KARIŞIK BELGESELLER-2

ÇİN



KÜBA



LETONYA


LİBYA


LİTVANYA


Ayna - Los Angeles
Ayna - Los Angeles
 
Sezon 18 - Bölüm 252
Ayna kıtalararası yolculuğuna, ara vermeden devam ediyor. Saim Orhan ve ekibi, bu hafta Los Angeles şehrinden çok farklı görüntüleri ekrana taşıyor. Dünyaca ünlü şöhretlerin evlerinin adresleri, bu programda açıklanıyor. Bir harita üzerinde adresleri gösteren Star Map’i inceleyen Saim Orhan, Tom Cruise&Katie Holmes, Britney Spears, David&Victoria Beckham gibi ünlülerin nerede oturduklarını öğreniyor. Dünya çapında şöhret olan bu isimlerin milyon dolarlık evleri Ayna farkıyla ekrana geliyor. Her attığı adımda birbirinden renkli görüntülerle karşılaşan Ayna ekibi, Hollywood Bulvarı’na gidiyor. Şöhretler Kaldırımı’nda yürürken keyifli röportajlar yapmayı ihmal etmeyen Saim Orhan, yakaladığı ayrıntıları Ayna izleyicileri ile paylaşıyor. Bir çok ünlünün isimlerinin yazılı olduğu yıldızların üzerine basarak kaldırımda ilerleyen Ayna, sadece Muhammed Ali’nin isminin duvarda bulunmasına dikkat çekiyor. Dünya film endüstrisinin kalbi Hollywood’ta yoluna devam eden Ayna, ünlülerin yaşadığı Beverly Hills’e gidiyor. Kış aylarında bile hiç soğukların yaşanmadığı bu şehirde, Santa Monica plajından ilginç görüntüler, Ayna’da ekrana geliyor. Kışın ortasında kendilerini okyanusun serin sularına bırakanların eğlenceli görüntülerine yer veren Ayna’da, Saim Orhan, yüzücülerle röportajlar gerçekleştiriyor.

Ayna - Güney Kore
 
 
Ayna - Güney Kore
 
Sezon 6 - Bölüm 251
Seul’de Noryangcin balık haline giden Ayna ekibi, o ana kadar görmedikleri bir çok deniz canlısını görüyor. Denizden çıkan hemen her şeyi yiyen Koreliler’in, ahtapotu pişirmeden üzerine tuz ve susam yağı dökerek yediklerini gören Saim Orhan, balık halinden oldukça ilginç görüntüleri sizlerle paylaşıyor. Vücut direncini arttıran bitki kökü Cinseng’in hangi hastalıklara iyi geldiğini öğrenen Orhan, Cinseng’in faydalarını saymakla bitiremiyor. Yorgunluk hissini azaltan bu bitkinin aynı zamanda çocukların boyunu uzattığını öğrenen Sami Orhan’ın şaşkınlığı, bitkinin fiyatını öğrenince daha da artıyor.

Ayna - İtalya 3. Bölüm
Ayna - İtalya 3. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 249
Birbirinden renkli görüntülerle dolu İtalya serüveninde, bu hafta farklı şehirler ekrana getiriliyor. Ayna, objektifini bu kez Venedik, Napoli gibi önemli şehirlere çeviriyor. Saim Orhan ve ekibi, bu hafta sizler için İtalya’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Venedik’e gidiyor. Trafik derdinin olmadığı bu sakin şehirde, toplu taşıma araçlarının olmaması Ayna ekibini oldukça şaşırtıyor. İçinde sulama kanallarının ve çok sayıda köprünün bulunduğu Venedik’te Sami Orhan, gondol ulaşımının önemine dikkat çekiyor. Gondolcularla hayli uzun süre sohbet eden Sami Orhan, Venedik’li olmayanların bu mesleği yapamadıklarını öğreniyor. Ayna, gondolların hazin hikayesini de izleyicilerle paylaşıyor. Bundan yüzyıllar önce yaşanan bir veba salgını

Ayna - İtalya 2. Bölüm

Ayna - İtalya 2. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 242
Ayna’nın birbirinden renkli görüntülerle dolu İtalya macerası, kaldığı yerden devam ediyor. Bu haftaki İtalya serüveni, Vatikan’a kadar uzanıyor. Roma’daki heykel yalancıların elini ısırıyor. Bocca Della Verita Türkçe adıyla Hakikatın Ağzı isimli heykelin ilginç öyküsü, Ayna’da ekrana geliyor. Rivayete göre, bu heykel yalan söyleyen kişi, elini heykelin ağzına sokarsa onu ısırıyor. Adeta bir yalan makinesini andıran bu heykelin hikayesini izleyicilerle paylaşan Ayna, şaşırtıcı görüntülerle ekrana geliyor. Dondurma deyince akla Roma dondurması geliyor. Araştırmacı program ekibi, Maraş dondurmasına rakip olarak gösterilen Roma dondurmasını 1880’den beri satan dükkanı buluyor. Ayna, tarihe tanıklık eden, herkesin yakından tanıdığı pek çok ünlü ismi

Ayna - İtalya

Ayna - İtalya
 
Sezon 6 - Bölüm 241
Her hafta farklı iklimlere yolculuk yapan Ayna programının yolu, bu hafta İtalya’ya düşüyor. Saim Orhan, pizza’nın anavatanı, ünlü futbolcuların yetiştiği, lüks arabalarla dolu Roma’da gezmedik yer bırakmıyor. Melekler Kalesi hakkındaki tarihi gerçekler, Ayna farkıyla ekrana geliyor. Fatih Sultan Mehmet’in İtalya’yı fethetmek isterken tarihin bir cilvesi, oğlu Cem Sultan bu ülkede esir düşer. Castel San Angelo’da yani Melekler Kalesi’nde tutsak edilen şehzade Cem Sultan’ın tutsak edildiği yerler, Ayna’da ilk kez gün ışığına çıkıyor. Kaynana figürünün İtalya’da da çok önemli olması, İtalyanlarla ortak bir yönümüzü ortaya koyuyor.
Ayna - Norveç 2. Bölüm
 
Ayna - Norveç 2. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 244
Ayna’nın Norveç seyahati farklı duraklarla ekrana yansımaya devam ediyor... Norveç, doğal güzellikleri, beyaz geceleri, karanlık gündüzleri ile görülmeye değer bir ülke. Denizin üzerine inşa ettiği dev petrol platformlarıyla dur durak bilmeden petrol arıyor. Petrol ve doğalgaz zengini Norveç, dünyada hayat standardının en yüksek olduğu ülkelerden. Norveç’teki ilk durağımız Oslo’ya 40 km uzaklıktaki Dramen şehri. Alman işgali sırasında Almanların Norveç halkına kazdırdığı spiral şeklindeki ilginç tünelde seyahat ve şehirden objektifimize takılanlar ekrana gelecek. Norveç fiyortlarıyla meşhur bir ülke. Okyanusun karanın içlerine giren kısmına fiyort deniyor. Kimi zaman dar bir koridoru andıran fiyortlar Norveç turizmine önemli katkılar sağlıyor. Başkent Oslo’yu bir de fiyorttan görüntülemek için çıktığımız tekne turu da bu akşam Ayna’dan yansıyacak ekranlara. Anayasal monarşi ile yönetilen ülkede kraliyet muhafızlarının kısa değişim törenini, Nobel Barış Komitesi Başkanı ile yaptığımız röportajı ve Norveçlilerin ünlü lapa yemeğini yine bu akşam ekrana Ayna’da izleyebilirsiniz. Son olarak Norveç seyahatimizden birkaç ilginç not aktaralım: -4.5 milyon nüfuslu ülkede gazete tirajları 3.5 milyon -Belediyenin şehirdeki ulaşımı kolaylaştırmak için kurduğu bisiklet istasyonları yıllık 9 euro veren herkese bisiklet hizmeti sunuluyor -Bu ülkede halka açık yerlerde içki içmek yasak -Ülkede su o kadar ucuz ki evlerde su sayacı bile yok

Ayna - New York 4. Bölüm
Ayna - New York 4. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 239
Amerika’nın en büyük tren istasyonu olan New York Grand Terminal’de başlayan Türk Günleri’nin coşkusunu ekrana taşıyan Ayna, festivalden oldukça renkli görüntüleri bizimle paylaşıyor. Amerikalıların yoğun ilgi gösterdiği festivalde Saim Orhan, kaftanı ve kavuğu ile dolaşan ve kendini Sultan Süleyman olarak tanıtan Amerikalıyla röportaj gerçekleştiriyor. İnsanların ilgisinin yoğun olduğu festival alanında yürümekte dahi zorlanan Amerikalıların, Türk köftesini tadınca festival tezgâhının önünde oluşturduğu uzun kuyruklar da Ayna’nın kamerasından yansıyor. Festival kapsamında ziyaretçilere ikram edilmek üzere özel olarak hazırlanan Türk kahvesi ve Türk lokumunu tadan Amerikalıların tepkisi, festival coşkusu ve daha fazlası bu

Ayna - New York 3. Bölüm
Ayna - New York 3. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 238
Ayna, New York'taki yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor...

Ayna - New York 2. Bölüm
Ayna - New York 2. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 237
Ayna'nın ABD'deki New York yolculuğu farklı konularıyla devam ediyor... Yılda yaklaşık 50 milyon turistin gezdiği NEW YORK sokaklarında, her yıl 300 civarında film çekiliyor. Dünya’nın her ülkesinden insanların cazibesine kapıldığı New York'ta 12 bin taksi, 21 bin lokanta ve 65 bin otel odası bulunuyor. New York şehrine giriş ücretli. Şehrin henüz girişinde araç sahiplerinin 8 Dolar ücret ödediği New York'a gelmek sürücülere çok pahalıya mal oluyor. Her gün 4 bin kişi Rockefeller Center'ın tepesine çıkıyor. Küçük bir ada olan Manhattan’ın en güzel seyredildiği yer olan Rockefeller Center tepesi. Bu eşsiz manzarayı izleyebilmek için hergün yüzlerce kişi, 21 Dolar ödeyerek 70 kat yüksekliğe çıkıyor.

Ayna - New York 1. Bölüm

Ayna - New York 1. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 236
Ayna New York'ta. Ayna programının sunucusu ve yapımcısı Saim Orhan’ın NEW YORK yolculuğu renkli görüntülerle Samanyolu ekranlarına geliyor. Ayna kıtalararası gezmeye devam ediyor. Bu hafta Amerika’ya doğru uzanıyor ve dünyanın en meşhur şehirlerinden biri, New York’u ekranlara getiriyor.
Ayna - Libya 3. Bölüm
Ayna - Libya 3. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 235
Ayna bu hafta Libya'da... Libya ilgi çekici çarşıları, sıcak kanlı insanları, dev antik şehirleri, Akdeniz kenarında uzanan sahilleri ve ufka uzanan çölleri ile Afrika'nın en büyük ülkelerinden birisi... Saim Orhan'ın kendine has üslubu ile sunduğu program sizlerle...

Ayna - Küba 2. Bölüm
Ayna - Küba 2. Bölüm
 
Sezon 6 - Bölüm 234
Ayna Küba yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor...Ayna herşeyin devlete ait olduğu ülke Küba'da. Özel mülkiyetin olmadığı, neredeyse herkesin devlet memuru olduğu aylık 15 dolara geçinilen Komunist ülke Küba'da Saim Orhan'ın objektifine takılanlar ve hoş bir gezi sizleri bekliyor.

Ayna - Küba
Ayna - Küba
 
Sezon 6 - Bölüm 233
Ayna herşeyin devlete ait olduğu ülke Küba'da. Özel mülkiyetin olmadığı, neredeyse herkesin devlet memuru olduğu aylık 15 dolara geçinilen Komunist ülke Küba'da Saim Orhan'ın objektifine takılanlar ve hoş bir gezi sizleri bekliyor.

Ayna - Zanzibar
Ayna - Zanzibar
 
Sezon 5 - Bölüm 232
Dünyanın en güzel yerlerinden birisine, Zanzibar’a gidiyor Ayna ekibi... Hint okyanusunda yemyeşil bir ada Zanzibar. Topraklarında yetiştirilen baharatlar o kadar ün salmış ki diğer bir adı da Baharat adası olmuş. Siyahi insanların yanında Arap ve Hint asıllı insanlar da yaşıyor adada. Adaya gelen turistler daracık sokaklarında keşfe çıkıyorlar. Çok süslü ve gösterişli kapılar dikkat çekiyor. Bu kapılar ev sahibinin ne kadar varlıklı olduğunu gösteriyormuş. Ayna, adanın en acayip evini, “Beyt-ül Acayip”i ziyarete gidiyor. Zanzibar adasında elektriğin ve asansörün ilk kullanıldığı ev olmasından dolayı adını “Beyt-ül Acayip” koymuşlar.

Ayna - Yeni Zelanda 3. Bölüm
Ayna - Yeni Zelanda 3. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 231
Ayna’nın Yeni Zelanda seyahati tüm hızıyla devam ediyor... Yeni Zelanda’nın farklı köşelerini ekranlarınıza yansıtmak için aracımıza atlayıp yola koyuluyoruz. Uzun bir kara yolculuğundan sonra dağları, tertemiz havası, Wakatipu gölü ve Alp dağlarının eteklerine kurulmuş tatil beldeleriyle turistlerin en ilgi çeken şehirlerden Queenstown şehrine geliyoruz. Şehirde bando takımı karşılıyor bizi. İlginçtir ki Yeni Zelanda’da İskoçya’dan fazla İskoç bando takımı varmış. Ayna’ya özel bir de parça çalıyor ekip...

Ayna - Yeni Zelanda 2. Bölüm
Ayna - Yeni Zelanda 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 230
Ayna Dünyanın en genç ülkesi Yeni Zelanda’daki yolculuğuna tüm hızıyla devam ediyor. Yaz kış yeşil olan ülkede yılan, çıyan, akrep gibi hayvanlar yok. Bazı mikroplar ise hiç uğramamış bu ülkeye. Rahatlıkla doğanın keyfini çıkarabilirsiniz bu ülkede. Yeni Zelanda’da insan nüfusu 4 milyon 200 bin, koyun nüfusuysa 60 milyon. Dağ taş koyun bu ülkede. Bu kadar çok koyun olunca ülkede 15 Şubatı da Ulusal Kuzu Günü ilan etmişler. Aracımızla ilerlerken koyun, sığır gibi hayvanların yanında Alpakaları da görüyoruz. Çok sevimli olan bu hayvanları elimizle besliyoruz. Dünyanın ilk Bangi Jumping merkezine geliyoruz. Kişi başına yaklaşık 150 TL olan bu atlama, tarihte cesaret göstergesi olarak yapılsa da günümüzde heyecan ve farklılık arayanlar için tercih ediliyor. Bu müthiş macerayı kaçırmamak için Ayna'da buluşalım.


