek zincir olması
• Bütün canlılarda bulunması
• Kalıtsal bilginin saklanması ve yaşamsal olayların yürütülmesi
2-DNA da G-C çifti sayısının A-T çifti sayısından fazla oluşu denaturasyona dayanıklı olmasının nedenidir. Çünkü daha çok hidrojen bağı içerir.
3-Organik bazlar (Örn : Adenin ) DNA , RNA’ nın yanı sıra ATP , NAD , FAD , NADP’ ninde yapısında yer alırlar.

VİTAMİNLER

Genel özellikler
1-Hücre zarından geçebilirler
2-Sindirim enzimlerinden etkilenmezler
3-Kanda görülürler
4-Vücudumuzdaki yaşamsal olayları denetlerler
5-Karaciğerde A ve Deride D vitaminleri (öncül maddelerden) üretilebilir
6-A-D-E-K vitaminleri yağda çözünür ve vücudumuzda biriktirilir
7-B-C vitaminleri suda çözünür vücudumuzda biriktirilmez. Vücudumuzda en çok eksikliği görülen vitaminlerdir.
8-Bazıları Işık bazıları ısıdan etkilenebilir.
9-İnsan A ve D vitamini hariç diğer vitaminleri dışarıdan hazır olarak almak zorundadır
10-Yeterli gün ışığı almayan bölgelerde D vitamini yetersizliği görülür
Not:Çeşitli biyokimyasal olaylarda varlığı gereken ve vücut tarafından sentez edilmediği için besinlerle alınması gereken organik bileşiklerdir. Vitaminler yağda ve suda çözünmeleri bakımından sınıflandırılırlar ve adlandırılmaları alfabetik olarak yapılır.Yağda çözünenler:A-D-E-K ve Suda çözünenler B-C.Vitaminlerin besinlerle yeterli alınmaması bazı sağlık sorunlarına yol açar.
Tiamin(B1)
• Suda kolay çözünür
• Kaynatmaya karşı dayanıklıdır
• pH değişimine hassastır
• Karaciğer,maya ve hububatta çok bulunur
• Karbonhidrat metabolizmasında rol oynar
• Karbonhidrat ve proteinlerden yağların sentezi için gereklidir
• Sinir dokusunun oksijen alma yeteneğini artırır
Yetersizliği
• Mide ve barsak bozuklukları meydana gelir
• Barsaklarda iltihaplanma ve kabızlık görülür
• Alyuvarlarda pentoz fosfat birikimi olur
• Beriberi (Kalp damar sistemi hastalığı,sinirsel bozukluklar,kas zayıflğı ve halsizlik ) görülür
Riboflavin(B2)
• Suda kolay çözünür
• Işığa dayanıksızdır
• Sakatatlarda, yumurta,süt peynir,maya,tahıllar ve yeşil yapraklı sebzelerde çok bulunur.
• Solunum reaksiyonlarında görevli enzimlerin yapısına katılır
• Gelişim üzerine etkisi fazladır
• Hemoglobin sentezinde rol oynar
Yetersizliği
1. Deri ve sindirim kanalı mukozasında bozukluklar oluşur
2. Gözde sklera ve korneada damarlaşma görülür
Niyasin
• Suda olay erir
• Hava ve sıcağa dayanıklıdır
• NAD ve NADP nin oluşumunu sağlar
• Karaciğer,et,balık,buğday ve çavdarda bulunur.
Yetersizliği
(Yetersizlik tek taraflı ve mısırla beslenmelerde görülür)
1. Sinir ve sindirim sistemi bozuklukları
2. Pellegra (Deri kurur ve sertleşir) görülür
B6 (Pridoksin,H vitamini)
• Suda ve alkolde erir
• Işığa ve u.v radyasyona karşı hassastır
• Amino asit ve potasyumun hücrelere taşınmasında rol alır
• Bitkisel ve hayvansal besinlerde bolca bulunur
• yetersizliği görülmez
Pantotenik asit
• Koenzim-a nın yapısına katılır
• Karbonhidrat protein ve yağ metabolizmasında rol alır
• Karaciğer böbrek ve yumurta sarısında bulunur
Yetersizliği
1. El ve ayaklarda karıncalanma
2. Gündüz ayakların üşümesi ve gece ısınması
Biotin
• Tuzlu suda erir
• Bitkisel ve hayvansal besinlerde bolca bulunur
• Karbonhidrat ve yağ metabolizmasına katılır
• Yetersizliği görülmez
B9 (Folik asit)
• Suda az çözünür
• Alkali ortamlarda kolay çözünür
• Amino asit metabolizmasında rol alır
• Hızlı bölünen hücreler için gereklidir
• Kan hücrelerinin oluşumunda B12 ile birlikte rol alır
• Mayalarda ve yeşil sebzelerde bol bulunur
Yetersizliği
1. Gelişmenin yavaşlaması
2. Aneminin görülmesi
B12
• Yüksek yapılı bitki ve hayvanlar tarafından sentezlenemez
• Mikroorganizmalar sentezler
• Çok az miktarlarda etkendir
• Amino asit ve protein metabolizmasında etkendir
• B9 vitamini ile beraber hızlı bölünen hücreler ve kan hücreleri yapımı için gereklidir
Yetersizliği
1. Anemi görülür
2. Sinir hücrelerinde bozulmalar görülür
C vitamini
• Bazı omurgalı ve insanlar için önemlidir.(Bazı yüksek yapılı hayvanlar ve bitkiler sentezleyebilir.
• Isıya dayanıksızdır
• Biyokimyasal reaksiyonlarda rol alır
• Yeşil sebze ve limongillerde bol bulunur
Yetersizliği
1. Skorbüt (Diş eti ve diğer organlarda gelişen kanama ) hastalığı gelişir
2. Dişler ve damaklarda yapı bozukluğu gelişir.(Bu durum hücresel yapı olan mükopolisakkaritlerin yapı bozukluğundan kaynaklanır.)
A vitamini
• Besilerle beta karoten veya A vitamini şeklinde alınır
• Gözde bulunan pigmentlerin yapısına katılır
• Omurgalıların görme olaylarında gerçekleşen biyokimyasal olaylar için gereklidir
Yetersizliği
1. Fotofobi (ışığa duyarlılık) gelişir
2. Gece körlüğü
3. Göz yaşı oluşturamama ve korneada sertleşme
4. Solunum,urogenital yollarda ve ciltte sertleşme,
5. Diş bozuklukları
D vitamini
• Hormon gibi davranan vitamindir
• Bitki ve hayvansal besinlerde bulunur
• Ca metabolizmasında etkendir
• Barsaklardan Ca emilimini kolaylaştırır
• Kan Ca seviyesinin ayarlanmasında etkendir
• İnsan ve diğer memeliler D vitamini öncül maddelerini sentezleyebilirler.Bu maddeler deride u.v etkisi ile D vitaminine dönüşürler.
Yetersizliği
1. Raşitizm (Kemik gelişiminde görülen bozukluk) görülür
2. Yetişkinlerde osteomalazi (Kemik yumuşaması) görülür
E vitamini
• Bitkisel ve hayvansal besinlerde yaygın olarak bulunurlar
• Antioksidan olduğu düşünülmektedi
• Yetersizliğine raslanmamaktadır
• Laboratuar çalışmalarında yetersizliğinde farelerde karaciğer kalp ve damar hastalıkları ve kısırlık görülmüştür.
K vitamini
• Besinlerde yaygın olarak bulunur
• İnsanlarda ince barsaklarda microorganizmalar tarafından üretilir
• Yetersizliğine raslanmaz
• Karaciğerde protrombin yapımında gereklidir
• Kanın pıhtılaşmasında rol alır

HÜCRE

Hücre zarı özellikleri ve görevleri
  • Hücreyi çepe çevre kuşatır
  • Yağ-protein ve karbonhidrattan oluşur.Temel yapı yağdır.
  • Hücreye şekil verir
  • Hücreyi dış etkilerden korur
  • Bazı organelleri oluşumunda rol alır(E.R.,Golgi, vb.)
  • Madde alış verişini kontrol eder
  • Hücrelerin birbirini ve kimyasalları tanımasını sağlar.
  • Çok hücrelilerde hücrelerin birbirine bağlanmasını sağlar
Not:Hücre ve organel zarlarında özel enzimler,pigmentler,elektron taşıma sistemi ve taşıyıcı proteinler yer alır.
Hücrelerin yaşamlarının devamı bulundukları ortamdan ihtiyaç duydukları maddeleri alması ve bu ortama metabolik artıklarını vermesine bağlıdır.
Maddelerin sitoplazmik ortam ile dış ortam arasında alış verişinde hücre zarı engelini aşmak gerekir . Hücre zarları seçici geçirgendirler . (Organel zarları da ( E.R. , Golgi , Lizozom , Mitekondri , Kloroplast vb.) seçici geçirgendir.) Bitki , mantar ve bakterilerde ayrıca çeper ve kapsül engeli de bulunur.
Hücre Zarına Bağlı Oluşumlar
A-Hücre Çeperi
  • Hücre zarı dışında cansız yapıdır.
  • Temel yapı selüloz olup değişik bitkilerde lignin , suberin , pektin de birikebilir.
  • Az esnek ve dayanıklıdır. Turgor oluşumuna neden olur.
  • Hücreye şekil vererek dış etkilere karşı korur.
  • Yüksek bitkilerde geçitler bulundurur.
  • Bitki , mantar ve bakterilerde bulunur.
  • Pinositoz ve fagositoza engeldir.
  • Bitkilerde destek oluşumunu sağlayan en önemli yapıdır
  • Hücre bölünmesinden sonra frogmaplastın gelişmesiyle oluşur.
  • Geçirgendir.
  • Bitki , mantar ve bakterilerde bulunur.
B-Glikokaliks
  • Hayvansal hücrelerde bulunur.
  • Hücre zarının dış kısmında bulunan karbonhidratlarca oluşturulur.
  • Pinositoz ve fagositoza engel değildir.
  • Hücrelerin birbirini ve salgıları tanımasını sağlar.
  • Virüs reseptörleri olarak iş görür
  • Bu yapılarda meydana gelen anormallikler kanserleşmeye neden olur.
  • Hücreye antijen özellik kazandırır.Kalıtımın kontrolü altındadır Örn: Kan grupları
  • Oluşumunda golgi etkendir
C-Kapsül
  • Bakterilerde bulunur.
  • Peptidoglikan yapıdadır
  • Bakteriyi olumsuz koşullara karşı korur.
  • Bakterilerin tutunma kapasitesini arttırır.
  • Virüslerin girişini , pinositoz ve fagositozu engeller.
ORGANELLER
1-Endoplazmik Retikulum :
  • Nukleus zarı , golgi ve salgı kofulları oluşumunda rol oynar.
  • Hücre bölünmesinde ortadan kalkar bölünme sonunda tekrar oluşur.
  • Hücrede asidik ve bazik tepkimeleri birbirinden ayırır.
  • Taşıdığı ribozomlarla enzimatik salgıların oluşumunda rol oynar.
  • Hücre zarı ile nukleus zarı arasında tek katlı zardan oluşmuş tüplü lamelli yapıdır.
  • İyon depolanmasında rol oynar.
  • Yağ özellikteki salgıların üretildiği yerdir.
  • Madde ve iyonların hücre içinde taşınımında rol oynar.
  • Prokaryot , yumurta , embriyonik ve alyuvar hücrelerinde bulunmaz.
  • Granüllü ve granülsüz olarak iki çeşittir.
A:Granülsüz E.R. :
  • *Üzerlerinde ribozom taşımazlar.
  • *Protein olmayan salgıların üretiminde rol oynar.
  • *Karaciğer , ovaryum , testis , böbrek üstü bezlerinde çok bulunur.
B:Granüllü E.R. :
  • *Üzerlerinde ribozom taşırlar.
  • *Nukleus yakınında bulunur.
  • *Proteinsel ve enzimatik salgıların üretilmesinde rol oynar.
  • *Protein sentezi hızlı olan hücrelerde çok bulunur.
2- Peroksizom :
  • Tek katlı zardan oluşurlar.
  • Protista , mantar , bitki ve hayvan hücrelerinde bulunur.
  • Özellikle karaciğer , kas , böbrek hücrelerinde bulunur.
  • İçlerinde katalaz enzimi taşırlar.
Katalaz Enzimi : Hücrede metabolizma sonucu oluşan zehir etkili H2O2 ‘ yi H2O ve O2 ‘ye çevirir.

Katalaz
2 H2O2 2 H2O + O2
3-Golgi Aygıtı :
  • Olgunlaşmış eritrosit ve sperm hücreleri ile prokaryot hücrelerde bulunmaz.
  • Tek katlı zardan oluşmuş yassı keseler şeklindedir.
  • Tomurcuklanma ile içleri salgılarla , enzimlerle dolu keseler oluşturur.
  • E.R.’ larda üretilen salgıların depolanması ve paketlenmesinde rol oynar.
  • Selüloz , nişasta , glikojen ,glikoprotein,lipoprotein sentezinde rol oynar.
  • Hücre zarı yapısına katılan protein ve yağlara karbonhidrat eklenmesinde rol oynar.
  • Salgı yapan hücrelerle çok gelişmiştir. (Tükürük , mukus bezleri vb.)
  • Bitki hücresinde fragmoplast , hayvan hücresinde glikokaliks oluşumunda rol oynar.
  • Lizozomların oluşumunda rol oynar.
4- Lizozom :
  • Tek katlı zardan oluşmuş kese şeklindedir.
  • İçlerinde kuvvetli sindirim enzimleri taşırlar.
  • Pinositoz , fagositoz yapan hücrelerde çok bulunur. Alyuvarlarda bulunmaz.
  • Dışarıdan hücreye alınan besinlerin sindirimini sağlar.
  • Hücrede işlevini kaybetmiş organel ve yapıların sindirimini sağlar.
  • Dışarıdan hücreye giren bakteri ve toksinleri sindirerek etkisiz hale getirir.
  • Spermin yumurtayı döllemesinde rol oynar. Döllenmenin oluşumunu sağlar.
  • Hücre ölümünde hücre içeriğini sindirerek çürümeyi hızlandırır. (Otoliz)
  • Bazı canlılarda başkalaşımda rol oynar. (Kurbağada larval organların yok olması)
5-Ribozom :
  • Yapısında r-RNA ve protein bulunur.
  • Nukleus ta meydana gelir.
  • Hücrede protein sentezini gerçekleştirir.
  • Protein sentezi fazla olan hücrelerde çok bulunur.
  • Bağımsız metabolizmaya sahip bütün hücrelerde görülür.
  • Olgun alyuvarlarda bulunmaz.
  • Sitoplazma , E.R. zarında , nukleus zarı , mitekondri ve kloroplastlarda bulunur.
  • Sitoplazmada serbest olan ribozom larda yapısal proteinler üretilir.
  • Zar sistemine bağlı ribozomlar da enzimatik proteinler üretilir.
  • Prokaryot ve eukaryot hücrelerin ortak organelidir.
6-Sentrozom :
  • Dokuz adet ipliksi proteinin silindirik organizasyonuyla oluşur. İki sentroil den oluşur.
  • Silindirik protein ipliklerin ortasında kendine özgü matrix vardır.
  • Nukleus yakınında bulunur.
  • Sil ve kamçı oluşumu ve hareketinde rol oynar.
  • Bazı protista , ilkel bitkiler ve hayvansal hücrelerde bulunur.
  • Yumurta ve alyuvar hücrelerinde bulunmaz.
  • Hücre bölünmeden önce kendini eşler.
  • Yapısında DNA olduğu varsayılmaktadır.
  • Zigot sentrozomu sperm hücresinden alır.
  • hücreden hücreye kalıtlanır
7- Mitokondri :
  • İki katlı zardan meydana gelmiştir. Dış zar düz , iç zar kıvrımlıdır.
  • İç zar kıvrımlarına krista denir. Üzerinde solunum enzimleri taşır.
  • O2 ‘ li solunum yapan bütün eukaryotik hücrelerde bulunur. Alyuvarlarda bulunmaz.
  • Enerji ihtiyacı fazla olan hücrelerde sayısı fazladır. (Karaciğer , kas sinir , böbrek h.)
  • İç zarın içi matrixle doludur. Matrixle DNA , RNA , ribozom özel proteinler bulunur.
  • Mitokondri de solunumla üretilen ATP hücrenin bütün yaşamsal olaylarında kullanılır.
  • Mitokondri ler bölünmez tomurcuklanma ile çoğalırlar.
  • Döllenme sonunda oluşan zigotta yumurtaya ait mitokondri ler bulunur. (Eşeyli üreyen canlılarda mitokondri ler anneden alınmıştır. Sentrozom ise babadan alınmıştır.)
  • Mitokondri zarları ileri derecede seçici geçirgen zardır.
NOT: O2’li solunum yapan bakterilerde mitokondri yerine mesezom bulunur.
NOT : O2’ solunum
Enzim
C6H12O6 + 6 O2 ------------- 6CO2 + 6H2O + 38ATP
9-Plastidler :
A) Kloroplast:
  • İki katlı zardan oluşmuştur.
  • Bazı protista ve bitkilerde bulunur.
  • İç zar içinde özel plazma olan stroma ve üzerinde klorofil bulunan granumlar bulunur.
  • Stromada kendine özgü DNA , RNA , ribozom , protein ve mineraller bulunur.
  • Protoplastlardan veya leucoplastlardan gelişir.
  • Hücrede bölünerek sayısını artırabilir.
  • Işık enerjisini ATP enerjisine çevirerek organik madde sentezi gerçekleştirir. (Üretilen ATP hücredeki diğer yaşamsal olaylarda kullanılmaz.)
  • Bitkinin toprak üstü ışık olan genç kısımlarda bulunur.
  • İşlevlerini kaybedince kromoplasta dönüşür.
  • Bitkilerde fotosentez gerçekleştiren organeldir.
NOT : Fotosentez
Işık
6 CO2 + 6 H2O ---------------- C6H12O6 + 6 O2
kl .

B-Kromoplast :
  • Bitkinin toprak altı ve toprak üstü kısımlarında bulunabilir.
  • Fotosenteze yardımcıdırlar.
  • Vitamin sentezinde rol oynarlar.
  • Likopin (kırmızı) , karoten (turuncu) , ksantofil (sarı) ,rengi oluşturan pigment taşırlar.
  • Meyve , çiçek ve yapraklarda renk oluşumunu sağlarlar. Üremeyi kolaylaştırır.
C-Leukoplast :
  • Işık almayan toprak altı depo yapılarda bulunur. Renksizdirler.
  • Işık alınca kloroplasta dönüşürler.
  • Fotosentezde oluşan glikozun nişasta halinde depolanmasını sağlarlar.
10 Kofullar :
  • Hücre zarı , E.R. ve golgi den meydana gelirler.
  • Tek katlı zara sahiptirler.
  • İçlerinde su , tuz , alkoloid , karbonhidrat ve diğer organik molekül bulundururlar.
  • Kofullar sahip oldukları içerikle osmoz olayında etkili olurlar.
  • Yaptıkları işe göre 4 (dört) çeşit koful vardır.
A-Besin Sindirim Kofulu
  • Bazı protista ve akyuvarlarda görülür.
  • Endositoz la besin alınmasıyla oluşur.
  • Koful içeriği lizozom enzimleriyle sindirilir.
  • Sindirim artıkları eksositozla dışa atılır.
B-Boşaltım Kofulu
  • Tatlı sularda yaşayan tek hücrelilerde görülür.
  • Hücreye giren fazla suyu dışa atarak hücreyi hemolizden korur.
C-Salgı Kofulu
  • Golgi tarafından oluşturulur.
  • İçinde özel salgı maddeleri taşır.
  • Salgı yapan hücrelerde çok gelişmiştir.
D-Depo Kofulu
  • Bitki hücrelerinde oldukça büyüktür.
  • Bitkilerde koful zarına tonoplast denir.
  • Su , hava ve artıkların depolanmasında rol oynar.
  • Genç hücrelerde küçük , yaşlı hücrelerde büyüktür


METABOLİZMA


Metabolizma:hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların tümüdür.
A-Anabolizmaış ortamdan alınan veya hücredeki reaksiyonlar sonucu oluşan basit moleküllerden hücrenin ihtiyaç duyduğu kompleks veya diğer moleküllerin sentezlenmesidir.
Örnek:Protein,RNA,Fotosentez,Kemosentez vb.

B-Katabolizma:Dış ortamdan alınan veya hücrede daha önce üretilip işlevlerini kaybetmiş kompleks moleküllerin enerji üretimi veya yapıtaşı üretimi için daha basit moleküllere parçalanmasıdır.
Örnek:Hücre içi ve dışı sindirim,O2 li ve O2 siz solunum
ATP(Adenozintrifosfat):
Yapısı:

  • Adenin nucleotid
  • Riboz
  • 3(Üç) fosforik asit
Özellikleri:
  • Yapısında iki yüksek enerjili fosfat bağları bulunur
  • Canlının tüm yaşamsal olaylarında kullandığı enerji kaynağıdır
  • Kolayca başka enerji formlarına dönüştürülebilir.(Elektrik,ısı,kimyasal bağ ,osmotik,ışık vb.)
  • Bütün reaksiyonlara katılabilir
  • Her hücre kendi ATP sini kendi sentezler
  • Hücrede sitoplazma,mitokondri ve kloroplastlarda sentezlenir
  • Hücre yaşamsal olaylarında sitoplazmada veya mitokondride üretilen ATP kullanılır
  • Kloroplastlarda sentezlenen ATP organik madde sentezi ve kloroplastlardaki diğer yaşamsal olaylarda kullanılır
  • Yüksek enerjili son fosfat bağının kopması ile ortama 7300 cal enerji verilir.
Hücrelerde ADP nin sistemden enerji alarak kendine bir fosforik asit bağlayıp ATP haline gelmesine fosforilasyon denir.
Fosforilasyonda kullanılan enerji kaynağına göre 4 (Dört) tip fosforilasyon vardır.
1-Sübstrat düzeyde fosforilasyon:
a-Bütün canlılarda görülür
b-Sitoplazmik solunum enzimleri kullanılarak organik maddelerin yapısında bulunan bağ enerjisinin ATP enerjisi haline dönüşmesidir

2-Oksidatif-fosforilasyon:
a-Oksijenli solunum enzimi bulunduran canlılarda gerçekleşir
b-Organik maddeler oksijenli solunum enzimleri ile inorganik yapılara dönüştürülürken açığa çıkan H lerin O2 ye aktarılırken gerçekleşir
c- e.t.s. görev alır

3-Foto-fosforilasyon
a-Klorofil taşıyan canlılarda gerçekleşir.
b-Klorofil ve e.t.s etkisi ile güneş ışık enerjisinin dönüşümü ile gerçekleşir
c-Enzim görev almaz

4-Kemosentetik-fosforilasyon:
a-Oksidasyon enzimi taşıyan bakterilerce gerçekleştirilir
b-İnorganik maddelerin (H,Fe,N,NH3 vb.) oksidasyon enzimleri ile oksitlenmesi ile açığa çıkan kimyasal enerji ile gerçekleşir


Canlılar dünyasında iki yöntemle ATP üretimi gerçekleşir.
A-Substrat düzeyde ATP sentezi
Enerji veren egzergonik reaksiyonlarda enerji düzeyi yüksek moleküller kullanılarak, enzimler aracılığı ile ADP nin (enerji düzeyinin yükseltilmesi) ATP ye dönüştürülmesi. Bütün canlılarda görülür.
B-Kemiosmoz yöntemi (Proton pompası) ile ATP sentezi
Zarla ayrılmış iki ortam arasında oluşturulan H+ yoğunluk farkına bağlı olarak ATP sentezlenmesi .Bu yöntemle ATP sentezi ni üçe ayırabiliriz



1-Bakterial ATP sentezi


2-Kloroplast ATP sntezi (Foto-fosforilasyon):

3-Mitokondrial ATP sentezi( Oksidatif-fosforilasyon):

Bütün canlılar güneşin ışık enerjisini kullanırlar.Işık enerjisinin canlıların kullanabileceği enerji formuna dönüşmesinde fotosentez ve solunum mekanizmaları rol alır.
KEMİOSMOTİK ATP ÜRETİMİ
Karakter
Archaea
Mor bakteri
Kloroplast
Mitokondri
Enerji kaynağı
Işık
Işık
Işık
NADH
Pompa
Bacteriorhodopsin
Bakteriyel photosystem, sitokrom-b / c
Photosystems I ve II, b sitokrom / f
Kompleksleri I, III ve IV
Ürünler
ATP
ATP
ATP, NADPH, oksijen
ATP, su


ATP nin önemi
  1. ATP de, fosfat gruplar arasındaki yüksek enerjili bağ kararsız yapıda olup kolayca hidrolize olabilir.
  2. Bu hidrolizi yaklaşık 7.3 kCal enerji açığa çıkar.
  3. Bu enerji hücresel faaliyetleri için kullanılır.
  4. ATP hidroliz geri çevrilebilir bir reaksiyondur.
  5. ATP ,ADP’nin bir inorganik fosfat grubu P (i) bağlanması ile sentezlenir.
  6. Bu bir yoğunlaşma reaksiyonu olup yaklaşık 7.3 kCal enerji gerektirir.
  7. Bu yoğunlaşması reaksiyon için gerekli enerji; Katabolik tepkimeler ve redoks reaksiyonlarından gelir.
  8. ATP sentetaz hem hidroliz ve ATP sentezini (Yoğunlaşma) katalizler.
  9. ATP gerektiğinde kullanmak için ideal bir enerji kaynağıdır.

ATP evrensel enerji kaynağı molekülü olarak kabul edilir.

Nedenleri:
1. Tüm hücrelerde ATP’nin varlığı
2. Birçok metabolik (Katabolik veya anabolik) hücresel faaliyetlerinde ATP kullanımı
3.Hücrelerin ATP açlık etkisi – hücrelerde ATP sentezlenmez ise canlılık durur.
4. Farklıda olsa ATP sentezine yönelik aktivitelerin bütün canlılarda olması
5. Bütün canlılarda aynı ATP (prokaryotik ve ökaryotik hücreler) aynı veya farklı olaylarda kullanılır


MADDE ALIŞ-VERİŞİ

Madde Alış-Verişi
Hücrelerin Bulundukları Ortamla Yaptıkları Madde Alış Verişi
Hücrelerin yaşamlarının devamı bulundukları ortamdan ihtiyaç duydukları maddeleri alması ve bu ortama metabolik artıklarını vermesine bağlıdır.
Maddelerin sitoplazmik ortam ile dış ortam arasında alış verişinde hücre zarı engelini aşmak gerekir . Hücre zarları seçici geçirgendirler . (Organel zarları da ( E.R. , Golgi , Lizozom , Mitekondri , Kloroplast vb.) seçici geçirgendir.) Bitki , mantar ve bakterilerde ayrıca çeper ve kapsül engeli de bulunur.

Zarların geçirgenlikleri üzerine etkili faktörler
  • Elektriksel uyarı : Sinir , Kas hücreleri
  • Mekaniksel – Kimyasal uyarı : Sinir , Kas hücreleri
  • Hormonlar : Sinir , Kas , Salgı hücreleri
  • İntraselular sıvıda Ca fazlalığı : Sinir hücreleri
  • Nörotransmiter maddeler : Sinir , Kas , Salgı hücreleri
Maddelerin zardan geçiş hızları farklıdır. Bunun nedenleri
1-Maddelerin özellikleri
2-Zar yapısındaki farklılıklar (zar bileşenleri)
3-Kolaylaştırıcı ve engelleyici dış faktörlerin etkisiyle
Örnekler :
  • Permaz glikozun zardan geçişini hızlandırır.
  • İnsülin zarların glikoza ilgisini (geçişini) arttırır.
  • Mitekondri zarı ileri derecede seçici geçirgendir.
  • Bakteri zarında K ve Ca iyonları hızla geçerken mayada geçiş yoktur.
  • Bazı hormonlar maddelerin zarlardan geçişini uyarır.
  • Mekanik ve elektriksel uyaranlar zarlardan madde geçişini uyarır.
  • Bazı iyonlar zarlardan madde geçişini uyarır.
Hücreler diş ortamla gerçekleştirdikleri madde alış verişi şu şekillerde gerçekleşir
A)Pasif taşıma
B)Aktif taşıma
C)Endositoz-ekzositoz
A)Pasif Taşıma
Maddelerin enerji harcamadan yoğunluk farklarından dolayı hücre zarından doğrudan geçmeleridir.
Çeşitleri :
  • Difüzyon
  • b)Ozmos
  • Kolaylaştırılmış Difüzyon
  • Diyaliz - Filtrasyon
I-Difüzyon
Maddelerin çok yoğun ortamlardan az yoğun ortamlara kendi kinetik enerjileri ile yayılmalarına denir.
özellikleri
  • Maddeler çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket ederler .
  • Geçişme moleküllerin kinetik enerjisiyle gerçekleşir.
  • Ortamlar arasında zar gerekmez.
  • Zarın veya hücrelerin canlı olması gerekmez.
  • Hücre enerji harcamaz.
  • Geçişme iki ortam arasında madde yoğunluğu dengeleninceye kadar devam eder.
  • Metabolik zarlardan etkilenmezler.
  • Difüzyon hızı madde konsantrasyonu ile doğru orantılıdır.
Difüzyon Hızına Etki Eden Faktörler
  • Zardaki por sayısı .
  • Basınç farkı
  • Geçişen molekül büyüklüğü.
  • Elektriksel yük
  • Sıcaklık.
  • Yağda çözünme ve çözme yeteneği
  • Konsantrasyon farkı.
  • Difüzyon yüzey genişliği
II-Osmoz :
Yarı geçirgen zarla çevrilmiş iki ortamda suyun çok olduğu yerden az olduğu yere zarı geçerek yayılmasına (geçişmesine) denir.
Özellikleri
  • Hücre ve cansız ortamlarda olabilir.
  • Enerji harcanmaz.
  • Geçişme suyun çok olduğu ortamdan az olduğu ortama doğrudur
  • Geçişme az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur.
Hücreler Bulundukları Ortamlara Göre
A) İzotonik ortam : OB = TB Su giriş ve çıkışı olmaz
B) Hipotonik ortam : OB > TB Olursa su emilir
C) Hipertonik ortam : OB < Olursa su verilir
  • Geçişme iki ortam yoğunluğu dengeleninceye kadar devam eder.
  • Geçişme hava basıncı veya turgor basıncıyla engellenebilir.
  • Su molekülleri osmotik basıncın fazla olduğu yere doğru hareket ederler.
  • Ortamda çözünmüş maddelerin zara yaptığı basınçla oluşturdukları emme kuvvetine osmotik basınç denir.
  • Osmotik basınç arttıkça emme kuvveti artar.
  • Osmotik basınç birim hacimde çözünmüş madde miktarına bağlıdır.(doğru orantılıdır)
  • Osmotik basınç plazmoliz olmuş hücrede fazla , Turgor olmuş hücrede azdır.
  • X kadar polisakkarit ten çok X kadar monosakkarit osmotik basıncı daha çok artırır.
Geçişme hızı bazı faktörlere bağlıdır.
  • Zardaki por sayısı
  • Geçişme yüzeyi
  • Isı
  • Yoğunluk farkı (madde konsantrasyonu)
  • Yağda çözünme ve çözme yeteneği
  • Basınç farkı . (İle doğru orantılı olarak hız artar.)
III-Kolaylaştırılmış Difüzyon :
Yağda çözünmeyen maddelerin geçişme şeklidir. Enerji harcanmayıp hücre zarındaki özel proteinlerin kontrolünde gerçekleşir.
Su ve yağda erimeyen maddeler (Glikoz , galaktoz vb.) hücre zarından geçişleri zar yapısında bulunan özel taşıyıcı proteinlerle gerçekleşir.
Özellikleri
  • Canlı hücrelerde gerçekleşir.
  • Hücre zarındaki özel taşıyıcı proteinler görev alır.
  • Enerji harcanmaz.
  • Madde taşınımı yüksek konsantrasyondan düşük konsantrasyona doğrudur.
  • Taşıyıcı protein miktarı difüzyon hızını etkiler.
  • Aynı taşıyıcı protein birden çok maddenin taşınımında rol oynar.
  • Difüzyon hızı madde konsantrasyonu ile doğru orantılı değildir. Bir noktadan sonra (taşıyıcıların doygun hale gelmesi) hız dengelenir ve sabit hızla devam eder.
Kolaylaştırılmış basit difüzyona benzer özellikleri
  • Enerji harcanmaz.
  • Her hücrede görülebilir.
  • Kinetik enerji kullanılır.
  • Madde taşınımı yüksek konsantrasyondan düşük konsantrasyonlara doğrudur
Kolaylaştırılmış difüzyonun aktif taşımaya benzer yönleri
  • Taşımada proteinlerin görev alması.
  • Doygunluk evresinden sonra geçişme hızının sabit kalması.
  • Canlı hücrelerde gerçekleşmesi.
  • Belirli maddelere özgü olması.
IV-Diyaliz ve Filtrasyonun özellikleri
  • İki ortam arasında basınç farkı vardır.
  • Madde geçişi yüksek basınçlı ortamdan az basınçlı ortama doğrudur.
  • Su ve suda çözünmüş maddelerin geçişidir.
  • Geçişme seçici geçirgen (biyolojik) zarlarda görülür.
  • Birim zamanda geçen madde miktarının bağlı olduğu faktörler.
  • Zardaki por sayısı
  • Zarın geçirgenliği
  • İki ortam arasındaki basınç farkı
  • Geçişme yüzeyi
Not:Porlardan geçemeyecek kadar büyük moleküller geçiş yapamaz.
B)Aktif Taşıma :
Enerji harcanarak maddelerin seçici geçirgen zardan az yoğun ortamlardan çok yoğun ortamlara taşınmasıdır.
Özellikleri
  • Canlı hücrelerde gerçekleşir.( Bağırsak , Böbrek , Sinir hücreleri)
  • Enerji harcanır.
  • Enzimler görev yapar.
  • Enzim yapısını bozan faktörlere duyarlıdır. (Yüksek ısı , PH , İnhibitör)
  • Metabolizma hızına duyarlıdır. ( O2 azlığı , Düşük ısı vb.)
  • Aynı sistem birden çok maddenin geçişinde rol alabilir.
  • Sistem belli maddelere özgüdür.
  • Madde alınımı enzimlerin doygunluk anından itibaren sabit hızla devam eder.
  • Madde iletimi düşük yoğunluklardan yüksek yoğunluklara doğrudur.
  • Aktif taşımanın hızı soğuk , PH farkı , O2 azlığı , inhibitör lerle engellenir.
Aktif taşıma geçen madde miktarındaki azalma nedenleri
  • O2 azlığı olabilir.
  • İnhibitörler olabilir.
  • Isı artışı olabilir.
  • PH değişikliği olabilir.
  • Madde azalması olabilir.
Aktif taşımada sabit taşıma hızının nedenleri ise
  • O2 fazlalığı olabilir.
  • Isının 0 C den 35 C yükselmesi olabilir.
  • Aktivatör olabilir.
  • Zaman olabilir.
C)Endositoz ve eksositoz:
Özellikleri:
  • Canlı hücrelerde gerçekleşir.
  • Enerji harcanır.
  • Hücre çeperi taşımayan hücrelere özgü madde alış verişidir.
  • Madde alış verişinde sitoplazma ve dış ortamdaki maddenin yoğunluk farkı önemli değildir.
  • Hücre zarından geçemeyen maddelerin alış verişidir.
  • Bakteri, mantar ve bitkilerde görülmez.
  • Bazı protista (Amip, öglena, paramesyum vb.)larda ve hayvansal organizmaların bazı hücrelerinde görülür.
  • Organel zarlarındada görülür.
a)Endositoz:
1-Fagositoz: Katı maddelerin hücreye alınış şeklidir
2-Pinositoz: Sıvı ve sıvıda çözünmüş besinlerin alınış şeklidir
b)Ekzositoz:
Hücre içi sinidrim artıkları ve bazı metabolik ürünlerin hücre dışına atılım şeklidir.