Ayna - Yeni Zelanda 1. Bölüm
Ayna - Yeni Zelanda 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 229
Ayna dünyanın güneyinden, Yeni Zelanda'dan ekranlarınıza geliyor. Ayna, Türkiye ile 11 saat zaman farkı olan bu ülkede, turist merkezi Queenstown'dan, Cook boğazını feribotla geçerek başkent Wellington'a geliyor. Arı kovanı şeklind ki meclis binası ve sinema anıtı ile bilinen bu gelişmiş kentten ayrılıp, Yeni Zelenda yerlileri Maorilerin köyüne gelen Ayna, burunlarıyla selamlaşan bu sempatik yerel halk ile kültürleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştiriyor

Ayna - Yemen 7. Bölüm
Ayna - Yemen 7. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 228
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ayna'nın Yemen turunda 7. bölüm ekrana geliyor...


Ayna - Yemen 6. Bölüm
Ayna - Yemen 6. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 227
Ayna, Yemen'ın Hudeyde sehrinde... Sabah vakti en hareketli yer Balık hali Hudeyde şehrinde. Baliklarini satmaya calisan yuzlerce insan. Tam bir karmasa hakim bu balik pazarinda. Bağıranlar, çağıranlar, balıklarını hızlı bir şekilde taşıyanlar... Hepsinin hedefi balıkların taze taze tüketimini sağlamak için müşteriye ulaştırmak. Yoksa elinde kalacak denizin tüm bereketi. Üstüne üstlük yorgunlukta cabası...

Ayna - Yemen 5. Bölüm
Ayna - Yemen 5. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 226
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ayna'nın Yemen turunda 5. bölüm ekrana geliyor...

Ayna - Yemen 4. Bölüm
Ayna - Yemen 4. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 225
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ayna'nın Yemen turunda 4. bölüm ekrana geliyor...

Ayna - Yemen 2. Bölüm
Ayna - Yemen 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 223
Ayna, Yemen'deki yolculuğuna devam ediyor... Hicaz yarımadasının güneybatısında olmasından dolayı Asya ve Afrika arasında, kültürlerin buluştuğu bir ülke Yemen... Burası aynı zamanda Osmanlı’nın tam 400 yıl boyunca hakim olduğu topraklar. Osmanlı’nın bu topraklarda geçirdiği yüzyıllardan arta kalanlarla karşılaşıyoruz. Osmanlı’nın Yemenlilere hediye ettiği Bekiriye Camii, kale,askeri binalar bugün hala varlıklarını sürdürüyor.
Ayna - Yemen 1. Bölüm
Ayna - Yemen 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 222
Bir yanık türküdür, Yemen bizim için. Sayıları 300 binleri bulan Mehmetçik Yemen’e gitmiş ve bir daha da geri dönmemişti. O günden beri Yemen; bekleyişin, acının ,ızdırabın adı olmuştu Anadolu insanı için.Ayna bu kez yüz binlerce askerimizi şehit verdiğimiz topraklara doğru, şehitlerimizin izini sürmek üzere yola çıktı. Başkent San’a’ çarşıları gidip de dönmeyenlerden arta kalanlarla dolu. Sultan Reşat altınları, pullar, mekanizmaları bozulmuş tüfekler.. Yok pahasına satılıyor ecdat yadigarları.. Ayna olarak yine Osmanlı yadigarı Askeri Müze’de o günlerden kalan topları silahları,dostluk nişanlarını görüntülüyor,kabul edildiğimiz devlet arşivlerindeyse sayfalar bir bir önümüze açılıyor ve bir dönemin acıları adeta gözler önüne seriliyor. Anadolu’nun dört bir yanından kopup gelmiş yüz binlerce Mehmetçiğin isimleri, memleketleri satır satır kaydedilmiş. Van’dan, Muğla’dan, Diyarbakır’dan gelmiş ve bir daha geri dönememişlerdi memleketlerine. Ayna’nın Yemen bölümlerinde ayrıca deveyle, eşekle çift süren köylüler;Yemenliler’in vazgeçilmezi cenbiye ve cenbiye dansı;el ele yürüyen Yemen erkekleri,Hicaz Yarımıdasının en geniş gövdeli ağacı gibi ilginç konuları Ayna tadında izleyebileceksiniz.

Ayna - Venezuella 2. Bölüm

Ayna - Venezuella 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 221
Ayna’nın Güney Amerika ülkesi Venezüella’daki yolculuğu devam ediyor... Angel Falls dünyanın en yüksek şelalesi... Dünyanın en yüksek ve en uzun teleferiği de Venezüella'da... Venezüella dünya güzellik yarışmalarında 6 kâinat güzeli çıkartan tek ülke...

Ayna - Venezuella 1. Bölüm
Ayna - Venezuella 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 220
Ayna’nın dünya turu Güney Amerika’da devam ediyor. Ayna Venezüella’da... İnsanlar bu ülkede ne soba ne de kalorifer kullanıyorlar. Bu ülkenin para birimi Bolivar. En yüksek parası 100 Bolivar. Dünyanın en pahalı benzini Türkiye’de. En ucuzu da Venezüella’da. 1 depo benzin yaklaşık olarak 1 Türk Lirasına doluyor bu ülkede. Dizel ise hiç satılmıyor. Yarım litre su tam olarak 38 litre benzine denk geliyor...

Ayna - Van
Ayna - Van
 
Sezon 5 - Bölüm 219
Ayna, Van'da...

Ayna - Ürdün
Ayna - Ürdün
 
Sezon 5 - Bölüm 218
Ayna, peygamberler ve sahabeler diyarı Ürdün’de... Hz. Musa’nın Filistin tepelerini seyrettiği ünlü Nebu Dağı... Ayna, Hz. Halit Bin Velid’in elinde 9 kılıcın kırıldığı Mute Savaşı'nın yapıldığı meydan ve şehit düşen komutanların türbelerini görüntüledi. Cennetle müjdelenen Hz. Ebu Ubeyde ile 25 bin sahabenin yattığı Gor bölgesi hicaz demiryolu projesinin ürdün ayağı ve raylara vurulan osmanlı mührü. Ayna’da...

Ayna - Umman 3.Bölüm
Ayna - Umman 3.Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 217
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Umman'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...


Ayna - Umman 2. Bölüm
Ayna - Umman 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 216
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Umman'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Umman 1. Bölüm
Ayna - Umman 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 215
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Umman'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...
Ayna - Ukrayna (Özel)
Ayna - Ukrayna (Özel)
 
Sezon 5 - Bölüm 214
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ukrayna'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Uganda 3. Bölüm
Ayna - Uganda 3. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 213
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Uganda'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Uganda 2. Bölüm

Ayna - Uganda 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 212
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Uganda'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Uganda 1. Bölüm
Ayna - Uganda 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 211
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Uganda'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Türkmenistan 2. Bölüm
Ayna - Türkmenistan 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 210
Ayna, Türkmenistan'daki yolculuğuna tüm hızıyla devam ediyor... Türkiye ile Türkmenistan'ın tarihi bir, özü bir, dili bir, dini bir; tek millet iki kardeş devlet...

Ayna - Türkmenistan 1. Bölüm
Ayna - Türkmenistan 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 209
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri izleyicilerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ayna bu bölümde Türkmenistan'a gidiyor.

Ayna - Tunus 3. Bölüm
Ayna - Tunus 3. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 208
Ayna, ilgiyle izlenen Tunus bölümlerinin sonuncusu ile ekrana geliyor... Hem Akdeniz hem de bir Afrika ülkesi Tunus. Kültüründe Arap, Berberi, Afrika ve Avrupa izlerini görmek mümkün. Bir yanında uzayıp giden sahiller diğer yanında keşfedilmeyi bekleyen çöller… Tunus farklı beklentileri karşılayan cazip bir turizm cenneti...
Ayna - Tunus 2. Bölüm

Ayna - Tunus 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 207
Ayna, yolculuğuna Tunus'ta devam ediyor... Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor...

Ayna - Tunus 1. Bölüm
Ayna - Tunus 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 206
Ayna, Tunus'ta... Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor...

Ayna - Togo
Ayna - Togo
 
Sezon 5 - Bölüm 205
Ayna, Togo'da... Dünyanın 4. büyük fosfat üretici olsa da yoksulluk ve yoksunluklar ülkesi burası. Nüfusun % 32’si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Hemen yanı başındaki ülke Gana ile sıkı bir irtibat var aralarında. Gana’ya gitmek isteyen Togoluların sınırda sadece kimlik göstermeleri yeterli. Zaten Gana ve Togo hem iklim hem de kültür olarak çok farklı ülkeler değiller. Aralarındaki sınırları belirleyenler, bir dönem onları sömüren ülkeler. Sonuçta İngilizlerin sömürdüğü yerin adı Gana, Fransızların sömürdüğü yerin adı Togo olmuş.
Ayna - Teksas 3. Bölüm
Ayna - Teksas 3. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 204
Ayna'nın Teksas’taki turu tüm hızıyla devam ediyor. Saim Orhan ve ekibi, Teksas’ın Dallas, Fort Worth ve College Station şehirlerini geziyor...

Ayna - Teksas 2. Bölüm
Ayna - Teksas 2. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 203
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri izleyicilerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Ayna bu bölümde Amerika'nın meşhur Teksas eyaletini gezmeye devam ediyor.

Ayna - Teksas 1. Bölüm

Ayna - Teksas 1. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 202
Ayna farklı diyarlardan seslenmeye devam ediyor. Ayna’nın dünya yolculuğu Amerika’nın en büyük eyaleti Teksas ile devam ediyor.. Teksas’ın 5 büyük çiftliklerinden bir tanesini 45 bin hektarlık bir alana kurulu çiftliğinden, yarasalarıyla ünlü başkent Austine’ye yol alan Ayna, bir zamanların en ünlü dizisi Dallas’ın çekildiği şehre Dallas’a gidiyor..

Ayna - Tayvan 3. Bölüm
Ayna - Tayvan 3. Bölüm
 
Sezon 5 - Bölüm 201
Ayna, Tayvan yolculuğunun son bölümü ile ekrana geliyor. Gelişmiş ve modern görünümüyle dikkat çeken başkent Taipei’i geride bırakıp bir başka modern şehir Kaohsiung’a gidiyoruz. Tayvan kültürünü daha yakından tanımak için Kaohsiung yakınlarındaki kültür parkındayız. Çok büyük bir alana kurulan park yerli kabilelerin yaşantılarının tanıtıldığı bir açık hava müzesini andırıyor. Kısa ama etkileyici hoş geldiniz gösterisinden sonra yerliler Tayvan’ın resmen tanıdığı 14 kabileye ait dansları sırasıyla sunuyorlar. Tayvan kültüründe önemli yer tutan bir başka unsur da opera. Çekirdekten yetişen genç opera sanatçılarının sunumlarını da Ayna’da seyredebilirsiniz. Tayvan’ın meşhur sporu Yoyo’yu da bu bölümde tanıyabilirsiniz. Tayvanlılar, hem spor hem de hoş bir oyun olan Yoyo’yu daha çocuk yaştan itibaren öğrenmeye başlıyorlar. Biz de Yoyo’da üst üste şampiyon olmuş bir ilköğretim okulunda yetenekli miniklerin gösterisini ekrana getiriyoruz. Bu ülkede okullarda hizmetli yok. Sınıfları ve bahçeyi öğretmenleri gözetiminde öğrenciler temizliyorlar. Bu ilginç uygulamayı da yerinde görüntülüyoruz. Gece ışıklandırmalarıyla bir renk cümbüşünü andıran Kaohsiung caddelerindeyiz. Hayatın temposu hiç düşmüyor bu şehirde. Sevgi Nehri’nde tekne turu yapıyor, açık havada Tayvan’ın meşhur kukla gösterilerini seyrediyor, özel Tayvan çaylarından tadıyoruz. Son olarak Tayvan’da Türk girişimcilerin açtığı Kıvam Ortaokulu’ndan görüntüler ekrana getiriyoruz.

Ayna - Tayvan 2. Bölüm
Ayna - Tayvan 2. Bölüm
 
Sezon 4 - Bölüm 200
Dünyanın dört bir yanından çok renkli kareleri sizlerle buluşturan Ayna, farklı kültürleri tanıtmaya devam ediyor. Tayvan'dan Saim Orhan’ın objektifine takılan ilginç görüntüler ekrana geliyor...

Ayna - Tayvan 1. Bölüm
Ayna - Tayvan 1. Bölüm
 
Sezon 4 - Bölüm 199
Ayna adım adım dolaşıp dünyayı ekrana yansıtmaya devam ediyor. Bu sefer durağımız uzak doğuda bir ada, Tayvan ekrana geliyor. 10 bin kilometrelik uzaklıkta, Büyük Okyanus’un ortasındaki bu küçük ada dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alıyor. Tayvan, özellikle elektronik deyince ilk akla gelen isimlerden... Başkenti Taipei... 7 milyon nüfuslu bu modern şehir uzak doğunun en önemli şehirleri arasında yer alıyor. Daha yakın zamana kadar dünyanın en yüksek binası olan Taipei 101 şehrin en ilgi çeken noktalarından. Bugün dünyada ondan daha yüksek binalar yapılmış olsa da o Taipei şehir manzarasında hiç kaybetmeyeceği bir yere sahip...



DAHA FAZLASI İÇİN RESMİN ÜZERİNİ TIKLAYINIZ.............

 
 
 

Ayna





 



 

1001 BULUŞ

7 DEN 70 E

A DAN Z YE

ANA HABER

ANAHTAR

AYRAÇ

BAYRAM ÖZEL

BELGESEL

BURDA HAYAT VAR

BİR BAŞKA AÇIDAN

BİZ ORADAYDIK

ÇALIŞANLARIN SESİ

ÇOCUK BAHÇESİ

ÇOCUKÇA MÜZİK

CUMA HUTBESİ

ÇİZ BAKALIM

DENİZ FENERİ

DOĞRU YAŞA MUTLU OL

DUA

DÜŞÜNCE GÜNDEMİ

EL MUALLİM

ESMA-ÜL HÜSNA

GÖLGE SİZLERLE

GÖZALTI

HADİS DERSLERİ

HAFIZA EĞİTİMİ

HANIMEFENDİ

HASILI KELAM

HİLAL HAFTA SONU HABER

HİTAMÜHÜL MİSK

KAHVE BAHANE

KAPILAR VE KÖPRÜLER

KAYIP KITA

KERBELA ÖZEL

KISA FİLM YARIŞMASI

KUR'ANLA YAŞAMAK

KUTLU DOĞUM

MAİDEİ KURAN

MOZAİK

NAMAZLA DİRİLİŞ

NE VAR NE YOK

OKUDUN MU

RENKLERİN AHENGİ

SADECE MÜZİK

SINAVA DOĞRU

SUFFA MEKTEBİ

SUYA DÜŞEN DAMLALAR

SİYER COĞRAFYASI

SÖZÜN GÜCÜ

TEFSİR DERSİ

UĞUR BÖCEĞİ

VAHYİN PENCERESİ

YABANCI KLİPLER

YARDIMELİ

YERLİ KLİPLER

YETİM BULUŞMASI

İNANCIN RENKLERİ

İNSANI TANIMAK

YOLCU

YİRMİ25

İZ BIRAKANLAR

ÖZEL PROGRAMLAR

ÖZEL RÖPORTAJ


 

Kur'an-ı Kerim

Ezanlar

ilahiler

Ezgiler

Naat-Kaside-Dua

Sohbetler

Şiirler

İbretli

Kültür ve Sanat

Filmler-Belgeseller

Çizgi Filmler

Spor

Komik

İlginç

Kamera Şakaları


 
 
Doc: SC Görünmez Dünyalar - Görmediğimiz Dünya





KATEGORİLER
Açık Oturum Açık Oturum
Eğitim ve Kariyer Eğitim ve Kariyer
Sağlık Sağlık
Ahlak ve İnanç Ahlak ve İnanç
Eğlence Eğlence
Sinema Sinema
Aktüalite Aktüalite
Ekonomi ve Finans Ekonomi ve Finans
Spor Spor
Belgesel Belgesel
Haber Haber
Teknoloji Teknoloji
Çocuk Çocuk
Kültür ve Sanat Kültür ve Sanat
Web TV Web TV
Dizi Dizi
Otomobil Otomobil
Yemek Yemek
A-B-C-Ç-D-E-F-G-H-I-İ-J-K-L-M-N-O-Ö-P-R-S-Ş-T-U-Ü-V-Y-Z.