MİTOZ BÖLÜNME

Kalıtsal yapı
  1. Moneralar hariç diğer canlılarda kalıtsal yapı kromozomlar halindedir.Moneralarda ve sitoplazmik kalıtımda rol alan organel kalıtsal yapıları DNA halindedir.
  2. Moneralar hariç bütün canlılarda nucleusta bulunur.Moneralarda ve sitoplazmik kalıtımda rol alan organel kalıtsal yapıları plazmada yer alır.
  3. Hücrelerde canlı türüne özgü kromozom sayısı bulunur.Örnek:İnsanda=46, Güvercin=16,Sirke sineği=8 vb.
  4. Hücrelerdeki kromozomlar çiftler halindedir.Bu çiftlerden biri anneden biri babadan gelir.Bu kromozom çiftlerine homolog kromozom denir.
  5. Canlılardaki kromozom çeşit sayısına takım sayısı denir ve n ile gösterilir.Örnek:İnsanda n=23, Güvercinde n=8, Sirke sineğinde=4 vb.
  6. n sayısı hücrelerdeki kromozomların yarısıdır ve canlı türüne göre değişir.Örnek:İnsanda n=23, Güvercinde n=8, Sirke sineğinde=4 vb.
  7. Normalde eşeyli üreyen canlıların hücrelerinde iki takım (2n) kromozom bulunur ve bu hücrelere diploid hücreler denir.Örnek:İnsanda:Epitel hücresi 2n=46, Kas hücresi 2n=46,Karaciğer hücreleri 2n=46 vb.
  8. Üremede rol alan hücreler bir takım kromozom taşırlar ve bu hücrelere haploid hücre denir.Örnek:Sperm , Ovum , Makrospor , Mikrospor , spor gibi hücreler bir takım kromozom taşırlar ve haploid hücre olarak adlandırılırlar
  9. Bazı canlıların hücreleri bir takım kromozom taşır.Bu tür canlılara haploid canlılar denir.Örnek:Erkek arılar.Tohumsuz bitkilerin gametofitler (Eğrelti,karayosunu vb.) , Bakteriler vb canlılar.
  10. Haploid canlılar gametlerini mitoz bölünme ile oluştururlar.

A)Monoploid hücreler

1-n sayıda kromozom taşırlar.
2-Mayoz bölünme ile meydana gelirler.
3-Erkek arı spermi ve çiçeksiz bitkilerde gametler mitoz bölünme ile oluşurlar.
4-Erkek arılarda ,çiçeksiz bitkilerde ve bakterilerde olduğu gibi vücudu oluşturabilirler.
5-Sadece mitoz bölünme geçirebilirler.

B)Diploid hücreler
1-2n kromozom taşırlar.
2-Mitozla oluşurlar.
3-Mitoz veya mayoz bölünme geçirebilirler
4-Vücudu oluşturan hücrelerdir.

Not:Bazı hücrelerde ve bazı canlıların vücudunu oluşturan hücrelerin kromozom durumları 3n ,4n gibi fazla sayıda takım içerebilir bu duruma poliploidi denir. Çoğu kültür bitkisinde durum böyledir.

HÜCRE BÖLÜNMESİ
Bir hücre inter faz veya bölünme evresinde görülür.
İnter faz evresi bazı hücrelerde çok kıssa sürer. Örnek bakteri hücrelerinde 20 dakikadır. Bazı hücrelerde ise çok uzun sürer. Örnek sinir hücrelerinde ömür boyudur. Bu evrede hücreler kendilerine özgü yaşamsal olaylarını yürütür.
Bunlar:
1-Madde alış- verişi
2-Anabolik ve katabolik reaksiyonlar
3-Organel oluşumu
4-Çok hücrelilerde dokusal işlevler
5-Büyüme ve farklılaşma
6-DNA ve RNA sentezi
Ancak ileri düzeyde özelleşen kas sinir vb. hücrelerde büyüme ve farklılaşma yoktur.Bölünme yeteneği olan hücrelerin interfazında görülen en önemli olay DNA sentezidir . Bölünebilen hücrelerde gerek interfazda ve gerek mitozda değişik olayların gerçekleştiği alt evreler vardır.Bunlar:
1-İnterfazda: G1 – S – G2 evreleridir.
2-Bölünme (Mitoz): Profaz – Metafaz – Anafaz – Telofaz evreleridir.
Hücrelerde büyüme iki şekilde görülür :
1-Sitoplazmik büyüme (Hacimsel büyüme olup r3 şeklinde gerçekleşir.)
2-Hücre zarı büyümesi (Alansal büyüme olup r2 şeklinde gerçekleşir.)
Sitoplazma ve hücre zarındaki bu dengesiz büyümeden dolayı hücrelerde şu sorunlar oluşur.
1-Nucleus yetersizliği görülür.
2-Madde alış verişinde yetersizlik görülür.
3-Hücre zarının parçalanma tehlikesi oluşur.
Hücreler bu sorunları bölünerek çözerler .Bölünme öncesinde hücrelerde bir takım değişiklikler görülür.
Bölünmeye hazırlanan hücrelerde görülen değişiklikler şunlardır:
1-Diğer hücrelerle bağlantılarını çözer.
2-Dış yüzey çıkıntılarını kaybeder.
3-Fazla miktarda su alarak şişer.
Hücreleri bölünmeye yönelten temel etkenler şunlardır:
1-Yüzey hacim oransızlığı.
2-Nucleus sitoplazma oransızlığı.
3-İç bölünme faktörleri (Sitoplazmik faktörler.)
4-Nucleus emri. (Oldukça zayıf ihtimal)
5-Hormonlar ve kanserojen maddeler. (Örnek:Bitkilerde sitokinin hormonu, İnsanlarda ostrojen hormonu.)
Hücre bölünmesi tek hücrelilerde çoğalmaya neden olurken, çok hücrelilerde büyüme ,yenilenme ve onarılmayı sağlar.İnterfaz evresinde görülen bazı önemli olaylar vardır.Bölünme yeteneği olmayan
hücrelerde bu evrede bölünme ile ilgili olaylar hariç diğer bütün olaylar görülür.

Bölünebilen hücrelerde interfazda görülen olaylar şunlardır:
1-Bazı organellerin sayısı artırılır. Örnek: Mitokondri, sentrozom vb.
2-Yapısal ve işlevsel proteinlerin oranı artırılır.
3-Bölünmede görev alacak enzimler sentezlenir.
4-ATP sentezi artarak yedeklenir.
5-DNA sentezi gerçekleşir.
6-Bu evrede DNA molekülü aktif olup hücredeki yaşamsal olayları kontrol eder.

A-İnterfaz
1-DNA molkülü
2-DNA + Protein
3-Kromatin yapı
4-Kromatinin kendini eşlemesi ile oluşan kardeş kromatidler
5-Kromozomal yapı

a) G1 evresi:
1-Metabolik olaylar yoğun bir şekilde sürer.
2- Madde alış verişi , sentez ve yıkım reaksiyonları , organel yapımı, RNA sentezi ve dokusal işlevlerin en üst düzeyde devam ettiği evredir.
3- En uzun evredir.Bu evrede bölünebilen hücrelerde büyüme gerçekleşir.
4- Bölünme yeteneklerini kaybeden hücreler yaşam ve faaliyetlerini bu evrede gerçekleştirirler. Örnek:Kas ve sinir hücreleri bu evrede varlıklarını sürdürürler.
5-Bu evrede hücrede kromozom yapısı 2n2c dir. ( takım sayısı 2. Kromatin sayısı ise2 dir.)
b) S evresi:
1-DNA’ nın eşlendiği ve kromatin sayısının iki katına çıktığı evredir.
2-Protein sentezinin en yoğun şekilde gerçekleştiği evredir.
3-Sentrozomların eşleşmesi emri bu evrede verilir.
4-Bu evrenin sonunda hücrenin kromozom yapısı 2n4c dir.(Takım sayısı 2, kromatid sayısı ise 4 tür.)

c) G2 evresi:
1-Bölünme ile ilgili enzimler sentezlenir.
2-Organel sayısı artırılır.
3-DNA sentezi durmuştur ancak RNA sentezi devam eder.
4-Sentrozomların sentezi bitmiş ve oluşan sentrozom çifti zıt kutuplara hareketlenir.
5-Bu evredeki hücrenin kromozom yapısı 2n4c dir.

B-Mitoz bölünme evreleri
Hücre bölünmesi iki ayrı hücre kısmının bölünmesi ile gerçekleşir:
1-Karyokinez: Çekirdek bölünmesi.
2-Sitokinez: Sitoplazma bölünmesi. Sitokinez olayı bitki ve hayvanlarda farklı şekillerde gerçekleşir.
a)Hayvanlarda: Ortadan boğumlanarak gerçekleşir.
b)Bitkilerde: Orta lamel oluşumu ile gerçekleşir.
a) Profaz
1-Nucleus zarı ve endoplazmik retikulum zarı erir.
2-Kromozomlar kısalır ve kalınlaşır.
3-Sentrozomlar zıt kutuplara hareket eder.
4-Nucleolus kaybolur.
5-Kutuplardan merkeze iğ iplikleri oluşur.
b)Metafaz
1-Kromozomlar iyice kısalıp kalınlaşırlar.
2-Kardeş kromatidler sentromerler vasıtası ile bir arada tutulurlar.
3-Kromozomlar ekvatoral düzlemde yanyana dizilirler.
4-Kromozomlar sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar.
c)Anafaz
1-İğ ipliklerinin kasılma ve gevşeme hareketleri ile kardeş kromatidleri bir arada tutan sentromeri parçalar.
2-Kardeş kromatidler birbirinden ayrılır ve zıt kutuplara taşınır.
c)Telofaz
1-Kromozomların hareketi bitmiştir.
2-Kromozomlar helixlerini çözerek kromatin iplikler haline döner.
3-Nucleolus (Çekirdekçik) şekillenir.
4-RNA ve protein sentezi başlar.
5-İğ iplikleri kaybolur.
6-Nukleus zarı oluşmaya başlar ve endoplazmik retikulumlar şekillenir.
7-Hücrede yaşamsal olaylar yeniden başlar.
8-Sitokinez gerçekleşir ve bölünme sonlanır.
A) Mitoz (Normal) bölünme
Nucleus zarı kaybolarak gerçekleşir. Bir karyokinez ve birde sitokinez görülür.
Genel özellikleri:
1-Bir hücreden iki hücre oluşur.
2-n, 2n, 3n, vb. gibi farklı kromozom sayısına sahip hücrelerde görülebilir.
3-Hem somatik hücrelerde hemde gametlerde görülebilir.
4-Kalıtsal çeşitlilik oluşturmaz ve oluşan bütün hücreler yapı ve özellik olarak aynıdır.( fenotip ve genotip olarak aynıdır.)
5-Bir karyokinez birde sitokinez görülür.
6-Sadece kardeş kromatidler zıt kutuplara çekilir.
7-Bir hücre ard arda defalarca mitoz geçirebilir.
8-Eşeysiz üreme, yenilenme-onarılma ve büyümenin temel mekanizmasıdır.
9-Eşeyli üreyebilen monoploid canlılarda (Erkek arılar,Eğreltiler,Karayosunları vb.)Gametleri oluşturur.
B)Amitoz bölünme
Nucleus zarı kaybolmadan gerçekleşir.Bir karyokinez ve birde sitokinez görülür.
Genel özellikleri:
1-Nucleus zarı kaybolmaz.
2-Kalıtsal materyal ve sitoplazma eşit şekilde dağılmaz.
3-Hızlı gerçekleşir.
4-Kanser, akyuvarlar ve protistalarda gerçekleşir.
C)Çoğa bölünme
Genel özellikleri:
1-Nucleus zarı kaybolmadan gerçekleşir.
2-Oldukça hızlı gerçekleşen bir bölünme şeklidir.
3-Bir hücreden kısa sürede onlarca yeni hücre oluşur.
4-Çok miktarda nucleus bölünmesi (Karyokinez) olmasına karşı sitokinez görülmez.
5-Ana hücrenin parçalanması ile oluşan yeni nukleuslar etraflarına bir miktar sitoplazma alarak çok miktarda yeni hücreler oluştururlar.
Örnek: Plazmodiumlarda sporlanma, Çiçekli bitkilerde Makrospordan embriyo kesesinin (8 nucleuslu) meydana gelmesi verilebilir.

D) Fıssyon bölünme
Bakterilerde görülen gerçek anlamda mitoz özellikleri taşımayan bölünmedir. Çekirdek bölünmesi olmayıp sadece DNA eşlenmesi ve ardından sitokinezle gerçekleşen bölünme şeklidir.
Mitoz bölünmenin evrimsel önemi
1-Kalıtsal devamlılığı sağlar.
2-Yararlı kalıtsal özelliklerin günümüze kadar gelmesini sağlar.

MAYOZ BÖLÜNME

A)Mayoz-1 evreleri:
Mayoz bölünme homolog kromozomların ve kardeş kromatidlerin ayrılmasını sağlayan ardışık iki bölünme bütünüdür. Homolog kromozomların ayrılmasına neden olan birinci evreye Mayoz-1 evreleri denir.
a)Profaz-1
1-Sentroiller kutuplara hareket eder.
2-Nucleus zarı ve e.r. zarları erimeye başlar.
3-İğ iplikleri oluşmaya başlar.
4-Kromozomlar kısalıp kalınlaşmaya başlar. Ancak profaz-1’ de Mitoz profazında ve profaz-2 ‘de görülmeyen bazı özgün olaylar ve kromozomların özel davranışları vardır. Bu nedenle profaz-1 kendi içinde beş alt evrede incelenir.
I)Leptoten:
1-İnce ve uzun iplikler halinde olan kromatinler kısalıp kalınlaşırlar.
2-Nucleolus (Çekirdekcik) varlığını sürdürür.
II)Zigoten:
1-Homolog kromozomlar yanyana gelerek çiftler (Bivalent yapı) oluştururlar.
2-Eşleşme bütün kromozom çiftlerinde görülür.
III)Pakiten:
1-Kromozomlar iyice kısalıp kalınlaşır.
2-Eşleşen homolog kromozomlar bu evrede birbirleri ilke iyice kaynaşırlar ve bu evrede hücrenin kromozom sayısı n gözükür.
3-Evrenin sonunda her kromozom çiftinde dört kromatid görülür ve bu yapıya tetrad denir.Hücrede görülen tetrad sayısı n kadardır.
4-Bu evrede homolog kromozomların kardeş olmayan kromatidleri arasında gen alış verişi görülür bu olaya krossing-over denir.
5-Kardeş olmayan kromatidler arasındaki çakışma noktalarına kiyazma denir.
6-Uzun kromozomlarda görülen kiyazma sayıları daha çoktur.
IV)Diploten:
1-Tetrad oluşturan kromozomlar birbirlerini iterek ayrılmaya başlarlar.
2-Ancak krossing-over bölgelerinde kiyazmalarla bağlantılarını sürdürürler.
V)Diakinez:
1-Kromozomlar daha fazla kısalırlar.
2-Homolog kromozomlarda bağlantı sadece uca yakın yerlerde kalır.
3-Çekirdek zar kaybolur.
4-Nucleolus (Çekirdekcik) kaybolur.
5-İğ iplikleri oluşmuştur.
6-Dişilerde eşey ana hücreleri gerçekleşen mayoz bölünmenin bu evresinde hücreler uzun süre kalırlar. Bölünmenin bundan sonraki evreleri ovulasyondan sonra devam eder.

b)Metafaz-1
1-Homolog kromozomlar (Tetradlar halinde) ekvatoral plak üzerinde karşılıklı dizilirler.
2-Her kromozom sentromeri ile iğ ipliklerine tutunurlar
c)Anafaz-1
1-Homolog kromozomlar iğ iplikleri ile zıt kutuplara doğru çekilirler.
2-Kardeş kromatidleri bir arada tutan sentromerler parçalanmamıştır.
3-Kiyazmalar kromozomların ucuna doğru kayarak ortadan kalkar.
4-Anne ve babadan gelen kromozomların kutuplara taşınması rasgele olur buda çeşitlilik nedenidir.

d)Telofaz-1
1-Kromozomlardaki helixler çözülür.
2-Nucleus zarı belirginleşir.
3-Sitokinezle iki hücre oluşur.
4-Oluşan hücrelerin kromozom yapısı n2c dir.
5-Erkeklerde sekonder spermatositler oluşur.
6-Dişilerde ikincil oosit ve birinci kutup hücresi meydana gelir.
7-Mayoz geçiren bazı hücrelerde nucleus zarı oluşmaz ve kromozomlar helixler çözülmez.
Ara interfaz:Nucleolus görülmez,DNA ve RNA sentezi görülmez. Hücredeki hazırlıklar tıpkı önceki interfazın devamı gibidir.
B)Mayoz-II evreleri
Kardeş kromatidlerin ayrılmasını sağlayan ikinci bölünme evrelerine Mayoz-2 evreleri denir. Mayoz interfazında görülen olaylar mitoz interfazı ile aynıdır.
a)Profaz-II
1-Birinci bölünmede oluşan iğipliklerine dik olarak iğ iplikleri oluşur.
2-Oluşmuşsa nucleus zarı kaybolur.
3-Helixlerini çözen kromozomlar tekrar helixlerini oluşturur.
b)Metafaz-II
1-Kromozomlar ekvatoral düzlemde yanyana dizilirler
2-Kromatidler sentromerleri ile bir aradadır
3-Kromozomlar sentromerleri ile iğ ipliklerine tutunurlar
c)Anafaz-II
1-İğ ipliklerinin itme ve çekme hareketi ile sentromerler parçalanır.
2-Birbirinden ayrılan kardeş kromatidler zıt kutuplara gider

d)Telofaz-II
1-Kutuplara çekilen kromatidler helixlerini çözerek kromatin iplik haline geçerler
2-Nucleus zarı oluşur.
3-İğ iplikleri kaybolur
4-Sitokinezle iki toplam dört hücre oluşur.
5-Oluşan hücrelerde ana hücrenin yarısı kadar kromozom dolayısıyla DNA vardır
6-Oluşan hücrelerdeki kalıtsal materyal hem profaz-1 de gerçekleşen krossing-over hemde metafaz-1 deki homolog kromozomların diziliminin rasgele olmasından dolayı farklıdır
7-Oluşan hücreler erkekte spermatid, dişilerde ise oosit denir

Mayoz Bölünmenin temel özellikleri:
1-Sadece 2n kromozomlu hücrelerde görülür.
2-2n kromozomlu hücrelerden n kromozomlu 4 hücre oluşur.
3-iki karyokinez ve iki sitokinez görülür.
4-Eşey ana hücresi ve spor ana hücrelerinde görülür.
5-Bölünme sonunda gamet ve sporlar oluşur.
6-Kalıtsal çeşitlilik nedenidir.Oluşan hücreler kalıtsal olarak birbirinden farklıdır.
7-Eşeyli üremenin temel mekanizmasıdır.
8-Mitoza göre daha ileri bir özelliktir
9-Hem homolog kromozomlarda hemde kardeş kromatidlerde ayrılma görülür.
10-Sinaps, tetrad ve krossing-over görülür.
11-Mayoz geçirmiş hücre tekrar mayoz geçiremez ancak mitoz geçirebilir.
Notlar...
Mayozun evrimsel önemi:
1-Krossing-overle kalıtsal çeşitlilik sağlar
2-Kromozom sayısını yarıya indirerek, döllenme sonunda türe özgü kromozom sayısının sabit kalmasını sağlar.
Mayoz bölünme ile oluşan yapılar:
1-Sperm 2-Ovum 3-Makrospor 4-Mikrospor 5-Spor
Mayoz bölünmenin görüldüğü hücreler:
1-Sperm ana hücresi (Hayvanlarda)
2-Ovum ana hücresi (Hayvanlarda)
3-Spor ana hücresi (Çiçeksiz bitkilerde)
4-Makrospor ana hücresi (Çiçekli bitkilerde)
5-Mikrospor ana hücresi (Çiçekli bitkilerde)
6-Zigot (Su yosunlarında)
Mayoz bölünmenin görüldüğü yapı ve organlar:
1-Testis 2-Ovaryum 3-sporangium 4-Anterler 5-Tohum taslağı (Ovaryum)

SOLUNUM REAKSİYONLARI

Enerji Dönüşümleri
Metabolizma:hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların tümüdür.
A-Anabolizmaış ortamdan alınan veya hücredeki reaksiyonlar sonucu oluşan
basit moleküllerden hücrenin ihtiyaç duyduğu kompleks veya diğer moleküllerin
sentezlenmesidir.Protein,RNA,Fotosentez,Kemosentez vb.
B-Katabolizmaış ortamdan alınan veya hücrede daha önce üretilip işlevlerini
kaybetmiş kompleks moleküllerin enerji üretimi veya yapıtaşı üretimi için daha basit moleküllere parçalanmasıdır.Hücre içi ve dışı sindirim,O2,li ve O2 siz solunum
ATP(Adenozintrifosfat)
Yapısı:
1-Adenin nucleotid 2-Riboz 3- 3(Üç) fosforik asit

Özellikleri:
  • Yapısında iki yüksek enerjili fosfat bağları bulunur
  • Canlının tüm yaşamsal olaylarında kullandığı enerji kaynağıdır
  • Kolayca başka enerji formlarına dönüştürülebilir.(Elektrik,ısı,kimyasal bağ,osmotik,ışık vb.)
  • Bütün reaksiyonlara katılabilir
  • Her hücre kendi ATP sini kendi sentezler
  • Hücrede sitoplazma,mitokondri ve kloroplastlarda sentezlenir
  • Hücre yaşamsal olaylarında sitoplazmada veya mitokondride üretilen ATP kullanılır
  • Kloroplastlarda sentezlenen ATP organik madde sentezi ve kloroplastlardaki diğer yaşamsal olaylarda kullanılır
  • Yüksek enerjili son fosfat bağının kopması ile ortama 7300 cal enerji verilir.
Fosforilasyon: Hücrelerde ADP nin sistemden enerji alarak kendine bir fosforik asit bağlayıp
ATP haline gelmesine denir.

Enerji
ADP+P -------------- ATP
(Fosforilasyon)
Fosforilasyonda kullanılan enerji kaynağına göre 4 (Dört) tip fosforilasyon vardır.
1-Sübstrat düzeyde fosforilasyon:
  • Bütün canlılarda görülür
  • Sitoplazmik solunum enzimleri kullanılarak organik maddelerin yapısında bulunan bağ enerjisinin ATP enerjisi haline dönüşmesidir
2-Oksidatif-fosforilasyon:
  • Oksijenli solunum enzimi bulunduran canlılarda gerçekleşir
  • Organik maddeler oksijenli solunum enzimleri ile inorganik yapılara dönüştürülürken açığa çıkan H lerin O2 ye aktarılırken gerçekleşir
  • e.t.s. görev alır
3-Foto-fosforilasyon
  • Klorofil taşıyan canlılarda gerçekleşir.
  • Klorofil ve e.t.s etkisi ile güneş ışık enerjisinin dönüşümü ile gerçekleşir
  • Enzim görev almaz
4-Kemosentetik-fosforilasyon:
  • Oksidasyon enzimi taşıyan bakterilerce gerçekleştirilir
  • İnorganik maddelerin (H,Fe,N,NH3 vb.) oksidasyon enzimleri ile oksitlenmesi ile açığa çıkan kimyasal enerji ile gerçekleşir
Bütün canlılar güneşin ışık enerjisini kullanırlar.Işık enerjisinin canlıların kullanabileceği enerji formuna dönüşmesinde fotosentez ve solunum mekanizmaları rol alır.
Fotosentez Solunum
Işık -------ATP-------- Glikoz --------- ATP ------------- ( Biyolojik iş)
Biyolojik iş: Isı,elektrik,osmotik basınç,kimyasal bağ,ışık, mekanik,aktif taşıma vb.
OKSİJEN VE HAYAT
Not: Fotosentezden önce (ozon oluşmadan) organik madde sentezi için gerekli enerji u.v , şimşek , yıldırımlarla gerçekleşirken , fotosentezde madde sentezi için gerekli enerji güneşin görünür ışınları (450-760n.m) ile gerçekleşir.Ozon bu ışınların geçişine engel değildir.
Not: Bugün yaşayan bütün canlılar (Kemosentetik ler hariç) ihtiyaç duydukları organik besini ve oksijeni fotosentezden karşılarlar.
O2 nin önemi:
A-Ozon oluşumunu sağlar.
B-Oksidatiffosforilasyonla yüksek ATP üretimi sağlar.
Not:Oksijen aynı zamanda öldürücü olabilir. Obligat-anaerop bakteriler buna
örnektir. Atmosferde O2 oranının artması solunumu engeller. Canlılar O2 nin bu olumsuz etkilerinden sahip oldukları enzimlerle korunur.

Ozon oluşumu fotosentezle başlamıştır.

Enerji
O2--------- O+O (Stratosferde) Oluşan O daha yükseklere çıkarak O2 ile
birleşir ve ozon (200 n.m Küçük güneş ışınları)oluşur.
Enerji(200-300 n.m)
O+O2--------- O3 + Enerji -------------- Azotlu bileşikler.
(Ozon)
Ozonun önemi:
A-Zararlı U.V ışınları tutarak karasal yaşamın başlamasına nede olmuştur. Buda
canlıların sayı ve çeşitliliklerinde artmaya neden olmuştur.
B-İlkel atmosferde organik madde sentezi bitmiş ve canlılar için organik madde
sentez biçimi olarak fotosentez önem kazanmıştır.

Oksijenli solunum ve solunum kat sayısı:
O2 li solunumda organik moleküldeki (C6H12O6) C ve H ler koparılır. Karbon
molekülden CO2 olarak ayrılırken , H ler dışarıdan alınan O2 ile birleşerek H2O
olarak ayrılır. Bu nedenle glikoz yıkımında CO2 in ayrılımında izlediği yola
karbon yolu, su ve ATP oluşumum ile sonuçlanan H ayrılışınada H yolu denir.
Oksijenli solunumda e.t.s H yolunda görev alır.
Solunum tipleri
A-Oksijensiz solunum (Fermantasyon.)

1-Gerçek fermantasyon:
Enzim
C6H12O6 -------------2C2H5OH + CO2 + 2ATP
Glikoz Etil alkol
2-Oksidatif fermantasyon:
Enzim
C2H5OH + O2 ---------------CH3COOH + H2O+ ATP
Etil alkol Asetik asit
B-Oksijenli solunum:
Enzim + ets
C6H12O6 + 6O2 --------------------6CO2 + 6H2O + 38 ATP
Glikoz

O2 siz SOLUNUM
  • Bazı bakteri ve mayalarda temel enerji üretim biçimi olmakla beraber, Bitki ve bazı hayvanlarında özel durumlarda başvurduğu enerji üretim biçimidir.
  • Glikoliz ve fermantasyon olmak üzere iki evrede gerçekleşir.
  • Glikolizde temel amaç enerji üretimidir. Fermantasyonda ise temel amaç glikoliz sonucu oluşan artık ürünlerin hücreye zarar vermesinin önlenmesidir.
  • Glikoliz bütün canlılarda ortaktır.Fermantasyon ise canlının kullandığı enzime göre oluşum biçiminde ve son ürünlerde farklılıklar görülür.
  • Fermantasyon son ürüne göre adlandırılır;Alkolik,Laktik asit,Asetik asit vb.
  • Fermantasyonda O2 kullanılmaz ancak asetik asit fermantasyonunda O2 kullanılır.

Oksijensiz solunumun evreleri
A-Glikoliz (Oksijensiz ve oksijenli solunum)
Bütün solunum tipleri glikolizle başlar. Glikoliz bağımsız metabolizmaya sahip
bütün hücrelerde görülen bir reaksiyondur. Genel özellikleri:
  1. Sitoplazmada gerçekleşir. (Mitokondri ye ihtiyaç yoktur.)
  2. Enzimatik reaksiyonlar dizisidir.
  3. Bir mol glikozun reaksiyona girmesi için ; İki mol ATP (Aktivasyon enerjisi
  4. için) harcanır.
  5. Bir mol glikozdan ;
    • İki mol piruvat
    • Dört mol ATP
    • İki mol NADH2 , açığa çıkar.
  6. O2 li ve O2 siz solunumların ortak özellikleridir.
  7. Temel amaç enerji üretimidir.

B-Fermantasyon
  • Sitoplazmada gerçekleşir
  • Enzimatik reaksiyonlardır
  • Temel amaç glikolizde açığa çıkan son ürünlerin hücreye zarar vermesini
önlemektir
  • Kullanılan enzime göre son ürünler değişir
  • Son ürüne göre adlandırılması yapılır
  • Bakteri ,mantar ve omurgalılarda çoğunlukla çizgili kaslarda görülür

Fermantasyon için gerekli koşullar:
1-Uygun ısı
2-Gerekli enzimler
3-Organik madde(Glikoz vb.)
4-Biyokimyasal ortam (Sitoplazma)
Fermantasyonda açığa çıkanlar:
1-Son ürün (Alkol,Aseton vb.) 2-ATP 3-CO2 4-Isı
Oksijenli solunum
Oksijenli solunum üç kademede gerçekleşir.
1-Glikoliz: (Sitoplazmada gerçekleşir)
Enzim
Glikoz ------------ 2Piruvat + 2ATP+ 2NADPH2
2-Kreps döngüsü: (Mitokondri matriksinde)
Enzim
Piruvat ------------ 3CO2 + 4NADH2 +1FADH2 + ATP (Bir pürivat için)

3-Oksidatiffosforilasyon: (Mitokondri krista zarlarında)
e.t.s
NADPH2 + 1/2 O2 ---------------- H2O + NAD+ 3 ÂTP
e.t.s
FADH2 +1/2 O2 ------------------ H2O + FAD + 2 ATP
Glikoliz
Oksijensiz solunumdaki glikolizle aynı temel özellikler gösterir.


Kreps döngüsü
Özellikleri
  • Eukaryotlarda mitokondride , prokaryotlarda sitoplazmada mesezom denen zar kıvrımlarında gerçekleşir
  • Pirüvatla başlar
  • Mitokondriye geçen her piruvata karşılık
    1. 3 CO2 , (substrat düzeyde)
    2. 1 ATP,
    3. 1 FADH2 ve 4 NADH2 oluşur.
  • Enzimatik reaksiyonlardır
  • Isı,PH,aktivatör ve inhibitörlerden etkilenir.
  • O2 varlığında gerçekleşen reaksiyonlardır.
  • Diğer organik moleküllerin solunum reaksiyonuna katıldığı evredir.




Oksidatif fosforilasyon
özellikleri
  • Mitokondri zarları (Bakterilerde mesezom denen zar kıvrımlarında gerçekleşir
  • Kemiosmozla ATP sentezi gerçekleşir
  • Piruvat tan ayrılan H lerin O2 ye aktarımıdır
  • NAD,FAD,CoQ,Sitokromlar ve O2 görev alır
  • NAD+ ile taşınan her 2H çiftine karşılık e.t.s de 3 ATP sentezlenir
  • FAD+ ile taşınan her 2H çiftine karşılık e.t.s de 2 ATP sentezlenir
  • 1 Glikozun yıkımından e.t.s üzerinden toplam 34 ATP sentezlenir
  • 1 Glikoz için e.t.s de O2 ye aktarılan H lerden 24 H2O üretilir



Solunumda enerji üretim aşamaları

Solunum aşamaları ilişkileri

Değişik organik moleküllerde oksijen kullanımı ve enerji üretimi durumu
CO2
Solunum kat sayısı: R.Q=---------- Sonuç kullanılan maddeye göre değişir.
O2
CO2
Karbonhidratlarda RQ =---------- =1 olur.
O2
6CO2
Örnek: Glikoz (C6H12O6) için: RQ=------------ = 1
6O2
CO2
Yağlarda RQ = ----------- = X X > 1 çıkar,.buda daha fazla oksijen tüketmek
demektir O2

Yağlarda oksijen oranı az olduğu için solunumda yağların yıkımı için çok O2
kullanılır ve diğer organik maddelere oranla daha fazla ATP üretilir.
36 CO2
Örnek: Oleik asit (2C18H34O2) + 51 O2 =-----------= 0,7
51 O2
CO2
Alkol vb maddelerde RQ=--------- = X X<1 çıkar . Çünkü alkollerde oksijen oranı fazladır. O2


4CO2 4
Örnek: C4H4O8 + O2 =--------------= --------= 4
O2 1


Solunum hızına etki eden faktörler:
1- Isı 2 - O2 yoğunluğu 3- PH
4 -CO2 miktarı 5-Ket vurucular (Zehirler) 6 - Uyaranlar.
Solunum hızı
Bitkilerde ; farklı organ ve dokularda solunum hızları farklıdır. Bitkisel
organlarda solunum hızı şu şekilde sıralanır: Yaprak – Kök – Gövde. Doku
olarak en hızlı solunum kambiyumda görülür.

Bitkilerde solunum hızını artıran faktörler.
1-Köklenme
2-Yaralanma
3-Tohum ıslanması
4-Tomurcuklanma
Oksijenli ve oksijensiz solunumun ortak özellikleri
1-Glikoliz evresi ile başlamaları
2-Glikozun aktivasyonu için ATP kullanılması
3-Reaksiyonlar sonunda ATP sentezlenmesi
4-Isının açığa cıkması
5-CO2 nin açığa çıkması (Laktik asit fermantasyonu hariç)
6-Substrat düzeyde fosforilasyonun gerçekleşmesi
7-Enzim kullanılır
Oksijenli solunumu Oksijensiz solunumdan ayıran farklar
1- O2 kullanılması
2- H2O nun açığa çıkması
3- e.t.s nin görev alması
4- Oksidatif fosforilasyonun gerçekleşmesi
5- Glikozun CO2 ve H2O ya kadar parçalanması
6-Yüksek ATP üretimi (Bir glikozdan 38 ATP)

Deneyler
Deney:1
Işıklı ortamda bitkiler dış ortamdan aldıkları CO2 ve H2O ile besin sentezlerken
dış ortama verdikleri O2 ile diğer canlıların yaşamlarını devam ettirmelerini
sağlar.

Deney:2
Fotosentez için CO2 gereklidir. BaOH sisteme giren havadaki CO32 nin
emilimini sağlayarak bitkiye CO2 ulaşımını engeller. Kurbağanın bulunduğu
ortamdaki KOH ise kurbağa solunumunda oluşan CO2 nin tutulmasını
sağlayarak Ortamdaki CO2 yok olmasına neden olur. Böylece bitkinin
fotosentez yapması önlenir.Bir süre sonra O2 oluşmadığı için hem bitki hemde
hayvan ölür

Deney:3
Canlılar solunum olayında CO2 açığa çıkarırlar. Ortamda bulunan CO2 akseptörü
olan KOH solunumla ortaya çıkan CO2 yi tutarak ortamda basınç azalmasına
neden olur. Böylece cıva sistem içine doğru hareket eder.

Deney:4
Düzenekteki fenol kırmızısı b,ir süre sonra sarı renge dönüşmesinin nedeni
solunum olayı ile canlıların dış ortama CO2 vermeleridir. CO2 ayracı olan Fenol
kırmızısı CO2 ile karşılaştığında sarı renk alır.

Deney:5
Şekildeki düzenekte KOH dış ortamdan alınan havadaki CO2 yi tutarak sisteme
girişini engeller ve ışık olmasına rağmen sadece sistemdeki CO2 oranında
fotosentez yapılır. Sistemde basınç azaldığı için Civa ok yönünde hareket eder.


Deney:6
Çimlenen tohumlar solunum yaparlar.Sistemde BaOH dış ortamdan sisteme
giren CO2 yi tutar.Böylece tohumların bulunduğu kaba asla CO2 ulaşamaz.
Ancak CaOH ın bulanması tohumların solunum sonucu ürettikleri CO2 den
kaynaklanır.

Deney:7
Çimlenen tohumlar ortamdaki O2 yi azaltırlar ve ortamın basıncı azalır ve civa ok
yönünde harake eder.



FOTOSENTEZ

Enerji Dönüşümleri (Fotosentez-Solunum)
Organik evrim teorisine göre ilkel atmosferde yer alan CO2, H2O, H2,NH3,CH4, vb. gibi moleküller şimşek,yıldırım ve u.v ışınların etkisiyle basit organik moleküller haline dönüştü. (Atmosferde oksijen yoktu.)
Şimşek+Yıldırım
CO2+H2O+H2+NH3+CH4-------------------Basit organik moleküller
O2’siz atmosfer
Oluşan organik maddeler yağmur suları ile karaya taşınıp , ısı ve u.v etkisiyle karmaşık kompleks moleküller haline dönüştüler.
(Karada) ısı+U.V
Basit organik moleküller ---------------------Karmaşık organik maddeler.
O2’siz atmosfer
Yer kabuğunda oluşan komplex maddeler yağmur suları ile denizlere taşındı. Denizlerde u.v etkisiyle komplex moleküllerden sayısız ve karmaşık reaksiyonlarla ilk canlılığın temeli atıldı ve ilkel hücreler (Koaservat) oluştu.
(Denizlerde) ısı+U.V+Enzimsel maddeler
Komplex organik maddeler ------------------ İlkel hücre (Koaservat)
O2’siz ortam
İlk canlı oksijensiz ortamda oluşmuştur. İhtiyaç duyulan organik maddeler cansız ortamda inorganik koşullarda sentezlenmekte ve bol miktarda bulunmaktadır. İlkel hücre ihtiyacı olan enerjiyi ortamdaki organik moleküllerden oksijensiz solunumla elde etmekteydi. Bu mekanizma günümüze kadar gelmiştir.(Fermantasyon)
İlkel hücre
Organik madde------------------ Basit organik ve inorganik madde+Enerji
Enzim
Not:Bu yöntemle elde edilen enerji ilkel hücreler için yeterlidir.İlkel hücrelerden bazıları sahip olduğu enzimlerle kendi organik maddelerini inorganik maddelerden üretebilme yeteneğine sahip oldular. Bunun en ilkel şekli kemosentezdi zamanla fotosentez gelişti.

İleri hücre formları
İnorganik maddeler---------------------- Organik maddeler
Kemosentez ve Fotosentez
Fotosentezin ortaya çıkışıyla:
1-O2 üretimi sağlanarak ozon (O3) oluşumu gerçekleşmiştir. Ozon U.V ışınlar atmosferin üst katmanlarında tutmuş, böylece canlılar önce deniz (su) yüzeyine sonra karaya çıkışını sağlamıştır.
2-O2 üretimi ile O2 li solunumum başlamasına olanak tanımış , enerji üretiminin artması ile canlıların fizyolojik karakterlerinde artmaya ,özelliklerinin çeşitlenmesine, sayılarının ve çeşitlerinin artmasına neden olmuştur.
3-Oksijenin yüksek oksidasyon yeteneği nedeni ile; O2 yi etkisizleştirip kullanımını sağlayan enzim taşımayan canlıların hızla azalmasını ,O2 yi kullanabilen canlıların ise hızla çoğalarak sayılarının artmasını sağlayan doğal seleksiyonu başlatmıştır.
4-O2 nin üretimi ile inorganik ortamdaki organik madde üretimi engellenmiş , fotosentez canlılar için en önemli organik madde üretim mekanizması olmuştur.
Not: Fotosentezden önce (ozon oluşmadan) organik madde sentezi için gerekli enerji u.v , şimşek , yıldırımlarla gerçekleşirken , fotosentezde madde sentezi için gerekli enerji güneşin görünür ışınları (450-760n.m) ile gerçekleşir .Ozon bu ışınların geçişine engel değildir.
Not: Bugün yaşayan bütün canlılar (Kemosentetik ler hariç) ihtiyaç duydukları organik besini ve oksijeni fotosentezden karşılarlar.
Ortamda, aşağıdaki yapılardan biri varsa, fotosentez gerçekleşir.
Klorofil-Kloroplast-Özümlem parankiması-Parankima dokusu-Yaprak-Bitki


Fotosentezin özgün olayları
  • 6CO2 + 6H2O -----(Işık/Klorofil)-----------C6H12O6 + 6O2
  • Kloroplastta gerçekleşir.
  • Fotosentetik ototroflarda görülür.
  • Hammaddeler CO2 ve H2O dur.(Bakterilerde H ve H2S kullanılır)
  • Ürünler glikoz ve O2 dir.(Bakterilerde O2 yerine S oluşur)
  • Işıkta gerçekleşir.
  • Anabolik reaksiyonlarıdır.
  • Hidrojen akseptörü NADP dir
  • İnorganik madde organik maddeye dönüşür.
  • Işık enerjisi kimyasal bağ Enerjisine dönüşür
  • Fotofosforilasyon la ATP sentezi yapılır.
  • Klorofil ve su elektron kaynağıdır.(Bakterilerde H ve H2S, elektron ve H kaynağı olarak rol alır)
  • Elektronların son alıcısı klorofil ve NADP dir.
  • Canlıda ağırlık artışı olur.
  • Sentezlenen ilk ürünler karbonhidratlardır.
Bakteriyel fotosentezin özellikleri
  • Sitoplazmada gerçekleşir
  • Klorofiller sitoplazmik zar katlanmaları olan tilakoidlerde yer alır
  • H ve elektron kaynağı olarak H2 veya H2S kullanılır
  • Işık gereklidir
  • Yan ürün olarak O2 oluşmaz
  • Anaerobiktirler
Protista ve bitkilerde gerçekleşen fotosentezin özellikleri
  • Kloroplastlarda gerçekleşir
  • Klorofiller kloroplastlardaki granalarda yer alır
  • H ve elektron kaynağı H2O dur
  • Yan ürün olarak O2 oluşur
  • Işık gereklidir
Fotosentezin evreleri:
A-Işık evresi reaksiyonları
a-Devirli fotofosforilasyon:
Özellikleri:
  • Işık varlığında gerçekleşir
  • Granalarda gerçekleşir
  • Enzim görev almaz
  • Elektron kaynağı klorofildir
  • e.t.s ye aktarılan her elektrona karşılık 1 ATP sentezi gerçekleşir
  • Klorofilden e.t.s ye aktarılan elektronlar yine aynı klorofil tarafından tutulurlar
  • Bu seride sadece karanlık evrede kullanılmak üzere ATP sentezi gerçekleşir

b-Devirsiz fotofosforilasyon:
Özellikleri:
  • Işık varlığında gerçekleşir
  • Granalarda gerçekleşir
  • Enzim görev almaz
  • Elektron kaynağı PS1,PS2 ve H2O dur
  • İki, pigment sistemi görev alır
  • Suyun iyonizasyonu ve O2 nın oluşumu bu döngüde gerçekleşir
  • Karanlık evrede kullanılacak ATP ve CO2 nin redüklenmesinde kullanılacak H ler bu evrede üretilir. (ATP ve NADPH2 ler üretilir)
  • Ps1 ve Ps2 nin dört kez indirgenme - yükseltgenme olayına karşılık sistemde 3 ATP,2 NADPH2 ve 1 O2 sentezlenir




Genellemeler:
-Işık evresi reaksiyonlarında ihtiyaç duyulanlar:
1-Işık 2-ADP+Pi 3-NADP 4-Klorofil 5-H2O 6-e.t.s
-Işık evresi reaksiyonlarında açığa çıkanlar:
1-ATP 2-HADPH2 3-O2

B-Karanlık evre reaksiyonları:
Özellikleri:
  • Kloroplastlarda stroma da meydana gelir
  • Enzimler rol alır
  • Isı,Ph,Substrat miktarı,İnhibitör ve aktivatörlerden etkilenirler
  • CO2 nin kullanıldığı evredir
  • 1 CO2 için bu evrede ışık evrelerinde üretilen 3 ATP ve 2 NADPH2 kullanılır(1 glikoza karşılık 18 ATP ve 12 NADPH2 kullanılır)
  • e.t.s rol almaz
  • CO2 yakalayıcısı olarak Ribuloz difosfat (Pi-5C-Pi) rol alır
  • Işığa ihtiyaç duyulmaz
  • Glikoz,sukroz,nişasta,a.asit,gliserol vb. organik maddelerin üretildiği evredir
Fotosentezin şematize edilmesi

Fotosentez reaksiyonlarında elde edilen ürünlerdeki C,H ve O kaynakları aşağıdaki gibidir.
6CO2 + 6H2O ------------ C6H12O6 + 6O2
CO2: Glikozdaki C ve O kaynağıdır
H2O: Glikozdaki H ve serbest kalan O2 kaynağıdır



Fotosentezle ilgili grafik ve deneyler
Fotosentez: Fotosentez reaksiyon hızını etkileyen faktörler:
1-Işık 2-Klorofil 3-CO2 4-H2O 5-Isı
1-Işık faktörü
  • Temel enerji kaynağıdır.
  • Işık evresinde rol oynar.
  • Dalga boyu ve şiddeti önemlidir.
a) Işığın dalga boyu:Fotosentez dalga boyunun 400-750 nm olduğu aralıkta gerçekleşir. Klorofil tarafından mor ışık daha fazla soğurulur ancak fotosentezin reaksiyon hızı kırmızı ışıkta fazla yeşil ışıkta en az değerdedir

PS1,PS2 yükseltgenmesinde ve H2O nun iyonizasyonunda farklı dalga boylarında ışığa ihtiyaç olduğu için fotosentezin hızı beyaz ışıkta daha fazladır.
b) Işığın şiddeti: Belirli bir ışık şiddetine kadar reaksiyon hızı artar.


Ancak ışık şiddeti güneş(ışık) ve gölge bitkilerinde fotosentez reaksiyon hızı üzerine etkisi farklıdır



Not:Işığın fotosentez için gerekli enerji kaynağı olmakla beraber klorofilin sentezi içinde ışığa ihtiyaç vardır.
Mg
Öncül madde-----Porfirin---------Mg-porfirin (Karanlıkta gerçekleşir.)
( Fe , Enzim )
MG-porfirin-------------Öncül-klorofil------------------Klorofil
Işık
Klorofil sentezi (Kısaca)
Enzim / Işık
( C , H , O , N ) + Mg ---------------------- 1 mol Klorofil
Fe katalizör

2-CO2 faktörü
  • Karanlık evre reaksiyonlarında görev alır.
  • Glikozun yapısına katılır.
Atmosferde % 0,03 oranında bulunan karbondioksit % 0,3 ‘e kadar artırınca reaksiyon hızı artar CO2 nin miktarını daha fazla artırmak reaksiyonu hızlandırmaz.


3-Isı faktörü
  • Karanlık evre reaksiyonlarında etkendir.
  • Optimal ısı 35 derecedir. (Türe göre değişir.)
  • Fotosentezin enzimatik reaksiyonlardan olması nedeniyle ısıya karşı duyarlıdır.

4-Su faktörü
  • Güneşten gelen fazla ısının terleme ile uzaklaştırılmasında görev alır.
  • Karbondioksitin redüklenmesinde kullanılan H lerin kaynağıdır.
  • Atmosferin O2 kaynağıdır.
  • Devirsiz fotofosforilasyon da kullanılır.
  • Enzimatik reaksiyonların gerçekleşmesi için gerekli ortamı oluşturur.
Not:Fotosentez reaksiyonlarında etken olan faktörler için minimum yasası geçerlidir. Buna göre reaksiyon hızı faktörlerden en zayıfı tarafından belirlenir.
A-Etken madde miktarı – reaksiyon hızı arasındaki ilişki.
  • H2O-CO2 Reaksiyon hızını belirleyen ortamda en az bulunan faktördür.
  • Işık şiddeti-CO2 Yukarıdaki grafiğe göre reaksiyon hızını belirleyen faktör ortam ışık şiddetidir
  • Işık şiddeti-Isı

Not:Fotosentezde açığa çıkan yan ürünler
H2O O2
H2S S
H2 Yan ürün yok

Elektron ve H kaynağı Ortama verilen yan ürün
CO2 yakalayıcılar
KOH , NaOH , Ba(OH)2 , Ca(OH)2
Fotosentezin Hızı
a)Kütle artışı
b)Oluşan O2 miktarı
c)Kullanılan CO2 miktarı ile ölçülür.
Fotosentezde e. t.s (enerji seviyelerine göre.)
1-Ferrodoksin
2-Plastokinon (Flavoproteinler)
3-Sitokrom
Bu sistem elemanları belirli enerji düzeyindeki elektronları yakalar ve enerji seviyelerini düşürerek bir sonraki elemana aktarırlar.Bu esnada serbest kalan enerji ile sistemde ADP+Pi nin ATP ye dönüşümü sağlanır
Fotosentez Şartları
  • CO2 ve H2O gerekir
  • O2 açığa çıkar ( H2O kullanılırsa )
  • Işık karşısında olur
  • Klorofilli hücrelerde gerçekleşir
  • Nişasta meydana gelir
DENEY 1 :Fotosentezde CO2 gerekliliği

Yukarıdaki kurulu düzende sods ilave ediliyor. (soda içinde CO2 var.) CO2 eklenince gaz çıkışı fazlalaşıyor. Çıkan gaz O2 dir. Aynı deney şayet kaynatılmış soğutulmuş suda yapılırsa gaz çıkışı gözlenmez eğer suyuniçine CO2 içeren su ilave edilirse gaz çıkışı artar
Sonuç: CO2 fotosentez için gereklidi

DENEY 2 :Fotosentezde CO2 gerekliliği
Bu deneyde kavanozun içindeki kısım lügolle boyanmaz. Nedeni CO2 ten yoksun olup
fotosentez yapamamasıdır.
Sonuç: fotosentez için CO2 gereklidir


DENEY 3 :Fotosentezde ışık şiddetinin etkisi
Bu deneyden ; fotosentez için ışığın gerekli olduğunu çıkarıyoruz. Işık miktarı arttıkça çıkan kabarcık miktarı artar. Bu artış belli bir seviyeyekadar olur. Çünkü bu olay yapraktaki enzim miktarı ve klorofil miktarı ile de ilgilidir.
Sonuç:Işık şiddetinin artışı belli oranda fotosentezin hızını artırır.

DENEY 4 :Fotosentezde CO2 kullanılır O2 açığa çıkar
Bu deney düzeneğini düzenli kurarsak bir süre sonra bitki ölür.Çünkü giden havaya CO2 ve O2 vardır.O2 gerekli değildir.Fotosentez sonucu elde edilen O2 miktarı kullanılandan fazladır.Fakat giren havadaki CO2 ve
solunumla ortaya çıkan CO2 ortamda bulunan KOH ve Ba(OH)2 tarafından yok edildiği için fotosentez yapılamaz.

DENEY 5:Fotosentezde O2 açığa çıkar
Deney tüpü içinde birikerek kibrit alevinde parlayan gaz O2 olduğu anlaşılır

DENEY 6:Fotosentezde klorofil gerekliliği
Sardunya yaprağı 7-8 saat gün ışığı aldıktan sonra klorofilleri saydamlaştırılarak lügolle boyandığında sadece önceden yeşil olan kısımlarının mavi-mor renge boyandığı görülür.Klorofil taşıyan yeşil bölgelerde gerçekleşen fotosentezle nişasta sentezlenmiştir


DENEY 7:Fotosentez için ışık gereklidir
Saksı çiçeğinin bir yaprağının yarısı ışık geçirmeyen nesne ile kapatılarak 7-8 saat ışıkta tutulur daha sonra bitkiden kesilerek saydamlaştırılır ve üzerine lügol dökülür renk değişimi gözlenir. Sonuçta açık kalan bölgenin mavi-mor renge boyandığını kapalı kısmın ise boyanmadığını görürüz

DENEY 8:Fotosentezde organik madde (Nişasta) sentezlenir
Saksı çiçeğinin bir yaprağının yarısı ışık geçirmeyen nesne ile kapatılarak 7-8 saat ışıkta tutulur daha sonra bitkiden kesilerek saydamlaştırılır ve üzerine lügol dökülür renk değişimi gözlenir. Sonuçta açık kalan bölgenin fotosentez sonunda nişasta sentezlediği için mavi-mor renge boyandığını kapalı kısmın ise boyanmadığını görürüz bu durum burada fotosentez gerçekleşmediği ve nişasta sentezlenmediğini gösterir.



KEMOSENTEZ

Fotosentez ve Kemosentez Derin deniz sıcak su delikleri etrafında biyolojik toplulukların keşfi heyecan verici bir bilimsel olaydır. Dev tüp solucanları, büyük kum midyeleri ve karidesler ile güneş ışığının ulaşmadığı ekosistem deniz bilimi çalışmalarında yeni bir alan açtı. Bu topluluklar neredeyse diğer deniz toplumlarından tamamen izole yaşar ve yeryüzünde canlılar için enerji kaynağı güneşle hiçbir temasları yoktur.
Fotosentez ; Bitkilerin organik madde (glikoz) üretmek için güneş enerjisini kullanımı sürecidir. Bitkiler yaprakları aracılığıyla havadan güneş ışığı ve karbon dioksit ,kökleri aracılığıyla topraktan su absorbe,ederek,yaşamın devamını sağlayan glikoz ve oksijen üretirler.
Tüm fotosentetik organizmalar karbon dioksit ve sudan glikoz ve oksijene üretmek için güneş enerjisi kullanır.
fotosentetik formül:
6CO 2 + 6H 2 O -> C 6 H 12 O 6 + 6O 2
Fotosentez bitki, protista ve bazı bakterilerde, yeterli güneş ışığının ulaştığı her yerde oluşur – yer yüzeyi, sığ suda, hatta buzun iç kısmında.
Kemosentez:bakterilerin organik besin (glikoz) üretmek için güneş ışığı yerine enerji kaynağı olarak kimyasal maddeleri kullanarak gerçekleştirdiği bir biyo-sentez olayıdır.. Kemosentez derin denizde güneş ışığının ulaşmadığı hidrotermal bacalar ve metan sızıntıları etrafında gerçekleşir. Kemosentez sırasında bakteriler deniz tabanında veya midye ve tüp solucanı gibi hayvanlar içinde(Endosimbiyoz), yaşar.Bu bakteriler su ve karbon dioksit den glikoz yapmak için gerekli enerji hidrojen sülfür ve metan kimyasal bağlarından üretir. Saf sülfür ve kükürt bileşikleri yan ürün olarak oluşur.
Kemosentetik organizmalar, glikoz üretmek için, farklı türler farklı yollar kullanarak kimyasal reaksiyonlarda üretilen enerji kullanırlar.
Karbon dioksit ,hidrojen sülfür ve oksijen kullanarak şeker, kükürt ve su üretilir:
Kemosentez kimyasal denklemi
CO 2 + 4H 2 S + O 2 -> CH 2 0 + 4S + 3H 2 O
Diğer bakteriler sülfür azaltılması veya metan oksitleyici tarafından organik madde olun. Kemosentetik bakteri toplulukları sıcak karada, fay ve hidrotermal deliklerin çevresinde, denizde, metan sızıntılar, balina leşleri ve batık gemiler çevresinde bulunmuştur.
HİDROJEN SÜLFİD KEMOSENTEZ VE SONUÇLARI -
A- 6{CO2}+6{H2O}+3{H2S}›C6H12O6+3{H2SO4}
B- CO2+O2+4{H2S}›CH2O+4{S}+3{H2O}
Kemosentez çeşitleri
1. Demir bakterileri: FeCO3 (Demir karbonat)ı oksitleyerek enerji sağlarlar. Bu enerjiyle de şeker, yağ ve protein gibi maddeler sentezlerler.
4FeCO3 + 6H2O -------------> 4Fe(OH)3 + 4CO2 + 58 kcal
2. Kükürt bakterileri: H2S’yi oksitler ve çıkan kimyasal enerjiyle de kendilerine glikoz sentezlerler.
H2S + 02 --------------> H20 + 2S + 122 kcal
2S + 302 -------------> 2H2SO4 + 286 kcal

3. Hidrojen bakterileri: H2’yi oksitleyerek enerji sağlarlar.
H2 + O2 › H2O + 68 Kcal
4. Azot bakterileri, N bileşiklerini oksitlerler.
Nitritleşme
2 NH3 + 3O2 › 2 HNO2 + 2 H2O + 158 Kcal
Nitratlaşma
2 HNO2 + O2 › 2 HNO3 + 43 Kcal

KOLONİLER
  • Bölünme sonucu oluşan tek hücreli organizmaların müsilaj madde içinde bir arada kalmaları ile oluşur
  • Protistalarda daha çok kamçılılarda görülür
  • Tek ve çok hücreliler arasında geçiş formu oluşturur
  • En basiti Gonium en gelişmişi Wolvox’tur
Gonium kolonisi
  • 4-6 hücreli koloniledir
  • Hücreler arası iş bölümü yok
  • Hücre koloniden ayrılıp bağımsız yaşayabilir
Pandorina Kolonisi
  • 8, 16 veya 32 li hücre kolonileri şeklinde olabilir
  • Her hücre bireysel yeteneklerini korur.
  • Özelleşme ve iş bölümü yoktur.
  • Koloni dağılacak olursa hücreler yaşamlarına bağımsız olarak devam edebilir.
Volvoks Kolonisi
  • 1000 - 3000 arası hücreden oluşan koloniler şeklinde bulnurlar
  • Hücreler bağımsız olmayıp aralarında sitoplazmik bağlantılar taşır.
  • Hücreler arasında farklılaşmalar görülür.
  • Hücreler arasında farklılaşma ve işbölümü görülür.
  • En dış kısımda yer alan hücreler korunma, beslenme (fotosentez) ve kamçıları ile koloninin hareketinden,
  • En iç kısımda yer alan bazı hücreler de üremeden sorumludur.
  • Ön arka kavramı gelişmiştir
  • İlk ölüm ve ceset oluşumu görülür
  • İlk vücut ve üreme hücresi farklılaşması görülür
  • Dokulaşma yoktur.
Wolvox kolonisi üç tip hücreden oluşur:
a) Dış ön kısımdaki hücreler: Küçük , kloroplastlı, kontraktil koful taşıt, kamçılı ve büyük göz lekeleri var. Beslenme, hareket ve bakterinin korunmasını sağlarlar.
b) Dış arka kısımdaki hücreler :Büyük , kloroplastlı, kontraktil koful taşıt, kamçılı ve küçük göz lekeleri var. Beslenme, hareket ve bakterinin korunmasını sağlarlar.
c) İç kısımdaki hücreler: Koloni içine göçen akra kısımdaki büyük hücrelerdir. Kamçısızdır.Kontraktil koful ve göz lekeleri vardır. Hem eşeyli, hem de eşeysiz üremeyi gerçekleştirirler.
Organizasyon olarak çok hücrelilik
Çok hücreli canlılarda canlıyı meydana getiren her bir hücre belirli bir işi daha iyi yapabilmek için özelleşmiş, bu sırada bazı genel yeteneklerini kaybetmiştir. Özelleşmiş hücreler bir araya gelerek dokuları oluşturur.
Özelleşmenin Faydaları:
  • Daha az enerji harcayarak daha kısa sürede, daha verimli iş
  • Büyüklüğün artması ile korunma şansının artması
  • Uygun olmayan durumlarda hayatta kalma şansının artması
Özelleşmeden Doğan Bazı Sorunlar ve Çözümleri
  • Çok sayıda hücrenin oluşturduğu kütlenin taşınması – Destek ve hareket sistemi
  • İçerdeki hücrelerin çevre ile bağlantılarını yitirmeleri nedeniyle besin alımı – Sindirim sistemi
  • Hücresel solunum için gerekli oksijenin alınması ve oluşan CO2 ve H2O’nun atılması – Solunum
Sistemleşme
  • Su ve atık madde atımı – Boşaltım sistemi
  • Hücreler arası madde taşınması, güvenlik ve savunma – Dolaşım sistemi
  • Üreme - Üreme sistemi
  • Sistemler arası ilişkiler, çeşitli dengelere ait ayarlar, – Endokrin sistem
Duyarlılık, ani ve hızlı ve ortak tepki – Endokrin

BİTKİSEL DOKULAR

Sürgen Doku ve Özellikleri
  • Sürekli bölünen hücrelerden oluşur.
  • Hücreleri ince çeperli , bol sitoplazmalı , küçük , iri çekirdekli , koful hiç bulunmaz veya küçük ve az sayıdadır.
  • Hücreler arası boşluk bulunmaz.
  • Bitkide kök , gövde ucu , tomurcuk ve yaprak uçlarında bulunur,ayrıca dikotiledon ve ağaçsı bitkilerin gövdesinde yer alır.
  • Vegetatif üremede filiz oluşumu bu doku tarafından gerçekleştirilir.
Kökenlerine Göre İkiye Ayrılır
A-Pirimer Meristem: Bitkilerde ömür boyu var olan ,kök ,gövde ve yaprak uçlarında bulunan dokudur.
B-Sekonder meristem:Sadece dikotiledon’larda bulunur. Değişmez dokuların bölünme yeteneği kazanarak oluşturdukları dokudur. Kök ve gövde ucunda meristem dokudan oluşan hücreler zamanla farklılaşarak değişmez doku hücreleri haline gelirler. Büyüme konisi adı verilen bu bölgelerde meristemdoku gövdede koruyucu yapraklar kökte ise kaliptra tarafından dış etkilere karşı korunur.
Büyüme bölgelerinde hücresel farklılaşmalarla üç farklı katman oluşur.
Bunlar dıştan içe doğru
1-Dermatogen -------------- Epidermis
2-Periblem ------------- Kabuk
3-Pelerom ------------- Merkezi silindir

Sekonder meristem değişmez doku hücrelerinin yenden bölünme yeteneği kazanmasıyla oluşur. Kambium ve mantar meristemi kök ve gövdede kalınlaşmayı sağlar.Kambium sürekli bölünerek içe doğru ksılem , dışa doğru floemi oluşturur. Ağaçsı bitkilerdeki yaş halkalarının nedeni budur.

Değişmez Dokuların Özellikleri
  • Meristem hücrelerinin özelleşmesiyle oluşurlar.
  • Hücrelerde büyüme , koful oluşumu , sitoplazma azalması , çeper kalınlaşması , hücreler arası boşlukların oluşumu görülür.
  • Bölünme yeteneklerini kaybetmişlerdir.
  • Bazıları ölüdür.

A) Koruyucu Doku
a-Epidermis
  • Hayvanlardaki epitel dokuya karşılıktır.
  • Bitkilerde genç dal , yaprak ve genç kökleri çevreler.
  • Tek sıralı hücrelerden oluşur. Hücreler canlıdır.
  • Hücre arası boşluk yoktur.
  • Kloroplast taşımazlar.
  • Dışa bakan yüzlerinde çeper kalınlaşır ve kalın kütikula birikmiştir.
  • Kökte sitoplazma az , kofullar büyüktür.
  • Transpirasyonun kontrolü,gaz alış verişinin kontrolü,topraktan suyun emilimi,genç yapıların fiziksel-kimyasal-biyolojik olumsuzluklardan koruması gibi önemli görevleri gerçekleştirebilecek yapı ve özelliklere sahiptir.

Koruyucu sisteme ait özelleşmeler:
  • Stomalar
  • Salgı,örtü,koruma,tırmanma tüyleri
  • Emme tüyleri (Kökte)
  • Kutiküla-mum 5-lentisel



Kök Epidermisin Özellikleri:
  • Dışa bakan çeperleri incedir.
  • Stoma taşımazlar.
  • Hücreler büyük koful taşırlar.
  • Hücrelerin osmotik değeri fazladır.
  • Emici tüyler taşırlar.
  • Kütikula birikimi görülmez.
  • Dış ortamla madde alış verişini engellemezler
Gövde Epidermisinin Özellikleri:
  • Dışa bakan çeperleri kalındır.
  • Stoma içerirler.
  • Hücrelerde küçük kofullar bulunur.
  • Savunma , tırmanma , korunma ile ilgili tüyler taşırlar.
  • Dışa doğru bakan çeperde kütikula birikir.
  • Dış ortamla madde alış verişi stomalarla yapılır.
b-Periderm
  • Ağaçsı bitkilerin kök ve gövdesinde bulunur.
  • Epidermisin parçalanmasıyla oluşur.
  • Çok sıralı hücrelerden oluşur.
  • Dış yüzeyde mantar kambiumundan oluşan mantar hücreler vardır.
  • Mantar hücreleri ölüdür. Hücre çeperi suberin biriktirmiştir.İçleri hava ile doludur.
  • Stoma yerine lentiseller bulunur.