1."Mevlâna Celaleddin Rumi"
2.Esref Bitlis Belgeseli - 1/4
3.Esref Bitlis Belgeseli - 2/4
4.Esref Bitlis Belgeseli - 3/4
5.Esref Bitlis Belgeseli - 4/4
6.Eymen Gurtan TRT Ney Belgeseli
7.BEŞİKTAŞ belgeseli TRT
8.ALTAY Belgeseli
9.TRT televizyonu arhavi belgeseli 1997-1.bölüm
10.TRT televizyonu arhavi belgeseli 1997-2.bölüm
11.TRT televizyonu arhavi belgeseli 1997-3.bölüm
12.TRT Müzik Kazım Koyuncu Belgeseli - 1. Parça
13.TRT Müzik Kazım Koyuncu Belgeseli - 2. Parça
14.TRT Mevlânâ Belgeseli [1_6]
15.TRT Mevlânâ Belgeseli [3_6]
16.Mevlânâ Belgeseli [4/6]TRT
17.TRT Mevlânâ Belgeseli [5_6]
18.TRT Mevlânâ Belgeseli [6/6] HQ
19.UZUNGOL BELGESEL TRT 1
20.TRT güvercin belgeseli
21.Ahiska TRT Belgeseli 1
22.Ahiska TRT Belgeseli 2
23.Gaziantep TRT Köşebucak Belgeseli 1
24.ömür dedigin - trt belgesel
25.Zorunlu Hayat - Belgesel
26.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 1
27.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 2
28.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 3
29.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 4
30.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 5
31.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 6
32.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 7
33.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 8
34.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 9
35.TRT Ali Adnan Belgeseli Bölüm 10
36.1 Necip Fazıl Kısakürek belgeseli TRT
37.2 Necip Fazıl Kısakürek belgeseli TRT
38.27.07.2010 - TRT Belgesel - Turkuvaz Programı Bölüm 1
39.27.07.2010 - TRT Belgesel - Turkuvaz Programı Bölüm 2
40.09.03.2010 - TRT Belgesel - Memleketim Programı Bölüm 1
41.09.03.2010 - TRT Belgesel - Memleketim Programı Bölüm 2
42.TRT TELEVİZYON - Futbolun Hakimleri -Hakemler-_2
43.TRT'nin H.Nihal Atsız Belgeseli - Bölüm: 1/2
44.TRT Belgesel Keyif Peşinde
45.TRT Belgesel Tv - Keyif Peşinde 2.Bölüm
46.TRT Belgesel Tv Keyif Peşinde 3.Bölüm
47.Endülüs Belgesel Trt 1 Teaser
48.TRT Cahit Zarifoğlu Belgeseli (1)
49.TRT Cahit Zarifoğlu Belgeseli (2)
50.Aşık Mahzuni ŞERİF ' in 1986'daki belgeseli
51.Aşık Yaşar Reyhani - TRT Belgeseli
52.Ferdi Tayfur-Belgeseli TRT
53.Osmanlinin Kurulusu [Tek Parca] 128 dakika
54.Barış Manço Belgeseli - İzmir TV / 01.02.1987 ( 1.Kısım )
55.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular Kudüs [29 Dakika]
56.Sudanli Zenci Musa Belgeseli [Full / 22 Dakika]
57.TRT BELGESEL - Bosna ( Sürgün ve Ölüm ) 47 dakika
58.10 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 75 dakika
59.9 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 51 dakika
60.8 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 53 dakika
61.7 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 44 dakika
62.6 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 42 dakika
63.5 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 45 dakika
64.4 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 52 dakika
65.3 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 40 dakika
66.2 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 41 dakika
67.1 - 12 Mart Muhtırası Belgeseli 43 dakika
68.ÖMÜR DEDiGiN - TRT BELGESEL27 dakika
69.ÖMÜR DEDiGiN - TRT BELGESEL31 dakika
70.1 -Korku Kültürü Belgeseli 29 dakika
71.2 -Korku Kültürü Belgeseli 29 dakika
72.3 -Korku Kültürü Belgeseli 29 dakika
73.Kırmızı Hat - Boğazlar ve Karadeniz 41 dakika
74.Almanya'da Türk İzleri - 1.Bölüm 50 dakika
75.Almanyada Turk Izleri Bölüm 233 dakika
76.Almanyada Turk Izleri Bölüm 331 dakika
77.Almanyada Turk Izleri Bölüm 436 dakika
78.Almanya'da Türk İzleri - 5.Bölüm 40 dakika
79.Almanya'da Türk İzleri - 6.Bölüm 50 dakika
81.Kırmızı Hat-Enerji Krizi57 dakika
82.Gamali hac ve Kizil yildiz arasinda - bolum 131 dakika
83.Gamali hac ve Kizil yildiz arasinda - bolum 229 dakika
84.Gamali hac ve Kizil yildiz arasinda bolum 331 dakika
85.Kırmızı Hat - Açlık 45 dakika
86.Canakkale_Belgeseli_-_CD1 49 dakika
87.Canakkale_Belgeseli_-_CD2 49 dakika
88.
Cemil Meriç Belgeseli21 dakika
89.Küresel Kriz ve Yunanistan'da Olaylar 74 dakika
90.Son Osmanlilar 1/3 - Yeni Osmanlilar57 dakika
91.Son Osmanlilar 2/3 - Yeni Osmanlilar58 dakika
92.Son Osmanlilar 3/3 - Yeni Osmanlilar50 dakika
93.Osmanli Futuhati - Ilber Ortayli21 dakika
94.Şahların Labirenti43 dakika
95.Şahların Labirenti BL.02.avi43 dakika
96.Şahların Labirenti.BL.03.avi43 dakika
97.Şahların Labirenti.BL.04.avi44 dakika
98.Şahların Labirenti.BL.05.avi44 dakika
99.Şahların Labirenti_BL.06.avi45 dakika
100.Şahların Labirenti.BL.0744 dakika
101.Şahların Labirenti.BL.09.avi45 dakika
102.Şahların Labirenti.BL.11.avi46 dakika
103.TRT İpekyolu Türk İhraç Ürünleri Fuarı Belgeseli - Bolum 129 dakika
104.TRT İpekyolu Türk İhraç Ürünleri Fuarı Belgeseli - Bolum 229 dakika
105.TRT İpekyolu Türk İhraç Ürünleri Fuarı Belgeseli Bölüm 326 dakika
106.Kırmızı Hat - Birleşmiş Milletler70 dakika
107.Balkanlar ve Goc Bolum 0125 dakika
108.Balkanlar ve Goc Bolum 0227 dakika
109.Balkanlar ve Goc Bolum 0323 dakika
110.
Balkanlar ve Goc Bolum 0425 dakika
111.
Balkanlar ve Goc - 924 dakika
112.
Balkanlar ve Goc - 1025 dakika
113.
Balkanlar ve Göç 14.avi26 dakika
114.Sanat ve Dünya Belgeseli 29 dakika
115.
Zeynep Menemencioğlu ile Osmanlı'dan Bugüne (1.Bölüm)29 dakika
116.Zeynep Menemencioğlu ile Osmanlı'dan Bugüne (2.Bölüm)29 dakika
117.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular Suriye - 3330 dakika
118.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular Kudüs [29 Dakika]
119.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular - Libya 31 dakika
120.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular - Tunus27 dakika
121.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular - Cezayir28 dakika
122.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular - Sudan27 dakika
123.Yakın Tarihin İzinde Anılar ve Duygular - Lübnan29 dakika
124.Nevzat Tarhan Belgeseli 39 dakika
125.Kaşgarlı Mahmut Belgeseli 29 dakika
126.Arhavi Yusufeli Geçişi 20 dakika
127.Karayip Denizinin Mücevherleri54 dakika




Abdullah Tukay (Türk Dünyasından ...1 views 1 day ago
Ahıska Türkleri - 121 views 2 days ago
Ahıska Türkleri - 224 views 2 days ago
Ahıska Türkleri - 341 views 1 day ago
Ahıska Türkleri - 427 views 1 day ago
Ahıska Türkleri - 570 views 1 day ago
Ahıska Türkleri - 625 views 1 day ago
Atayurt - 18 views 1 day ago
Atayurt - 23 views 1 day ago
Atayurt - 35 views 1 day ago
Atayurt - 42 views 1 day ago
Atayurt - 51 views 1 day ago
Atayurt - 64 views 1 day ago
Atayurt - 73 views 1 day ago
Atayurt - 81 views 1 day ago
Ali Şir Nevai (Türk Dünyasından İ...3 views 1 day ago
turk resimleri
Bir Şarkının Tarihçesi - 10 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 20 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 30 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 42 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 51 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 61 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 70 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 80 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 90 views 1 day ago
Bir Şarkının Tarihçesi - 10
1 views 1 day ago
Cengiz Aytmatov (Türk Dünyasından...1 views 1 day ago
Cengiz Dağcı (Türk Dünyasından İz...2 views 1 day ago
Dina Nurpesiyova Konseri - 12.12....0 views 1 day ago
Doğuya Doğru - 10 views 1 day ago
Doğuya Doğru - 20 views 1 day ago
Ekmek - Azerbaycan Türkçesi
7 views 1 day ago
Etrüsk Bağı (Biz Kimik - 12.01.20...
1 views 1 day ago
Etrüsk Bağı (Biz Kimik - 12.01.20...4 views 1 day ago
Hasan Bey Zerdabi (Adriyatik'ten ...
2 views 1 day ago
İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy - 11 views 1 day ago
İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy - 21 views 1 day ago
İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy - 3
1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 10 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 21 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 39 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 41 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 52 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 60 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 71 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 81 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 92 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 101 views 1 day ago
Kafkaslar'dan Esen Yeller - 111 views 1 day ago

Kırgızistanlılar - 13 views 1 day ago
Kırgızistanlılar - 22 views 1 day ago
Kırgızistanlılar - 32 views 1 day ago
Kırgızistanlılar - 42 views 1 day ago
Kırım'dan Yansılar - 18 views 1 day ago
Kırım'dan Yansılar - 22 views 1 day ago
Kırım'dan Yansılar - 310 views 1 day ago
Kırım'dan Yansılar - 422 views 1 day ago
Kırım'dan Yansılar - 57 views 1 day ago
Konuşan Tarih Belgeseli1 views 1 day ago
Kös (Azerbaycan Paleti)0 views 1 day ago
Kültür Harmanı - 11 views 1 day ago
Kültür Harmanı - 21 views 1 day ago
Milli Saz - Azerbaycan Paleti12 views 1 day ago
Müzikli Dakikalar - 1
2 views 1 day ago
Müzikli Dakikalar - 2
6 views 1 day ago
Müzikli Dakikalar - 32 views 1 day ago
Nasrettin Hoca (Türk Dünyasından ...1 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 18 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 26 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 37 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 44 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 55 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 63 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 75 views 1 day ago
Nevruz 2012 - 85 views 1 day ago

Özbek Türkçesiyle Konser Programı...2 views 1 day ago
Pirim Kadirov (Adriyatik'ten Çin'...4 views 2 days ago
Şeki Şehri7 views 1 day ago
Şehriyar (Türk Dünyasından İzler)1 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...11 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...10 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...17 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...10 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...10 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...5 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...4 views 1 day ago
Türkistan Yollarında Afganistan T...6 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 10 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 21 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 30 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 41 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 53 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 61 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 75 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 82 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 9
1 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 101 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 111 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 122 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 13
0 views 1 day ago
Türkmen Diyarı - 14
4 views 23 hours ago
Türkmen Diyarı - 15
6 views 23 hours ago
Türkmen Diyarı - 16
6 views 23 hours ago
Türkmen Diyarı - 17
4 views 23 hours ago
Türkmen Diyarı - 18
2 views 23 hours ago
Türkmenistan Bayrak Bayrak 2012
12 views 23 hours ago
Türkmen'in Milli Zenginlikleri11 views 23 hours ago
Türkmenistan Kültür Günleri - 3
15 views 21 hours ago
Türkmenistan Kültür Günleri - 214 views 22 hours ago
Türkmenistan Kültür Günleri - 1
Uluğ Bey (Türk Dünyasından İzler)1 views 1 day ago




16 TON FİLMİ İÇİN TIKLAYIN
arabatoilettemadenciler
bolum1Bas

İnsanlık, iPhone ve obezite çağına kolay ulaşmadı. Enerji içecekleri ve fitness salonlarına sahip olabilmek için çok meşakkat çekti.

okRed
 

Kimilerine göre, bütün acıların sorumlusu, kendisinden daha barışçıl olan Neandertal insanını kafa göz yararak tarih sahnesinden silen Homo Sapiens Sapiens’ti. Ya da ortada kabahat yoktu; doğa hükmünü yürütmüştü.

Kimilerine göreyse tanrı sorumluydu. Daha sonra cezalandırabilmek için, insanın içine gerekli miktarda kötülük koymuştu.

Tanrıyı dünya işlerine karıştırmaktan yana olmayanlar, bilimi icat etti. Böylece ileride mutfak robotu ve nükleer bomba yapabileceklerdi.

İnsan, irade sahibi özgür bir yaratıktı. Kimin nasıl öleceğine bizzat karar vermeliydi. Bu yüzden içinden bir grubu ayırıp onlara "ötekiler" dedi.

 

Aklı icat eden Emmanuel Kant ve David Hume, beyazların yüksek duygulara sahip ve her şeye kâdir, siyahların en azından uşak olarak eğitilebilir, Hintlilerin dalavere konusunda akıllı fakat soyut düşünmeye yeteneksiz, Amerika yerlilerininse tembel, tutkusuz, kof, hiçbir işe yaramaz olduğunu keşfettiler.

okRed
 
rosaparksRosa Parks,
ABD'de siyahların eşitlik mücadelesinin sembol kişiliklerindendir. 1955'te, bir beyaz otursun diye yerinden kaldırılmayı reddederek başlattığı meşhur "otobüs boykotu", siyahlara cesaret aşıladı.