B) Parankima Dokusu
  • Hayvanlardaki bağ dokusuna özdeştir.
  • Hücreleri canlı , bol sitoplazmalı , küçük kofuldur.
  • Diğer dokular arasını doldurur.
  • Hücre çeperleri incedir.
  • Yaraları onarır.(Regenerasyon yeteneği fazladır.)
  • Bölünme yeteneklerini korurlar.
Yaptıkları Görevlerine Göre
  • Özümleme Parankiması: Kloroplast taşırlar,fotosentez yaparlar,yaprak , tomurcuk gibi genç yapılarda bulunur.
  • Havalandırma Parankiması: Bataklık ve sulak alan bitkilerinde boşluklarında O2 birikimi sağlar.
  • İletim Parankiması: İletim demetlerin etrafını çevirip iletim demetleri ile diğer hücreler arası madde taşır.
  • Depo Parankiması: Kök ve gövdede bulunur. Fotosentezle oluşan organik maddeleri depolar

C) İletim Dokusu
  • Bitkilerde toprak üstü organlarla toprak altı organlar arasında madde iletimini sağlar.
  • Hayvanlardaki dolaşım sistemine özdeştir.
  • Hücrelerinde kloroplast taşımazlar.
  • Kök ucundan , yaprak ucuna kadar devamlılık gösterir.
  • Bitkilerde destek dokusuna yardımcıdır.



Yaptıkları iş ve özelliğine göre iki grupta incelenir.
a-Ksilem:
  • Hücrelerde sitoplazma ve çekirdek yoktur.
  • Silindirik hücrelerde enine çeperler kalkmış kılcal damarlar oluşmuştur.
  • Yanal çeperleri kalınlaştırmıştır.
  • Topraktan kökle emilen su ve suda emilmiş maddeleri yaprak ve gövdeye taşır.
  • Taşıma tek yönde olur
Ksılem elemanları:
  • Trakeitler
  • Trakeler
  • Parankima
  • Sklerenkima
1-Trake : Su taşırlar , ölüdürler , enine çeperler yoktur , silindir ve tüpler şeklinde dizilirler.
2-Trake id : Ölü bağımsız hücrelerdir. Su taşırlar destek dokusu görevide görürler.
NOT :Açık tohumlularda yalnız trake idler bulunur.
3-Ksilem parankiması : Canlı hücrelerdir , besin depolamak ve kısa iletimler yaparlar.
4-Ksilem sklerenkima sı : Destek görevi gören çeperleri kalınlaşmış ölü hücrelerdir.
b-Floem :
  • Silindirik canlı hücreden oluşur.
  • Sitoplazma taşırlar ancak olgunlaştıklarında nukleuslarını kaybederler.
  • Büyük kofulları vardır.
  • Enine çeperleri kalbursu yapı kazanıştır.
  • Yaprakta oluşan organik bileşikleri köklere , kökte üretilen azotlu maddeleri yapraklara taşırlar.
  • Taşıma çift yönlüdür.
Floem elemanları:
  • Kalburlu hücreler
  • Arkadaş hücreleri
  • Parankima
  • Sklerenkima
1-Floem hücreleri : Büyük geçitli , canlı , uzun hücrelerdir. Organik madde taşırlar.
2-Arkadaş hücreleri : Yuvarlak köşeli , bol sitoplazmalı , büyük nukleuslu yardımcı hücrelerdir.
3-Floem parankiması : İnce , uzun , ince çeperli besin depolayan nişastaca zengin hücrelerdir.
4-Floem sklerenkima sı : Çeperleri kalınlaşmış ve odunsulaşmış destek görevi gören ölü hücrelerdir.

NOT : İletim demetleri arasında kambium varsa ( dikotiledon’larda ) açık demet , kambium yoksa ( monekotiledon’larda ) kapalı demetler meydana gelir.

D) Destek Dokusu
  • Omurgalılarda iskelet sistemine özdeştir.
  • Turgorla beraber bitkiye destek ve direnç kazandırır.
  • Çeperleri kalınlaşmış hücrelerden meydana gelmiştir.
  • Hem canlı hemde ölü hücreler görev alır.
Bulunduğu yer ve görevlerine göre iki çeşittir.
a-Kollenkima :
  • Hücreler canlı bol sitoplazmalı ve çekirdeklidir.
  • Bazılarında kloroplast bulunur.
  • Bitkilerde genç ve büyüyen kısımlarda bulunur.
Hücre çeperi kalınlaşmasına göre ikiye ayrılır.
1-Köşe kollenkima sı : Tütün, Kabak , Begonya gibi
2-Levha kollenkima sı : Adaçayı , Mürver gibi
b-Sklerenkima :
  • Hücrelerinde sitoplazma ve çekirdek yoktur.
  • Tüm çeper kalınlaşmıştır.
  • Kök , gövde ve yaprak sapında bulunur.
Yapısal özelliğine göre ikiye ayrılır.
1-Sklerenkima lifleri : Keten , Kenevir gibi
2-Taş hücreleri : Armut , Ayva gibi

E) Salgı Dokusu
  • İri çekirdekli bol sitoplazmalı canlı hücrelerden oluşur.
  • Tek veya gruplar halinde bulunabilirler.
  • Metabolizmaları sonucu özel salgılar oluştururlar.
  • Salgılar bitkide çeşitli görevlerin gerçekleşmesinde rol oynar.
    • Tozlaşmada: Bal özü ve kokulu maddeler. (Çiçeklerde)
    • Çürümeden koruma: Reçine (Çamlarda)
    • Korunma: Yakıcı salgılar. (Isırganda)
    • Beslenme: Sindirim öz suyu. ( Böcekgillerde)
    • Yaralanan kısmı onarım: Süt. (Kauçuk,Sütleğen , Haşhaş)
Salgılar ya bitki dışına atılır.
1-(Dış salgı)(nektar,Sindirim öz suyu)yada özel hücre ve kanallarda depolanır.
2-(İç salgı) (Hormon , Kauçuk , Protein , Glikozitler vb.)


HAYVANSAL DOKULAR

A-Epitel Dokusu
  • Hücreler arası madde yok denecek kadar azdır.
  • Kan damarı içermez.
  • Bölünme yeteneğine sahip hücrelerden oluşur.
  • Hücreleri oldukça farklı görevler üstlenmiştir.
  • Beslenme ve solunum bağ dokusu aracılığı ile yapılır.
  • Hücrelerinde yaptıkları işe göre özelleşmeler görülür. (Sil, Microvillus, Salgı vb. )

Kökeni : Epitel dokusunda ektoderm ,endoderm ve mezoderm orijinli olanların bulunması ile diğer dokulardan ayrılır.
1-Ektoderm Orijinli : Deri epidermisi , Kornea epiteli , Ter , Meme bezleri ve Sinir sistemidir.
2-Endoderm Orijinli : Sindirim kanalı epiteli , Karaciğer , Pankreas ve Mide bezleridir.
3-Mezoderm Orijinli : Böbrek , Erkek ve Dişi üreme kanalları epiteli , Kan ve lenf damarları epitelidir

Organizmadaki Görevleri :
  • Emme (Absorbsiyon)
  • Salgılama (Sekreksiyon)
  • Taşıma (Transport)
  • Kasılma (Kontraksiyon)
  • Boşaltım
  • Koruma
  • Duyu
Epitel Dokunun Görevlerine Göre Çeşitleri :
1) Örtü epiteli

2) Salgı Epiteli

3) Duyu Epiteli

4) Kassel Epitel

a-Örtü epiteli Sınıflandırılması ve Organizmada Bulunduğu Yerler :
1-Tek Tabakalı Yassı Epitel : Difüzyon ve filtrasyonun olduğu yerlerde görülür. Bunlar
Akciğerler Alvoler odalar , Kan damarlarının içi , Kılcal kan damarları , Bowman kapsülü , Henle kulpunun ince kanal bölgesidir.

2-Tek Tabakalı Kulak Epitel : Örtü korumanın yanı sıra böbrek tubullerinde salgılama ve emme işlevide görür. Bunlar Tiroid , Ovaryumda , Tükürük bezi , Karaciğer ,ve pankreas salgı kanalları Omurgasızlarda deri bu epitelle örtülüdür.

3-Tek Tabakalı Silindirik Epitel : Salgıların salınması ve besinlerin emiliminde rol oynar. Bunlar midenin kordiya bölgesinden anüse kadar sindirim kanallarını döşer.Sil taşıyan silindirik hücreler, uterus , ouidukt , akciğer bronşları , omuriliğin merkezi kanallarında bulunur. İşlevi yüzeydeki sıvı ve partiküllerin hareketini sağlamaktır.

4-Yalancı Çok Katlı Epitel : Yapısında bulunduğu yere göre mukus salgılayan hücrelerle , silli hücrelerde bulunur. Salgıbezlerinin büyük kanallarında , Paratroid bezde, erkek uretrasında bulunur. Silli olanları trake ve bronşlarda gözyaşı bezinde bulunur.Görevi solunum kanallarına giren toz ve mikroorganizmaları makusla yakalayıp sillerle dışarı itmektir.

5-Çok Katlı Yassı Epitel : Koruma işlevi yürütür. Ağız , Özefagus , Epislatis , Vagina , Anüs , ve konjuktivada bulunur. Deride bulunan (epidermis te) keratin ize olur.Omurgasızlarda üst deri tek katlı epitelden oluşurken omurgalılarda çok katlıdır.
b-Salgı Epiteli Sınıflandırılması ve organizmada Bulunduğu Yerler :
Epitel dokudan özelleşen salgı bezleri organizmada enzimlerle sindirimin gerçekleşmesi ,mukoz ile organlarda nemin ve kayganlığın sağlanması , hormonlarla yaşamsal olayların denetlenmesinde rol oynar. Kurbağa ve solucan derisindeki mukoza deride nemliliğin devamını böylece solunumu olanaklı kılar. NOT : Eklem bacaklılarda epidermis kitin , CaCO3 ve Ca (PO4)2 katılımıyla sertleşir ve organizmanın dış iskeletini oluşturur
1-Dış Salgı Bezleri : Tükürük , ter , yağ , gözyaşı , böbrek ve sindirim kanalı bezleri ,ürogenitel sistemin duvarlarındaki bezler örnektir.
2-İç Salgı Bezleri : Hipofiz , epifiz , tiroit , paratroit , adrenal bez , timüs , eşey bezleri örnektir.
3-Karma Bezler : Mide , pankreas örnektir.
Dış Salgı Bezleri Çeşitleri ve Organizmada Bulunduğu Yerler :
1-Tek hücreli bezler :
Solucan derisindeki solunum yollarında ve
sindirim kanalındaki goblet hücreleri (Mukus salgılayarak nemlilik ve kayganlık
sağlar.)
Mukus Salgısının Organizmadaki Önemi :
  • Ağızda mekanik sindirimle oluşan partiküllerin yapışıp lokma haline gelmesi.
  • Yüzeyin kayganlaşması.
  • Yüzey neminin korunması.
  • Sindirim kanalı iç yüzeyinin enzimatik etkilerden korunması.
  • Solunum kanalında hava ile giden partiküllerin sillere yapışması.
  • Solucan ve kurbağada deri solunumunun gerçekleştirilmesi
2- Çok Hücreli Bezler :
  • Basit Tubuler Bezler : Ter bezleri , mide bezleri , uterus bezleri.
  • Bileşik Tubuler Bezleri : Tükürük bezi , erkeklerde Cowper bezi , dişilerde Bartholini bezleri.
  • Basit Alvoler Bezler : Memelilerde görülmez kurbağa derisinde bulunur.
  • Bileşik Alvoler Bezleri : Derinin yağ bezleri , prostat ve meme bezleri.
  • Bileşik Tubuler Alvoler Bezler : Tükürük bezleri , yutak ve özefagus bezleri , pankreas , süt bezleri , prostat
Duyu Epiteli ve organizmada bulunduğu yerler :İç kulakta korti organında , burunda , dilde , gözde bulunur.
NOT : Deri ile alınan duyular epitel kökenli hücreler değil özelleşmiş sinir sonlarıyla alınır.
c-Kessel Epitel ve organizmada bulunduğu yerler :
Tükürük , ter , gözyaşı ve meme bezlerinin etrafında yıldız şeklinde kasılabilme yeteneği olan miyoepitel hücrelerdir. Salgı bezlerinin salgılarının boşaltılmasında rol oynar.

B-Bağ Dokusu
  • Mezodermden meydana gelir.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden oluşur.
  • Bol miktarda kan damarı ve sinirler içerir.
  • Hücreler arası madde difüzyona elverişlidir.
  • Yapısında esas doku hücreleri ve kan dokusun ait olan hücreler bulunur.
  • Vücudun her noktasında bulunur.
  • Esas hücrelerinin gerektiğinde bölünme yeteneği vardır .(Fibroblast)
  • Hücreleri gerekirse diğer doku hücreleri haline dönüşebilir. ( Kıkırdak, kan,Kemik gibi.)
Bağ dokusu hücreler ve hücreler arası maddede meydana gelir. Hücreler arası madde şekilli ve şekilsiz elemanlar olarak iki tiptir ve fibroblastlar tarafından oluşturulur.
a-Hücreleri :
1-Fibroblastlar : Bağ dokusu ara maddesinin şekilli ve şekilsiz elemanlarını üretir.Bölünme yeteneği vardır. Gerekirse diğer doku hücreleri haline dönüşebilir.
2-Makrofag : Mikroorganizma , işlevsiz proteinler , kimyasal maddeler , yabancı cisimler , ölü hücre ve kanserli hücreleri fagositozla yok ederek vücudun savunmasında rol oynar.
3-Plazmasitler : Antikorlar meydana getirerek vücudun Hücresel olarak mikroorganizma ve yabancı proteinlere (Antijen) karşı korurlar.
4-Liposit : Yağ depolayan hücrelerdir.

5-Mastosit : Heparin salgılayarak bağ dokusu ara maddesinin katılaşmasını önler.Böylece ara maddenin difüzyona elverişli halde tutar.
F-Melanosit (Pigment Hücreleri) : Melanin pigmenti biriktirerek deri ve gözün U.V.ışınlara karşı korunmasında rol oynar.
NOT : Fibroblastlar ihtiyaç halinde diğer hücreler haline dönüşebilirler.
Örn: Osteositler.
b-Ara Madde :
1-Kollejen Lifleri : Gerilme ve çekilmelere dayanıklıdır. Tendonlarda , beyin zarı
2-Elastik Lifler : Uzayıp kısalabilirler. Alvoler oda ve kan damarları.
3-Retiküler (ağsı) lifler : Dalak , lenf düğümleri , karaciğer , kan damarları ,
Bağ Dokusunun Görevleri :
  • Doku ve organları birbirine bağlar.
  • Doku ve organlara şekil ve direnç kazandırır.
  • Dokuları onarır ve doku kayıplarını tamir eder.
  • Vücudun savunmasında Görev alır.
  • Kan damarı içermeyen (epitel , kıkırdak ) dokuların beslenmesini sağlar.
C-Kıkırdak Dokusu
  • Mezodermden meydana gelir.
  • Hücre ve hücreler arası maddelerden oluşur.
  • Omurgasızlardan sadece yumuşakça ve kafadanbacaklılarda bulunur.
  • Kan damarı ve sinir içermez.
  • Hücrelerin beslenmesi çevredeki bağ dokularından gerçekleşir.
a-Hücreleri :
Kondrositlerdir. Ara maddenin şekilli ve şekilsiz elemanlarını yaparlar. Ara madde içinde lakün adı verilen boşluklarda bulunurlar.
b-Ara madde :
1-Şekilsiz Eleman : Temel madde olup kondrin adı verilir.
2-Şekilli Elemanlar : Elastik ve kollejen liflerdir.
Kıkırdak doku ara maddesine göre üçe ayrılır.
1-Hiyalin kıkırdak : Kollejen lifler taşımasına karşın homojen yapı gösterir. Kıkırdaklı balıklarda iskelet , embriyonal dönemde iskelet , burun , trake , kaburga uçlarında bulunur. Metabolizması çok düşük ve regenerasyon yeteneği yoktur.
2-Elastik Kıkırdak : Ara madde elastik lifler taşırlar. Kulak kepçesi , ses telleri östaki borusu , dış kulak yolunda bulunur.
3-Fibröz (lifli) Kıkırdak : Bol miktarda Kollejen lifler taşırlar. Omurlar arasındaki diskte , diz kapağında , göğüs ve köprücük kemiğinin oynak (eklem) yerlerinde bulunur.
Görevi :
1-Bazı organların şekil kazanması (burun , kulak vb.)
2-Bazı organların yapı ve şekillerinin bozulması (Trake , bronş , östaki borusu )
3-Kemiklerin eklem bölgelerinde tahribatın önlenmesi , kayganlığın sağlanması
4-Kemikleşme (Kemiklerde boyca büyümenin sağlanması )
NOT: Kıkırdağın regenerasyon , büyümesi ve beslenmesi yapısında bol miktarda kan damarı ve sinirler taşıyan bağ dokusu yapısında olan ve perikondrium adını alan kıkırdak zarı ile gerçekleşir.
D-Kemik Dokusu
  • Mezodermden köken alır.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden meydana gelir.
  • Vücudun dişlerden sonra en sert yapılarıdır.
  • Kıkırdak ve bağ dokusunun kemikleşmesi ile oluşur.
  • Yapısında kan damarları ve sinirler bulunur.
  • Arsa madde sert ve geçirimsizdir ; beslenme ,solunum ve boşaltım doku içine kadar özel kanal sistemi ile ulaşan kan damarlarından difüzyonla olur.
  • Yaşam boyu metabolik ve hormonal etkilerle ; yenilenme , büyüme ve küçülme görülür.
  • Vücud ta inorganik maddelerin depolandığı dokudu.
  • Hücrelerine osteosit , ara maddeye ise osein denir.
  • Kan dokusunun bütün hücreleri kırmızı kemik iliğinde oluşur.

K emikleşme: kıkırdak ara maddesine minarellerin çökelmesi ile sertleşmesine denir.Kemikleşme için gerekli koşullar:
  • Yeterli ve dengeli beslenme.
  • Vit-D ve vit-C.
  • Dengeli hormon salınımı (Tirokalsitonin ve Parathormon)
  • Dengeli ve yeterli mineral (Ca, Mg, P, F )
  • Güneş ışını ve spor.
Kemik dokusu çeşitleri:
1- Süngersi kemik dokusu: İçleri kırmızı kemik iliği ile dolu düzensiz boşluklardan meydana gelmiştir. Uzun kemiklerin epifiz (Uç) kısımında bulunur. Kısa ve yassı kemiklerin merkezinde bulunur.
2- Sıkı kemik dokusu: Gözle görülen boşlukları olmayıp,mikroskobik kanallar taşır. Kan damarları ve sinirler bu kanallarda bulunur. Uzun kemiklerin diafiz (Gövde ) kısımında diğer kemiklerin merkezinde bulunur. Uzun kemiklerin gövdesindeki kanalda sarı kemik iliği bulunur.
Kemik dokusu hücreleri ve hücreler arası maddesi
a- Hücreleri:
1- Osteoblastlar: Kemik dokusu ara maddesini oluşturan hücrelerdir. Bu hücreler periost denen zarın hemen altında bulunurlar. Olgunlaştıklarında ara madde içinde kalıp osteositlere dönüşürler.
2-Osteoklastlar: Kemik kanalı ve boşlukların iç yüzeyinde bulunurlar. Fagositoz yetenekleri olup ara maddenin yıkılmasına neden olurlar. Kandan gelen monositlerin birleşmesinden oluşurlar. Kanda Ca dengesinin sağlanmasında rol oynarlar.
b- Ara madde:Osein denir organik ve inorganik olmak üzere iki kısımda oluşur.
1-Organik: Kollejen lifler ve şekilsiz proteinsel yapılardan meydana gelirler.
2-İnorganikokuya sertlik veren esas kısımdır. Kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat, magnezyum fosfat, kalsiyum florid vb. maddelerden oluşur.
Not: Sert olan ara maddenin kolay kırılmasını önleyen ara maddede bulunan kollejen liflerdir.
Kemik dokusunda büyüme :
1-Enine büyüme:Periost tarafından sağlanır.
2-Boyca büyümeiafizle epifiz arasında kalan kıkırdağın kemikleşmesiyle gerçekleşir.

Not:Eşey hormonların etkisiyle epifiz eklenti yerindeki hücre bölünmesi dolayısıyla boyca büyüme durur.
Not: Kandokusunun bütün hücrelerinin oluşumu ve olgunlaşması kemik dokuda gerçekleşir.( Sadece T lenfositleri timusta , B lenfositleri sindirim sistemi lenfoid yapılarında olgunlaşır.)
E-Kan Dokusu
  • Mezoderm orijinlidir.
  • Hücre ve hücreler arası maddeden oluşur.
  • Akışkandır. Damar ve kalp sistemi gibi kapalı ortamda bulunur. Vücutta kayıbı görülebilen tek dokudur.
  • Hücreleri eritrositler , leukosit ve trombositlerdir. Kanın % 45 ‘ini oluştururlar.
  • Ara maddeye plazma denir. Kanın % 55 ‘ini oluşturur.
  • Akışkan olan dokuda hareket kalbin etkisiyle sağlanır.
  • Tek hücreli ve mikroskobik organizmalarda bu doku bulunmaz.
  • Hücreleri kısa ömürlüdür. Doku devamlı yenilenir.

Hücreler
Alyuvarların Özellikleri
  • mm kanda 5 milyon tane bulunur. Değişik canlılarda farklıdır. (Tavukta 3,Kedide 9 milyon) kansızlıkta azalır. Oksijen yetersizliğinde artar.
  • yuvarlak yası hücrelerdir.
  • Memeliler hariç Diğer omurgalılarda çekirdeklidir. (Ancak çekirdek görev yapmaz.)
  • Yalnız lamada eritrositler elips şeklinde ve çekirdeklidir.
  • Kanda bulunan olgun eritrositlerde nukleus , E.R. , R.N.A., mitekondri , sentrozom , ribozom vb. organeller bulunmaz.
  • Ortalama ömürleri 120 gündür.
  • 8-Sitoplazmalarında hemoglobin ve karbonik anhidraz gibi enzimler taşır.
  • 9-Boyanmamış eritrositlerin rengi hemoglobin içeriğine bağlı olarak yeşilden ten rengine değişir.
  • 10-Eritrosit zarındaki mukopolisakaritlerin antijen özelliğinden dolayı kan grupları oluşur.
  • 11-İnsanın 5. ayından itibaren alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir.
  • 12-Ergin alyuvarlarda mitekondri olmadığında gerekli enerji O2 ‘siz solunumla sağlanır.
  • 13-Yaşlanan alyuvarlar dalak , karaciğer ve kemik iliğindeki makrofaglar tarafından parçalanır.
  • 14-Kandaki hareketi yavaştır.
NOT :
1-Hemoglobin in beta zincirindeki valin aminoasit inin yerini gulutamin in alması eritrositin yapısını bozarak orak şeklinin oluşmasına neden olur. (Orak hücreli anemi.)
2-Hemoglobin sentezi ile alyuvar sayısının birbirleri ile ilişkisi yoktur. Demir etkisinde hemoglobin sentezi azalır ;ancak alyuvar üretimi sürer.
3-Kanda oksijen miktarı azalınca karaciğer ve böbreklerden salınan eritroprotein , eritrosit yapımını uyarır.

Akyuvarların Özellikleri :
  • Çekirdeklidir.
  • Renksizdir.
  • Amipsi hareket ederler.
  • damarların dışına çıkabilirler.
  • kırmızı kemik iliği ve lenfatik yapılarda oluşurlar.
  • Ortalama 1mm kanda 4000-11000 arasında bulunurlar.
  • Enfeksiyon , alerjik durum ve beslenmeden sonra sayıları artar.
  • Kan dışında bağ doku ve diğer dokularda da görülürler.
  • Kan dokusunu geçici süre kullanırlar. Bağ dokusunda daha uzun süre kalırlar.
  • Lenf dolaşımında bulunurlar.
  • Ömürleri 1-2 saat ile 15 gün sürebilir.
  • Kandaki sayısı ile enfeksiyonun şiddeti arasında doğru orantı vardır.
  • Viral hastalıklarda sayısı azalır.
Akyuvarlar granulosit ve agranulosit olmak üzere iki hücre grubuna ayrılır.
A- Agranulositler:
a)Lenfositler:
  • En küçük akyuvarlardır.
  • Nukleus büyük ve düzdür.
  • Hareket az veya hiç yoktur
  • Kırmızı kemik iliğinde oluşurlar,daha sonra timüs ve sindirim sistemi lenfoid yapılarına giderek olgunlaşırlar ve tekrar kana geri dönerler.
  • Vücudun hücresel ve humoral olarak savunulmasında görev alırlar.
  • Gereğinde damar dışına çıkıp diğer dokulara geçerler.
  • Bağ dokusuna geçip fibroblastlara dönüşebilirler.
  • Merkezi sinir sistemi hariç her dokuda görülürler.
  • Uzun ömürlü hücrelerdir.
b)Monositler:
  • En büyük akyuvarlardır.
  • Nukleus yuvarlak ,atnalı veya fasulye şeklinde olabilir.
  • Sitoplazma granulsüz ve boldur.
  • Çok hareketlidirler.
  • Kırmızı kemik iliğinde oluşurlar.
  • Bakteri , yabancı cisim ve hücre atıklarını fagositozla yok ederler.
  • Gereğinde bağ dokusuna geçerek makrofajlara dönüşürler.
  • Karaciğer Kupffer hücreleri ve akciğerlerdeki makrofajların orijinini oluştururlar.
B- Granulositler:
a)Nötrofiller:
  • Çok hareketlidirler.
  • Sitoplazmaları asidik ve bazik boyarlarla boyanmaz.
  • Bakteri yel enfeksiyonlarda sayıları artar.
  • Ameboid hareketlerle yabancı cisimleri fagositozla yok ederler.
  • Gereğinde damar dışına çıkıp diğer dokularda fagositoz yaparlar.
b)Eozinofiller:
  • Asit boyalarla pembeye boyanırlar.
  • Ameboid hareket ederler
  • Kanda ve bağ dokusunda fagositoz vücud savunulmasında rol alırlar.
  • Daha çok antijenlere karşı görev yaparlar.
  • Alerji ,paraziter hastalıklarda ve aşırı duyarlılıkta sayıları artar.
c)Bazofiller:
  • Bazik boyalarla maviye boyanırlar.
  • Histamin ve heparin içerirler.
  • Bağ dokusu mast hücrelerine çok benzerler.
  • Yangı oluşumunda rol oynarlar.
Trombositlerin özellikleri
  • Megakaryosit denen dev hücrelerin sitoplazmik parçalarıdır.
  • Balık,kurbağa,sürüngen ve kuşlarda çekirdekli ve gerçek hücresel yapılardır.
  • Memelilerde sitoplazmik partiküllerdir.Gerçek hücre değillerdir.
  • Normalde ömürleri 8-10 gündür.
  • Kanın pıhtılaşmasında rol alırlar.
  • Omurgalılarda trombositlerin yaptığı işi omurgasızlarda akyuvarlar yapar.
  • Gerçek pıhtılaşma mekanizması omurgalılarda görülür.
  • Memeliler hariç diğer omurgalılarda troımbositler kan köken hücrelerinden farklılaşır.
F-Kas Dokusu
  • Mezodermden orijin alır.
  • Hücreler arası madde bağ dokusundan oluşur.
  • Hücreler ipliksi ve mekik şeklindedir.
  • Hücre sitoplazmasında bol miktarda miyofibriller bulunur.
  • Hücrelerin kontraksiyon ve ekspansiyon yetenekleri vardır.
  • Hayvansal çok hücrelilerde vücud ve organ hareketini sağlar.
  • Dokunun bölünme ve rejenerasyon yeteneği yoktur.
  • Bol miktarda kan damarı ve sinirler içerir.
  • Uyarı aldıklarında kimyasal bağ enerjisini mekanik enerjiye çevirirler.
  • Uyarı alma,uyarı iletme ve uyarma yetenekleri vardır.

Yüksek yapılı (Omurgalılarda) İskelet kası (Çizgili kas) dokusu,Organ kası (Düz kas) dokusu ve kalp kası dokusu olmak üzere üç tip kas dokusu vardır.
a-Çizgili kaslar:
  • İstemli çalışırlar.
  • Motor sinirlerle uyarılır.
  • İskelet sistemi üzerinde bulunur; vücudun hareketini sağlar.
  • Hücrelerin kaynaşması sonucu çok çekirdekli görünürler.
  • Kasılmaları hızlı ve şiddetlidir.
  • Gerektiğinde oksijensiz solunum yaparlar; yorgunluk görülür.
  • Glikojen depolarlar.
  • Bolca keratin –P içerirler.
  • Actin ve miyozin flamentleri düzgün sıralanış ( bantlaşma) gösterir.
  • Yapısındaki miyoglobulin den dolayı kırmızı renkte görülürler. (Beyaz çizgili kaslarda vardır.)
  • Eklem bacaklılarda hareket çizgili kaslarla sağlanır. Bu nedenle hareket hızlıdır.
  • Bütün hücreleri sinirlerle temas halindedir. Gelen uyarı aynı anda temas ettiği bütün hücrelerde kasılma meydana getirir.
-Beyaz kaslar:Tavukların göğüs kasları, Tavşanda bacak, insanda kol kasları büyük ortanda beyaz kaslardan meydana gelmiştir.
Özellikleri:
  • Çok az miyoglobulin içerirler.
  • Enerjilerini glikojenin oksijensiz solunumla yıkımından üretirler.
  • Kasılmaları hızlı ve büyük güç üretirler.
  • Çok kısa sürede yorgunluk gösterirler.
  • Mitokondri oranı azdır.
  • Kanlanma oranı azdır.
  • Ani hareketler (Kaçma, kurtulma vb.) için uygundur.
-Kırmızı kaslar:İnsanda bacak kasları, uçan kuşlarda kanat kasları gibi.
Özellikleri:
  • Miyoglobulin çoktur.
  • Enerjilerinin çoğunu öncelikle yağ asitlerinden karşılar.
  • Yavaş kasılırlar.
  • Uzun süre yorulmadan çalışırlar.
  • Mitokondri sayısı çoktur.
  • Kanlanma oranı fazladır.
  • Uzun süreli hareketler (Koşma , yürüme , uçma ) için uygundur.
b-Düz kaslar:
  • İğ şeklinde hücrelerden oluşur.
  • Nukleus tek ve ortadadır.
  • Pembe renklidir.
  • Kalp hariç organların yapısında bulunur.
  • Otonom sistemin kontrolünde çalışır. İstemsiz hareket ederler.
  • Çalışmaları yavaş olup yorgunluk göstermezler.
  • Oksijensiz solunum yapılmaz.
  • Glikojen depolanmaz.
  • Omurgalılarda organ hareketini sağlar. Bazı omurgasızlarda (Yumuşakça,Toprak solucanı vb.) vücud hareketinide sağlar. O nedenle bucanlılarda hareket oldukça yavaştır.
  • Bantlaşma göstermezler.
  • Uterus hariç rejenerasyon (Yenilenme) yetenekleri yoktur.
  • Sinirler bir grup hücreyi uyarır, uyartı diğer hücrelere bu hücrelerden yayılır. nedenle bu kaslarda uyartıya verilen cevap yavaştır ve uzun sürelidir.
c-Kalp kası:
  • Bantlaşma gösterirler.
  • Sadece kalbin yapısında bulunur.
  • Otonom sistem tarafından kontrol edilir.
  • Bir veya iki nukleuslu olup nukleuslar merkezde bulunur.
  • Mitokondri sayısı oldukça fazladır.
  • Nöronlar belli noktalarda sinir düğümleri yaparlar;uyartılar hücrelere buradan yayılır.
  • Çalışma temposu sinirlerle ve hormonlarla kontrol edilir.
  • Kas telleri yan demetlerle birbirine bağlanır.( Sadece kalp kasında görülen özellik)
  • Demetlerin arasını bağ dokusu doldurmuş olup bol miktarda kan damarları içerir.
  • Ritmik ve otomatik olarak çalışır.
  • Rejenasyon yetenekleri yoktur.
G-Sinir Dokusu
  • Ektoderm orijinlidir.
  • Nöron ve glia hücrelerinden oluşmuştur.
  • Fiziksel ve kimyasal uyarıları elektriksel enerjiye dönüştürür.
  • Uyarı alma , uyarı iletme ve uyarma özelliği vardır.
  • Organizmada iç ve dış değişmelere karşı uygun tepkilerin oluşumunu sağlar.
  • Gelişkin şekil omurgalılarda olmaka beraber, süngerler hariç diğer omurgasızlarda da bulunur.
  • Nörotransmiter madde (Sinirsel hormon) üreterek salgı bezleri gibi çalışır.
  • Rejenerasyon yetenekleri yoktur .Ancak periferik sinirlerde aksonları saran schwann hücrelerin etkisi ile aksonlarında oluşan dejenerasyon onarılabilir.
  • Organizmada merkezi(Beyin ve omurilik) ve çevresel sinir sistemini oluşturur.
  • Çevresel sistemde ara madde bağ dokusundan oluşurken , merkezi sistemde ara madde nöroglia tarafından oluşturulur.

a-Hücreleri: (Nöronlar)
  • Kimyasal ve fiziksel olarak uyarılır.
  • Uyarıyı elektriksel olarak hücre zarında taşır.
  • Uyartıyı kimyasal olarak başka hücreye aktarır.
  • Nörotransmiter maddeleri üretir.(Akson uçlarında).
  • Uzantılarını kısmen dejenere edebilirler.
  • Hücre gövdesinden kısa (Dendirt ) ve uzun (Akson) uzantıları bulunur.
  • Uyarı dendirt ve hücre gövdesi ile alınır , akson uçları ile verilir.

b-Ara madde (Nöroglia dokusu)
  • Glia ve schwann hücreleri tarafından oluşturulur.
  • Nöronların arasını, nöron hücrelerinin uzantıları ve glia hücreleri extrasellular boşluk kalmayacak şekilde doldururlar.
  • Glia hücreleri ; sinir dokusunun ,beslenmesinde , solunumunda ve desteklenmesinde rol oynar.
  • Dokuda ölen sinir hücrelerinin yerini doldurur.
  • Ara maddesinden izole edilen sinir hücresi ölür.
NOT : Retikula Endotelial Sistem
Bulunduğu Yapı ve organlar :
    • Bağ dokusu ---------- Histiyositler
    • Karaciğer ---------- Kupffer hücresi
    • Akciğer ---------- Makrofaglar
    • Lenf düğümleri ----- Makrofaglar
    • Dalak --------- Makrofaglar
    • Kemik iliği ---------- -Makrofaglar
    • Kemik ---------- Osteoklast
    • Merkezi sinir sis.--- -Glia hücreleri
    • Eklem sıvısı -------- -Tip A hücresi
CANLILARDA SİNİR SİSTEMİ

1-Nöronlar
Uyarılma , uyarıyı değerlendirme , uyarıyı taşıma (iletme) ve diğer hücreleri uyarma Yeteneği vardır. Sinir sisteminin esas hücreleridir.
Uyarıyı alma : Kimyasal veya fiziksel etkilerle dendrıt , hücre gövdesi ve ranvier boğumlarından olur.
Uyarıyı İletme (taşıma) : Elektriksel etkiyle gerçekleşir.
Uyarma : Kimyasal olarak gerçekleşir.
Morfolojilerine göre üçe ayrılır.

1-Uni polar (tek kutuplu) : Daha çok omurgasızlarda , omurgalılarda embriyonal gelişiminde görülür.
2-Bi polar (iki kutuplu) : Kulakta (korti organında) duyma , burunda koklama , retinada ve sinir merkezinde görülür.
3-Multi polar (çok kutuplu) : Sinir sisteminin çoğu hücreleri böyledir.
- Uni polar ve bi polar nöronlar sensorik (duyu nöronu)karakterindedir.
- Multi polar nöronlar ise ara ve motor nöronları karakterindedir.
Görevlerine göre nöronlar üç çeşittir.

1-Duyu nöronları:Reseptörlerden aldığı uyarıları ara nöronlar taşıyan nöronlardır.
2-Ara nöronlar: Duyu nöronlarından aldıkları uyarıları değerlendirip ilgili davranışın oluşması için efektörle ilgili motor nöronlara aktaran ve M.S.S yi oluşturan nöronlardır
3-Motor nöronlar:Ara nöronlardan aldıkları uyarıları ilgili efektörlere taşıyan nöronlardır

2-Nöroglia Hücreleri
  • Nöronların beslenmesi .
  • Artık maddelerin uzaklaştırılması .
  • Nöronların izolasyonu ve İmpulsların düzenli iletimi .
  • Nöronların desteklenmesi .
  • Sistemin toksin ve mikro organizmalara karşı korunması .
  • Dokusal dejenerasyonda dejenere olan bölgenin doldurulması ve yamanmasında .
  • Merkezi sistemde nöronlarda miyelin kınını oluşturma (beyin ve omurilik ak maddesinde) rol oynar.
3-Schwann Hücreleri
  • Periferik sinirlerde miyelin kınını oluşturmak.
  • Miyelin sinirlerde aksonu kuşatmak.
  • Periferik aksonların İşlevliliğinin devamını sağlarlar.
  • Periferik sinirlerde aksonların yaşamı ve fonksiyonlarının devamı için zorunludur.
  • Periferik sinirlerde aksonların regenerasyon’ unu sağlar.
  • Nörilemmayı meydana getirir.

Miyelin Kını
  • Aksonlarda izolasyonu sağlayarak uyartı iletim hızını arttırır.
  • Miyelinsiz nöronlarda aksonlar schwann hücreleri ile örtülüdür.
  • Nörona ait oluşum değildir.
  • Ranvier boğumlarında bulunmaz.
  • Merkezi sistemde glia hücreleri perifer sistemde schwann hücreleri oluşturur.
  • Merkezi sinir sisteminin çoğu hücreleri ve otonom sisteminin postganglionik nöronları miyelinsizdir.
  • Miyelin izolasyon görevi gördüğü için impulsun iletimi ranvier boğumları arasında sıçramalarla (Saltotorik) gerçekleşir ve ileti hızı artar.
  • Nöronlarda enerji tasarrufu sağlar.

Miyelin Kınını Taşıyan Yapılar
1-Somatik sinirler
2-merkezi sinir sisteminin bazı hücreleri
3-Otonom sistemin preganglionik nöronları
İmpuls Oluşumu ve İletimi
Sinir Hücresi Uyarıldığında (İmpuls oluştuğunda),
  • O2 tüketimi artar.
  • Glikoz tüketimi artar.
  • CO2 artar.
  • Isı artar.
  • Na iyonları hücre içerisine alınır.
  • ATP tüketimi artar.
  • K iyonları hücre dışına çıkar.

Uyarılan sinir hücresinde elektriksel polarizasyonda gerçekleşen değişimler:


Sinir telinden geçen impuls sayısı
1-Uyartının kuvveti
2-Uyartının şiddeti
3-Uyartının tekrarlanma sıklığı
4-Uyartının süresine..................... bağlıdır
.

İmpulsun hızı
1-Aksonun miyelinli olup olmaması (Miyelinli sinirlerde daha hızlı)
2-Ranvier boğum sayısı (Sayı azaldıkça hız artar) (Arasındaki mesafe arttıkça hız artar.)
3-Akson çapı (Çap büyüdükçe hız artar.)
NOT : Ranvier boğumları arasındaki mesafenin uzaması iletimi hızlandırır.

İmpulsların Özelliği ve Sonuçları (Etkileri)
  • Eşik şiddeti altındaki uyarılar sinirde tepki oluşturmaz.
  • Eşik şiddetindeki uyartı sinirde bir veya birkaç impuls oluşturur. Bu impulslar sinir boyunca ilerler. İmpulslar sinapsları geçse bile efektör yapıda tepki zayıf ve bölgesel olur.
  • Eşik şiddetinden fazla uyarı sinirde
    • İmpuls sayısının artmasına
    • Sinapstan geçen impuls sayısının artmasına
    • Tepkinin şiddetinin artmasına
    • Daha fazla efektörle cevap verilmesine neden olur.
  • Uyartının şiddeti impulsun hızını ve etkisini değiştirmez.
  • Uyartının şiddeti oluşan impuls sayısıyla doğru orantılıdır.
  • İmpuls sayısı uyartının şiddeti ve süresine bağlıdır.
  • Uyartının şekli (Kimyasal veya Fiziksel) impuls özelliklerini etkilemez.
  • İmpuls sinapslardan daha yavaş geçer.(Kimyasal yol)
  • İmpulsların sinapslarda engellenmesi veya desteklenmesi (kolaylaştırılması) diğer sinapslarla salgılanan nörotransmiter maddeler veya kimyasal alıcılarla olur.
  • Farklı resöpterlerden alınan farklı uyaranlar sinir hücrelerinde aynı mekanizma ile taşınır.
Tepkinin Derecesinde
  • Nöronların sayısı
  • Dizilişleri
  • İmpuls sayısı
  • Uyartı süresi
  • Nöronlar arasındaki bağlantı sayısı önemlidir.
A-Difüz (Ağsı) Sinir Sistemi
  • Hidralarda görülür. İlk özelleşmiş sinir sistemidir.
  • İlk özelleşmiş hücreler (Nöronlar) bu sistemde görülür.
  • Merkezileşme yoktur. Tek tip nöronlardan oluşur. Ancak getirici götürücü roller üstlenir.
  • Nöronlar arası sinaps bölgesi bulunmaz., impuls hücreden hücreye fiziksel temas bölgelerinden geçer.
  • İmpulslar hücreler arasında zayıflayarak taşınır.
  • Uyartının şiddeti önemlidir. Zayıf uyarana lokal şiddetli uyarana genel tepki verirler.
  • Anlamlı tepkiler yoktur. Değişik uyarana tek tip tepki verirler.
  • Tepki tüm vücut a verilir. (Uzaklaşma , Trikositlerin açılması vb.)
  • Nöronlarda impuls her yönde iletilir. (Uyartı vücudun her yönüne yayılır.)
B-Radyal (Halkasal) Sinir Sistemi
  • Medüzlerde görülür.
  • Halkasal ve ışınsal olarak bağımsız organize olan iki sistemden oluşur.
  • Ektodermal sistemle beslenme sağlanır. (Multipolar nöronlar.)
  • Işınsal ve radyal sistemle ritmik hareket sağlanır. (Bipolar nöronlar.)
  • İlk sinaps oluşumu bu canlılarda görülür ve iletim (impuls) tek yönde iletilir.
  • Beslenme ve hareket birbirinden bağımsız şekilde gerçekleşebilir.
  • Merkezi sinir sistemi bulunmaz.
C-İp Merdiven Sinir Sistemi
  • Planariyalardan itibaren tüm organizmalarda görülür.
  • Organizmanın ventral (karın) bölgesinde yer alır.
  • Sistem sağ ve sol iki sinir kordonu ve bunları enine bağlayan sinirlerden oluşur.
  • Baş bölgesinde merkezi ganglion (beyin görevi görür) ve her halkada bir çift ganglion bulunur. (omurilik görevi görür.)
  • Reseptör ve efektörler gelişkindir. Bu nedenle sinir sisteminde ilk kez nöronlar yapı ve işlevsel olarak duyu, ara ve motor nöronları şeklinde organize olmuşlardır.
  • İlk merkezileşme bu sistemle başlar.
  • İlk öğrenme bu sistemle başlar.
  • İlk anlamlı tepkiler (uyarıya göre değişen) bu sistemle ortaya çıkar.
  • Baş ganglion unun (beyin işlevli) diğer gangliyonlara (omurilik işlevli) baskınlığı omurgalıların beyninin omuriliğe baskınlığına göre daha azdır.
Omurgalılarda Merkezi Sinir Sisteminin Karşılaştırılması
  • Koklama lobu memelilere doğru beyindeki oranı küçülür.
  • Orta beyin memelilere doğru beyimdeki oranı küçülür.
  • Ön beyin memelilere doğru büyür.
  • Arka beyin memelilere doğru büyür.
  • Beyinin vücuda oranı memelilere doğru büyür.
  • Ön beyin balıklarda tek diğer omurgalılarda iki parçadır.
  • Ön beyin girintileri memelilerde görülür.
  • Nasırlı cisim memelilerde görülür.
  • Beyincik En gelişkin şeklini memelilerde almıştır.
  • Beyin üçgeni sürüngen , kuş ve memelilerde görülür.
  • Beyinciğin beyne oranı en fazla kuşlarda görülür.
  • En fazla beyin kıvrımı insandadır.
  • Beyinin; omuriliğe ve vücuda oranı en fazla insandadır.
  • Memelilerde gelişkin ve kıvrımlı korteks görülür.
A)Ön beyin :
I-Uç beyin
  • Koklama lobu ve beyin yarım kürelerinden oluşur.
  • Beyin yarım küreleri Rolando yarığı ile önden arkaya doğru ayrılmıştır.
  • Rolando yarığının önünde duyu arkasında ise motor merkezleri bulunur.
  • Merkezlerin kapladığı alan kas faaliyeti ve duyusal yoğunlukla ilgilidir.
Örn:El, dudak, yüz ile ilgili alanlar fazla, sırt, bel, kol ile ilgili alanlar azdır.
  • Dış yüzeyine korteks denir ve (memelilerde görülür) Nöron övdelerinden oluşur.
  • İç kısmı aksonlardan meydana gelir ve medulla adı verilir.
  • Yarım kürelerin içinde 1. ve 2. karıncıklar bulunur.
  • Yarım küreler beyin üçgeni ve nasırlı cisimle birbirine bağlantılıdır.
  • Yarım küreler vücudu çapraz kontrol ederler.
  • Bu bölgede görme, işitme, koklama, tadma, istemli hareketler,konuşma, yazma, anlama, zeka,hafıza gibi mental yetenekler bulunur.
  • Beyin yarım küreleri çıkarılan canlı yaşar ancak;dış uyarılara tepkisiz,hafızasız ve iradesizdir.
  • Düşünerek ve isteyerek yaptığımız her davranışın merkezi buradadır.
  • Uyku halinde işlevsizdir.
Not: Beyin yarım küresi çıkarılmış kuşlarda görülen sonuç:
  • İtilirse yürür.
  • Ağzına yiyecek konursa yer.
  • Havaya atılırsa uçar.
  • Önüne yiyecek konursa aç olsada yemez.
II-Ara beyin
  • Beyin yarım küreleri arasında yer alır.
  • 3. karıncığın duvarlarından meydana gelir.
  • Karıncığın yan duvarları thalamus, tabanı hipothalamus, tavanı ise epithalamus tur.
a-Epithalamus:
  • Bazı sürüngenlerde üçüncü gözü oluşturur.
  • Kuş ve memelilerde salgı bezi olarak gelişir.
b-Hipothalamus:
  • Otomatlaşmış işlevleri yönetir.
  • Evrimsel süreçte fazla değişmemiştir.
  • Denetlemeyi sinirsel veya humoral gerçekleştirir.
Denetlediği önemli işlevler:
-Vücud ısısı-Su dengesi -İştah- Karbonhidrat metabolizması - yağ metabolizması -Uyku ve uyanıklık-Heyecan -Kızgınlık -Korku-Seksüel istek -İç salgı isteminin denetlenmesi
  • Otonom sistemin denetlenmesinde rol oynar.
c-Thalamus:
  • Koklama hariç bütün duyuların toplandığı yerdir.
  • Dokunma ,ısı ve acı ile ilgili duyular thalamus ta değerlendirilir.
  • Gelen duyular iyi, kötü, hoş, güzel gibi özelliklerle değerlendirdikten sonra korteksteki ilgili merkeze iletilir.
  • Korku, sevinç, tasa, üzüntü, ceza gibi hissi duyguları etkiler.
  • Görsel yataklar olarakta adlandırılır.
B) Orta beyin
  • Ön ve arka beyin arsında pons un önünde bulunur.
  • Görme ile ilgili refleks merkezlerini taşır.(Işık karşısında göz bebeklerinin hareketi.)
  • İşitme ile ilgili refleks merkezlerini taşır.(Kulakların sesin geldiği yöne dönmesi.)
C)Arka beyin
a-Beyincik:
  • İki yarı küreden oluşur.
  • Yarı küreler pons la birbirine bağlıdır.
  • Dışta boz madde içte ise ak madde vardır.
  • Kuş ve memelilerde çok gelişmiştir.
  • Vücudun dengesinin korunması ve kas tonusunun sağlanmasında rol oynar.
  • Beyine gelen denge, işitme ve görme sinirleri beyincikle ilişkilidir.
  • Beyinden çıkan hareket nöronları beyincikle ilişkilidir.
  • Beyinciği çıkarılan canlılarda kas hareketleri olur ancak dengesizdir.
b-Pons:
  • Beyincik yarı kürelerinin bağlantısını sağlar.
  • Beyinciği beynin diğer kısımları arasında bağlantısını sağlar.
  • Kas tonusunun korunmasında rol oynar.
c-Omurilik soğanı:
  • Dışta ak içte boz madde bulunur
  • Omurilikle beyinin diğer kısımları arasındaki sinirlerin çapraz yaparak geçişini sağlar.
  • Çok önemli hayatsal olayların kontrolünü sağlar. Refleks merkezi gibi çalışır.- Çiğneme , - Yutma - Emme , - Öksürme , - Aksırma , - Hıçkırık , Kalp atışı , - Soluk alıp verme- Metabolizmanın düzenlenmesi , - Arterlerin daralıp genişlemesi , - Kan şekerinin ayarlanması - İdrar çıkarma
  • Zarar görmesi veya darbe alması sonucu reflekslerin durması nedeni ile ölüm görülür.
OMURİLİK
  • Dışta ak madde , İçte boz madde vardır.
  • Merkezinde omurilik kanalı bulunur.
  • Refleks merkezi olarak iş görür.
  • Otonom sisteme ait bazı refleksleri kontrol eder.
  • Beyinin etkisi olmadan bazı refleksleri kontrol eder.
  • Otomatlaşan bazı istemli hareketlerin kontrolünü yapar
  • İlkel canlılardan gelişmişlere doğru beyinin omuriliğe oranı gittikçe artar.
Örn:Önce beyinin kontrolünde yapılan dans etme, piyano çalma, örgü rme
önce beyinin kontrolünde yapılır daha sonra alışkanlık haline gelerek omuriliğin kontrolüne geçer.
Not:Embriyonik gelişimde ilk önce omurilik sonra beyin gelişir,hareket,beslenme,duyu önceleri omurilik tarafından yürütülür,davranışlar bilinçsizce sürdürülür. Beyin geliştikten sonra kontrol beyine geçer ve davranışlar bilinçli şekilde gerçekleştirilir.
Çevresel sinir sistemi kısımları ve görevleri
Beyin ve omurilik ile hedef organlar arasında bağlantı oluşturan sinirlerdir. 12 çift beyinden 31 çift omurilikten çıkar. Bunlar çevresel sinir sistemi oluştururlar ve iki kısımda incelenirler.
A-Somatik sinir sistemi
  • İstemli faaliyetlerin yürütülmesini sağlar.
  • Beyin ve omurilikten çıkan sinir çiftleridir.
  • Bunlar duyu ve motor nöronlarını taşırlar, bazı sinirlerde sadece motor bazısında sadece duyu bazısında ise karma nöronlar taşınır.
  • Çapları büyüktür.
  • Miyelin kını taşırlar.
  • İletimleri hızlıdır.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde ilgili kaslar görevlerini yapamaz ve atrofiye uğrar.(Körelir.)
  • Merkezi sinir sistemi ile hedef organ arasında tek nöron bulunur.
  • İmpuls oluşumu ve engellenmesi merkezi sinir sistemi tarafından kontrol edilir.
B-Otonom sinir sistemi
  • İstem dışı çalışan yapı ve iç organların denetimini sağlarlar.
  • Yalnız motor nöronlardan oluşur.
  • Merkezi sinir sistemi ile hedef organ arasında ganglionlarla bağlantılı iki nöron görev alır.
  • Preganglionik nöronlar miyelinli postganglionik nöronlar ise miyelinsizdir.
  • Çapları küçüktür.
  • İleti hızları azdır.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde hedef yapı çalışmasını durdurmaz ancak işlevlerin düzenlenmesinde bozukluklar görülür.
  • İşlevlerini kaybettiklerinde hedef yapıda gerileme ve atrofi görülmez.
  • Otonom sistem hedef yapıya sempatik ve parasempatik olmak üzere iki zıt özellikte sinir gönderir.
  • İmpuls oluşumu ve engellenmesi hem merkezi sinir sisteminde hemde ara ganglionlarda gerçekleşir.

Sempatik ve parasempatik sistemlerin özellikleri- karşılaştırılması
1-Sempatik nöronlar omuriliğin göğüs ve bel bölgesinden çıkar,
*- parasempatik nöronlar ise beyin(Medulla oblangata) ve sağrı bölgesinden çıkar.
2-Sempatik sistemin ganglionları omuriliğin yanındadır. Preganglionik nöronlar kısa, postganglionik nöronlar ise uzundur.
*-Parasempatik nöronların ganglionları hedef organın yanındadır.Preganglionik nöronlar uzun, postganglionik nöronlar ise kısadır.
3-Sempatik sistem organizmada zor duruma karşı korunma tedbirlerini harekete geçmesini sağlar. (Kızma, heyecan, korkum, vb.)
-*Parasempatik sistem ise normal durumda vegetatif davranışların harekete geçmesini sağlar.(Beslenme, büyüme ve gelişme, üreme vb.)
4- Her ikiside koordineli çalışır.
5-Otonom sistem , hipothalamus, korteks, omurilik soğanı, pons gibi
merkezlerden yönetilir.
Notlar
Belli merkezlerin dejenerasyonu ve buna bağlı olarak organizmada görülen davranış değişiklikleri:
1-İp merdiven sinir sistemine sahip canlılarda baş (baş ganglionu) kesilse dahi pek çok vegetatif davranışlar görülür.( Uçma, yürüme, iğne sokma,vb.) Bunun nedeni bu tür davranışların ara ganglionlardan yürütülmesidir.
2-Beyin yarım küreleri çıkarılmış kuşlarda , havaya atılırsa uçma, ağzına yiyecek konursa yeme, dala konma,itilince yürüme davranışı görülür. Ancak;hareketleri bilinçsizdir. Kendiliğinden uçamaz, önündeki yiyeceği yiyemez.
3-Omurilik soğanı kalmak şartı ile oluşturulan spinal canlılarda;kan basıncı,yutma, kusma, tükürük salgılama, dolaşım ve solunum refleksleri görülür .Omurilik soğanım kesilen canlılarda bu refleksler görülmez.
4-Omurgalılarda sempatik sistem dejenere olursa veya çıkarılırsa sistemler çalışmaya devam eder ancak çalışmaları düzensizdir.
Refleks
Reseptör, duyu nöronu, ara nöron, motor nöron ve efektör yapı tarafından oluşur. Reseptörle alınan uyarılar ilgili nöronlardan geçerek efektöre ulaşır ve ilgili tepki çok kısa sürede verilir.
Refleksler iki gruba ayrılır:
1-Beyin ve omurilik köklerinde doğuştan var olan refleksler.
Türe özgükarakterler içerir.
- Kalp damar refleksi , Sindirim , solunum, boşaltımla ilgili refleksler ,Metabolizmanın düzenlenmesi , Vaziyet alma ve yer değiştirme refleksi.
2-Çalışma ve deneylerle kazanılan refleksler.
a) Doğal kazanılan refleksler.(Uyaran etkisi ile gerçekleşen refleksler)
b) Suni kazanılan refleksler.Uyaranı hatırlatan farklı uyaranlarla gerçekleşen
refleksler)

1-Doğuştan var olan refleks:Ağıza alınan besinle. (Ağız, dil, damak)
2-Doğal kazanılmış refleksaha önce tadılan besinin görülmesi ile(Göz)
3-Suni kazanılmış refleks:Beslenmeyi hatırlatan zil sesi ile. (Kulak)
4-İlgili tepkinin oluşturmak: Tükürük salgısını oluşturmak.

Refleks yayı

Pavlov'un deneyi

Önemli sinir yolları
İmpulsların sinir sistemindeki hareketleri esnasında gerçekleşen engelleme ve kolaylaştırmalar özel tepki ve davranışların oluşumunda rol oynar.Sinir sisteminde görülen önemli sinir yolları bu kolaylaştırma ve engellemelerin gerçekleşmesinde rol oynayan oluşumlar olarak karşımıza çıkarlar.

1-Konvergent yol

2-Divergent yol

4-Çoğaltma zinciri

5-Kapalı Devre

Kalp ve solunum uyarı gelir. Kalbin yapısındaki uyarı merkezini uyarır. Bu uyarı aynı nöronun uyaranı haline gelir. Çalışma ritmik olarak sürdürülür.Kalp masajı ve suni solunum un esasıdır.
Duyu Organları
Görme
Gözde ışığı kıran yapılar; a-Kornea b-Göz merceği
Gözde duyu hücreleri;
a-Çubuk hücreleri -ışığı algılar
b-Koni hücreleri-renk algılar (Mavi-yeşil-kırmızı)

Işığın görme oluşuncaya kadar geçtiği yapılar:Kornea-Göz bebeği-Mercek-Camsı cisim-Retina(duyu hücreleri)-Duyu sinirleri-Orta beyin(optik kiyazma)-Beyin kabuğu(görme merkezi)
Göz kusurları:

İşitme
Cisimlerden gelen titreşimlerin ses olarak algılanıncaya kadar takip ettiği yol :Kulak kepçesi-Dış kulak yolu-Kulak zarı-Çekiç,Öre,Özengi kemikleri-Oval pencere-kohlea-Korti organı(Duyu hücreleri)- Duyu sinirleri-Beyin(İşitme merkezi)


Koku


Tad


HORMONAL DENETİM

Çok hücreli komplex organizmalarda iç ve dış ortam uyarılarına uygun tepkinin verilmesi. Hücre, doku, organ ve sistemlerin çalışmasının kontrolü ve koordinasyonlarının sağlanması. Homeostasinin korunması sinir sistemi ve iç salgı (Endocrin) sistemi ile sağlanır. Bu iki sisteme denetleyici sistemlerde denir. Endocrin sistem denetimini hormon adı verilen özel organik maddelerle yaparlar.
Hormonların genel özellikleri:
  • Her canlının kendisi tarafından oluşturulur. Ancak dışarıdan alındığında da etkilidirler.
  • Organik moleküllerdir. (Polipeptid ,amino asit, steroid, pürin veya bunların türevleri şeklinde olabilirler.)
  • Polipeptid yapıda olanlar sindirim enzimlerinden etkilenirler.
  • Çok az miktarlarda dahi etkilidirler. (Bu özellikleri ile vitaminlere benzerler.)
  • Az veya çok salgılanmaları anormalliklere neden olur.
  • İç salgı bezleri, sinir hücreleri ve bez olmayan yapılarda üretilirler.
  • Etkilerini üretildikleri yerde değil hedef yapılarda gerçekleştirirler. Örn:FSH hipofiz de üretilir ancak hedef yapı ovaryumdur.
  • Hormonların etkiledikleri hücre doku organ veya sisteme hedef yapı denir.
  • Bazı hormonlar genel etkiye sahiptir. Vücudun tümü hedef yapıdır. Örn:Tiroksin ,STH vb.
  • Bazı hormonlar lokal etkiye sahiptir. Özel bir doku orga veya sistemde etkili olur. Örn:Sekretin, FSH,ACTH vb.
  • İşlevlerini yapan hormonlar hücre metabolizması, boşaltımla veya karaciğer tarafından elemine edilirler.
  • Bazı hormonlar farklı hedef yapılarda farklı etkilerde bulunurlar. Örn: Eşey hormonları üreme sisteminde primer etki oluştururken, iskelet,kas, deri vb. yapılarda sekonder etki meydana getirir.
  • Hormonların salgılanması sinir sistemi ve hipofizin denetimi altında gerçekleşir.
  • Farklı hormonlar aynı hedef yapıda farklı etkilere neden olurlar.
  • Sinir hücreleri tarafından oluşturulan hormonlara nörohormonlar denir.
  • Hormonal etki sinirsel etkiye göre oldukça yavaş gerçekleşir ancak etkisi uzun sürer.
  • Endokrin sistem üzerindeki sinirsel denetim iç ve dış uyaranlara bağlıdır.
Hormonların Kimyasal Yapıları:
  1. Protein: Büyüme hormonu ve gonodotropinler
  2. Peptidler:Oksitosin, Antidiüretik hormon, ACTH, Glukagon, İnsülin
  3. Amino asit ve türevleri:Tiroksin, Epinefrin(Adrenalin), Norepinefrin(Noradrenalin),
  4. Steroidler:Eşey hormonları, Minerolokortikoid (Aldosteron),Glikokortikoidler(Kortizol=Kortizon), Ekdizon
  5. Pürin ve türevleri:Sitokinin, Zeatin
Hormonların salgılanmalarının düzenlenmesi:
Organizmalarda hormonların belli bir düzen içinde üretilmesi gerekir. Bu düzenleme farklı organizmalarda farklı şekillerde gerçekleşebilir. Bitkilerde hormonlar çevresel uyaranlar etkisi ile üretilir. Isı, ışık, su vb. Dolaşım sistemine sahip olmayan canlılarda iç salgı sistemide yoktur. Bunlarda hormonal düzenleme sinir sistemince oluşturulan hormonlarla sinir sisteminin kontrolünde yapılır. Dolaşım sistemine sahip canlılarda iç salgı sistemide vardır.(Toprak solucanı hariç.) Bunlarda denetim sinir sistemi ve iç salgı sistemi tarafından yapılır. Sinir sistemine ait yapı olan Hipothalamus ve iç salgı sistemine ait yapı olan Hipofiz bezi bu düzenlemeden sorumlu yapılardır.
Hormonların salgılanmasında:
  1. Uyaran faktörün metabolik düzeyinin değişmesi. Örn:Kan kalsiyum değeri Triokalsitonon ve parathormon un salgılanmasında uyaran faktördür.
  2. Hormonun kandaki düzeyinin değişmesi. Örn:ACTH ve adrenal korteks hormonlarının kan düzeyleri
  3. Sinirsel düzenleme. Örn:İnsülin ve glukagon salgılanması
  4. Biyoritim.Örn:Tiroksinin ve eşey hormonlarının mevsimsel salgılanması.
  5. Negatif geri bildirim. Örn: Kanda tiroksin miktarındaki artış ,TSH salgılanmasını durdurur.
  6. Pozitif geri bildirim: Örn: Kanda östrojen miktarındaki artış LH salgılanmasını uyarır.
Hormonların hedef yapıdaki etki mekanizması:
  1. Hücre zarı geçirgenliğine etki ederek. Örn: Böbrek ve ince bağırsaklarda su ve mineral alınımı antidiüretik hormon ve minerolokortikoid vb.
  2. Hücre organellerine etki ederek. Örn:Tiroksin mitokondrileri etkileyerek metabolizmayı kontrol eder.
  3. Hücre dışından madde alınımını kontrol ederek. Örn:İnsülin hormonu etkisiyle çizgili kas hücrelerine glikoz ve amino asitlerin girişi.
  4. Hücrede protein sentezini kontrol ederek. Örn:Büyüme hormonu (Hücrede m-RNA sentezi başlatır.)
Not:Hormonların belirli hücreler üzerine etkili olmasının nedeni ; hücre zarlarında bulunan ve belli bir hormona duyarlı olan proteinsel almaçlardır.

Endokrin Sisteme ait olmayan ancak hormon üreten yapılar:
  • Sinir hücreleri:Akson uçlarından salgılanan nörotransmiter maddeler sinirsel hormonlardır.
  • Mide: Mideden salgılanan Gastrin hormonu mideye besin geldiğinde mide salgısının oluşumunu uyarır.
  • İncebağırsaklar: İncebağırsaklardan mideyi , pankreası ve safra kesesini uyaran hormonlar salgılanır.
    1. Enterogastron:İncebağırsaklarda yağca zengin besinler varsa mide hareketlerini yavaşlatır.
    2. Pankreozimin: İnce bağırsakta proteince zengin besinler geldiğinde pankreastan enzimce zengin salgının oluşumunu uyarır.
    3. Sekretin: İncebağırsakta besin varsa pankreastan bikarbonatça zengin salgının oluşumunu uyarır.
    4. Kolosisteokinin:İnce bağırsaktan salgılanır safra kesesinin safra salgılamasını uyarır.
  • Plasenta: Gelişimini tamamladıktan sonra hamileliğin devamını sağlayan progesteron salgılar.
Canlılarda Denetim:
A-Tek hücrelilerde:
Bütün yaşamsal olaylar hücre denetim merkezi olan nukleus tarafından yürütülür. Ancak tek hücrelilerde populasyon büyüklüğünün hormon benzeri maddelerin ortamdaki varlıkları ile denetlendiği kabul edilmektedir. Düşük miktarlarda büyüme ve üremeyi hızlandıran ,miktarı artıkça büyüme ve üremeyi engelleyen bu metabolik artıklar hormonların etki ve işlevine sahiptirler.