İnsan, tarihini kendi yapmak istiyordu; bunun için önce yiyecek giyecek barınak üretmesi gerekliydi. İşbölümü yapıldı. Birileri bunları üretti, başkaları tarihi yaptı. Binbir eziyetle, yeni çağlara ulaşıldı. Eziyeti birileri çekti, yeni çağlara başkaları ulaştı.

okRed
 

Bir çağa ulaşıldığında hemen ötekine geçmek gerekiyordu. Tanrı, insanın kendi tarihini yapmasını bu şartla kabul etmişti.

Tüfek çağına varan Avrupalılar, altın-gümüş çağına geçebilmek için, gidip, henüz tüfek çağına ulaşmamış olanları yok ettiler. Ya da esir ettiler. Hernando Cortes, Aztek imparatorluğunu, Francesco Pizarro da İnka’ları yok etti. Buna “Keşifler Çağı” adını verdiler.

 

Keşfettikleri, Güney Amerika imparatorlukları ve Afrika yerlilerinin, ateşli silahlar karşısında savunmasız oluşuydu. "Biz", "ötekiler"e ne kadar zulmedebilir diye sınadılar. Görüldü ki, çok edebiliyormuş.

okRed
 

1500'lerin başında İspanyol fatihler gelmeden önce Meksika'nın nüfusu 25 milyondu. 100 yıl sonra bir milyona inmişti. Dünya nüfusu 400 milyon kadarken, "Keşifler Çağı"nda Avrupalıların Güney Amerika'da yolaçtığı telefat, 70 milyondu. Bu rakama, canlı canlı köpeklere parçalattırılan çocuk ve yetişkinler dahildir.

En büyük kâşif, Kristof Kolomb, yerli halktan "boyları posları münasip, iyi hizmetçi olurlar" diye sözeden bir adamdı. Günlüğüne şöyle yazmıştı: "Yerlileri dikkatle inceliyorum ve altınları olup olmadığını anlamaya çalışıyorum... Bu adalar güzel ve verimli, havası da güzel. Henüz bilmediğim şeyler olabilir ama araştırmaya niyetim yok çünkü başka adalar da bulup altın var mı diye bakmak istiyorum."

Baktılar. Varmış.

 
spanishAvrupalı "fatihler"in, güya fetihlerine bir tür hukukî zemin yaratmak üzere yerli halka (genellikle yakılıp yıkılmış köy kalıntılarına ve cesetlere) okuduğu deklarasyonu (requerimiento) merak ederseniz, buraya, hikâyesini öğrenmek için buraya tıklayın. Özeti: Ya dinimizi kabul edip bize boyun eğersiniz ya da sizi tanrı adına perişan ederiz!

Belçikalı gravürcü Theodorus De Bry 1500'lerde, neyin nasıl keşfedildiğini ayrıntılarıyla resmetti, gravürleri belli başlı Avrupa ülkelerinde görüldü, bilindi. Yine de kanlı soyguna "keşifler" dendi. Çünkü seferleri Avrupalı sermayedarlar finanse etmiş, bu sayede serbest piyasa ekonomisinin temelleri atılmıştı.

Böylece İngiltere'de 6-7 yaşındaki çocukların, sokaklarda koşuşturmak yerine sabah karanlığından gece karanlığına fabrikalarda çalışması mümkün hale gelecekti. Köle taşıyanlar, köle isyanından şöyle yakınabilecekti: "Adamları vuramıyorsun da. Her biri 1000 frank değerinde." İleriki bir aşamada, insanlık yok ettiği uygarlığın adına araba modeli yapabilecekti.

 
pontiacAztek
Pontiac'ın Aztec modeli. Neyi hatırlatmak ya da anmak için kondu acaba? Pontiac da beyazlara karşı epey direnmiş bir Kızılderili reisiydi. Bu firmanın kıyımlarla ilgili bir takıntısı olmalı.

İnsan, binyıllara yayılan macerası içinde, hayatın anlamını kendine sık sık sordu. Fakat nedense, içinde yaşadığı düzenleri anlayamadı. Tam bunu yapabileceği sırada da ilerleme diye bir şey icat edildi ve kimsenin vakti kalmadı.

Sömürgeci fatihlerin silahı tüfek, Sanayi Devrimi'ninki buhar makinesiydi. İnsanlık bugüne kadar karanlıkta el yordamıyla dolaşmış, zamanını boşa harcamıştı. Halbuki insanlığın bir kısmı fabrikalarda sakat edilir veya karanlıkta sürünmeye devam ederse öbür kısmı trenle gezebilir ya da buharlı gemilerle savaşabilirdi. Bol bol kömür lâzımdı.

 
koleDamga
Beyaz adama göre kölelerin hepsi birbirine benziyordu. Derilerine kızgın demirle patronun logosunu dağlama yöntemi geliştirildi. Ekonomi yeniliklerle yürür ve insanlık ilerler.

Madem dünyanın öbür ucundaki silahsızları silah zoruyla madenlere sokmak mümkün olmuştu, parası ve silahı olanlar bunu kendi ülkelerinde de yapabilirlerdi. Parası ve silahı olmayanlar çoktu.

 

İnsanlık ilerleme için aklını kullandı. Önce, beş yaşını geçmiş her yoksul çocuğu yeraltına gönderebileceğini akıl etti. Veletler hem daracık tünellerde kolaylıkla gidip gelebilirler hem de büyüklere göre çok daha düşük ücretle çalıştırılabilirlerdi.

okRed
 
hine_kids

Akıl yoksulları çoluk çocuk madenlere gönderdi, din de karanlıkta can verenlerin arkasından ilâhiler söyleyerek kalanları teselli etmeye koyuldu.

Böylece ertesi gün yine madene inebileceklerdi. İndiler.

Bir tarafından insan atılıp öbür tarafından kömür çıkarılan madencilik faaliyeti işte böyle sanayi haline geldi.

 

Frankie Lane'den dinliyoruz: Sixteen Tons

FrankieLane
okRed


Ek bilgiler, açıklamalar
kolfit

 

"Fitness sanayii"nin ABD'de ulaştığı hacim, 17 ile 24 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Fitness işlerinde 500 binden fazla insan çalışıyor. Rejim ve kilo ver(dir)me "sanayii" daha büyük: hacmi 40 milyar dolar civarında. Dünyadaki en yoksul yaklaşık 630 milyon insanın kişi başına yıllık geliri bir iPhone almaya yetmiyor.

amrita

Amrita Sher-Gill 20. yüzyılın en büyük Hintli ressamları arasındadır. 1913-1941 yılları arasında yaşadı. Piyano ve keman çalardı.

orangutanAvrupalı'ya göre Afrikalı'nın yüz şekli, orangutanınkiyle neredeyse aynıydı. Avrupalı insan, ötekiler de ilkel bazı yaratıklardı.

blueboy
kingman
 

Filmde iki resminden ayrıntılara yer verebildiğim Ekvadorlu ressam Eduardo Kingman'ın eserlerinden (biri solda) örnekleri internette bulabilirsiniz. Aynı sahnede biraraya gelen iki mağrur şahıstan biri, "Mavi Çocuk". Ressamı, Thomas Gainsborough. Öbürü, William Hoare'ın elinden çıkma William Pitt the Elder.

Diego Rivera, 25 metrekarelik dev bir freskoda, "Cortez'in Veracruz'a Gelişi"ni öyle bir resmetmiş ki, resim "Keşifler Çağı"nın en mükemmel tasviri olmuş. Bu yüzden filmde bu resmin üzerinde dolaşıyoruz. Aşağıdaki ayrıntı bu resimden. Avrupalı "fatih"lerin Güney Amerika'da gösterdikleri vahşet, "kötülüğün" ruhsal kaynaklarını araştıran pek çok bilim insanının üzerine en çok eğildiği "malzeme"ler arasındadır. diegorivera

Batı edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından William Shakespeare (1564-1616), 38 oyun, 154 sone ve iki uzun manzum anlatıyı toplam 24 bin kelime kullanarak yazmıştı. Avrupalıların yok ettiği Aztekler'in dili Nahuatl, 27 bin kelime içeriyordu. Shakespeare'in doğumundan yaklaşık 45 yıl önce İspanyollar Meksika'ya girdi ve bugün dünyada Aztek dilini biraz olsun bilen sadece bir milyon kişi var. Yalnız bu dille anlaşanların sayısıysa 100 bin. Nahuatl, hayli nüanslı bir dildi. Hitap edileni de kapsayan "biz" ile, muhatabı kapsamayan "biz" için ayrı kavramları vardı meselâ. Kakao, çukulata, domates (tomato) gibi pek çok kelime bu dilden gelmedir.

aztek

Günümüzde bilim insanları, yılı 365.2422 gün olarak hesaplıyorlar. Gregoryen takvimine göre bu rakam 365.2425. Avrupalılar yakıp yıkmadan önce Meksikalılar aynı hesabı 365.2420 gün olarak yapmışlardı. Bu kadar küçük fark için insanları yok etmeye değmezmiş herhalde... Avrupalıların yok ettiği "ilkel yerliler"in uygarlığı üzerine kabaca fikir sahibi olmak isterseniz buraya tıklayın.

balboaVasco Nunez de Balboa,
Pasifik Okyanusu'nun doğu kıyısını gören ilk Avrupalı'ydı. Büyük zalimdi. İnsanları köpeklere parçalattırma gibi yöntemlerle fetihler yapmış, bugünkü Panama ve çevresinde hüküm sürmüştü. Adı bile unutulması gereken bir kişiyken, halen Panama'da adına parklar, caddeler, anıtlar var. Daha fenası, Panama'nın resmî para birimi (Balboa) onun adını taşıyor, madeni paraların bir yüzünde de resmi var. San Francisco'da, bir parkla caddeye adı verilmiş. Yine California'da, San Diego'da da büyük bir Balboa parkı var. Birçok anıtla onurlandırıldığı İspanya'da, Madrid'de bir cadde ile metro istasyonunun adı Balboa. Filmde yeralan Kolomb anıtı da, İspanya'da değil Guatemala'da bulunuyor. Heykeltraşı, Tomás Mur.

 

isyankole

Götürülürken açık denizde isyan etmiş kölelere ateş açılmasını, kölelerin denize atlayışını gösteren bu resim, ilk olarak, sömürgeleştirme üzerine bir kitapta yeralmış. Köleliğe karşı mücadelenin öndegelen isimlerinden Carl B. Wadstrom'un 1794-95'te basılan kitabının orijinal adı, "An Essay on Colonization, particularly applied to the Western Coast of Africa". Yani güncel fotoğraf niyetine kullanılmış bir "görsel malzeme".

lwhineFilmdeki çocuk madenci fotoğrafları Lewis Wickes Hine'ın (1874-1940). Ömrünü sosyal adalet için çalışarak geçirmiş bu olağanüstü fotoğrafçıyı bugün pek az insan tanır. Tıpkı 66 yaşında bir hastanede hayata gözlerini kapatmadan önceki yıllarda olduğu gibi. ABD'de çocukların çalıştırılmasına son verilsin diye uğraşan Ulusal Çocuk Emeği Komitesi (NCLC) için çektiği çocuk işçi fotoğrafları muhteşemdir. Sanayide çalışan yetişkinleri, Empire State Building gökdeleni inşaatı işçilerini de görüntülemiş, her karesiyle "bu işte bir yanlışlık var" dedirtmiş bir insandır. Herhalde bu yüzden, öldüğünde oğlunun fotoğraflarını sunduğu New York Modern Sanatlar Müzesi, bu hazineyi reddetmiştir. (Belki de müze yöneticileri piyasaları huzursuz etmek istememiştir.) Fotoğraflar Rochester'daki George Eastman House'a (Kodak'ın kurucusunun adını taşıyan müze) verilmiştir. Lütfen aşağıdaki linklere tıklayın ve hasıraltı edilmiş bu muazzam ve onurlu çabanın ürünlerini görün:
George Eastman House: Empire State BuildingLet Children Be ChildrenEllis IslandSelected Lewis W. Hine | Library of Congress | The University of Maryland, Baltimore County | Shorpy.com |
Mornings on Maple Street (Lewis Hine Project)

 

zappa frankielane16 Ton (16 Tons)
Filme adını veren parçayı ilk olarak en başta, Frank Zappa yorumuyla dinliyoruz. Gerçi bu yorumla ilgili şüpheler yok değil. Zappa'nın, Paul Buff ve Ronnie Williams'la çıkardığı 45'liğin sadece öbür yüzünde ("Breaktime") çaldığı ileri sürülüyor. "Keşifler Çağı"nda, arkada çalan versiyon ise, Meksika'dan Los Autenticos'a ait; bu durumda adı da "16 Toneladas" oluyor. 16 Tons'u ilk bölümün sonunda Frankie Lane'den dinliyoruz; onu biraz da izliyoruz.

 

bolum1Bas

Film metni

John Davies, Britanya'da, Rhondda Vadisi'ndeki madene ilk defa indiğinde 12 yaşındaydı. Bu fotoğrafını çektiler. Davies'in dünyaya gözlerini açtığı yıl, 1897'de, Okyanus'un öbür yakasında madenciler ayaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri'nde 72 milletten göçmen, yerin yedi kat altında boğaz tokluğuna ter döküp can vermekten bıkmıştı.

okRed
 
sefertasli"72 millet" terimi herhalde başka hiçbir yerde ve zamanda 20. yüzyıl dönümü ABD'si için olduğu kadar gerçeği ifade etmemiştir. 1920'de Colorado kömür madenlerinde çalışan 12.799 işçi milliyetlerine göre şöyle dağılıyordu: 3651 Amerikalı, 2325 Meksikalı, 2292 İtalyan, 857 Hırvat, 405 Yunanlı, 369 Sloven, 258 "Zenci", 245 Bulgar, 223 İngiliz, 221 Avusturyalı, 210 İskoç, 192 Galli, 176 Polonyalı, 153 Alman, 148 Fransız, 122 İspanyol, 116 Rus, 104 İrlandalı, 93 Macar, 72 Sırp, 63 Bohemyalı, 63 İsveçli, 54 Finlandiyalı, 38 Rumen, 18 Japon, 18 Karadağlı, 16 Belçikalı. Birbirlerinin dilini anlamasalar da bu işçilerin anladığı ortak bir dilin varolduğu su götürmez. Birleşik Maden İşçileri Sendikası bu sayede 140 bin üyeye sahip olabilmiş, 1902'de başlattığı grevi ABD Başkanı Theodore Roosevelt'in müdahalesine kadar dokuz ay sürdürebilmişti.

Pennsylvania’daki grevci işçiler, 1897 Eylül’ünde sendika hakkı için Lattimer ocağına yürüyüşe geçtiler. Şerif, silahlı adamlarıyla karşılarına dikildi, ellerindeki Amerikan bayrağını çekip aldı ve “Dağılın!” dedi. Dağılmaya çalıştılar, ama arkalarından ateş açıldı, Polonyalı, Slovak ve Litvanyalı işçilerden 25'i öldü. O zamanın işçileri serbest piyasa ekonomisini iyi kavrayamamış olmalıydılar ki, İngiliz, İskoç, Galli bakmadan biraraya geliyor, topluca ölüyorlardı. Hırvat, Bohemyalı ve İtalyan işçiler de arkadaşları öldürülünce tıpış tıpış işe dönmüyorlardı.