B- Bitkilerde:
Bitkilerde sinir sistemi ve endokrin sistem bulunmaz. Ancak hormonal denetim vardır. Bitkilerde metabolik yönden aktif hücreler ikincil işlev olarak hormon üretimide yaparlar. (Meristematik doku). Hormon üretimi ısı-ışık-su-uyaran kimyasallar-fiziksel etkiler (Yaralanma) gibi faktörlerle denetlenir.
Bitkilerde hormon üretilen yapılar:
  • Kök ve gövde ucu
  • Yapraklar
  • Tohum
  • Depo gövde ve köklerde
  • Tomurcuk
  • Dikotiledon’larda yara bölgesi
  • Meyve
Bitkilerde taşıma sistemi olmadığı için hormonların taşınması difüzyonla olur. Hedef yapılar, hormon üreten yapılara çok yakındırlar
Bitkisel hormonlar; bitkilerde hücre bölünmesi, hücre büyümesi , çimlenmenin uyarılması veya engellenmesi, gövde – meyva- yaprak- kök büyümesi, meyva olgunlaşması, yaprak dökülmesi, Yaraların kapanması, tropizma gibi önemli yaşamsal olayların gerçekleşmesinde rol oynayan organik maddelerdir.
Bitkisel hormonları bitkilerde geçekleştirdikleri etkiye göre iki grupta incelenebilir.
Gelişimi uyaran hormonlar: Oksin – Sitokinin – Giberillin
Gelişime ket vuran hormonlar: Absisik asit – Etilen – Çok miktardaki oksin

Başlıca bitkisel hormonlar ve görevleri:
1-Oksin:
Üretildiği yer:Gövde ve kök uçlarında , yapraklarda meristematik hücrelere tarafından oluşturulur.
Etkisi:
  • Büyüme bölgesindeki hücrelerin büyümesini sağlar.
  • Bazı dokularda hücre bölünmesini uyarır.
  • Yeni köklerin oluşumunda rol oynar.
  • Hücre , doku farklılaşması sağlar.
  • Gövde, kök, yaprak ve meyve büyümesini sağlar.
  • Fototropizmaya neden olur.
  • Ovaryum gelişimini uyarır ve tohumsuz meyve oluşumunu sağlar.
  • İlkbaharda kambium faaliyetini başlatır.
  • Döllenen çiçeğin ve yaprakların dökülmesini önler
  • Az salgılandığında yapraklar dökülür.
  • Çok salgılandığında büyüme ve gelişmeye ket vurur.
  • Stomaların açılıp kapanmasına etki eder.
2-Giberillinler e tkisi:
  • Gövdenin hızlı ve anormal uzamasını sağlar.
  • Tohum çimlenmesini uyarır.
  • Çiçeklenmeyi ve erken çiçek açmayı uyarır.
  • Meyve büyümesini sağlar.
  • Tohumda depo nişastanın kullanılabilir glikoza dönüşümünü uyarır.
3-Sitokininler:
Üretildiği yer: Sitokininlerin ana kaynağı köklerdir.
Etkisi:
  • Hücre bölünmesini uyarır.
  • Bitkide büyümeyi sağlar.
  • Protoplastların kloroplastlar haline gelmesini sağlar.
  • Yaprak dökülmesini engeller.
  • Tomurcuklardan filiz ve yaprak oluşumunu uyarır.
4-Absisik asit etkisi:
  • Tomurcuk ve tohumlarda uyku halinin başlaması.
  • Hücre bölünmesinin azaltılması.
  • Su kayıbında stomaların kapanması.
  • Yeşil yaprakların yerini koruyucu pulların alması.
5-Etilen e tkisi:
  • Meyve olgunlaşmasını uyarır.
  • Yaprak dökülmesini uyarır.
C- Omurgasızlarda:
Omurgasızlar iç salgı sistemi bakımından incelendiğinde üç farklı durum görülür.
1- İç salgı sistemi ve hormonal denetime sahip olmayanlar.
Örn : Süngerler verilebilir.
2- İç salgı sistemine sahip olmayıp hormonal denetime sahip olanlar. Örn: Toprak solucanı.
Not: Toprak solucanında iç salgı sistemi yoktur . Sinir sisteminin ürettiği hormonlarla hormonal denetim gerçekleşir.
3- İç salgı sistemi ve hormonal denetimi olanlar. Örn: Yumuşakçalar, kabuklular, böcekler verilebilir.
Omurgasızlarda en iyi bilinen hormonlar ,böceklerde başkalaşım ve deri değişiminde rol oynayan juvenil ve ektizon hormonlarıdır. Bu hormonlar özel bezlerden ve sinirsel kontrolle salgılanır.
Juvenil hormon:
  • Larva döneminde üretilir.
  • Metamorfozu ( Başkalaşım) engeller.
  • Büyümeyi engellemez.
  • Ergin bireylerde üreme hücrelerinin oluşumu.
  • Azaldığında metamorfoz gerçekleşir.
Ektizon hormonu:
  • Hücre çoğalmasını uyarır.
  • Hücre büyümesini uyarır.
  • Deri değişimi ve başkalaşımı uyarır.
  • Larval dönemden ergin döneme geçiş ektizonun varlığı ve juvenil hormonun azlığında gerçekleşir.
  • Larva ve ergin dönemde de üretilir.
Omurgasızlarda hormonlar:
  • Deri değiştirme.
  • Metamorfoz
  • Renk değiştirme.
  • Üreme hücrelerinin olgunlaşması. Gibi yaşamsal olayları denetler.
Not: Jüvenil hormon larval dönemde ektizon hormonuna göre çok salgılanır. Larval dönemin sonuna doğru jh. Miktarı azalır ve ek. hormonu etkisi ile birey pupa dönemine girerek başkalaşımla ergin birey haline döner. Ektizon hormonu her dönemde belirli miktarlarda salgılanır.

D-Omurgalılarda:
  • İleri düzeyde organize olmuş bezlerin oluşturduğu sistem ve sisteme ait olmayan bezler tarafından üretilen hormonlarla gerçekleşir.
  • İç salgı sisteminin denetimi sinir sisteminin kontrolü altındadır.
  • Denetim humoral ve sinirsel olarak yapılır.
  • Humoral denetim:Hipofiz ön lobu,Tiroid bezi, Eşey bezleri, Adrenal kortex
  • Sinirsel denetim: Hipofiz arka lobu, Adrenal medulla, Pankreas.
  • Denetimde hipothalamus ve sempatik sistem görev alır.
  • Hormonların hedef yapılara ulaşması dolaşım sistemi ile gerçekleşir.(Hormonlara; kanda,vücud sıvısı ve idrarda rastlanır.)
Başlıca iç salgı bezleri ve ürettikleri hormonlar:
A-Hipofiz bezi:
a)Ön lop: Epitel kökenli olup hipothalamusun humoral (Serbestleştirici faktörleri ile) salgıları ile denetlenir.
1-STH (Somatotropin H.= Büyüme H.):
  • Polipeptid özelliktedir.
  • Organizmada büyüme üzerine etkilidir.
  • Hücrelerde protein sentezini artırır.
  • Uzun kemik ve kasların büyümesinde etkilidir.
  • Yağların yıkımını uyarır.
  • Hücrelerde büyüme ve bölünmeyi uyarır.
Çok salgılanması:
  • Büyüme döneminde: Devliğe neden olur.
  • Büyüme dönemi sonrası: Akromegali denilen perifer yapıların anormal büyümesine neden olur.
Az salgılanması: Büyüme döneminde:Cücelik nedenidir.
2-TSH (Tiroid uyarıcı H.): Tiroid bezinin çalışması ve hormonlarının salgılanmasını kontrol eder.
3-ACTH:Adrenal bezin kortex kısmının çalışmasını ve bu bölgeden kortikoidlerin salgılanmasını kontrol eder.
4-FSH :
Dişilerde:
  • Ovaryumda folikül gelişmesi
  • Yumurtanın olgunlaşması
  • Folikülden Ostrojen salgılanmasını uyarır.
Erkekte:
  • Testislerde sperm oluşumunu uyarır.
5-LH:
Dişilerde:
  • Folikülün yırtılıp ovulasyonun gerçekleşmesi
  • Yırtılan folikülün korpus luteum haline gelmesi
  • Korpus luteumdan progesteron salgılanmasını uyarır.
Erkekte:
  • Testislerden testosteron hormonunun salgılanmasını uyarır.
6-LTH: ( Prolaktin)
  • Hamileliğin bitiminde süt bezlerinin gelişmesinde etkilidir.
  • süt salgısının oluşmasında rol alır.
  • Analık içgüdüsünün oluşumunda rol alır.
Not:LTH memeliler hariç diğer canlılarda (Kuş ve Sürüngenlerde) analık içgüdüsünün oluşumunda rol alır.
Not:LTH sadece dişilerde etkilidir.
b)Ara lop:Epitel dokudan oluşmuştur.
Melanosit uyarıcı hormon: (MSH)
  • Özellikle amphybıa(Kurbağalar),Reptlıa(Sürüngen) ve Aves(Kuş)lerde etkili olan bir hormondur.
  • Deride epidermiste yer alan melanositler üzerine etki ederek deri renginin oluşumu ve değişiminde rol oynar.
c)Arka lop:Sinir dokudan köken alır.Hipothalamusa bağlantılı nöronların akson uzantılarından meydana gelmiştir. Burada sentezlenen Antidiüretik hormon ve Oksitosin hormonu aksonlarla bu bölgeye taşınarak burada depolanır.Hipothalamusun kontrolünde ve sinirsel uyarılarak ilgili hormonlar buradan kana verilir.
1-Antidiüretik hormon
Salgılanmasının uyarılması:
  • Hipothalamusta bulunan osmoreseptörler etkendir.
  • Kan osmotik basıncının artaması
  • Kan basıncının düşmesi (Kan kayıbı , terleme vb.)
Yetersizliği:
  • Böbreklerde aşırı su kayıbı olur.
  • Seyreltik idrar oluşur
  • Kan basıncı azalır
  • Kan hacmi azalır
  • Kanın osmotik basıncı artar
  • Şekersiz diyabet görülür
2-Oksitosin görevi:
  • Doğum esnasında düz kasları uyararak doğumun gerçekleşmesini sağlar.
  • Süt bezlerinin ve kanalların etrafındaki kassal epitel hücrelerin kasılmalarını sağlayarak süt akışını kontrol eder.
  • Analık iç güdüsünün oluşumunda etkilidir.
B)Tiroid bezi
Salgılama kontrolü hipofizden salgılanan TSH ile kontrol edilir.
Hormonları:
1)Tiroksin görevi:
  • Bazal metabolizmayı düzenler.
  • Hücrelerde mitokondrilerin oksijen kullanımını kontrol eder.
Eksikliğinde görülenler:
  • Metabolizma yavaşlar.
  • Doku sıvılarında sodyum ve su oranı artar.
  • Kanda kolesterol yükselir.
  • Vücutta yağ depolanmasında artış görülür.
  • Alınan besinler tüketilmediği için kilo artışı görülür.
  • Hücrelerin oksijen kullanımı ve enerji üretimi azalır.
Tiroid bezinin çıkarılması veya çalışmamasında genç memelilerde görülen durum:
  • Büyüme durur
  • Sinirsel düzenleme özelliğini kaybeder
  • Kemikleşme gecikir
  • İleri durumlarda ölüm görülür
  • Metabolizma yavaşlar
Çocuklarda az salgılanmasında ahmaklık denilen hastalık görülür bu özellikteki çocuklarda:
  • Zeka geriliği
  • Cücelik (Gelişme geriliği)
  • Eşey bezlerinin gelişmemesi durumu görülür
Erginlerde az salgılanmasında miksodem denilen durum ortaya çıkar bu özellikteki bireylerde:
  • Vücut ısısı düşer
  • Deri kurur
  • İştahsızlık görülür
  • Halsizlik ve uyku hali görülür
  • Vücutta yağ birikir ve şişmanlık görülür
  • İş verimi düşer
  • Kılları dökülür
Erginlerde çok salgılanması durumunda görülen belirtiler
  • Metabolizma hızlanır
  • Sinirlilik hali görülür
  • Vücut ısısı artar
  • Solunum ve dolaşım hızlıdır
  • Terleme artar
  • Kilo kayıbı görülür
2)kalsitonin görevi:
  • Kandaki kalsiyumun kemiklere geçişini sağlar.
  • İdrarla dışarı atılan kalsiyum miktarını azaltır.
  • Kan kalsiyum seviyesini düşürür.
(Not:Eksikliğine rastlanmaz, tiroid bezi çıkarılsada kan Ca düzeyi yeterli durumda kalmaktadır!)
C)Paratiroid bezi:
( Balıklar hariç diğer omurgalılarda görülür)
Salgılama kontrolü: Kan kalsiyum seviyesi ile kontrol edilir ,kanda kalsiyum oranı düşünce parathormon salgılar. Kandaki Ca seviyesi artınca salgılama durur.
Parathormon görevi:
  • Kan Ca miktarını artırmak.
  • Kemiklerden kana Ca geçişini uyarmak.
  • Böbreklerden kana Ca emilimini uyarmak.
  • İncebarsaklardan kana Ca emilimini uyarmak.
Az salgılanmasında görülen durum:
  • Kandaki Ca oranı azalır.
  • Tetani görülür.
  • Hücre metabolizması ve enzimsel faaliyetler engellenir.
Fazla salgılanmasında görülen durum:
  • Kemiklerde yıkım artar.
  • Kemikler zayıflar,kırılganlıkları artar.
  • Böbreklerden fazla Ca atılır.
  • Aşırı durumlarda zehirlenme ve ölüm görülür
  • Sinir sistemi refleks faaliyetleri zayıflar.
  • Kaslar tembelleşir.
  • Kabızlık ve iştahsızlık görülür.
  • Böbreklerden atılan fazla Ca havuzcukta fosfatlarla bileşerek böbrek taşlarını oluşturur.
D)Pankreas:
  • İç ve dış salgı yapan karma bezdir.
  • İç salgı oluşturan kısımı sinirsel orijinli, olup denetimi sinirsel gerçekleşir.
  • Dış salgıları ince barsak tarafından salgılanan sekretin ve pankreozimin adlı iki hormonla kontrol edilir.
  • İç salgıları kan şeker düzeyinin kontrolünde rol oynayan insülin ve glukagon dur.
1)İnsülin görevi:
  • Kandaki glikozun hücrelere geçişini uyarır.
  • Hücre zarına etki ederek amino asitlerin ve glikozun geçişini uyarır.
  • Kan şeker düzeyini düşürür.
  • Az salgılanması şeker hastalığına neden olur. Şeker hastası olan kişilerde
  • Karaciğerden kana glikoz geçişi artar.
  • Kan şeker düzeyi artar.
  • Kan yoğunluğu artar.
  • Kanın osmotik basıncı artar.
  • Dokulardan kana su geçişi artar
  • Susuzluk hissi oluşur.
  • İdrarla fazla su kayıbı gerçekleşir.
  • Hücreler enerji ihtiyacı için yağ ve proteinleri kullanır.
  • Yağların yıkımı sonucu ketosis ve asidosis görülür.
  • Ketosis ve asidosis durumu sinir sistemini olumsuz etkileyerek koma gelişir.
Fazla salgılandığında görülen durum:
  • Kanda şeker oranı düşer.
  • Osmotik basınç azalır.
  • Sinir sistemi enerji ihtiyacı için yeteri kadar glikoz bulamadığından olumsuz etkilenir.
2)Glukagon:
Salgılanmasının uyarımı:Pankreastaki alfa hücrelerindeki şeker konsantrasyonunun etkili olduğu düşünülmektedir. (Çünkü şeker hastası olanlarda kanda yüksek oranlarda şeker olmasına karşın kanlarındaki glukagon hormonu yüksek konsantrasyondadır!)
Görevleri:
  • Karaciğerdeki glikojenin hidrolizle glikoz haline geçmesini sağlar.
  • Karaciğerde amino asitlerden glikoz sentezlenmesini uyarır.
  • Karaciğerde depolanan glikozun kana geçişini uyarır .
  • Kan şeker (Glikoz ) düzeyinin artmasına neden olur.
E)Adrenal bez:
Epitel (Korteks) ve sinirsel (Medulla) olmak üzere iki kısımdan oluşur.
1)Korteks:
  • ACTH ile salgıları kontrol edilir.
  • Bu kısımdan kortikoidler üretilir.
  • Başlıca hormonları 1-Glikokortikoid (Kortizon), Minerolokortikoid (Aldesteron) ve Androjenlerdir.
  • Adrenal bezin görev yapamaması veya vücuttan çıkarılması durumun da addison hastalığı gelişir. Addison hastalığı korteks hormonlarının yetersizliği ile görülen ortak olumsuzlukları gösterir.
a)Glikokortikoid görevi:
  • Kan şekerini artırır.
  • Yağ ve proteinlerden karbonhidrat yapımını uyarır.
  • Karaciğerde glikoz depolanmasını uyarır.
  • Glikozun oksidasyonunu önler.
  • Protein ve amino asit yıkımını uyarır.
  • Stres altında salgılanması artar.
  • Yaralanmalarda, aşırı sıcak ve soğukta, alerji ve iltihaplanmalarda koruyucu görev üstlenir.
  • Zor durumlarda hücreler için gerekli enerji kaynakları yaratır.
b)Minerolokortikoid görevi:
Vücudta NaCl ve su dengesinin ayarlanmasında görev alır.
Fazla salgılanmasında:
  • Böbreklerden sodyumun geri emilimi artar.
  • Böbreklerden potasyum kayıbı artar.
  • Kan hacmi artar.
  • Kan basıncı artar.
  • Potasyum eksikliğine bağlı olarak böbrek bozukluğu , kas ve sinirlerde fonksiyonel bozukluklar görülür.
Az salgılanmasında:
  • Kanda Na ve Cl iyonları miktarı azalır.
  • Vücud direnci düşer, zayıflık görülür.
  • Kanda K iyonu miktarı artar.
  • Halsizlik görülür.
  • Kan hacmi azalır.
  • Kan basıncı düşer.
  • Dolaşım yetersizliği görülür.
  • Kas yorgunluğu görülür.
  • Kan şekeri düşer.
c)Androjenler:Erkek ve dişi bireylerde böbrek üstü bezinin korteks kısımından androjenler de denilen erkek eşey hormonları ve ayrıca dişi bireylerde adrenal kortekste dişi eşey hormonları çok az miktarlarda üretilir.Adrenal kortekste oluşacak bir anormallikten dolayı bu hormonların üretiminde artışın olması cinsel özelliklerde fenotipe yansıyan anormallikler görülür
Örn:Kortekste gelişen bir ur nedeni ile fazla üretilen androjenlerden dolayı dişilerde
  • Saçların dökülmesi
  • Süt bezlerinin küçülmesi
  • vücudun aşırı kıllanması
  • Üreme organlarında gerilemenin olması
  • Sakal ve bıyıkların çıkması
  • Sesin kalınlaşması gibi anormallikler görülür.
2)Medulla:
  • Sinirsel kökenlidir
  • Sempatik sistemin denetiminde salgı üretir
  • Adrenalin (Epinefrin) ve Noradrenalin (Norepinefrin) olmak üzere iki tip hormon üretir.
  • Vücudun savunulmasına yönelik davranışların oluşumunda etkilidir.
a)Adrenalin görevi:
  • Kalp atışını hızlandırır
  • Kanın pıhtılaşma hızını artırır
  • Kan basıncın artırır
  • Kan damarlarının genişlemesini sağlar kılcalları daraltır
  • Solunumu hızlandırır
  • Göz bebeklerinin büyümesi tüylerin dikleşmesine neden olur
  • Kan şekerini artırır
Not:Adrenalin salgısı sempatik sistemin etkisine destek olan ve etkinin devamını sağlayan bir hormondur.
Not:Soğuk,acı,sinirlenmede ve bazı ilaçlar adrenalin salgısının artmasına neden olur.
Not:Tıpta kan basıncını artırmada ve duran kalbin çalıştırılmasında kullanılır
b)Noradrenalin görevi:
  • Arterleri daraltmak
  • Metabolizmayı hızlandırmak
F)Eşey bezleri:
Dişi ve erkek bireylerde üreme sistemi elemanları yapısında yer alan özel bezlerdir. Erkeklerde testislerde yer alan leydig hücreleri testosteron adı verilen erkeklik hormonu üretirken, dişilerde ovaryumda bulunan foliküllerden ostrojen ve yine ovaryumlardaki foliküllerin değişimi ile oluşan korpus luteumdan progesteron adlı dişilik hormonları üretilir.
a)Erkek eşey bezleri: Testislerdeki leydig hücreleridir ve testosteron üretirler.
Salgılanmasının uyarımı: Hipofizden salgılanan FSH ve LH’ın denetimi altındadır.
Testosteron hormonu görev:
  • Metabolizmayı ve hücrelerdeki protein sentezini uyararak büyüme ve ağırlık artışını uyarır.
  • Erkek üreme organlarının gelişimini uyarır.
  • Üreme sisteminde yer alan yardımcı salgı üreten bezlerin gelişimini uyarır.
  • Deri,kas ve iskelet sisteminin erkeklere özgü özellikler kazanmasını sağlar.
  • Ses kalınlaşmasını sağlar.
  • Sakal,bıyık ve vücudun belli bölgelerinde kılların çıkmasını sağlar.
  • Psikolojik olarak erkeksi davranışların oluşumunda etkilidir.
Notiğer canlı gruplarında görülen testosteron etkili özel fenotipik gelişmeler.
  • Horozlarda ibik çıkması
  • Geyiklerde boynuz oluşumu
  • Bazı kuşlarda tüylerin renklenmesi
  • Atlar ve aslanlarda yele gelişimi
  • Sülünlerde renkli ve uzun kuyruk gelişimi vb.
Not:Testosteronun dişilere verilmesi ile beraber dişilik özelliklerinin kaybedilip ve erkeksi özellikler kazanıldığı görülür.
b)Dişi eşey bezleri: Ovaryumlarda yer alan folikül hücreleri ve korpus luteumdur.Folikül hücrelerinden ostrojen ,korpus luteumdan ise progesteron salgılanır.
Salgı üretiminin kontrolü: Hipofiz bezi tarafından üretilen FSH ve LH’ın kontrolü ile gerçekleşir.
Ostrojen hormonu görevi:
  • Uterus , ovidukta (Follopi tüpü) ve diğer üreme organlarının endometriumunda mitoz bölünmeyi uyarır.
  • Uterus ta kılcallaşmayı artırır ve kan dolaşımını artırır.
  • Ovidukta silli hücrelerde sil hareketini artırır.
  • Uterus ve ovidukta özgü salgıların üretimini artırır.
  • Deri, kas ve kemik dokusunun dişilere özgü yapı kazanmasını sağlar.
  • Sesin incelmesini sağlar.
  • Süt bezlerinde kanallanmayı ve gelişmeyi sağlar.
Progesteron hormonu görevi:
  • Dişi üreme sisteminde endometrium salgısını artırır.
  • Uterus kaslarının gelişimini uyarır.
  • Uterus kaslarının faaliyetini azaltarak hamileliğin devamını sağlar.
  • Süt bezlerinin gelişimini uyarır.
  • Hamilelik süresince LTH etkisini önleyerek süt salgılanmasını önler.
  • Vücud ısısını artırır.
Feed-Back mekanizmaları:

a)Pozitif geri bildirim:Kanda uyarıcı hormon miktarındaki veya metabolitlerdeki artış hedef bezin hormon üretimini artırır.
Örnek1: Kanda ACTH miktarındaki artış ---> Böbrek üstü beziden Glikokortikoid salgılanmasını uyarır.
Örnek2: Kanda TSH miktarındaki artış ------>Tiroid bezinden Tiroksin hormonu salgılanmasını uyarır.
Örnek3: Kanda FSH miktarındaki artış------>Ovaryumdan Ostrojen salgılanmasını uyarır.

b)Negatif geri bildirim: Kanda metabolit miktarındaki artış kontrol edici hormonların salgılanmasını engeller ayrıca hedef bez hormonlarının miktarındaki artış uyarıcı hormonların salgılanmasını engeller.
Örnek1:Kanda glikokortikoidlerdeki artış--->Hipofizden ACTH salgılanmasını engeller.
Örnek2:Kanda ostrojen miktarındaki artış--->Hipofizden FSH salgılanmasını engeller.
Örnek3: Kanda Ca miktarındaki artış----->Paratiroid bezinden Parathormon salgılanmasını engeller.

DESTEK VE HAREKET

Hayvanlarda destek ve hareket sistemleri
I-Deri
Deri ve deriye bağlı oluşumlar
A-Kemiksi yapılar:Kemiksi özellikler gösterir
  • Kıkırdaklı balık pulları
  • Kemikli balık pulları
  • Sürüngen plakları
  • Memeli dişleri(Kıkırdaklı balık pullarına homolog yapıdır)
B-Boynuzumsu yapılar:Keratin yapılardır
  • Bağa (Kaplumbağalarda)
  • Boynuz
  • Tüyler
  • Kıllar
  • Tırnak,Toynak,Pençe
C-Deriye bağlı bezler:
  • Yağ bezleri
  • Ter bezleri
  • Süt bezleri
  • Koku bezleri


D-Derinin görevleri:
  • Örtme ve koruma sağlar
  • Ter bezleri ile vücud ısısının ayarlar
  • Memelilerde süt bezleri ile gelişimde beslenmede görev alır
  • Duyu organıdır
  • Kuşlarda tüy oluşumu ile su kayıbını önler ve uçmayı sağlar
  • Bazı memeli ve kuşlarda yağ depolayarak vücud ısısının korur
  • Memeli , kurbağalarda ve bazı omurgasızlarda solunum yüzeyi olarak görev yapar
  • Özel koku bezleri ile hayvanlar arasında haberleşme ve etkileşimi sağlar
  • Memelilerde kıl oluşumu ile vücud ısısının korunmasını sağlar
  • Tatlı su balıklarında mukus salgıları ile yüzmeyi kolaylaştırır
  • Pençe ve tırnak oluşumları ile korunma ve beslenmeyi sağlar
  • Balıklarda pul oluşumları ile vücudun su alış verişini engeller ayrıca yüzmeyi kolaylaştırır
  • Sürüngenlerde plak oluşumları ile su kayıbını önler
  • Bazı omurgasızlarda dış iskeletin oluşumunu sağlar
II-İskelet
A-Tek hücrelilerde iskelet
Işınlılar,bazı amip türlerinde hücre zarından salgılanan organik salgılara inorganik
maddelerin (Ca,Si,Mg vb.) birikimi ile oluşan ışınlar ve evcikler şeklindedir.
B-Omurgasızlarda iç iskelet
  • Süngerler,Mürekkep balığı ve derisi dikenlilerde görülür
  • Özel hücreler tarafından salgılanan inorganik ,organik veya bunların karışımından meydana gelmiştir
  • Üzerlerinde doku veya hücre tabakası bulunur
  • Organizmanın büyümesine engel olmaz
  • Organizmanın hareketine engel olmaz
  • Vücut şeklinin korunmasında rol alır
  • Genelde endoderm orijinlidir
C-Omurgasızlarda dış iskelet
  • Mercanlar,yumuşakçalar,eklem bacaklıların iskeleti bu tiptir
  • Deriden salgılanan organik,inorganik veya ikisinin karışımından meydana gelir
  • Evcik (Yumuşakçalarda) veya Zırh (Eklem bacaklılarda) şeklindedir
  • Zırh şeklinde olanlar büyümeye engel olduklarından zaman zaman değiştirilir
  • Evcik şeklinde olanlar büyümeye engel olmazlar büyümeye paralel olarak her
yıl yeni ve büyük ilaveler yapılır
  • Evcikler CaCO3 ten yapılmış ağır yapılardır.Harekete engel olurlar
  • Kabuklularda dış iskelet CaCO3 ten yapılmıştır.Harekete engel olmazlar
  • Karada yaşayan eklem bacaklılarda dış iskelet kitinden yapılmış olup hafiftir.
(Uçma ve hareket kolayca yapılabilir)
  • Hareketi sağlayan kaslar dış iskeletin iç yüzeyine bağlıdırlar
  • Vücud korunması,desteklenmesi, karasal ortamda yaşayanlarda su kayıbının
  • önlenmesi,hareketin sağlanmasında rol alır.
  • Madde depolanmasında rol almaz.
  • Ektodermal kökenlidir
  • Üzerinde vücud örtüsü bulunmaz

D-Omurgasızlarda hidrostatik iskelet
  • Solucanlarda ve bazı yumuşakçalarda görülür
  • Kan veya doku sıvısının oluşturduğu basınçla meydana gelir
  • Vücud şeklinin korunmasında rol alır
E-Omurgalılarda iskelet
  • Özel dokulardan meydana gelen iç iskelettir
  • Büyümeyi engellemez
  • Hareketi engellemez
  • Hareketi sağlayan kaslar dış yüzeye tutunmuştur
  • İnorganik maddelerin (Ca vb.)depolanmasında rol alır
  • Bazı dokuların (Kan) oluşumunda rol alır
  • Organizma ile beraber büyüme gösterir
  • vücud ta hayati organların korunması,şekli oluşması ve hareketin
  • gerçekleşmesinde rol alır.
  • Kıkırdaklı balıklar ve omurgalı embriyolarında kıkırdaktan oluşur
  • Kıkırdaklı balıklar hariç diğer omurgalı erginlerinde kemikten oluşur
  • Mezodermal kökenlidir
F-İnsanlarda iskeletin kısımları

1-Baş iskeleti:Toplam 29 kemik
a-Kafatası iskeleti
*Alın kemiği(1) *Yan kafa kemikleri(2) *Şakak kemikleri(2)
*Art kafa kemiği(1) *Temel kemik(1) *Kalbursu kemik(1)
b-Yüz iskeleti
*Alt çene kemiği(1) *Sapan kemiği(1) *Üst çene kemikleri(2)
*Elmacık kemikleri(2) *Burun kemikleri(2) *Tırnaksı kemikler(2)
*Boynuzsu kemikler(2) *Damak kemikleri(2)
c-Dil kemiği(1)
d-Kulak kemikleri(6)
2-Gövde iskeleti:Toplam 57 kemik
a-Omuz kemeri
*Köprücük kemikleri(2) *Kürek kemikleri(2)
b-Kalça kemeri
Sağda ve solda kalça ,oturga ,çatı kemiklerinin birleşmesinden oluşmuş leğen
kemiklerinden(2) meydana gelir
c-Omurga:
*Boyun omurları(7)(Atlas ve eksen omurları burada bulunur)
*Sırt omurları(12) *Bel omurları(5) *Sağrı omurları(5 Omur birleşmiş)(1)
Kuyruk sokumu omurları(4 Omur birleşmiş) (1)
d-Kaburgalar(24) *Göğüs kemiği(1)
3-Üyeler iskeleti:Toplam 120 kemik
a-Ön üyeler
*Pazu kemiği(1) *Ön kol kemiği(1) *Dirsek kemiği(1)
El bilek kemikleri(8) *El tarak kemikleri(5) *El parmak kemikleri(14)
b)Arka üyeler
*Uyluk kemiği(1) *Diz kapağı kemiği(1) *Baldır kemiği(1)
*Kaval kemiği(1) *Ayak bilek kemikleri(7) *Ayak tarak kemikleri(5)
*Ayak parmak kemikleri(14)
İnsan iskeletinde toplam 206 kemik bulunur.Bu sayı bazı bilim adamlarına göre ölçüt
alınan normlara göre değişiklik gösterir.
Kemikleşmede rol alan yapılar
1-Hormonlar: a)STH b)Kalsitonin c)Parathormon
2-Vitaminler:A-C-D vitaminleri
3-Dengeli ve yeterli beslenme
4-Kalıtım
5-Spor
6-Güneş ışınları

III-Eklemler:
İskeleti oluşturan kemik yapıların birbirleri ile bağlandığı ve kemikler arası hareketin
gerçekleşmesini sağlayan yapılardır.
Özelliklerine göre üç çeşittir.
a-Oynamaz eklemler:Aralarında bulunan bağ dokusu aracılığı ile birbirlerine dişli
yüzeylerle hareket etmeyecek şekilde bağlanmışlardır.
Örnek:Kafatası kemikleri,Kalça kemerini oluşturan kemikler.Alt çene kemiği hariç
yüz kemikleri.
b-Yarı oynar eklem:Aralarında bulunan kıkırdak yastıklar sayesinde kısıtlı harekete
sahip eklemlerdir.
Örnek:Omurlar,El ve ayak bilek kemikleri
c-Oynar eklemler:Aralarında yer alan özel eklem yapısı ile geniş açılar oluşturacak
şekilde hareket edebilen eklemlerdir.Eklem bölgelerinde eklem sıvısı denen sinovial
sıvı bulunur.
Örnek:Omuz,Kalça,Parmak kemikleri arasındaki,diz,dirsek eklemleri.

IV-Kasla
Omurgasızlarda kaslar ve hareket:
a-Süngerler ve sölentera grubuna ait canlılarda kas özelliğine sahip hücrelerle
hareket sağlanır.Özelleşmiş kas dokusu bulunmaz
b-Solucanlarda yumuşakçalarda ve derisi dikenlilerde hareket düz kaslarla sağlanır.
Vücud hareketinin yavaş olmasının nedeni budur
c-Eklem bacaklılarda vücud hareketi çizgili kaslarla sağlanır.Hareket hızlıdır.
Omurgalılarda kaslar ve hareket:
  • Omurgalılarda kaslar vücud hareketinde ve bazı organların hareketinde rol alır.
  • Beyin,karaciğer,dalak,böbrek,pankreas ,kılcal damarlar,akciğerler gibi organların
  • yapısında kas bulunmaz.
  • Bazı organların (Kalp,yemek borusu,mide,ince ve kalın barsaklar,idrar kesesi ve
  • kanalları) yapısını oluşturur.
  • Mezoderm orijinlidir
  • Kas hücreleri asetil kolinle uyarılır

Kasların görevleri:
1-Hareket
2-Madde taşınması
3-Şekil ve korumanın gerçekleşmesi
4-Isı üretimi
Kasılan kaslarda görülen fizyolojik değişmeler
(Huxley in kayan flamentler teorisi)
I-Gevşeyen kas
Gevşeyen kaslarda görülen değişmeler:
1-A bandı değişmez
4- Sarkomerin boyu uzar
2- I bandı uzar
5-Z çizgileri uzaklaşır
3- H-bandı belirginleşir
II-Kasılan kas:

Kasılan kaslarda görülen değişmeler:
  • A bandı değişmez
  • Z çizgileri yaklaşır
  • I bandı kısalır
  • Sarkomerin boyu kısalır
  • H bandı ortadan kalkar


Animasyonu izle
Kasılan kaslarda görülen kimyasal değişmeler
Kasılan kaslarda:
  • ATP yıkımı artar
  • Kreatin fosfat yıkımı artar
  • Glikoz yıkımı artar
  • Glikojenin hidrolizi artar
  • Laktik asit oranı artar
  • CO2 oranı artar
  • Isı yükselir
  • Sarkoplazmada Ca oranı artar
F-Kaslarda enerji kaynakları(sırası ile)
  • ATP
  • Kreatin fosfat
  • Laktik asit
  • Glikoz
  • Glikojen
  • Yağ asitleri
  • Protein
G-Kaslarda enerji kullanımı (Aktif ise) sırası ile:
1.ATP 2.Kreatin fosfat 3-O2 siz solunum 4-O2li solunum
Not:Normal şartlarda kaslarda O2 li solunum yapılır.Yüksek performanslı kas
hareketleri başladığında ilk önce O2 li solunumla karşılanan enerjinin yerine
zamanla O2 siz solunumla elde edilen enerji alır.
1-Tek sarsı grafiği.
Kasa eşik şiddeti üzerinde tek bir uyarı verildiğinde kasın gerçekleştiği kasılma
grefiğidir.Uyarı verildikten kısa bir süre sonra kasılma başlar,arada geçen bu evreye
gizli faz denir.Kasın boyunun kısaldığı evreye kasılma evresi denir. Bu evreden
sonra gerçekleşen kas boyunun eski haline geldiği evreye gevşeme evresi denir.
2-Yorgun kas grafiği

Yorgun kas grafiğinin özellikleri:
1-Gizli evre uzar
2-Kasılma şiddeti düşer
3-Gevşeme tam olmaz
4-Sarsı süresi uzar

3-Tam olmayan tetanos Birikim)
Kaslara ard arda uyaranlar gönderildiğinde kaslar tam gevşemeden gelen uyarılarla
tekrar kasılır.Bu kasılma önceki kasılmadan daha şiddetli gerçekleşir.Gittikçe artan
şiddetle kasılan kaslar bir süre sonra uyarılardan etkilenmez ve yorgunluk gösterir.