Şerif, kalan sağlarla başa çıkamayacağını düşünüp Ulusal Muhafızları çağırdı. Onlar da tüfekleri ve toplarıyla geldiler. Toplar işe yaramadı. İşçiler maden maden dolaşıp sendikayı ve grevi yaymaya devam ettiler.

Ellerindeki tüfekler sizi yanıltmasın, esas olarak, avlanıp karınlarını doyurmak için taşıyorlardı bunları. Yine de, madenden madene sıçrayan sendika, ortalıkta dolaşan silahlı işçiler... piyasalar fena halde huzursuzdu.

silahlilar

Virden, 1900'lere girerken yörede ufacık bir madenci kasabasıydı. 20 yıl sonraki hali de buydu. Chicago Virden Kömür Şirketi’nin patronları, grevci işçilere karşı, madenin etrafına yüksek bir ahşap duvar çektirmiş, arkasına silahlı muhafızlar koymuş, bekliyorlardı. Madene sendika girememiş, ama iş de durmuştu. Patronlar güneyden, Alabama’dan 200 kadar siyah işçi toplayıp, aileleriyle birlikte trene bindirdiler, yola çıkardılar. Virden’da işçiler bunu haber almış, tren yoluna barikat kurmuş bekliyorlardı. Tren Illinois’ye yaklaştığında, bütün bunlardan hiç haberi olmayan siyahlar, trene silahlı beyaz adamların bindiğini gördüler. Siyahların bulunduğu vagonun pencerelerindeki perdeler indirildi, vagonun kapıları kilitlendi. Tren Virden’a girerken, demiryolu civarında bekleşen işçilerin üzerine trenden ve madenden ateş açıldı. Sekiz işçi öldü, kırkı yaralandı.

okRed
 

Ateş edenler ustaydı. Maden şirketi, eski polisleri ve özel detektifleri getirmiş, onları Winchester tüfeklerle donatmıştı. İşçiler de hazırlıksız değildi, onlar da karşılık verdi. İşverenin silahlı kuvvetlerinden dört kişi öldü, beşi yaralandı. Tren, siyah işçileri getirdiği gibi geri götürdü. Onlardan sadece biri yaralanmıştı. İşçiler sekiz ölü vermiş ama şirketi alt etmişlerdi. Bir ay sonra patronlar, hem ücret artışını hem de sekiz saatlik işgününü kabul ederken, grevi kırmak için Ulusal Muhafızları çağırmaya yanaşmayan valiye küfrediyorlardı.

okRed
 

E, tabiî, serbest piyasanın işleyişi bozulmuştu. Şöyle olmalıydı: Sen birilerinin sırtından kazanırsın, onlar itiraz ederse vali muhafızları çağırır.

Virden’lılar da aradan yüz kusur yıl geçtikten sonra kasabalarına 1898’de yaşananları hikâye eden bir anıt yaptırdılar. İzlediğiniz, 2006’da açılan bu anıtın görüntüleri.

Türkiye’nin ne kadar çok yerini böyle anıtlarla bezeyebiliriz... Hem bronz sektörü canlanır, piyasaya katkı olur.

 
winch73İmalatçı firmanın en büyük hissedarı Oliver Winchester'ın adını taşıyan tüfek, özellikle 1873 modeliyle tarihe geçti. Amerikalılar bu tüfeğe "Batı'yı Kazandıran Tüfek" payesi verdiler. Winchester'ın öncüsü Henry de Kuzeylilere İçsavaş'ı kazandırmada rol oynamıştı. Winchester'ın Kızılderililere karşı kullanıldığı pek çok film izledik. Ama işçilere karşı kullanılışını sinemada işlemek muhtemelen uygunsuz bulunmuştur. Anthony Mann'in 1950'de çektiği "Winchester '73" filminde başrolu James Stewart oynadı. "Kadın unsuru" olarak Shelley Winters vardı. Rock Hudson ile Tony Curtis de tıfıl oyuncular olarak bu western filminde yeraldılar.

Virden'da ölen işçiler için sendika, az ötedeki Zeytin Dağı’nda arazi alıp bir anıt-mezar yaptırdı. Amerikan işçi hareketinin efsanevi şahsiyeti Mother Jones, yani “Jones Ana”, “Beni bu cesur oğlanların yanına gömün” diye vasiyet etti, onu da Zeytin Dağı’na gömdüler.

okRed
 
mojoBugün ABD'de Mother Jones'un adını taşıyan bir yayın organı var; kısaca: MoJo. "Akıllı ve korkusuz gazetecilik" yapmayı amaçlıyor, kendini "okur destekli" diye tanımlıyor, kâr amacı gütmüyor. 230 bin dolayında satışıyla ABD'nin en yaygın demokrat dergisine buradan ulaşabilir, hakkında buradan bilgi alabilirsiniz.

Virden katliamıyla ilgili New York Times kupürünü ararken, önce gazetenin ana sayfasına giriyor ve haliyle, güncel haberlerle karşılaşıyorsunuz. Ve bu işi tesadüfen 6 Nisan 2010 günü yaptıysanız, karşınıza West Virginia’da 29 işçinin öldüğü maden kazasıyla ilgili haber çıkıyor.

okRed
 

İnsanlık durmaksızın ilerlediğinden, 21. yüzyılda madencilerle ilgili haberler artık katliamlar değil kazalar hakkındadır.

 

Jonny Cash'ten dinliyoruz: Sixteen Tons

johnnyCash
okRed

Ek bilgiler, açıklamalar
rhondda

Rhondda Vadisi, Galler'in güneyinde. Artık madenciliğin gözde mekânlarından değil. Fred Stapleton'ın resmi bize bir başka yüzünü gösteriyor, ama vadi bir zamanlar hem maden kazaları hem de militan işçi mücadeleleriyle ünlüydü. 1856'da 112, 1867'de 178, 1880'de 101, 1905'de 120 madenci kazalarda can vermişti. Bu yörenin işçileri, Britanya'da sosyalist ve komünist derneklerin, partilerin kurulmasında önemli roller oynadılar. İspanya İçsavaşı'nda faşistlere karşı Uluslararası Tugaylar'da savaşmaya gidenlerin arasında pek çok Rhonddalı vardı.

luzernLattimer'den az ötedeki Hazleton, ufak bir maden kasabası. 2000'lerdeki nüfusu 80 bin kadar. Filmde, değişik ülkelerden madencilerin yeraldığı bir fotoğraf var. 1900'lerin başında burada çekilmiş. 1870-1915 arasında Avrupa'dan ABD'ye 15 milyon insan göçtü. Yüz bini, Hazleton'un da bulunduğu Luzerne County'nin maden ocaklarına tıkıldılar. Para biriktirip, toprak almayı, aileden bildikleri işi, tarım yapmayı hayal ediyorlardı. Pek azı bunu başarabildi.
connerymolly
Pennsylvania'nın maden havzaları, 1800'lerin sonlarında patronlarla işçiler arasında yoğun mücadelelere sahne olmuştu. İddiaya göre, İrlandalıların gizli örgütü Molly Maguires, bölgedeki İrlandalı topluluğunu ve madencileri ezdirmemek için yeraltı faaliyeti yürütüyor, silahlı eylemler yapıyordu. İşçilere zulmeden formenlerin evlerinin basılması ya da düpedüz sokak ortasında vurulması gibi. Bu militan örgüte karşı patronlar da özel detektiflik şirketlerinden profesyonel katiller getirtip işçilerin üzerine salıyorlardı. Karşı iddia, işçilerin hak mücadelesini bastırmak ve zulmü sürdürmek için patronların bu örgütün faaliyetlerini bahane ettiğidir. Martin Ritt'in 1970 tarihli Molly Maguires filminde Sean Connery bir örgüt liderini, Richard Harris de örgüte sızan detektifi canlandırır.
 
fraley

Virden'dan sözederken, arkada J. P. Fraley'in "One Morning in May" parçasını dinliyoruz. Kentucky'li kemancı-besteci Fraley, hayatının önemli bölümünü madencilik araç-gereci satarak geçirdi. Özgün tonu ve çalışıyla ün kazandı. En meşhur parçası, 1970'lerde yaptığı "Wild Rose of the Mountain". Katliam anıtı bahsineyse Californialı grup Nico Vega'nın "Coal Miner's Song"u eşlik ediyor. Davullu, gitarlı, sert, fakat basçısız bir üçlü. Şarkıcı Aja Volkman'in tarzını Janis Joplin'e benzetiyorlar.

virden19201920'ye ait Virden fotoğraflarını Tattered and Lost sitesiyle yazışarak temin ettim. Eski fotoğrafa merakınız varsa bu zevkli sitede epey vakit geçirebilirsiniz.
Virden katliamından sonraki günler de işçiler için o kadar kolay geçmemiş. Ölen arkadaşlarını gömdükleri şehir mezarlığının arazisi meğer özel mülkmüş ve sahibi grevci işçileri orada istememiş. Oradaki kilise de yan çizmiş. Sendika tutup bir dönüm toprak almış ve işçilerin naaşlarını oraya aktarmış. Sonra biraz daha arazi alıp 1936’da bir de anıtmezar yapmış. Bu anıtmezarı filmde şöyle bir görüyoruz. Uzun uzun izlediğimiz anıt bu değil. Onun hikâyesi 2000'lerde geçiyor.

 

oliveMt
craig
 

Virden Anıtı'ndan, Craig Newsom'un harika fotoğrafları sayesinde haberdar oldum. Katliamdan 100 sene sonra, Virden'ın kuruluşunun 150. yılını vesile eden kasabalıların bronz ustası heykelci David Seagraves'i tutup böyle bir anıt yaptırmış olmaları elbette çok ilgi çekiciydi. Bu vesileyle Craig ile yazışıp tanıştım, fotoğrafları gönderdi. Sonra Zeytin Dağı'ndaki (Mount Olive) Mother Jones'un kabrinin fotoğraflarını da istedim, onları da gönderdi. İnternet dayanışmasının pek güzel bir örneğini yaşadık. Craig, Illinois'de, Springfield'de Blackburn College'da öğretim üyesi ve sanatçı. Fotoğraf, heykel ve desenlerini görmek için tıklayın.

motherJonesMother Jones
(Marry Harris Jones, 1837-1930), öğretmen ve terziydi. Kocasıyla dört çocuğunu kaybettikten sonra kendini işçi hareketine adadı. Birçok grev örgütlenmesine katıldı. Kasaba kasaba dolaşıp işçileri sendikaya çağırdı. Dünya Sanayi İşçileri Sendikası'nın kurucularından. 80 yaşında miting kürsülerine çıkıp, "Ben hümanist değilim, baş belasının tekiyim!" diye haykıran (İrlandalı'ydı) bir kadındı. İşçilere ve ailelerine şöyle sesleniyordu: "Hiç oy hakkım olmadı, ama gördüğünüz gibi, ortalığı birbirine katabiliyorum. İnancınız olsun, sesiniz çıksın, yeter!" Sendikanın henüz başarılı olamadığı yerleri sayıp, "Oraların da örgütlendiğini göreyim, sonra tanrıya dönüp canımı almasını isteyeceğim," diyordu.
nyt

New York Times’ın haberinde (13 Ekim 1898) dikkat çekici olan, gazetenin, işçilerin ateşine trenden siyahların karşılık verdiğini, birçok siyahın yaralandığını yazması. Oysa haberde, trende bulunan silahlı muhafızlardan da bolca sözediliyor. Bunların bir kısmı işçilerin intikam alacağından korkup kaçmış, o da yazılmış. Haber, gönlü işverenden yana kayarken gerçeğe ihanet etmeme kaygısı taşıyan tipik ana akım gazetecilik örneği. Yani epey kaygan. Yoksa, "en azından böyle bir kaygı var" mı demeliyiz? Batı'daki gazeteciliği Türkiye'dekinden ayıran, kolladığı çıkarların farklılığı değil, mesleğin meşruiyetini koruma kaygısıdır.

bolum1Bas

Film metni

1910'larda, ABD’nin bereketli maden bölgesi Colorado, 28 yılda 1700 ölüyle kazalarda başa oynuyordu, ama henüz listebaşı olamamıştı. Demir ve Kömür Polisi, 25 ayrı milletten işçiye göz açtırmamaya çalışıyordu.

Vardiyalar oluşturulurken, birbirlerinin dilini anlayamayanlar biraraya konuyor, fakat lojmanlarda işçiler kökenlerine göre ayrıştırılıyordu. Şirketler, devlete ödedikleri bir dolar karşılığında, serbest piyasanın silahlı muhafızlarına yeni eleman katabiliyorlardı.

İşçiler şirket lojmanlarında oturmak zorundaydılar. Kira, ücretlerinden kesiliyordu. Şirket mağazasından alışveriş etmek zorundaydılar. Aldıkları borca yazılıyor, ücretten kesiliyordu. Pratikte şirket hiçbir zaman işçilerin eline para vermemiş oluyordu. Zaten sahici para yerine sadece şirket mağazasında geçen markalar dağıtılıyordu.

 
rockefeller1John D. Rockefeller.
O kadar çok işkolunda o kadar çok şirketin sahibiydi ki, işçilerin boyuna onunla karşı karşıya gelmemesi imkânsızdı. Bir defasında, "Paramı bana tanrı verdi," demişti. Başkalarının sırtından zengin olmuş insanların tanrıyla ilişkisi hep ilginç bir konu olmuştur. Tanrı nedense onlara bu hakkı vermiştir. Tek dediği, "arada yoksullara azıcık koklatın" cinsi bir tavsiyeden ibarettir. Böyle midir?

Meşhur Rockefeller’in Colorado Fuel & Iron Company’sinin bölgedeki yöneticisi Lament Bowers, “Sendika örgütçüleri hapishaneye, reformdan yana çıkan sanayiciler de tımarhaneye atılırsa sorun kalmaz” diyen bir değerli şahsiyetti.

Bunlara rağmen sendika bölgeye, işçiler sendikaya girdi, greve başladı. Rockefeller’ın şirketi, işçileri lojmanlardan attı. Onlar da sendikanın getirdiği çadırlarla kamplar kurdular, greve başladılar.

Taleplerine bakarak işçilerin halini anlayabiliriz. Madencilere çıkardıkları kömür miktarına göre para ödeniyordu. Kömüre ulaşabilmek için yaptıkları işler karşılıksızdı; kendi güvenliklerine harcadıkları vakit, kazanacakları parayı azaltıyordu. Sendika hem buna karşıydı hem de işçilerin sekiz saatten fazla çalıştırılmamasını istiyordu. Madenciler, “çıkardığımız kömürü tartacak adamı biz seçelim” diyorlardı, çünkü şirket hileli tartıyla da ücretlerinden çalıyordu. İşçiler, kalacakları yeri ve doktorlarını seçebilmek, şirket mağazasına mahkûm olmamak da istiyorlardı.

Patronlar, izlediğimiz manzaranın serbest piyasa dünyasına yakışmadığını düşündüler, işçileri işe döndürmek için teşvik yöntemleri geliştirdiler. Kamplar gece dev projektörlerle taranıyor, arasıra çadırlara ateş ediliyordu.