4-Tam tetanosFizyolojik tetanos)
Kaslara devamlı uyaran gönderildiğinde gittikçe artan bir şiddetle kasılırlar.Kaslar bu
sürede kasılı kalırlar. Bir süre sonra yorgunluk gösterirler.Arda arda gelen uyarılarla
oluşan sarsılar birbirleri ile kaynaşarak tek bir sarı gibi görülür.

Kaslarda kasılmanın başlaması
1-Motor plaklardan asetil kolin salgılanır
2-Asetil kolin kas hücresi zarının Na iyonlarına geçirgenliğini artırır
3-Kas hücresi zarından içeri Na iyonları girerek aksiyon potansiyelini başlatır.
4-Aksiyon potansiyeli sarkoplazmik retikulumlar da depolanmış Ca iyonlarının sarkoplazmaya geçmesine neden olur
5-Ca iyonları Aktin-Miyozin kompleksleri arasına yayılarak kasılmanın başlamasına neden olur.
6-Kasılma bittikten sonra Ca iyonları sarkoplazmik retikuluma geri pompalanır.(Aktiftaşıma)

Not:Kasılmanın enerji kaynağı ATP
1-Miyozinin aktin flamentini çekmesinde (Çoğu)
2-Ca iyonlarını sarkoplazmik retikuluma pompalamak
3-Na iyonlarını kas hücresi zarından dışarı pompalamak için kullanılır
Kaslarda kasılma hızı
Memeli vücudunda bulunan kasların uyaranlara verdikleri tepkilerin hızında önemli farklar vardır.Bu kasların uyaranlarla oluşturdukları sarsı süreleride farklıdır.
I=Hızlı tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Göz kasları)
II-Orta hızlı tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Hareket kasları)
III-Yavaş tepkilerin oluşumunda rol alan kaslar (Denge kasları)
Hareketin oluşumunda kasların çalışma şekli
1-Antagonist çalışma:Bir hareketin oluşması için biri kasılırken diğeri gevşeyen kasların çalışma biçimidir.
2-Sinerjit çalışma:Bir hareketin oluşması için birlikte kasılıp birlikte gevşeyen kasların çalışma biçimidir.
Not:Bir hareket için antogonist olan kaslar başka bir hareket için sinerjit olabilirler.


DOLAŞIM VE TAŞIMA

1-Hücre ve tek hücreli canlılarda taşıma
  • Endoplazmik retikulum
  • Sitoplazmik hareketler
  • Difüzyon ve osmoz olayları
  • Rotasyon-sirkülasyon hareketleri
  • Mikrotübül ve mikroflamentler
Not:Mikrotübül ve mikroflamentler hücrede organel (Mitokondri,saldı kofulları vb) ve büyük moleküllerin (DNA vb) taşınımında rol alırlar

2-Bitkilerde taşıma sistemleri:
A-Su ve karayosunlarında taşıma:
  • Madde alış verişi tüm yüzeyle yapılır
  • Özelleşmiş taşıma sistemleri bulunmaz
  • Su ve nemli ortamlarda yaşarlar
  • Vücud oldukça küçüktür
B-Eğreltiler ve tohumlu (Çiçekli) bitkiler
  • Karasal yaşama uyum sağlamışlardır
  • Madde alış verişi belirli vücud bölgeleri ile yapılır
  • Özelleşmiş taşıma sistemleri bulunur
  • Vücud oldukça büyüktür
Bitkilerde madde taşınımında rol alan faktörler
  • Hormonların taşınması,Soymuk borularında besin ve azotlu bileşiklerin taşınması,Gazların taşınması,suyun yanal taşınması: Difüzyon, Aktif taşıma (Yavaş gerçekleşir)
  • Odun borularında su ve suda erimiş maddelerin taşınması:Kök basıncı, Terleme,Kılcallık, Kohezyon ve Aldezyon gücü (Hızlı gerçekleşir)

3-Hayvanlarda dolaşım sistemleri:
A-Dolaşım sistemi olmayan Süngerler,sölentereler ve planarialarda
  • Özelleşmiş dolaşım sistemleri bulunmaz
  • Bu organizmalarda vücud küçük ve basit yapılıdır.
  • Vücutlarında ortam sıvısının dolaşımını sağlayan kanallar ve boşluklar bulunur.
  • Bu kanal ve boşluklarda ortam suyunun dolaşımı silli hücreler ve kaslarla sağlanır
  • Vücudta dolaşan ortam suyu dolaşım sıvısı gibi hücrelerin solunum,beslenme,boşaltım gibi yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasında görev alır
B-Dolaşım sistemi taşıyanlar
Hayvanlarda dolaşım sistemi özelliklerine göre ikiye ayrılır.
1-Açık dolaşımın temel özellikleri:
  • Omurgasızlarda görülür (Yumuşakçalar,eklem bacaklılar,derisi dikenliler)
  • Dolaşım oldukça yavaştır
  • Trake solunumu hariç diğer solunum sistemlerine sahip canlılarda taşıyıcı pigment içerir
  • Kalp ve kısa atar damar bulunur. Bazılarında ilave olarak toplar damarda bulunur
  • Kılcal kan damarları bulunmaz
  • Dolaşım sıvısı bir süre kalp damar sistemi içinde hareket ettikten sonra sistem dışına çıkarak hücreler arası boşluklarda dolaşır
  • Madde alış verişi hücrelerle hücreler arası dolaşan sıvı ile olur
  • Madde ve enerji ihtiyacı az olan canlılara özgüdür
2-Kapalı dolaşımın temel özellikleri:
  • Bazı omurgasız (Örn: Toprak solucanı) ve tüm omurgalılarda bulunur
  • Kalp,atar ve toplar damar ile kılcal kan damarları bulunur
  • Hücrelerle dolaşım sıvısı arasında madde alış verişi kılcal kan damarları aracılığı ile gerçekleşir
  • Dolaşım oldukça hızlıdır
  • Dolaşım sıvısı kalp damar sistemi dışına çıkmaz
  • Taşıyıcı pigment içerir
Omurgasızlarda dolaşım sistemleri
A-Süngerlerde:Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Porlar ve kanallar içerisinde silli hücrelerin sil hareketi ile dolaşan ortam suyu dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
B-Hidralarda: Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Sindirim boşluğu aynı zamanda dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
C-Planaria da: Özelleşmiş dolaşım sistemi bulunmaz.Sindirim boşluğu aynı zamanda dolaşım sisteminin görevini üstlenir.
E-Toprak solucanlarında:Kapalı dolaşım sistemi görülür.7 ile 11 segmentlerde ki halkasal damarlar kasılıp gevşeme hareketleri ile kalp ödevi görür.Sırtta arkadan öne ,karında ise önden arkaya kan taşıyan iki büyük damar ve bunlara bağlı daha küçük damarlar ile kılcallardan oluşmuş bir sistemdir.Taşıma sıvısı pigment bulundurur ve gaz taşınımında rol alır.
F-Yumuşakçalarda:Açık dolaşım görülür.5-7 odacıklı kalp ve buna bağlı kısa atar ve toplar damarlardan oluşmuştur. Taşıma sıvısında taşıyıcı pigmentler bulunur ve gaz taşınımındada rol alır.
G-Böceklerde: Açık dolaşım görülür.5 odacıklı bir kalp ve buna bağlı atar damardan meydana gelmiştir.Taşıma sıvısı gaz taşınımında rol almaz.

Omurgalılarda dolaşım sistemleri
A-Balıklarda:
  • Kalp iki odacıktan oluşur(Bir kulakçık ve bir karıncık)
  • Kalpte kirli kan dolaşır
  • Kalpten çıkan kan direkt solungaçlara gider
  • Vücud ta temiz kan dolaşır
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
  • Tek dolaşım vardır
B-Kurbağalarda:
  • Kalpleri üç odacıklıdır (İki kulakçık ve bir karıncık)
  • Sağ kulakçığa vücud tan kirli kan gelir
  • Sol kulakçığa akciğerlerden temiz kan gelir
  • Karıncıkta temiz ve kirli kan karışır
  • Kalpten vücuda karışık kan pompalanır
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır.Ancak ayrılma tam değildir.
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
C-Sürüngenlerde:
  • Kalpleri üç-dört odacıklıdır
  • Sağ kulakçığa vücud tan kirli kan gelir
  • Sol kulakçığa akciğerlerden temiz kan gelir
  • Üç odacıklı kalplerde karıncıkta temiz ve kirli kan karışır
  • Dört odacıklı kalplerde sağ karıncıkta kirli sol karıncıkta temiz kan bulunur
  • Üç odacıklı kalpten vücuda karışık kan pompalanır
  • Dört odacıklı kalplerde kalpte karışmayan kirli ve temiz kan kalpten çıktıktan sonra akciğer atar damarı ile ana atar damar arasında bulunan panizza kanalı ile karışır
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır.Ancak ayrılma tam değildir.
  • Değişken vücud ısılı canlılardır
D-Kuşlarda:
  • Kalp dört odacıklıdır(İki kulakçık ve iki karıncık )
  • Kalbin sağ kısmında kirli kan sol kısmında temiz kan bulunur
  • Kalpte temiz ve kirli kan karışmaz
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır
  • Değişmez vücud ısılı canlılardır
E-Memelilerde:
  • Kalp dört odacıklıdır(İki kulakçık ve iki karıncık )
  • Kalbin sağ kısmında kirli kan sol kısmında temiz kan bulunur
  • Kalpte temiz ve kirli kan karışmaz
  • Dolaşım büyük ve küçük dolaşım diye ikiye ayrılır
  • Değişmez vücud ısılı canlılardır

İnsanda dolaşım sistemi
A-Kalbin yapısı:
1-Perikard:
  • Bağ dokudan oluşmuş çift katlı zardır
  • İki zar arasında perikard sıvısı bulunur
  • Devamlı çalışan kalbin diğer organ ve yapılara sürtünüp zarar görmesini önler
2-Miyokard:
  • Kalbe özgü kas dokudan oluşmuştur.(Başka hiçbir organda bulunmaz)
  • Kalbin esas yapısını oluşturur
  • Kalbin çalışmasını sağlayan esas dokudur
  • Karıncıklarda daha kalındır.Sol karıncıkta daha kalındır
  • Beslenmeleri aorttan ayrılan kroner damarlarla sağlanır
3-Endokard:
  • Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Kanın hareketini kolaylaştırır
  • Beslenmelerini direkt kandan sağlarlar
4-Kapacıklar:
  • Bağ dokudan oluşmuştur
  • Kanın tek yönde hareketini sağlarlar
  • Kalbin Sağ kulakçığı ile sağ karıncığı arasında üçlü,sol kulakçığı ile sol karıncığı arasında ikili kapakçık bulunur.
  • Ayrıca kalbin odaları ile damarlar arasında üçlü yarım ay kapakçıkları bulunur

B-Kalbin çalışması
  • Kalbin enerji kaynağı:glikoz,laktat ve yağ asitleridir.
  • Kasılmasına sistol,gevşemesine ise diastol denir
  • Miyokard (Kas dokusu )Tarafından gerçekleştirilir
  • Embriyonal evreden ölünceye kadar çalışmasını sürdürür
  • Çalışması ile ilgili uyaran kendisi tarafından oluşturulur
  • Otonom sistem tarafından çalışması kontrol edilir
  • Kalbin çalışması özelleşmiş kas fibrillerinden oluşmuş sinoatrial (S.A.)ve Antrioventriküler (A.V.)düğümler tarafından oluşturulan ve Antrioventriküler düğüme bağlı his demetleri tarafından yayılması sağlanan uyarılarla gerçekleşir
I-Kalbin çalışmasını artıran etkenler:
  • Sempatik sistem
  • Kanda CO2 (Asidik etken) fazlalığı
  • Adrenalin
  • Vücud ısısının yükselmesi
  • Tiroksin
  • Kafein vb. kimyasallar ve bazı ilaçlar
II-Kalbin çalışmasını azaltan etkenler:
  • parasempatik sistem
  • Asetil kolin
  • Bazlar
Not:Kalbin çalışmasında rol alan vagus (Yavaşlatıcı) siniri kesilince kalp atışları hızlanır. Hızlandırıcı sinirler kesilince kalp atışları yavaşlar. Her ikiside kesilirse kalp monoton bir hızla çalışmasını sürdürür.
C-Kalbe bağlı damarları:
Kalbe kan toplar damarlarla kulakçıklardan girer,atar damarlarla karıncıklardan çıkar.
a-Sağ kulakçık:Üst ve alt ana toplar damarlar bağlıdır.Vücuttan kirli kan taşırlar.
b-Sol kulakçık:Akciğer toplar damarları bağlıdır. Akciğerlerden temizlenmiş kan taşırlar
c-Sağ karıncık:Akciğer atar damarı.Akciğerlere kirlenmiş kan taşırlar.
d-Sol karıncık:Ana atar damar(Aort) Vücuda temiz kan taşırlar

D-Kan damarları:
a-Atar damar ve özellikleri:
  • Dış,orta ve iç olmak üzere üç tabakadan oluşur
  • Dış gömlekte temel yapı fibröz bağ dokusudur
  • Dış gömlek kan basıncına karşı sağlam ve esnek yapının oluşumunu sağlar
  • Orta gömlek temel yapısı düz kas dokusu olup elastik lifler taşır
  • Orta gömlek kan damarlarının çapını kan hacmine ve akışkanlığına göre ayarlayarak tansiyonun korunmasını sağlar
  • Organlara gidecek kan miktarını ayarlar
  • İç gömlek yassı epitel dokudan oluşmuş olup yapıda elastik lifler taşır
  • İç gömlek kaygan bir yüzeyin oluşumunu sağlayarak damar içinde kanın hareketini kolaylaştırır
  • Yapıda kapakçıklar bulunmaz
  • Duvar kalınlığı fazladır
b-Toplar damar ve özellikleri
  • Dış,orta ve iç olmak üzere üç tabakadan oluşur
  • Dış gömlekte temel yapı fibröz bağ dokusudur
  • Dış gömlekte esnek liflerin oranı azdır
  • Orta gömlek temel yapısı düz kas dokusu kas oranı azdır ve elastik lifler taşımaz
  • Orta gömleğin esnekliğinden dolayı daha fazla esneme ve kan depolama özelliği vardır
  • İç gömlek sadece yassı epitel dokudan oluşmuştur
  • İç gömlek kaygan bir yüzeyin oluşumunu sağlayarak damar içinde kanın hareketini kolaylaştırır
  • Kalp seviyesinin altındaki büyük damarlarda kalbe doğru açılan kapakçıklar vardır
  • Duvar kalınlığı azdır
  • Çap büyüktür
c-Kılcal damar ve özellikleri
  • Sadece iç gömlek bulunur
  • Yapısı tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Notamar çapları büyükten küçüğe doğru:
Toplar damar > Atar damar > Kılcal damar
  • Not kanın akma hızı: Çoktan aza doğru
Atar damar > Toplar damar > Kılcal damar
d-Atar damarda kanın akışını sağlayan faktörler
  • Karıncıkların kasılması ile oluşan basınç
  • Atar damarın esnek yapısı
e-Toplar damarlarda kanın hareketini sağlayan faktörler
  • Kalbe doğru açılan kapakçıklar
  • Soluk alıp verme esnasında göğüs boşluğunda oluşan negatif basınç
  • Kalbin üst seviyesindeki kanın yer çekim etkisi ile kalbe dönüşü
  • İskelet kaslarının kasılıp gevşemesi
  • Kulakçıklarda oluşan emme kuvveti
  • Not:Toplar damarlarda kanın hareketinin yavaş olması çok esnek yapının olmasından kaynaklanır.
f-Kılcal damarlarda kanın hareketini etkileyen faktörler
  • Kalbin oluşturduğu basınç etkisi ile gerçekleşir
  • Not:Kılcal damarlar kornea ve mercekte bulunmaz.Yağ dokuda çok az bulunur.Beyin,karaciğer kaslarda ise çok fazla kılcallaşma görülür

D-Starling hipotezi:
Kılcal damarlarda kan ile doku sıvısı arasındaki madde alış verişinin kanın hidrostatik basıncı ile kan proteinlerinin oluşturduğu osmotik basıncın etkisi ile gerçekleştiğini açıklayan hipotezdir
Kılcal damarın atar damar bölgesinde maddelerin damar dışına çıkmasına neden olan hidrostatik basıncın değeri 40 mm/ hg dir.
Aynı bölgede maddelerin damar içine emilimine neden olan kanın osmotik basıncı 25 mm/hg dir.Aradaki 15 mm/hg lik güçle maddeler kılcalların dışına doku sıvısına geçerler.Bu maddeler;
1-Su 2-Mineraller 3-Vitaminler 4-glikoz 5-Amino asit 6-yağ asitleri 7-Akyuvarlar 8-Hormonlar 9-Metabolik artıklar 10-Proteinler 11-O2 veya CO’ dir.
Kana ait bazı proteinler ve alyuvarlar kılcalların dışına çıkamazlar.
Kılcal damarın toplar damar bölgesine doğru kanın hidrostatik basıncı gittikçe azalır.Bunun nedeni kanın hacimsel azalması ve kılcal çapının gittikçe artmasıdır.Bu bölgede hidrostatik basınç 15 mm/hg ye düşer ancak kanın osmotik basıncı değişmez ve 25 mm/hg olarak kalır.Bu bölgede ise 10 mm/hg lik kanın osmotik basınç gücü ile doku sıvısında bulunan maddeler kana geri emilir.
Kana geri emilen maddeler;
1- Su 2-CO2 veya O2 3-Mineraller 4-organik besinler 5-Metabolik artıklar 6-Hormonlar vb.
Ancak kanı terk eden akyuvarlar bazı proteinle ve suyun bir kısmı kılcal bölgeden geri emilmez. Bu maddeler lenf sistemi aracılığı ile tekrar dolaşıma geri dönerler.
Kan dolaşımı
E-Küçük kan dolaşımı
  • Kalp ile akciğerler arasında olur
  • Akciğer atar damarı ile akciğer toplar damarı arasında olur
  • Sağ karıncık ile sol kulakçık arasında olur
  • Kalpten çıkan kan kirli kalbe dönen kan temizdir
  • Amaç kanın O2 bakımından zenginleşmesidir
F-Büyük kan dolaşımı
  • Kalp ile akciğer hariç diğer organlar arasında olur
  • Aort ile ana atar damarlar arasında olur
  • Sol karıncık ile sağ kulakçık arasında olur
  • Kalpten çıkan kan temiz kalbe dönen kan kirlidir
  • Temel amaç diğer sistem ve organların beslenme,solunum,boşaltım vb. yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.

G-Lenf sistemi:
Lenf sistemi elemanları:
  • Lenf kılcalları
  • Lenf toplar damarları
  • Lenf düğümleri
  • Lenf sıvısı
  • (Balık ve kurbağalarda lenf kalpleri)
Lenf Kılcalları özellikleri
  • Kan damarı kılcalları bölgesinde kapalı uçla başlar
  • Tek sıralı yassı epitelden oluşmuştur
  • Geçirgenlikleri fazladır
  • Kan damarı kılcallarından sızan proteinlerin,amino asitlerin ve sıvının fazlası ile bu bölgede kan damarlarını terk eden akyuvarların tekrar dolaşıma geri dönmesini sağlar
  • İnce barsaklardaki lenf kılcalları; sindirim sonucu emilen yağların dolaşıma katılmasını sağlar
  • Yapısında tek yönde açılan kapakçıklar vardır
Lenf toplar damarlarının özellikleri
  • Lenf kılcallarının birleşmesi sonucu oluşurlar
  • Küçük lenf toplar damarlarının birleşmesi ile oluşan sağda ve solda olmak üzere iki büyük lenf toplar damarı vardır
  • Doku bölgelerinden toplanan lenf sıvısının dolaşıma katılmasında görev alırlar
  • Sağdan toplanan lenf sıvısı sağ ana lenf toplar damarı ile sağ köprücük altı toplar damarına boşaltılır
  • Soldan toplanan lenf sıvısı ve sindirim sonucu emilen yağlar lenf toplar damarları ile parke sarnıcına buradanda sol ana lenf toplar damarı ile sol köprücük altı toplar damarına boşaltılır
  • Lenf damarlarında tek yönde açılan kapakçıklar vardır
  • Lenfin hareketi oldukça yavaştır
  • Lenf toplar damarlarının yapısında bulunan kas dokusu lenf damarlarının kasılıp gevşemelerini sağlayarak lenfin hareketini kolaylaştırır
  • Lenf damarlarındaki lenf sıvısının hareketine kılcal bölgede basıncın artması,çizgili kas hareketi,kan damarlarının hareketi,organların hareketi gibi diğer faktörlerde etkilidir
Lenf sıvısı özellikleri
  • Kılcal damarlardan sızan ve geri emilemeyen kan hücreleri , kan proteinleri, su ve suda çözülmüş besinler,ince bağırsaklardan emilen yağlar bulunur
  • Renksiz bir sıvıdır
  • Yapısında sadece akyuvarlar bulunur
  • Vücuda giren mikropların yayılmasında ve kanserli hücrelerin metastaz (Yayılması) yapmasında rol oynar
Lenf düğümleri
  • Kasıklarda ,koltuk altlarında ve boyun bölgelerinde bulunur
  • lenf damarlarının birleştiği yerlerdir
  • Lenf sıvısı lenf düğümlerinden geçerken kendisi ile taşınan mikroplar düğümlerdeki akyuvarlar tarafından fagositozla etkisiz hale getirilir
  • Vücudun savunma organları olarak görev yaparlar
  • Enfeksiyonlarda kızararak şişerler
  • Enfeksiyonlu hallerde oluşurlar (Sayısal olarak artarlar)
Lenf sisteminin görevleri
  • Kılcal bölgelerden kan damarlarını terk eden maddelerin tekrar dolaşıma geri dönmesini sağlarlar
  • İnce barsaklardan emilen yağ asitleri ve gliserol ün dolaşıma katılmasını sağlar
  • Vücudun savunulmasında rol alır
  • Lenfositlerin oluşumu ve olgunlaşması

SOLUNUM SİSTEMLERİ

Hücrelerde enerji (ATP) elde etmek için gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlara
solunum reaksiyonları (Hücre solunumu) denir.Organik maddelerin yıkımı şeklinde
gerçekleşen bu reaksiyonlarda son elektron alıcsına göreO2 li veya O2 siz solunum
denir.. O2 li solunum yapan canlıların yaşadıkları ortamdan (Tatlı ve tuzlu su,Dokun
sıvısı ve karasal ortam) O2 almak ve ortama CO2 vermek zorundadırlar.Canlılar evrimsel
gelişimleri ve yaşam ortamlarına uygun olarak özelleşmiş solunum yüzeyleri taşıyan
sistem ve yapılar bulundururlar.
Not:O2 siz solunum yapan canlılarda sadece dış ortama CO2 verilişi vardır.
Basit vücut yapısına sahip canlılarda Yüzeyle alınan O2 bütün vücut hücrelerine
difüzyonla taşınırlar.CO2 aynı yolla vücut yüzeyinden dış ortama verilir. Gelişkin
olmalarına rağmen trake solunumu yapan böceklerde de sistem aracılığı ile hücreler
doğrudan dış ortamla gaz alış verişi yaparlar
Kompleks organizmalarda solunum yüzeyi Vücut hücreleri arasında gazların
taşınmasında dolaşım sistemi rol alır. Solunum yüzeyi ile dolaşım sistemi arasındaki
gaz alış verişine dış solunum. Dolaşım sistemi ile vücut hücreleri arasındaki gaz alış
verişine iç solunum denir.
Su ortamında solunum
  • Suda O2 oranı azdır
  • Solunum yüzeyi vücudun dışındadır
  • Deri ve solungaçlarla gaz alış verişi yapılır
  • Solunum yüzeyinin karasal ortamda olduğu gibi fiziksek ve kimyasal olumsuzluklardan
etkilenmesi söz konusu değildir
  • Su ortamında canlı yeterli O2 alabilmek için devamlı hareket etmeli veya çevresindeki
suyu hareket ettirmelidir
Karasal ortamda solunum
  • O2 oranı fazladır
  • Solunum yüzeyleri vücut içine alınmıştır (Deri solunumunda hariç)
  • Solunum yüzeyinden nem kayıbı ve kuruma tehlikesi vardır
  • Solunum yapıları mukus üreten bezlerle desteklenmiştir
  • Fiziksel ve kimyasal olumsuzluklara karşı özel yardımcı yapılar gelişmiştir
  • Deri,Trake ve akciğerlerle gaz alış verişi yapılır
  • Atmosferde yeterince O2 nin olması CO2 nin hızlı yayılması canlıların solunumunu
kolaylaştırıcı faktördür.
Karasal ortamda solunuma destek yapılar:
  • Burun
  • Yutak
  • Soluk borusu ve bronşlar
  • Diyafram
  • Kaburgalar ve kaburgalar arası kaslardır
  • Salgı bezleri (Mukus)
Tek hücrelilerde solunum
Bulunulan sıvı ortamdan gaz alış verişleri bütün yüzeyle olur.
Bitkilerde solunum
Su bitkilerinde koruyucu dokuda çeper kalınlaşması , kutiküla salgısı ve mantarlaşma
olmadığı için stoma ve lentisel gibi madde alış verişinin sağlandığı yapılar bulunmaz.
Bütün yüzey dış ortamla gaz alış verişini gerçekleştirir.
Karasal yaşama uyumlu bitkilerde ise çeper kalınlaşması ,kutiküla birikimi ve
mantarlaşma vardır.Toprak üstü genç yapılarda stomalar, yaşlı ağaçsı yapılarda
lentiseller ve köklerde emici tüyler gaz alış verişini gerçekleştiren yapılardır.
Not:Stomalardan CO2 alınıp O2 verilirken,lentisel ve emici tüylerden O2 alınıp CO2 verilir

Hayvanlarda solunum
A)Deri solunumu
Örn:Süngerler, hidralar,, solucanlar
  • Çoğunlukla su ortamında yaşarlar. Karada yaşayanlarda vardır
  • Solunum yüzeyi olarak derilerini ve vücut yüzeylerini kullanırlar.
  • Kapalı dolaşıma sahip toprak solucanlarında iç ve dış solunum görülür
  • İç ve dış solunum görülenlerin dolaşım sıvısında taşıyıcı pigmentler bulunur
B)Trake solunumu
Örn:Sinek,arı,çekirge vb.
  • Karasal yaşama uyumlu canlılardır atmosferdeki moleküler O2 kullanırlar
  • Dolaşım sıvıları gaz taşınımında rol almazlar
  • Dolaşım sıvısında taşıyıcı pigment bulunmaz
  • İç ve dış solunum görülmez
  • Sistem bütün vücud hücrelerinin dış ortamla doğrudan gaz alış verişini sağlar
  • Dokulara gaz taşınımını en hızlı gerçekleştiren sistemdir
C) Solungaç solunumu
Suda yaşayan omurgasızlarda,balıklarda ve kurbağa larvalarında bulunur.
  • Suda çözülmüş O2 ni almaya özelleşmiştir
  • Vücud dışında bulunur
  • Tüysü,dalsı ve yapraksı yüzey artırıcı şekillerde bulunur
  • Her hangi bir koruyucu ve yardımcı oluşum bulunmaz.
D)Akciğer solunumu
Karasal yaşama uyum sağlamış omurgalılarda bulunur.
Örn: Kurbağa erginleri,Sürüngenler,Kuşlar ve Memelilerde
  • Atmosferdeki moleküler O2 ni almaya özelleşmiştir
  • Karasal yaşamın olumsuz etkenlerinden (Fiziksel,kimyasal ve biyolojik) korunmak için
vücud içine alınmıştır
  • Özel koruyucu ve yardımcı yapılarla desteklenmiştir
  • Solungaçlarda olduğu gibi yutağa bağlı olarak gelişir
  • Kurbağalarda basit odalara ayrılmış kese şeklindedir
  • Sürüngenlerde bölmelere ayrılmış yüzey alanını artırmıştır
  • Kuşlarda akciğer hava kılcal kanalları ve bunların etrafında bolca kılcal kan damarları
bulunur.Ayrıca akciğere bağlı hava keseleri (5 çift) bulunur.
  • Memeli akciğerleri Alveoler odalardan oluşmuştur.Yüzey alanı çok geniştir.
  • Kuşlarda akciğerlere bağlı hava keseleri ile gaz alış verişi yapılmaz
Notlar
A-Akciğerli balıklar
  • Nehir sularında yaşar
  • Solungaçlar vardır ve suda solungaç solunumu yapar.
  • Yutağa bağlı hava keseleri bulunur
  • Hava keseleri atmosfer havasını serbest oksijenini kana bağlar
  • Balık her iki sistemi birlikte kullanabilir
  • Nehir suyu kuruduğunda sadece hava keselerini kullanarak akciğer solunumu yapar.
B-Kurbağalarda akciğer solunumunun yanında ,deri ve yutakta solunuma yardımcıdır.
C-Akçiğer sistemine bağlı olarak alınan havanın oksijeninden en yüksek oranda
faydalanmayı sağlayan sistem kuş akciğer sistemidir
İnsanda solunum yapıları
1- Burun
Temel özellikleri ve görevleri:
  • Alınan solunum havasının temizlenmesini sağlar
  • Alınan solunum havasının ısısını ayarlar
  • Alınan solunum havasının nemini ayarlar
  • Alınan solunum havasının kimyasal olarak tanımlar
2-Yutak
Temel özellikleri ve görevleri:
  • Ağızdan alınan besinlerin yemek borusuna gitmesi
  • Burunla alınan solunum havasının soluk borusuna gitmesi
  • Besin ve solunum havası ile gelen mikro organizmalara karşı vücudu uyarmak.
3-Soluk borusu (Trake):
Temel özellikleri ve görevleri:
  • Yutak ile bronşlar arasında bulunur.
  • Yapısında yarım ay şeklinde kıkırdak halkalar bulunur
  • İç yüzey silli silindirik epitel ile örtülüdür
  • İç yüzeyde bol miktarda mukus üreten goblet hücreleri bulunur
4-Bronşlar ve bronşçuklar:
Temel özellikleri ve görevleri
  • Trake ile alvoler odalar arasında bulunur
  • Yapı olarak trakeye benzer
  • Ancak yapısında tam kıkırdak halkalar bulunur
5-Alveoller odalar:
Temel özellikleri ve görevleri
  • Bronşcuklarla beraber akciğerlerin temel yapısını oluşturur
  • Tek katlı yassı epitelden oluşmuştur
  • Birleşik odacıklar şeklindedir
  • Etrafı kılcal kan damarları ile çevrilidir
  • Dış ortamla gaz alış verişi bu yapı ile gerçekleşir


Solunum pigmentleri
Kan veya dolaşım sıvısında gaz taşınımında rol alan (Hemoglobin gibi) moleküllere
solunum pigmenti denir.

a-Hemoglobin:
  • Yapısında demir bulunur.
  • Omurgalıların alyuvarlarında bulunur
  • Kırmızı renklidir
  • Omurgasızlarda (Toprak solucanı) plazmada bulunur
  • Omurgasızlarda O2 depolar
b-Hemosiyanin
  • Yapısında bakır bulunur
  • Omurgasızlarda yumuşakça ve eklem bacaklılarda görülür.
  • Plazmada bulunur
  • Renksizdir. O2 ile birleşince mavi gözükür
c-Hemoeritrin:
  • Yapısında demir bulunur
  • Kırmızı renklidir
  • Omurgasızlardan halkalı solucanlarda bulunur
  • Kan hücrelerinde yer alır
d-Klorokuriorin
  • Yapısında demir bulunur
  • Halkalı solucanlarda bulunur
  • Yeşil renklidir
  • Kan plazmasında yer alır
Solunum pigmentlerinin ortak özellikleri
  • Oksijenle kolayca birleşip ayrılırlar
  • Yapılarında metal iyonu bulunur
  • Kanın daha fazla oksijen ve karbondioksit taşımalarını sağlarlar


Nefes alıp verme mekanizması

Nefes alma
  • Aktif olaydır.
  • Enerji harcanır
  • Kaburgalar arası kaslar kasılır
  • Diyafram kasılır
  • Göğüs iç hacmi artar
  • Atmosfer havası akciğerlere dolar
(Toplar damarlarda kanın kalbe dönüşünde etkindir)