 

Artık 20. yüzyıldaydık ve uzmanlık çağına girilmişti. Sendikacı ve işçi avlama, grev kırma alanlarında engin deneyime sahip Baldwin-Felts şirketinden detektifler getirildi.

okRed
 

İnsanlık tekerleği icat etmiş, Maden Devri’ni çoktan geride bırakmıştı. Serbest piyasanın hizmetindeki detektifler, makineli tüfek yuvaları olan, zırhla kaplı özel bir araba tasarlayıp yaptırdılar. Adını “Death Special” koydular. “Ölümün Kralı” diye mi çevirsek ne desek... “Yolların Fatihi” gibi bir ad koyacak halleri yoktu elbette. Bu arabanın reklamı nasıl olurdu acaba?

Korku salarak piyasa ekonomisini sürdürmenin mümkün olamayacağı anlaşıldığında, vali ulusal muhafızları çağırdı. Başlarındaki General Chase, önceden grev kırma tecrübesi olan bir şahsiyetti. Sıkıyönetim ilân etti, işçileri topluca tutuklamaya, içeri attıklarına işkence yapmaya, gösteri yapan kadınların üstüne süvarileri sürmeye başladı, Mother Jones’u tutukladı.

 
chaseGrevi bastırmak, işçileri sindirmek üzere milislerin başında yöreye gönderilen ve terör estiren General Chase, Ludlow Katliamı'ndan sonra valinin kurduğu araştırma komisyonuna da başkanlık etmişti. Serbest piyasa düzeni insanlığa hukuk kavramını kazandırmıştır. Devlet ve patronlar adına suç işleyenler kendi suçunu araştırır, "kabahat onlardaydı" der. Hukuk elbette üniformalı subayla eli silahlı işçileri bir tutmayacaktır.

Ulusal muhafızlar Forbes çadırkentini basıp dağıttılar. İşçi aileleri direnemedi. Bugün ‘dünyanın en zenginleri” listeleri falan yapıp yayımlayan iş âlemi dergisinin adı muhtemelen buradan gelmiyordur.

Woody Guthrie’ye dinlediğiniz parçayı yaptıran olay 20 Nisan 1914’te yaşandı. Az önce görüntülerini izlediğiniz çoğu Yunanlı 1200 madencinin aileleriyle birlikte kaldığı, 200 çadırlık Ludlow kampı makineli tüfeklerle tarandı, yetmedi, çadırlar ateşe verildi. Dışarıdan ateş açıldığında kadınlarla çocuklar saklansın diye çadırların altına kazılan çukurlardan birinde iki kadın ve 11 çocuk, üstlerindeki çadır yakıldığı için boğularak can verdi. 20 işçi öldü. Ulusal Muhafız komutanlarından Karl Linderfeldt, Yunanlı işçi lideri Louis Tikas’la iki madenciyi, gözaltına alıp, muhtemelen şu gördüğünüz ambarda yere yıktı ve sırtlarından vurup öldürdü.

 
10günsavas"10 Gün Savaşı", serbest piyasaya epey korku yaşattı. İşçiler askerî eğitim kampları kurmuş, silahlanmış, gözü kara bir savaşa girişmişti. Sahiden, zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanların savaşıydı. Ludlow Katliamı, 10 Gün Savaşı ve Güney Colorado'da o yıllarda başka olup bitenler için değerli bir (İngilizce) kaynak için tıklayın.

Tikas ve öldürülen öteki işçilerin cenazeleri, katliamdan kaçabilenlerin sığındığı Trinidad kasabasında defnedildi. İşçiler, yılmak şöyle dursun, silahlarını alıp harekete geçtiler. 10 gün boyunca madenleri tahrip ettiler, milislerle savaştılar. Çatışmaları Amerikan ordusu gelip durdurdu. Grev yedi ay daha sürdü.

okRed
 

Ludlow katliamı ülke çapında infial yarattı. Gazeteler günlerce haberi işledi. The Wall Street Journal bile işçi katliamına itiraz etti. Büyük patron John D. Rockefeller herkesin nefret ettiği bir adam haline geldi.

Ludlow katliamından geriye, birincisi, bu anıt kaldı. Internette, anıtın fotoğrafını bulduğum yerde, fotoğrafı çeken, yanına şöyle bir not düşmüştü: “Tarih kitaplarımızda yeralmayan bir olayla ilgili...”

Ludlow’dan iki-üç kilometrede bu taş var. O da tarih kitaplarında yeralmayan bir olayla ilgili. Hastings madeninde 1917 Nisan’ında meydana gelen patlamanın 121 kurbanı unutulmasın diye dikmişler.

 

The Nighthawks'tan dinliyoruz: Sixteen Tons

nighthawks
okRed

Ek bilgiler, açıklamalar
nimrodWorkmanBu bölümde olağanüstü bir "madenci blues'u"nu, ne yazık ki daha çok arka planda dinliyoruz: Nimrod Workman söylüyor: "The Coal Black Mining Blues". Workman, muhteşem bir adam. Ona Çerokee ulusundan bir Kızılderili olan dedesinin adını koymuşlar. 14 yaşında madene girdi, 42 yıl çalıştı. Sıkı militandı, West Virginia'da Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası'nı örgütleyenlerden biriydi. Madenci hastalığı ve disk kayması yüzünden emekli oldu. 1952 yılında, bir gün madende yere yığılmış, arkadaşları onu eve taşımış, bu son iş günü olmuştu. Fakat 1971'e kadar herhangi bir tazminat alamadı. Bu şartlarda 11 çocuk büyütmüştü (iki çocuğu erken yaşlarda ölmüştü). Sağlık sorunlarıyla boğuşarak da olsa 99 yaşına kadar yaşadı ve bu arada folk şarkıcısı olarak âdetâ ikinci bir hayat sürdü. Kızı Phyllis Workman Boyens de şarkıcı. Muhalif-protest müziğin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden Pete Seeger'in kardeşi Mike Seeger, 1982'de Nimrod Workman'in evine gitti ve şarkılarını herhangi bir enstrüman eşliği olmaksızın kaydetti. Ortaya çıkan albümün adı şuydu: "Her Şeyin Harika Olduğu Bir Yere Gitmek İstiyorum".
guthrie

Ve efsanevî Woody Guthrie! Bu bölümde onun Ludlow Katliamı için yaptığı parça da yeralıyor. Guthrie, muhalif-protest müziğin 20. yüzyıldaki "baba"larından biri. Onun için "üstadımızdır" diyen çok müzisyen vardır. Pete Seeger'le birlikte çaldı. Sahnede kullandığı gitarının üzerinde, "Bu makine faşistleri öldürür" yazılıydı.

coalironpolice

1884 ile 1912 arasındaki 28 yılda ABD'de 42 bin 898 madenci kazalarda öldü. 1708 işçinin öldüğü Colorado'da, Huerfano County'de, şerif Jefferson Farr'ın seçtiği jüriler, 95 kazanın sadece birinde maden sahibini kusurlu bulmuştu. Maden patronlarının seçtiği şerif ve onun seçtiği jüriler ya da yine patronların parasıyla topladığı silahlı adamlara serbest piyasa teorilerinde rastlanmaz. 1800'lerin sonu, 1900'lerin başı Amerika'sında hemen her yerde rastlanıyordu.

baldwinFeltsTürkiye'de 2000'lerde kırklı yaşlarına ulaşmış kuşaklar ve daha eskilerin siyasetçilerden en çok duyduğu laflardan biri "teşebbüs hürriyeti"dir. Bu laf, "serbest piyasa"nın, eski tabirle "mütemmim cüz"ü, tamamlayıcı parçası. William Gibboney Baldwin (sağda) ile Thomas Lafayette Felts de girişim özgürlüğünü iyi kavramış işadamları. 1890'larda, örgütlenip hak arayan işçilere karşı patronların savunulması sektöründeki açığı fark ettiler, Baldwin&Felts detektiflik şirketini kurdular. Çalıştırdıkları profesyonel katiller eliyle işçiler üzerinde terör estirdiler. Nerede itiraz, isyan, grev, direniş, varsa, Baldwin&Felts detektifleri oradaydı. Ludlow Katliamı'nda da "görev" aldılar. Baldwin 1936'da, Felts bir yıl sonra öldüğünde, şirket kapandı. Şirketle iş tutmuş sanayicilere zarar vermemek için olsa gerek, bütün evrakı yakıldı.

T. L. Felts'in iki kardeşi, Albert ile Lee, 1920 Mayıs'ında, grevci işçileri şirket lojmanlarından atmak için gittikleri Matewan'da, madencilerden yana çıkan şerif Sid Hatfield tarafından vurulup öldürüldüler; bir nevi "su testisi..." olayı. İkisiyle birlikte beş profesyonel katil daha, çıkan çatışmada öldü. Bir işçiyle çatışmayı izleyenler arasından bir genç de hayatını kaybetti. Olay tarihe "Matewan Katliamı" ya da "Matewan Çatışması" olarak geçti.

sidHatfieldMatewan'da Baldwin&Felts detektiflerini vurduktan sonra ülke çapında işçilerin gözünde kahraman haline gelen şerif Sid Hatfield'i şirket 15 ay sonra adliye binası merdivenlerinde öldürüp intikamını aldı. Fakat bu da işçilerin muazzam tepkisine yolaçtı. İşçiler silahlanıp üç gün boyunca milislerle çatıştılar, ardından yakındaki Logan County'ye doğru yürüyüşe geçtiler. Doktorlar, hemşireler de aralarına katıldı. Madenlere gidip oralardaki işçileri de aralarına katıyorlardı.

 

Sid Hatfield için çook yıllar sonra "cathead77"nin (Alan) yaptığı şu güzel parçayı dinleyin lütfen (eski fotoğraflar eşliğinde).

donChafinLogan County'de patronların adamı olan şerif Don Chafin milisler örgütlemişti. Kırmızı bandanalı işçilere karşı bunlar da beyaz bandanalar takıyorlardı. Milisler Blair Dağı'nı tuttular ve işçiler burayı geçemedi. Sonunda sıkıyönetim ilan edildi, federal ordu geldi, işçiler silahlarını teslim ettiler. "Blair Dağı Savaşı"ndan sonra yörede sendikal örgütlenme geriledi. Şerif Don Chafin, üç yıl sonra kaçak viski imalatından hapse girdi. Çıktıktan sonra da West Virginia'da Demokrat Parti'nin öndegelen bir siyasetçisi oldu. Haliyle, maden patronları lobisinin adamıydı.

matewanAfisYönetmen John Sayles, 1987'de "Matewan" filmini çekti. Filmde Matewan'a gelen sendika örgütçüsü Joe Kennehan, bir siyah işçiyi aralarına almak istemeyen beyaz işçilere şöyle seslenir: "O düşman değil, o bir işçi! Dünyada iki taraf var: çalışanlar ve çalışmayanlar. Siz çalışıyorsunuz, onlar çalışmıyor. Düşman hakkında bütün bilmeniz gereken budur!"
tikasZorbalık genellikle kazanır, ama bazı olaylar, bazı insanlar unutulmaz. Yunan kökenli Amerikalı işçi lideri Luis Tikas, vicdanı iptal eden serbest piyasa nedeniyle adı ortalıkta dolaşmasa da, gönüllerde yaşayanlardan. (Katilinin adı da onunla birlikte yaşıyor; katil olarak.) Tikas için 1915'te yazılmış bir methiyeyi buradan, "Sen Amerikalı veya Yunanlı olmaktan öte bir şeysin, insanlık şövalyesisin" diye övüldüğü bir şarkı sözünü şuradan okuyabilirsiniz. Frank Menning'in Tikas için yaptığı ve 2002 Woody Guthrie Şarkı Yarışması'na katıldığı parçayı şuradan dinleyebilirsiniz.

 

nighthawks70s NHLogo

1970'lerde kurulan The Nighthawks, önceleri tipik rock'n roll grubuydu. Zamanla, Muddy Waters başta, blues ustalarıyla çala çala, blues grubu sayıldılar. Kırk yıldır faaliyetteler. İsterseniz bir bakın./





bolum1Bas
 

Film metni

Bütün kurbanlar unutuldu. Rockefeller yırttı. Halkla ilişkiler çağı, taş devrinden çok ileri bir aşamayı ifade eder.

 

Ivy Edbetter Lee, halkla ilişkilerin kurucu babalarındandı. Şirketlerin basın ve kamuoyunu bizzat bilgilendirmesi gerektiğine dair özgün fikirler geliştirmiş, kendi firmasını kurmuştu. 1906’daki büyük antrasit madenleri grevinde, şirket patronları ondan medet ummuştu. Pennsylvania Demiryolları için yürüttüğü halkla ilişkiler faaliyeti göz kamaştırmıştı. Rockefeller, Ludlow katliamından sonra onu çağırıp, “imajım bozuldu, düzelt” dedi.

okRed
 

Lee, ardarda bültenler yayımlayıp basın ve kanaat önderlerini “bilgilendirmeye” girişti. Bültenlere uygun gördüğü isim, “Colorado’da sanayi hürriyeti mücadelesi”ydi. Bültenler Philadelphia’da hazırlanıp basılıyor, Colorado’ya, Denver’a aktarılıyor, oradan postalanıyordu ki, bölgenin bütün maden patronlarının ortak sesi gibi algılansın. Bunun gibi, Ludlow'da olup bitenler hakkında içerdikleri de, daha sonra soruşturma konusu olacak kadar yalandı.

okRed
 
sinclairRYazar Upton Sinclair, Ludlow Katliamı üstüne protesto eylemi örgütledi, koluna siyah bant takıp Rockefeller binası önüne gitti. Tutuklandı.

Lee, Rockefeller’ı bölgeye götürüp madenci kılıkları giydirdi; büyük patron madencilerle birlikte yemek yedi, ocaklara indi, eşleriyle dans etti, çocuklarını sevdi vesaire. Lee, bültenlerinde, Rockefeller ailesinin nasıl, Coloradoluları sömürmek ve kısa yoldan büyük kârlar elde etmek yerine koca bir şirketi yarattığını, eyaleti kalkındırdığını işledi. Sendikasız madenlerde hem üretimin daha verimli hem de ücretlerin daha yüksek olduğunu gösteren rakamlar icat etti. Sendikanın kaynakları tükendiği için greve mecburen son veren işçilere teşekkür afişleri yaptırıp astırdı.

Hep dövmek olmaz, arada öpmek de lâzımdı. Halkla ilişkiler çağındaydık.

Kızılordu Korosu söylüyor: Sixteen Tons

 
redarmyBu bölümde "16 Ton"u Kızılordu Korosu'ndan dinliyoruz. Bernays bölümünde de Stevie Wonder'ın yumuşak, bir tür lobi müziği versiyonu arkada çalıyor.

Ivy Lee, bu çağın ilk büyük eylemcisi, Edward Bernays aynı zamanda teorisyeniydi. Bernays, Sigmund Freud’un yeğeniydi ve anlaşılan, dayısının fikirlerinden epey yararlanmıştı.

okRed
 

İnsanların akıldışı içsel tutkularını tatmin ederek onları mutlu, uysal yaratıklar haline getirmenin mümkün olduğunu görebilmişti. Halkın elinde sahici bir güç vardı. Önemli olan, çoğunluğun elindeki gücü azınlığın isteği doğrultusunda kullanmasını sağlamaktı. İnsanların bir mal satın alırken kalite ve fiyata göre karar verdiği iddia edilirdi ama eğer herkes bu karşılaştırmalarla uğraşsa ekonomi tıkanırdı. Tereddütleri gidermek, karar almayı çabuklaştırmak için, insanları ikna edecek fikirler veya nesnelerle ortaya çıkmak gerekliydi. Esas olan ikna etmekti. Ve bu, akıl mantıkla değil, sembollerle yapılabilirdi.