2-Nefes verme
  • Pasif olaydır
  • Enerji harcanmaz
  • Kaburgalar arası kaslar gevşer
  • Diyafram gevşer
  • Göğüs iç hacmi azalır
  • Akciğerler sıkıştırılır
(Akciğer dokusal olarak elastik özelliktedir geri yaylanma ile solunum havası dışa verilir)



Kanda CO2 taşınımı
Kanda CO2 taşınımı 3 şekilde gerçekleşir
  • HbCO2 olarak
  • HCO3- olarak plazmada
  • CO2 olarak plazmada
Kanda O2 taşınımı
Kanda O2 taşınımı 2 şeklide gerçekleşir.
  • HbO2 olarak eritrositlerde
  • O2 olarak plazmada


BESLENME VE SİNDİRİM

Organizmalarda besin maddelerinin hücrelerde kullanılabilir hale getirip hücrelere alınması olaylarına sindirim denir.Sindirim olaylarında ATP harcanmaz.Sindirim hidroliz olayıdır.İstemli olarak başlar refleks olarak devam eder.
Üç evrede gerçekleşir;
1-Mekanik sindirim:Kaba partiküller halinde olan besinlerin küçük partiküller haline getirilmesidir.
Mekanik sindirim;ağız, mide,taşlı gibi organlarda gerçekleşir.
Not:Holozoik beslenen canlılarda görülür.
2-Kimyasal sindirim:Besinlerdeki organik bileşiklerin enzimlerle yapı taşlarına hidroliz edilmesidir.
Kimyasal sindirim;Ağızda, midede,ince barsaklarda ve hücre içlerinde gerçekleşir.
Not:Saprofit bakteri ve mantarlarda,serbest yaşayan protistalarda, insektivor bitkilerde, endoparazitler hariç bütün omurgasızlarda ve bütün omurgalılarda görülür.
3-Emilim:İnorganik besinlerin ve organik besin yapıtaşlarının hücrelere madde alınım kurallarına göre geçmesidir.
Emilim;İnce bağırsaklarda,kalın bağırsaklarda ,protistalarda,çok hücreli basit yapılı canlılar ve endoparazitlerde bütün vücud yüzeyinde
Not:İnsektivor bitkiler ve bütün hetetorflarda görülür.
Kimyasal sindirim gerçekleşme ortamı bakımından iki farklı durum görülür.
1-Hücre içi sindirim:
  • Özelleşmiş sindirim sistemleri yoktur.(Hidra ve planaria da hücre dışı sindirim için gereklidir.)b)Besinler küçük olup endositoz la alınırlar.
  • Mekanik sindirim görülmez.
  • Sindirim hücre içinde sindirim kofullarında gerçekleşir.
  • Protistalar,süngerlerde görülür.
  • Hidra ve planarialarda hücre dışı sindirimi hücre içi sindirim takip eder.
  • Lizozom taşıyan bütün hücrelerde işlevini kaybeden organel ve yapıların lizozom larla parçalanması hücre içi sindirimdir.
2-Hücre dışı sindirim:
A)Saprofitlerde:
  • Bazı bakteri ve mantarlar bu gruptandır.
  • Özelleşmiş sindirim yapıları görülmez.
  • Hücre dışı sindirimi gerçekleştiren özel enzimler salgılarlar.
  • Kimyasal sindirimden sonra emilim gerçekleşir.
  • Beslenme hızı ve oranı düşüktür.
  • Mekanik sindirim görülmez.
B)İnsektivor bitkilerde:
  • Bazı yaprakları metamorfozla böcekleri yakalama organı ve sindirim ortamı haline gelmiştir.
  • Özel sindirim enzimleri üretirler.
  • Kimyasal sindirimden sonra emilim gerçekleşir.
  • Mekanik sindirim görülmez.
C)Holozoik beslenen hayvanlarda:
  • Sindirim özelleşmiş boşluklarında gerçekleşir.
  • Özel bezler tarafından kimyasal sindirimin değişik aşamalarında rol alan enzimler salgılanır.
  • Mekanik sindirimden sonra gerçekleşir.(Bazı canlılarda önce sindirim sistemi ve birlikte gerçekleşir.)
  • Beslenme hızlı ve verimlidir.
  • Herbivor canlıların bağırsaklarında yaşayan bazı tek hücreliler hücre dışı sindirime yardımcı olurlar.
  • Endoparazitler hariç çoğu omurgasız ve bütün omurgalılar bu gruptandır.
  • Besin kaynaklarına göre herbivor, karnivor ve omnivor olmak üzere üçe ayrılırlar.
İnsanda sindirim sistemi
1-Ağız:
A)Görevi:
  • Besinlerin sisteme alınması
  • mekanik sindirim
  • Kimyasal sindirim
  • Besinlerdeki kimyasallar algılanarak sindirimle ilgili refleksleri başlatmak.
B)Yapısı:
  • Dudak ve yanaklar:Emme,içme,besinlerin dişler üzerinde tutulması.
  • Damak:Ağız ve burun boşluğunu ayırarak memelilerde mekanik sindirimi olanaklı kılar.
  • Dil:Besinlerin tadını algılamak,besinleri dişler üzerinde hareket ettirmek,yutkunmada besini yutağa itmek.
  • Diş:Mekanik sindirimi gerçekleştirmek.
  • Tükürük bezleri:
İçeriği:
  • Su,mukus,amilaz,Na ve Ca iyonları
Görevi:
  • Besinlerin ıslatılıp yumuşatılması.
  • Ağız içini nemli ve kaygan tutulması.
  • Besin partiküllerinin yapışmasını sağlayarak lokma haline getirilmesi.
  • Nişastanın sindirimi.
  • Ağız içinin hafif bazik değerde tutmak.
-Tükürük salgısının kontrolü:Kalıtsal ve şartlı reflekslerle gerçekleşir.
C)Ağızda kimyasal sindirim:
Sadece nişastanın sindirimi gerçekleşir.
Amilaz
Nişasta+(-H2O) ------------>Dekstrin + Maltoz
D)Emilim: Su, Bazı ilaçlar ve zehirlerin emilimi gerçekleşir ancak beslenme için önemsizdir.
2-Yutak:
A)Görevi:
  • Ağızla alınan besinleri düzenli aralıklarla yemek borusuna iletmek.
  • Burunla alınan havayı soluk borusuna iletmek.
  • Alınan besin ve solunum havasındaki mikroorganizmalara karşı bağışıklık sistemini uyarmak.
B)Bağlantıları:
  • Ağız boşluğu
  • Burun boşluğu
  • Yemek borusu
  • Soluk borusu
  • Östaki borusu
3-Yemek borusu:
A)Görevi:
Yutkunma ile kendisine gelen besinleri peristaltik hareketleri ile düzenli aralıklarla mideye iletmek.
B)Yapısı:
  • İçte: Mukoza katmanı bulunur.
  • Ortada:Uzunlamasına ve halkasal olarak yerleşmiş kaslar bulunur bunların peristaltik hareketleri ile basinler düzenli aralıklarla mideye taşınır.
  • Dışta :Seroza bulunur.
C)Mekanik sindirim:
Yoktur.
D)Kimyasal sindirim:
Ağızda başlayan nişasta sindirimi devam eder.Organın yapısında enzim içeren salgılar üretilmez.
E)Emilim:
Gerçekleşmez.

4-Mide:
A)Görevi:
  • Depolama
  • Mekanik sindirim
  • Kimyasal sindirim
  • İletim
  • Mikroorganizmaların öldürülmesi
  • Emilim!
B)Bağlantıları:
Kardia bölgesinde yemek borusu ile pilor bölgesinde ise ince bağırsaklarla bağlantılıdır.
C)Dokusal oluşum :
  • İçte: katlanmalar yapıp yüzey alanını artıran mukoza bulunur.salgı bezleri bu katmanda bulunur.
  • Ortada:Kasdokusu bulunur.Uzunlamasına, halkasal ve çapraz yerleşen kasların hareketi ile midede yoğurma hareketleri oluşur.Bu hareketler besinlerin midede tutulması salgılarla karışması ve kısmen de mekanik sindirime uğratılmasını sağlar.
  • Dışta:Seroza katmanı bulunur.
Not:Midenin Kardia bölgesinde yemek borusu ile ve pilor bölgesinde 12 parmak barsağı ile halkasal kaslardan oluşmuş sifinkter denen kapılar taşır bunlar mide içeriğinin kontrollü şekilde yemek borusundan mideye ve mideden 12 parmak barsağına iletilmesini sağlar.
D)Salgıları ve Görevleri:
a)İç salgı:
Gastrin:Mide dış salgısını uyarır.
b)Dış salgılar:
  • epsin:Proteinleri sindirmek
  • Lap:Süt proteinlerini kazein (Peynirleştirmek) haline dönüştürmek.
  • Mukus:
    • Sindirim yüzeyini nemli ve kaygan tutmak
    • HCL ve enzimlerin etkisinden dokuları korumak
  • HCL: *Pepsinojeni pepsin haline getirmek.
    • Bazı mineralleri redükleyerek emilebilir hale getirmek.
    • Besinlerle gelen mikropları öldürmek.
    • Proteinlerin sindirimi için asidik ortam oluşturmak.
  • Amilaz ve lipaz :mide ortamında etkisizdirler.
c)Mide salgılarının kontrolü:
1-Sinirsel:
  • a)Besin görme
  • b)Mide gerilmesi
  • c)Stres
2-Hormonal:
  • Gastrin (Artırıcı etkiye sahip mideden salgılanır.)
  • Enterogastron: (Azaltıcı etkiye sahip , incebağırsaklardan salgılanır.)
E)Kimyasal sindirim:
  • Midede sadece proteinlerin sindirimi olur:Amilaz ve lipaz üretilmesine karşın asidik ortam olduğu için etkisizdirler.
  • Mide içeriğinin ph’sı 1,5-2 dir.
  • Mide öz suları ile karışmış yarı sindirilmiş içeriğe kimus denir.
  • Midede karbonhidratların ve yağların sindirimi ortamın asidik olmasından dolayı gerçekleşmez.
5-İnce bağırsaklar:
  • Duedonum (Onikiparmak bağırsağı)-
  • jejenum(Boş bağırsak)
  • ileum(Kıvrımlı bağırsak) adı verilen üç kısımdan oluşur.
A)Bağlantıları:Duedomum kısmında midenin pilor bölgesi ,virsung kanalı ile pankreas ve koledok kanalı ile karaciğer (Safra kesesi) bağlantılıdır. İleum ile kalınbağırsaklar
B)Dokusal oluşum:
a)İçte:Mukoza bulunur. Bu katmanda salgı bezleri , yüzey artırıcı dokusal katlanmalar olan villuslar ve hücresel oluşumlar olan microvilluslar bulunur.
b)Ortada:Kas katmanı vardır.Uzunlamasına ve halkasal yerleşen kaslar incebağırsakların peristaltik hareketlerini oluşturur.
c)Dışta:Seroza bulunur.
İnce barsaklardan enine kesit
C)görevi:
  • Kimyasal sindirimi gerçekleştirmek
  • Emilimi gerçekleştirmek
  • Besinleri kalınbağırsağa iletmek
D)İnce bağırsaklarda görev yapan salgılar,görevleri ve kontrolleri:
a)İnce bağırsak iç salgıları ve görevleri:Bu salgılar midenin asidik içeriği ince bağırsaklara geçtiğinde üretilir.
  • Enterogastron:Mide faaliyetlerini yavaşlatır.
  • Kolesistokinin:Safra kesesini uyararak safra salgısının koledok kanalından duedonuma boşalmasını sağlar.
  • Sekretin:Pankreastan su ve alkali tuzların salgılanmasını ve virsung kanalı ile duedonuma boşalmasını sağlar.
  • Pankreozimin: Pankreastan enzim içerikli salgıların virsung kanalı ile duedonuma boşalmasını sağlar
  • Enterokrin: İnce bağırsağın dış salgı bezlerini uyarır.
b)Safra salgısı:
1-İçeriği: Su, yağ asitleri, safra pigmentleri,safra tuzları,elektrolitler
2-Görevi:
  • Ortamı alkalileştirmek.
  • Yağların sindirimine yardımcı olmak.
  • Antiseptik ödevi ile bağırsakların bakteri florasını dengelemek.
  • Yağ ve yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlamak.
Not:Safra salgısında safra tuzlarında azalma olursa kolesterol çökelerek safra taşlarını meydana getirir.
c)Pankeratik salgılar ve görevleri:
  • Su ve alkali tuzlar ph:8,5) Asidik mide içeriğini alkalileştirip ortamı kimyasal sindirime hazırlamak
  • Tripsin:Polipeptidlerin sindirimini sağlamak
  • Lipaz:Yağların sindirimini sağlamak
  • Amilaz:Nişastanın sindirimini sağlamak
  • Kimotripsin:Polipeptid leri sindirmek
d)İncebağırsak salgıları ve görevleri:
  • Mukus:Yüzeyin kayganlaşması ve enzimatik etkilerden dokuları korumak.
  • Enterokinaz:Pankreastan inaktif halde salgılanan tripsinojeni aktif enzim tripsin haline çevirir.
  • Peptidaz:Peptidlerin sindirimini sağlamak.
  • Amilaz:Nişastanın sindirimini sağlar.
  • Maltaz maltozu, Laktaz laktozu, sukraz sukrazı monosakkaritler haline çevirir.
  • Nukleaz:nucleik asitlerin sindirimini sağlar.
e)Safra,pankreatik salgılar ve incebağırsak salgılarının salgılanma kontrolü:

1-Sinirsel kontrol (Önemi tartışmalı)
2-Hormonal kontrol (Asidik içerikli besinlerin duedonuma geçmesi.)
E)Kimyasal sindirim:
a)Karbonhidratların sindirimi:
Pankreastan üretilen amilaz ve ince bağırsaklardan üretilen amilaz,maltaz,laktaz, sukraz etkilidir.
b)Proteinlerin sindirimi:
Kısmen sindirilip polipeptidler haline gelmiş proteinler üzerine önce pankreatik enzim tripsin ve kimotripsin etkili olur daha sonra ince bağırsak enzimi olan erepsin etkili olur.

c)Yağların sindirimi:
Sadece ince bağırsaklarda gerçekleşir. Safra salgısı varlığında pankreatik lipaz etkili olur.
F)Emilim:
Emilimin %95 ‘i bu organda gerçekleşir. Emilimi artırmak için bu organın iç yüzeyinde dokusal oluşum olan villus ve hücresel yapılar olan microvilluslar bulunur.Bu yapıların sayesinde iç yüzey 100m2 lik emilim alanı oluşur.
Aktif taşınma ile hızlı şekilde gerçekleşen glikoz,galaktoz,bazı amino asitler ve elektrolitlerin emilimi jejenum kısmından olurken , yavaş ve daha yoğun ve önemli emilim ileumdan gerçekleşir.
Alınan besinlerdeki monosakkaritler, amino asitler,yağ asitleri ve gliserit, vitaminler, mineraller, su,ilaçlar vb. organik ve inorganik maddeler difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve aktif taşınma ile alınırlar.Bazı kısa polipeptidler pinositozla alınabilirler bunun beslenmede önemi olmamakla beraber alerjik reaksiyonların oluşmasından dolayı önemlidir. Bazı amino asitler, glikoz , galaktoz ve elektrolitler ise aktif taşınma ile alınır.

Not:Aktif taşıma ile emilenlerin emilim hızları oldukça fazladır.
Not: Bazı maddelerin emilim kuralları
  • Ca nın emiliminde Parathormon ve vit-D etkendir.
  • Fe aktif taşıma ile emilirler.
  • Vit-C Fe emilimini kolaylaştırır.
  • Suda eriyen vitaminler(B-C) yağda eriyen vitaminlere (A-D-E-K) oranla daha hızlı emilirler.
  • A-D-E-K vitaminlerin emilimi yağların emilimine bağlıdır.
  • Na iyonları aktif taşıma ile emilirler ve su pasif olarak bu iyonları takip eder.
6-Kalın bağırsaklar:
A)yapısı:
  • İçteokusal katlanmalara sahip mukoza
  • Ortada:Uzunlamasına ve halkasal yerleşmiş kaslar;Bunlar devamlı olmayıp yer yer kesiklikler gösterir.Bu nedenle kütle peristasisi görülür.(Peristaltik dalgalanmalar organ boyunca devam etmeyip,yer yer kesikliğe uğrar.)
  • Dışta:Seroza bulunur.
B)Kısımları ve bağlantıları:
Yükselen kolonla ileum ile bağlantılıdır.Enine kolonla devam eder.İnen kolon rektum ile anüsle bağlantı kurar.
C)Salgıları:
Kalın bağırsaklarda sadece mukus salgılanır enzimatik salgıları bulunmaz.
D)Mekanik sindirim:
Gerçekleşmez.
E)Kimyasal sindirim:
Bu organda enzim üretilmediği için kimyasal sindirime katılmaz ancak burada yaşayan simbiyotik canlıların ürettiği enzimlerle kısmen kimyasal sindirim gerçekleşir.
F)Emilim:
  • İnce bağırsaklardan sonra en önemli emilim bu organda görülür.
  • İnce bağırsaklarda emilmemiş glikoz ve amino asitler
  • İnce bağırsaklarda emilmemiş safra tuzlarının emilimi
  • Bazı elektrolitlerin emilimi
  • Sindirim artıkları içinde bulunan suyun emilimi
  • Simbiyotik bakterilerin ürettiği K ve B grubu vitaminlerin emilimi gerçekleştirilir.
G)Salgıları ve görevleri:
• Mukus:İç yüzeyin kayganlaşması besinlerin hareketinin kolaylaşması.
Not:Nukleik asitlerin sindirimi ve emilimi: Mide enzimleri kromatindeki proteinleri sindirir.Oluşan nukleik asitler bağırsaklarda pankreas enzimi olan nukleazla nukleotidlere parçalanır.Nukleotidler bağırsak enzimi olan fosfatazla nukleozidlere dönüşür .Sindirim sonucu oluşan nucleozidler ince bağırsaklardan emilirler.Sindirim dokularda (Hücrelerde) gerekirse devam eder.
Karaciğer:
Sindirim salgılarının kontrolü:
1-Sinirsel:
Ağıza besinin alınması,Organa besinin girmesi Besinin görülmesi, kokusunun alınması ,Besini hatırlatan herhangi bir uyaranın (ses,renk,şekil vb.)algılanması. salgıların oluşumunu uyarır.
2-Hormonal:
Mide ve ince bağırsaklardan üretilen hormonlar mide,safra,pankreas ve ince bağırsakların salgı üretmesini uyarır.
Not:Sinirsel uyarılar hızlı ancak kısa süreli ve az, hormonlar ise yavaş ancak uzun süreli ve çok salgı oluşumuna neden olurlar.
Notlar:
  • Sindirim sisteminde mekanik sindirimin görüldüğü yapılar: Ağız (Dişler) ve Midedir.(Kas hareketleri)
  • Sindirim sisteminde sindirim enzimi üreten yapılar: Ağız,Mide,İnce barsak,Pankreas
  • Salgıları ile sindirime yardımcı olan yapılar: Ağız, Mide,
  • İnce barsak,Pankreas,Karaciğer
  • Emilimin görüldüğü yapılar( Çoktan aza doğru):İnce barsaklar,Kalın barsaklar,Mide(Ağız:Çok az ve inorganik maddeler)
Sindirim sisteminde özelleşmiş yapılar
1-Kursak:
  • Toprak solucanı ve kuşlar gibi ağızda mekanik sindirimi olmayan herbivor canlılarda görülür.
  • Besinlerin depolanmasında rol oynar.
  • Besinlerin ıslatılıp yumuşatılmasında ve mekanik sindirime hazırlanmasında rol oynar.
  • Yavru bakımı olan kuşlarda yavrulara besin taşıma ve hazırlamada rol oynar.
  • Karnivor kuşlarda kemik, tırnak,tüy gibi sindirilmeyen artıkların toplanıp dışa atılmasını sağlar.
2-Taşlık:
  • Toprak solucanı ve kuşlar gibi ağızda mekanik sindirimi olmayan herbivor canlılarda görülür
  • İçinde küçük taşları olduğu kaslı bir organdır
  • Bezli mideden sonra gelir.
Not: Taşlık taşımayan canlılarda besin depolama mekanik sindirimden sonra gerçekleşir .Ancak taşlık taşıyan canlılarda besinler önce depolanır sonra mekanik sindirime uğratılır.
  • Bahçe salyangozlarının taşlıklarında taş değil özel dişler bulunur.
  • Sindirimin hızlandırılmasında rol oynar.
3-Özelleşmiş mide ve Kör bağırsak:
  • Herbivor memelilerde görülür.
  • Besin değeri az olan bitkisel besinlerin depolanması ve mayalanmasını sağlar.
  • Bu yapılarda simbiyotik yaşayan ve selüloz sindiren enzim üreten tek hücreliler bulunur.
  • Bu yapılar canlıda önemli hacim ve ağırlığa sahiptir.
4-Holozoik beslendiği halde mekanik sindirim için mide hariç özelleşmiş yapının görülmediği canlılar:
  • Balıklar, kurbağalar,sürüngenler
  • Karnivor oldukları için sindirim kolay ve hızlıdır. Az miktarda alınan besinler uzun süre yeterlidir.
5-Kompleks canlılar olmasına karşın sindirim sistemi taşımayan canlılar:
  • Bu canlılar endoparazitler dir.
  • Diğer canlıların sindirim boşluğunda veya doku sıvılarında yaşar.
  • İhtiyaç duyduğu besinleri canlı sistemlerinden hazır olarak tüm vücud yüzeyi ile emerek alırlar.
örnek Karaciğer kelebeği,Tenya,Plazmodium
6-Kompleks canlılar olmasına karşın mekanik sindirimi olmayan ve kimyasal sindirimi vücud dışında yapan canlılar:
  • Örümceklerden çoğu bu gruba girer.
  • Avını yakaladıktan sonra enzimlerini avının vücudu içine enjekte eder kimyasal sindirim sonucu oluşan besleyici sıvı içilerek beslenme tamamlanır.
7-İnsektivor bitkilerde :
  • Böcek yakalamak ve kimyasal sindirime uğratmak için özelleşmiş yapraklara sahiptirler.
  • Besinleri vücud dışında kimyasal sindirime uğrattıktan sonra difüzyon la hücreleri tarafından emilir.


BOŞALTIM SİSTEMLERİ

Boşaltım
Canlılar yaşamlarını devam ettirmek için ihtiyaç duydukları maddeleri bulundukları ortamlardan alarak metabolizmalarında kullanırlar. Bu maddeleri yapısal , düzenleyici , işlevsel ve enerji verici olarak kullanırlar.Gerek metabolik olaylarla açığa çıkan gerekse beslenme ile alınan bazı gereksiz ve zararlı madde ve yan ürünlerin yaşamsal olayların gerçekleştiği ortamlardan uzaklaştırmak gerekir. Bu maddelerin organizma dışına atılması olayına boşaltım denir. Bu işlevi gerçekleştirmek için özelleşmiş yapılara boşaltım yapısı veya sistemi denir.
Metabolik olaylar sonunda oluşan önemli boşaltım maddeleri:
1-CO2 2-H2O 3-NH3 4-Üre(NH2-CO-NH2) 5-Ürik asit(C5H4N4O3) tir.
Boşaltım maddeleri:
Üre, ürik asit, amonyak, keratin, Na, CL, K ,P ,albümin, ilaç yıkım ürünleri .
A-Azotlu artık maddeler:
  • Protein CO2 + H2O +NH3 + Üre + Ürik asit
  • Karbonhidrat CO2 + H2O
  • Yağlar CO2 + H2O
  • Nucleik asitler CO2 + H2O +NH3 + Üre + Ürik asit
Kompleks organizmalarda özellikle kara yaşamına uyumlulardan su ihtiyacını karşılayabilenlerde amonyak karaciğerde üre haline çevrilir. Vücutlarında fazla su tutamayan böcek, sürüngen ve kuşlarda ise ürik asit haline çevrilir.
Bu reaksiyonlara ornitin devri denir. Oluşumunda enzimler görev alır ve enerji harcanır.
NOT: Çoğunlukla azotlu artıklar organik bazların yıkımıyla oluşurlar. Purinler (Adenin – Guanin) in yıkımından ürik asit , Primidin (Timin , Urasil , Sitozin) in yıkımından üre ve NH3 oluşur.
Omurgalı organizmalarda suda yaşayan omurgasızlar, kurbağa ve balıklarda azotlu artık maddeler amonyak olarak vücud dışına atılır.Dış ortamın su olması amonyağın suda çözünerek hızla dış ortama verilmesi nedeni ile azotlu artıkların vücutta birikme tehlikesi yoktur.
Sürüngen, kuşlarda ve böceklerde azotlu artıklar ise ürik asit olarak atılır. Suda çözünmeyen ürik asit için organizma su kullanmaz.
Sürüngen ve kuşlar yumurta ile ürerle , yumurta gelişiminde ürik asit kristalleri suda çözünmeyip ve osmotik basıncı etkilemedikleri için rahatlıkla allantoiste depolanır.Bu canlılar vücudlarında su depolamazlar su uçma anında ağırlık yapar
Böcek,Sürüngen ve kuşlarda:
  • Ürik asidin boşaltımı için su kullanılmaması
  • Suda çözülmemesi
  • Daha az zehirli olması
  • Daha uzun süre vücutta tutulabilmesi
  • Osmotik basıncı etkilememesi
Bu canlıların yaşamsal olaylarına uygun düşer.
Memelilerde toprak solucanlarında azotlu artıklar üre olarak bir miktar su içinde çözülmüş olarak dışa atarlar Bu organizmalar boşaltımla kaybettikleri suyu kolayca karşılama şansları vardır.
NOT:Boşaltım maddelerini üre ve ürik asit haline dönüştürenler daha fazla enerji harcamak zorundadırlar.
Azotlu artıkların toksik etkisi Çoktan aza)
1-Amonyak 2-Üre 3-Ürik asit
Azotlu bileşiklerin vücudta biriktirilme oranı (Çoktan aza)
1-Ürik asit 2-Üre 3-Amonyak
Azotlu artıkların atılımı için ihtiyaç duyulan su (Çoktan aza)
1-Amonyak 2-Üre 3- Ürik asit
Amonyak ve dönüşüm ürünlerinde aynı miktarda amonyak atılımı için harcanan enerji miktarı(Çoktan aza)
1-Ürik asit 2-Üre 3-Amonyak
B-Su:
  • Organik maddelerin sentezlenmesi
  • Maddelerin çözülmesi ,emilmesi,taşınması
  • Biyokimyasal olayların gerçekleşmesi
  • Fazla ısının uzaklaştırılması
  • Boşaltım maddelerinin dışa atılması
  • Bitkilerde çimlenmenin gerçekleşmesi ,hayvanlarda embriyonun gelişmesi
  • Bazı canlılar için yaşam ve hareket alanıdır
  • Hidrostatik olarak destek ve formun korunması
Canlılar yaşadıkları ortam ve suya duydukları ihtiyaç farklıdır. Özel adaptasyonları ile en iyi uyumu yapmışlardır.
Hayvanlarda:
  • Deride su kayıbını önleyen plaka,tüy ,kitin dış iskelet gibi yapıların oluşması.
  • Solunum yüzeyinin vücud içine alınması
  • Boşaltımla su kayıbını önleyen mekanizmaların gelişimi
  • Yaşam alanı olarak suya yakın çevrelerin seçilmesi
  • Sindirim sistemlerinde su emilimini yüksek olması
Canlıların ihtiyacı olan suyu şu şekillerde karşılarlar:
  • Suyun doğrudan alınması.( Sindirim sistemi, kökler)
  • Deri ile su almak (Kurbağalar,Bazı omurgasızlar)
  • Besinlerin yapısındaki sudan karşılamak
  • Metabolik su kullanmak
Hayvansal organizmalarda su kayıbı:
  • Boşaltım organlarından
  • Sindirim sistemi ile (Hidroliz ve sindirim artıkları ile)
  • Akciğerlerden
  • Deriden (Ter ,Göz yaşı vb.)
Bitkilerde su kayıbına yönelik uyumlar:
1-Su kayıbının sağlandığı stomaların;
  • Açılıp kapanmasının kontrol edilebilmesi
  • Sayısı
  • Konumu (Yüzeyde,Derinde,Yüzey üstünde)
  • Yaprağın Üstünde,altında veya her iki yüzünde olması
2-Köklerin suya yönelimi vardır
3-Kurak ortam bitkilerinde gövde ve yapraklar su kayıbını önleyecek değişikliklere sahiptir
4-Köklerin gerektiğinde su emiliminde aktif taşıma yapması
5-Emici kök hücrelerinin osmotik basıncının ortama göre fazla olması
6-Genç yapılarda epidermisin dış çeper kalınlaşması oranı, kutikula kalınlığı,Mum salgısı varlığı.
7-Diğer bölgelerde suya karşı geçirimsiz olan mantar dokunun varlığı.
Bitkilerde su kayıbı:
  • Terleme ile (Stoma,lentisel,kutiküla)
  • Gutasyon (Yaşarma) ile (Hidatod lardan)
  • Fotosentezde (Organik madde sentezinde)
C-Tuz:
Tatlı sularda yaşayan organizmalarda en önemli sorun vücudlarında tuzun tutulmasıdır.Bu organizmalar çok seyreltik idrar oluştururken
vücudlarında tuzun tutulması ve gerekirse dış ortamdan aktif taşımayla tuzun alınmasını sağlayacak özel adaptasyonlar geliştirmişlerdir.
Tuzlu sularda yaşayanlarda ise vücudlarında suyun tutulmasını sağlayacak şekilde özelleşmiş boşaltım organları ve vücuda alınan tuzun fazlasını ise tuz salgılayan özel bezler sayesinde vücud dışına atarlar.
Tatlı ve tuzlu su ortamlarında yaşayan balıklarda görülen özel boşaltım fonksiyonları:
a-Tatlı su balıklarında:
  • Su içilmez. .
  • Solungaçlardan vücuda fazla su girişi olur.
  • Solungaçlardan tuz kayıbı olur.
  • Solungaçlarla dış ortamdan aktif taşıma ile tuz alınır.
  • Böbreklerde süzülen tuz tekrar aktif taşıma ile kana geri verilir.
  • Bol sulu (Hipotonik) idrar oluşturulur
  • Deri vücuda su girişini önleyen yapılarla kuşatılmıştır.
  • Böbreklerde büyük bowman kapsülleri vardır.
  • Azotlu artıklar amonyak olarak solungaç ve böbreklerden,Üre olarak
b-Tuzlu su balıklarında:
  • Bol su içilir.
  • Deri vücuttan su kayıbını önleyen ve tuz girişini önleyen yapılarla kuşatılmıştır.
  • Solungaçlardan vücuda tuz girişi olur.
  • Vücuda giren fazla tuz solungaçlardan aktif taşıma ile dışa atılır.
  • Azotlu artık amonyak olarak solungaçlardan dışa atılır.
  • Böbreklerin tuz atılımında rolü yoktur.
  • Böbreklerden atılan su çok az ve izotoniktir.
  • Glomeruluslar oldukça küçüktür.
Bitkilerde boşaltım ve boşaltıma yardımcı yapılar:
Not:Bitkisel organizmalarda tamamen boşaltıma özelleşmiş bir yapı bulunmaz:
Bitkilerde bazı oluşumlar temel görevlerinin yanı sıra boşaltım maddelerinin dışa atılımında veya canlıya zarar vermeyecek şekilde depolanmasında rol alır
  • Yapraklar(Dökülme)
  • Kökler
  • Stomalar(Terleme,Gaz alış verişi)
  • Hidatotlar (Yaşarma)
Canlılar dünyasında boşaltım için özelleşmiş yapılar ve boşaltım maddeleri şunlardır:
1-Kontraktil koful:Su (Tek hücrelilerde)
2-Pronefridyum:Su (Omurgasızlarda)
3-Nefridyum;:Üre (Omurgasızlarda)
4-Malpighi tüpleri:Ürik asit (Omurgasızlarda)
5-Böbrekler:Amonyak , üre , ürik asit (Omurgalılar)
Tek hücrelilerde boşaltım:
Bütün hücre yüzeyi ile boşaltım yaparlar, yaşam ortamlarının su olması metabolik artıkların difüzyonla kolayca dışarı verilmesini sağlar.
Ancak tatlı sularda yaşayan tek hücrelilerde en büyük sorun hipotonik olan dış ortamdan hücreye giren fazla suyun dışa atılımıdır. Bu işlev için kontraktil kofullar bulunur. Suyun kontraktil kofullarla dışa atılımı aktif olay olup hücre enerji harcar. Kontraktil kofullar suyu dışa atarken suda çözünmüş olarak bulunan boşaltım maddelerinide dışarı atar.
Omurgasızlarda boşaltım:
1- Vücud yüzeyi:
süngerlerde sölentera ve derisi dikenlilerde özelleşmiş boşaltım yapıları bulunmaz. Su ile temas eden bütün vücud yüzeyi bu canlılar için boşaltım yüzeyidir. Boşaltım maddeleri difüzyonla dış ortama verilir.
2-Pronefridyum:
Solucanlarda (Planaria) görülen vücuda giren fazla suyun uzaklaştırılması için özelleşmiş sistemdir. Alev hücreleri ve bunların bağlı olduğu kanal sistemlerinden oluşmuştur.Bu canlılarda metabolik artıkl