Bernays, kadınlara “erkeklerle eşit olun, sigara için” diye seslendi. Bu sırada sigara şirketine danışmanlık yaptığı bilinmiyordu. Halkla ilişkiler çağındaydık.

sigaraReklamEdward Bernays'in kampanyasıyla, sigaranın ateşi "özgürlük meşalesi" olarak anılır olmuştu. Bernays, "Propaganda nasıl savaşta kullanılıyorsa, barışta da kullanılır, diye düşündüm," dedi. "Propaganda kelimesini Naziler kirlettiği için de 'halkla ilişkiler' kavramını geliştirdik." Bernays'in, bir grup kadının eline sigaralar vererek yaptırdığı yürüyüş, halkla ilişkiler dünyasında efsaneleşmiş bir eylemdir. 1922'de New York'ta hâlâ bir kadın sokakta sigara içtiği için tutuklanabiliyordu.

Bu yaklaşım, “günümüzün dünyasına hâkim olan, her şeyi tüketmek isteyen bireyi” ortaya çıkardı. BBC, Bernays-Freud ilişkisini ele aldığı belgeselini tanıtırken, Bernays’ın bize aslında ne yaptığını böyle anlatıyordu.

Böylece, kendi kararlarını alan, seçimlerini yapan özgür bireyler yaratmak üzere akıl ve bilime sarılan insanlık, insanları topluca yönlendirmenin ilmini yapar hale gelmişti.

Özgür bireyler vardı; büyük şirketlerin halkla ilişkiler departmanlarında çalışıyorlardı.

Diyelim Rockefeller'in şirketi şu kartpostalı bastırdı. Halkla ilişkiler ve reklam elemanları devreye giriyor, fotoğrafa bacalardan çıkan haşin alev ve dumanları eklettiriyor, böylece bize şunu diyebiliyorlardı: "İçeride kim ölürse ölsün kardeşim, güç patronlarımızda."

 
kartpostal

Ivy Lee, Nazilerin denetimindeki Alman IG Farben şirketi için de çalışacak ve hiçbir PR faaliyetinin düzeltemeyeceği bir imajla dünyadan ayrılacaktı. Bıraktığı miras patronuna yaradı.

Rockefeller, aynı dönemde Naziler için zehirli gaz bile üreten bu sanayi deviyle ortak işlere kalkışmıştı, ama bu yüzden itibar kaybetmedi. Halkla ilişkiler çağındaydık.

okRed
 

2008 Temmuz'unda, dokuz Çinli gazeteci, Ivy Lee'nin çalışmalarına değişik bir yorum getirdi. 34 işçinin öldüğü bir maden kazasından kimsenin haberdar olmamasını sağladılar. Maden sahibinden maaş yerine rüşvet almışlardı.

 
ReutersCinTam bu noktada, Reuters'in sayfasındaki şu Çinli madenci fotoğrafını koskocaman açın lütfen. Sonra Çin'de son yirmi yılın büyük maden kazalarında kaç insan ölmüş, ona göz atalım: Nisan 1991 - 147, Ekim 2004 - 148, Kasım 2004 - 166, Şubat 2005 - 214, Kasım 2005 - 169, Eylül 2007 - 181, Eylül 2008 - 254, Kasım 2009 - 104.


Ek bilgiler, açıklamalar
goebbelsIvy Lee, 19 Mayıs 1914'te Amerikan Demiryolcular Birliği'nin yemeğinde bir konuşma yaptı. Konuşmasının başlığı, "Demiryolları ve insan doğası"ydı. Halkla İlişkiler'ciler başından beri bu "insan doğası"yla çok uğraştılar. Lee konuşmasında demiryolu patronlarına, "Kalabalıklar hiçbir zaman neden sormaz, mantıkî açıklamalarla harekete geçmez," dedi. "Onları yönlendiren, semboller ve sözlerdir." Nazilerin ünlü propaganda bakanı Joseph Goebbels de bundan farklı düşünmemişti. Yalnız Amerikalı Halkla İlişkiler'ci, bunları Nazi önderinden yıllar önce toparlayıp ifade etmişti.
ivyLeeAğustos 2004'te, Amerika Halkla İlişkiler Topluluğu'nun Colorado'daki üyeleri, sitelerine "PR Öncüsü" Lee hakkında (Lorenzo Chavez imzalı) bir yazı koydular. Burada şöyle deniyor: "Modern PR'ın öncülerinden biri olarak nitelenen Lee, bugün de kullandığımız çeşitli taktikleri geliştirmişti." Evet. Aynı yazıda, Lee'nin Ludlow katliamı sonrasındaki faaliyetinden de şöyle sözediliyor: "1914'te Colorado'da Lee, grevci madenciler ve ailelerinin yerel milislerce öldürülmesi üzerine kamuoyunda yaygınlaşan olumsuz fikirlerin değiştirilmesi için çalışmıştı..." Hay Allah! Niye yayılmış ki o olumsuz fikirler?
sinclairUpton Sinclair, Ivy Lee'ye "Zehirli Ivy" adını takmıştı. Üç Pulitzer ödüllü Şair Carl Sandburg Lee için, "parayla tutulmuş silahlı adamlardan daha aşağılık" diyordu. Upton Sinclair, gazeteciydi. 1906'da yazdığı "The Jungle" (Orman) romanıyla ün kazandı. Romanda mezbahayı, işçilerin sefaletini, yönetenler katındaki yolsuzluk ve kokuşmuşlukları anlattı. Anlattıkları ilk elden gözlemlere dayanıyordu, çünkü 1904'te gizlice mezbahalara girip çıkmıştı. Roman önce, 1910'larda haftalık tirajı 550 bini bulan sosyalist yayın organı "Appeal to Reason"da tefrika edildi, sonra Sinclair, beş yayınevi tarafından reddedilen romanını kendi bastırdı. Kitap büyük olay yarattı. Ancak Sinclair'in umduğu gibi, yoksulluğa ve işçilerin korkunç çalışma koşullarına değil, mezbahadaki pisliğe, piyasada satılan etin berbatlığına dikkat çekti. Başkan Theodore Roosevelt Sinclair'i suçladı, "yalan söylüyor, abartıyor" dedi, ama uyanan infial karşısında kendi müfettişlerini mezbahalara gönderdi. Sonunda, bakıldı olmayacak, gıda denetimiyle ilgili yasalar çıkarıldı, daireler kuruldu. Sinclair, "İnsanların yüreğine seslenmek istedim, midelerine dokunmuş oldum," diye karşıladı olan biteni.
century

Adam Curtis'in Bernays hakkındaki belgeseli, yeğeninin Sigmund Freud'un psikanaliz alanındaki bulgularından nasıl ve ne çok yararlandığını anlatıyor. "The Century of the Self"'i ("Ben Çağı") parçalar halinde buradan hem izleyebilir hem de meşru bir şekilde indirebilirsiniz. Önce bilgi edineyim, derseniz, BBC'nin ilgili sayfası da şurada. Adam Curtis'in kayda değer belgesel yaklaşımı hakkında biraz daha fazla bilgi için de buraya tıklayın.

IGFarben

Alman sanayi devi IG Farben, 20. yüzyılın ilk yarısında dünyanın en büyük şirketlerinden biriydi. Nazilerle pek uyumlu bir işbirliği içindeydiler. IG Farben, Nazi İmparatorluğu'nda, kendi toplama kampına sahip olan tek şirketti. Naziler şirkete tesislerinde çalıştırılmak üzere köle-işçi sunuyorlardı. IG Farben'e ait kampta 30 bin insan öldü. Şirket, Auschwitz toplama kampı yakınına dev bir tesis kurmuş, kamptaki tutsakları (300 bin kişi kadar) bedava işgücü olarak kullanıyordu. (Fotoğrafta şirket yöneticileri, Nazi komutanlarıyla tesisi geziyor.) Milyonlarca insanın meşhur gaz odalarında "pratik ve masrafsız" şekilde öldürülmesini sağlayan Zyklon B gazı IG Farben'e bağlı Degesch tarafından üretiliyordu. IG Farben yöneticileri 2. Dünya Savaşı bitiminde, sadece Auschwitz'in bulunduğu Polonya'da değil, Rusya, Avusturya, Çekoslovakya, Fransa ve Norveç'te işledikleri benzer suçlardan ötürü de yargılandılar. En fazla sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldılar.

londonBombing

IG Farben yöneticilerinin hafif cezalarla yırtmasında Rockefeller'ın rolü vardı. Savaştan önce dünyayı paylaşmak üzere kartel anlaşması yaptığı firmanın hisselerini devralmak için, önce ABD dışişleri bakan yardımcısı, sonra Başkan Harry Truman'ın özel danışmanı olan Nelson Rockefeller (esas imparator John D.'nin torunu) devreye girmişti. IG Farben Naziler için herhangi bir sanayi kuruluşu değildi. Hayatî önemdeydi. Sadece zehirli gazları değil, Nazi ordusunun kullandığı bombaların büyük çoğunluğunu da bu firma üretiyordu. Rockefeller 'a ait U.S. Standard Oil (yani Exxon) savaş sırasında IG Farben ile alışverişini sürdürüyordu. Akaryakıt satıyordu meselâ; Naziler de bununla uçaklarını kaldırıyor, diyelim Londra'yı dümdüz ediyordu. Bunun ötesinde, Nazilerin de pek meraklı olduğu, insan beyni ve genetiği konusundaki faaliyetler ve ilaç deneylerine Rockefeller Vakfı, üstelik bizzat Almanya'da, daha önce başlamıştı. Bu işbirliği, Naziler başa geçtiğinde, savaş sırasında, hep sürdü.

auschwitz2

Auschwitz kampında, kamp komutanıyla Bayer firması arasında yapılmış bir yazışmaya ait belgeler bulundu. Bayer yetkilileri kamp komutanına çeşitli mektuplarda şunları yazmışlardı:
auschwitz"Yeni bir uyku ilacı konusunda yapacağımız deneyler için belirteceğimiz miktarda mahkumu tarafımıza iletmeniz..."
"Cevabınızı aldık, fakat kadın başına 200 Reich Mark'lık bedeli yüksek buluyor ve mümkün en iyi sağlık koşullarındaki kadınlar için 170 Mark öneriyoruz..."
"150 kadını teslim aldık. Çok zayıf olmaları bir yana bırakılırsa, idare edecek durumdalar. Deneyle ilgili gelişmelerden sizi haberdar edeceğiz."
"Deneyler yapıldı. Deneklerin hepsi öldü. Yeni bir posta sevkiyat için yakında sizinle temas kuracağız."







bolum1Bas

Film metni

Kentucky’li country müzisyeni Merle Travis, 1940’larda radyo ve stüdyolarda çalıyor söylüyor, Hollywood’un B sınıfı western filmlerinde küçük roller alıyordu. 78’lik plak zamanı. Capitol şirketi ona sözleşme önerdi. “Folk şarkılarından bir albüm yap” dedi. Travis’in parçalarından üçü kömür madencileri hakkındaydı. Babası da madenciydi zaten. Travis, madencilerden duyduğu birtakım deyişleri bir kenara yazmıştı. “Onaltı ton yüklersin, ne geçer eline? Bir gün daha yaşlanırsın, biraz daha borca batarsın, işte bu.” Ya da: “Benim ölmeye imkânım yetmez, ruhum şirket mağazasında rehin.”

okRed
 

Travis’in "16 Ton" adlı bestesinin nakaratı bu sözlerden oluşuyordu. Albüm 1947’de çıktı, pek ilgi görmedi. 2. Dünya Savaşı ertesinin anti-komünist seferberlik yıllarında, halk şarkıcılarının kömür madencilerinden bahsettiği şarkıların tutmaması belki de normaldi. Capitol şirketinden bir yönetici, Chicago’daki bir radyoda da çalışırken, FBI’dan adamların gelip Travis’in parçalarını çalmasınlar diye kendilerini uyardığını açıklayacaktı.

okRed
 

Dedesiyle amcası madenlerde çalışmış olduğu için mi parçayla ilgilendi, yoksa içinden bir ses ona “bu parça tutar” diye mi fısıldadı, FBI ne dedi... bilmiyoruz, ama birkaç yıl sonra, yerel televizyon yıldızı Tennessee Ernie Ford bir programında tutup Onaltı Ton’u söyleyiverdi. NBC televizyonuna beş gün içinde 1200 izleyici mektubu yağdı, şarkıyı soruyorlardı. 1955’te Ernie Ford yeni plağını çıkarırken, tuttu, B yüzüne Sixteen Tons’u koydu. Radyolar ısrarla B yüzünü çalmaya koyuldular ve plak bir ayda bir milyon sattı.

Madencilerin trajedisinden bahseden şarkı, Capitol şirketinin tarihinde en hızlı satan plak olmuştu.

Sixteen Tons, 1955 Kasım’ında country müzik listelerinin bir numarasına yükseldi ve on hafta zirvede kaldı. Aralık ayına gelindiğinde iki milyon satmıştı. Böylece bu ana kadar en çok satan parça da oldu. 1956 başlarında genel pop listelerinde de sekiz hafta bir numara kaldı.

1950’lerin Amerika’sı, bize hep savaştan sonra yeniden canlanma, yeni umutlar, danslar güzellikler vesaire zamanı olarak sunulur. Tam da bu yıllarda kapkara kömür madenlerinden ve hayatı karartılmış madencilerden bahseden bir parçanın bu kadar acayip bir başarı elde etmesi ne tuhaftı.

 
zworykinAynı dönemde Almanya'da, İngiltere'de geliştirilen bilgi ve tekniklerden yararlanmış olsa da, aygıtın "mucidi" diyebileceğimiz Zworykin, "TV dünyası" karşısında en büyük hayal kırıklığını yaşayanlardan biri oldu. "Benim evlâdıma ne yaptılar!" diye yakındı. "Çocuklarıma asla seyrettirmeyeceğim!" Halbuki 1929'da, "elektronik televizyon"unu ilk defa sunarken oraya kısa etekli bir kadın koymalarından, ileride olacakları kestirebilmeliydi.

Başımızı radyo, televizyon ve plak şirketlerinden ABD madenlerine çevirelim: Aralık 1951, patlama, 119 ölü. Şubat 1952, patlama, 6 ölü. Mart 1952, su baskını, 5 ölü. Mart 1953, patlama, 5 ölü. Kasım 1954, patlama, 16 ölü. Ocak 1957, patlama 5 ölü. Şubat 1957, patlama, 37 ölü. Eylül 1957, patlama, 6 ölü. Aralık 1957, dam çökmesi, 5 ölü, patlama, 11 ölü. Ekim 1958, iki patlama, 36 ölü. Ocak 1959, su baskını, 12 ölü. Mart 1959, patlama, 9 ölü. Mart 1960, yangın, 18 ölü... Yok, haydi 60’lara geçmeyelim. Sixteen Tons'u, Tennessee Ernie Ford'un ilk meşhur ettiği haliyle dinleyelim.

okRed
 

Şarkının başarısını hızla gelişen yeni Amerikan hayat tarzına bağlayanlar da vardı. Bunlar diyorlardı ki: tamam, herkes madende çalışmıyor, patlamalarda ölmüyor, konfor acayip artıyor; ama herkes borçlu. Ve biri çıkıp, ruhunu şirkete rehin vermekten sözedince bu herkese yakın geliyor.

okRed
 

Şirket demişken, plağı çıkaran Capitol firması, bu parça sayesinde 1955 yılında kârını yüzde 33, satışlarını yüzde 25 artırdı. Cirosu 21 milyon doları geçti. Afilli bir bina yaptırdılar.

Aynı yıl, West Virginia eyaletinde dam çökmesi sonucu ölen maden işçisinin dul karısı ve iki çocuğuna şirket 844 dolar 67 cent tazminat ödemişti.

kentucky

Sixteen Tons'un birkaç yıl sonraki şu hali (burada Ernie Ford'u dansçı kızlar eşliğinde, parçanın "GoGo" versiyonunu söylerken izliyoruz), galiba bahsettiği madencilerin trajedisiyle toplumun gerikalanı arasındaki ilişkiyi hakikate daha uygun yansıtıyordu.

Aslında insanlık tarihi daha uzundur ama burada bu kadarına yer verebiliyoruz.

Ek bilgiler, açıklamalar
travis1
ernieFord1
 

Şarkıyı Travis (solda) yaptı, şan şöhret Ernie Ford'a kısmet oldu. Travis'in yine madencilerle ilgili, ünlü bir parçası da, "Zindan Gibi Karanlık"tı ("Dark As a Dungeon"). Bu parçayı Travis'den dinlemek isterseniz burayı, Johnny Cash'ten dinlemek isterseniz burayı tıklayın.

mccarthysmGüya aşırı sağ ve aşırı sol faaliyetleri soruşturmak üzere 1937'de kurulan Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi, başından beri ırkçı örgüt Ku-Klux-Klan sempatizanlarının yönetimi altındaydı ve esas olarak Amerikan Komünist Partisi'ni hedef almıştı. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra "Amerikan karşıtları" arama tarama işi zıvanadan çıktı. 1953'te, Wisconsinli senatör Joseph McCarthy'nin Senato Soruşturma Komitesi'nin başına geçmesiyle, Holywood'a bile uzanan müthiş bir cadı avı başladı. McCarthy, azıcık sosyal politikalardan yana olan Demokrat Parti'lileri dahi komünistlikle suçlayıp sorguluyordu. Bu dönemden, "McCarthizm" terimi ve utanç verici hatıralar kaldı. Çünkü, böyle durumlarda hep olduğu gibi, komplolar, sinsi planlar, suçlanmasına karar verilmiş kişiler aleyhinde uydurulmuş bağlantılar, insanları birbirini ihbar etmeye zorlama, tehdit, şantaj vs. sözkonusuydu.
tvReklam

Televizyonun yayılışını 2. Dünya Savaşı geciktirdi. Yoksa aygıt 1930'ların sonlarında iyi kötü yapılmıştı. Rusya'dan ABD'ye göçen mühendis ve araştırmacı Vladimir Zworykin, Westinghouse firmasında çalışırken, bütün mesaisini televizyon yapmaya harcıyordu. Patronları ona, "faydalı bir işle uğraşmasını" söylediler. Ancak RCA firmasının sahibi David Sarnoff geleceği görebilen bir kapitalistti ve Zworykin'i alıp önüne paraları döktü. Televizyonun piyasaya çıkması ve her tarafa yayılması büyük savaşın hemen ertesinde oldu. 1960'larda ABD'deki evlerin yüzde doksanına bu aygıt girmişti. Ortaya çıkardığı yeni mesleklerle, programlarla, insanların günlük yaşantısında yarattığı değişimlerle, ideolojisiyle yeni bir dünya yarattı.

compStore

coinAvrupalı sömürgecilerin Güney Amerika'da kurduğu "mita" sisteminde, bütün yetişkin yerli erkekler madende çalışmak zorundaydı, ücretleri parayla değil özel bir markayla ödeniyordu, bununla sadece patrondan alışveriş yapabiliyorlardı. ABD'de 20. yüzyılın epeyce bir bölümünde geçerli olan "şirket mağazası" sisteminde de durum aynıydı.

16 TON / SIXTEEN TONS - SÖZLER

Some people say a man is made out of mud
A poor man's made out of muscle and blood
Muscle and blood, skin and bones...
A mind that's weak and a back that's strong

NAKARAT:
You load sixteen tons, and what do you get?
Another day older and deeper in debt
St. Peter, don't you call me, 'cause I can't go
I owe my soul to the company store

I was born one mornin' and the sun didn't shine
I picked up my shovel and I walked to the mine
I loaded sixteen tons of number nine coal and
the straw boss said, "well bless my soul!"
 

NAKARAT

I was born one mornin' it was drizzlin' rain
Fightin' and trouble are my middle name
I was raised in a cane-brake by an old mama lion
Can't no high-toned woman make me walk no line
 

NAKARAT

If you see me comin', better step aside
A lot of men didn't, a lot of men died
One fist of iron, the other of steel
If the right one don't get you, then the left one will
 

NAKARAT

sergi1

Film boyunca zaman zaman resim sergilerimiz var. Bu bölümde önce Rosie Little, Mikayla Henderson, Deanie Francis, Hubsky Ivan, Joseph Herman, Elizabeth Olds, Kaziah, Sara Jordan, Gilbert Daykin, Ben Shahn ve Vincent Van Gogh'un resimlerinin bulunduğu salonu geziyoruz. (Solda R. Little, sağda M. Henderson'un madencileri.)




bolum1Bas

Film metni

Türkiye’nin Batı Karadeniz bölgesindeki kıyı şehri Zonguldak’a “kara elmas diyarı” denmesi boşuna değildir. Biz bankamatikten para çekerken, 300 metre altımızda ötekiler kömür tozlarını akciğerlerine çeker.

Türkiye’de kömür madenciliğinin bilinen tarihi, ilerleme, gelişme ve piyasa ekonomisiyle ilgili hemen her şey gibi, halkla ilişkiler faaliyeti ürünüdür.

Güya görev yaptığı gemiden terhis olurken komutanı tarafından eline bir parça kömür tutuşturulan ve, “Git bundan bul!” emri alan Uzun Mehmet diye biri muhtemelen hiç yoktur. O sırada görev yapmış olabileceği bir buharlı gemi yoktur.

okRed
 

Efsaneye göre şuradan kalkmış şuradaki değirmene gitmiştir, ama o sırada buralar arasında yol bile yoktur. Uzun Mehmet’in kömürü bulduğu iddia edilen 1829 yılından çok öncesinden, milattan öncesinden beri, bölge halkı kömürü tanır. Ağaçtan geçilmeyen bir yörede, yakacak sıkıntısı olmayan ahali, kötü kokan kömüre yüz vermemiştir, hadise budur.

okRed
 

Peki Avrupa’nın devrimlerle sarsıldığı 1848 yılında, Sultan Abdülmecit niye ferman çıkarıp Ereğli kömür havzasını Hazineyi Hassa’ya, yani kendi vakıfları arasına katmış o halde?

Çünkü buhar çağına girilmişti, donanmalarını buharlı gemilerle donatan devletler harıl harıl kömür arıyordu. İlk buharlı gemisine Sultan II. Mahmut zamanında, 1827’de kavuşan Osmanlı da duruma uyanmıştı haliyle. Osmanlı’nın son demlerindeki klasik iş görme tarzına başvuruldu. Galata sarrafları kömür kumpanyası kurdu, padişah maden bölgesini bunlara yıllığı 300 altına kiraladı.

1853’te Kırım Savaşı patladığında görüldü ki, bu kömür epeyce önemli bir meseledir. Zira İngilizler ve Fransızlar kömür için havzaya akın ettiler. Kömürü rahat taşıyalım diye Fransızlar liman yaptı, İngilizler demiryolu inşa etti.

levent

Osmanlı devleti de bekleneni yaptı; 1865’te, bu defa padişah Abdülaziz, bölgeyi Bahriye Nezareti’nin denetimine verdi. Bu topraklarda o sırada serbest piyasa ekonomisi, ilerleme, akıl filan yerine devlet vardı.

1867’de, Dilaver Paşa, işlere çeki düzen verme amacıyla bir nizamname çıkardı. İrade vardı, kömür vardı, bir şey eksikti: O kömürü çıkarsınlar diye yeraltına sokulacak insanlar.

 

Çünkü ilk zamanlarda Fransız ve İngiliz şirketleri civar köylülerini penceresiz barakalarda yatırıp köle gibi çalıştırdıklarından yöre halkı madene inmeye pek gönüllü değildi. Kömürün tonu 73 kuruşken işçilere ton başına 2,5-3 kuruş veriyorlardı. Bunu da yiyecek-giyecekle ödüyorlardı. Madenci hastalığı almış yürümüştü.

okRed
 

Osmanlı meseleyi bildiği yoldan halletti. Padişah, "Ereğli Sancağı’nda 13 yaşını geçmiş, 50'sine varmamış bütün erkekler madende çalışacak!" dedi.

Dilaver Paşa, şirketlerin işçilere sağlıklı koğuşlar yapmasını istemiş, bunlar tabiî yapılmamış, madenden kaçan işçiye fazladan çalışma cezası konmuş, bu tabiî uygulanmıştı.

 

Sözlüğümüzdeki “hayatını karartma” deyimi belki de onbinlerce çocuk ve yetişkinin zorla madenlere sokulmasından hareketle uydurulmuş olabilir. 1894 yılında, madenin metan gazıyla dolduğunu hissedip kaçan işçiler, jandarma zoruyla geri getirilip ocağa sokulmuştu. Sonucu bilmiyoruz. Ama bu yıllarda işçilerin, yaralanırlarsa tedavi parasını kendileri ödemek zorunda olduklarını biliyoruz. Belki bu yüzden topluca ölmeyi tercih etmişlerdir.

okRed
 

1910’lara gelindiğinde, on değişik dil konuşan yaklaşık 10 bin kişilik bir işçi topluluğu, dünyada serbest piyasa, yurtta devletin bekâsı için kömür çıkarıyordu.

15 günü madende, 15 günü köylerinde geçiriyorlar, ölmezlerse ekim ve hasat zamanlarında da köylerine gidebiliyorlardı. Karda kışta saatlerce yürüyerek. İki vardiya halinde 12 saat çalışmaları öngörülmüştü ama hiçbiri bu kadar şanslı değildi. İki vardiya üstüste çalıştırılanlar bile oluyordu. Uzak köylerden gelenler, ocakların civarına yaptıkları derme çatma kulübelerde, şirketlerin kurduğu uyduruk barakalarda, mevsim yazsa ağaç diplerinde, mağaralarda yatıp kalkıyordu. Banyoları bile yoktu. Taşın kerpicin üstünde uyuyor, köylerinden getirdikleri yiyeceklerle idare etmeye çabalıyorlardı. Öteki ihtimal, serbest piyasa ekonomisinden yararlanmalarıydı. Fahiş fiyatla yiyecek satan dükkânlardan alışveriş ederek sonunda aç kalabilirlerdi.

Osmanlı o esnada hasta olduğu için tren çağına tam geçememişti. Vardiya arasında köyüne gidip gelmek isteyen işçinin trene binme hakkı yoktu. Tren yöneticiler, memurlar içindi. İşçiler hareket halindeki trenin kömür vagonlarına atlamaya çalışıyor, madenden sağ çıkanlar o yorgunlukla bu cambazlığı yapmaya çalışırken can veriyordu.

Yöre halkına bu zulmü reva gören Osmanlı yıkıldı, Cumhuriyet kuruldu.

 

1921’de, yöre insanlarını kazma kürek yerine koyan zorunlu çalışma kaldırıldı. Hattâ, sırf kaba kuvvet yerine azıcık da sırt sıvazlamanın yararı görüldü. Havzadaki kömür tozları satılsın, bunlar “işçinin umumî menfaatlerine” kullanılsın diye yasa çıkarıldı. Bu yasa görüşülürken İktisat Vekili Celal Bayar Meclis’e, “Pek ufak bir şeyi kendilerine lütfetmekle onları teşvik etmiş olacağız,” dedi. Meclis, sürpriz bir şekilde, sekiz saatlik işgününü de kabul etti.

okRed
 

Hem nasılsa istediklerinde kaldırabiliyorlardı hem de Padişahlıktan cumhuriyete geçildiği için akıl da devreye girmişti. Madenlerdeki verimlilik nasıl artırılır diye harıl harıl çalışılıyordu. Ücretler o kadar düşüktü ki, makineleşmeyle şununla bununla verimliliği artırmak mümkün değildi. İşçilere zaten çıkardıkları kömür başına para veriliyordu. Aşağıda sağlıklı çalışabilmek için harcadıkları çaba karşılıksız kalıyordu. İşçiyi “canını korumak istersen kazancından olursun” ikilemiyle yüzyüze bırakmak bütün dünyada madencilik sektörünün düsturuydu.

1929’da İş Bankası bölgeye girdi. Cumhuriyet’in idealleri vardı, yaptığı her iş bir anlam hâlesiyle çevriliydi. Ve muasır medeniyet halkla ilişkiler çağına geçmişti. Bunu birşeylerin yıldönümüne denk getirip anlamlı kılalım dediler. Zonguldak Halkevi Tarih Komitesi’ndeki okuryazarlar oturdular, tam da yüz yıl önce kömürü bulan Uzun Mehmet efsanesini yarattılar.

1931 Ağustos'unda Zonguldak'ın halı döşenmiş iskelesine adım atan Atatürk, hem şehrin anlam ve önemini hem vazifeyi veciz sözüyle dile getirdi: Ne kadar kömür, o kadar Zonguldak.

Denklem güzeldi, fakat sorun vardı: İşçiler yarı köylü olarak tutulduğundan, hasat iyi gittiğinde madene gelmek istemiyorlardı. İşçi birden kıymete binmişti. İş Bankası şirketlerinden birinin genel müdürü, şirketler arasındaki işçi rekabetinin “ameleyi şımarttığından” yakınıyordu.

Osmanlı Cumhuriyet olmuştu ama devlet yine devletti. İlk akla gelen şu oldu: “Ocakların civarına amele mahalleleri kuralım, işçileri buralarda toplayalım, gözümüzün önünde olsunlar.”

Devletin aklına gelmeyeni Avusturyalı profesör Bartel Grannig söyledi: “Bu işçileri köyden koparıp biraraya toplarsanız sonunuz iyi olmaz.” Grannig, ABD ve Avrupa’da madencilerin yürüttüğü gözükara mücadelenin nelere yolaçtığını bilen biriydi. "Madenlerin civarına tamamen denetleyebileceğiniz amele yerleşimleri kurun," dedi, "ama buralarda köy hayatını devam ettirin. Madenciler kendilerini sanayi işçisi gibi hissetmesin."

 

Sırf "nasıl daha çok kömür çıkartırız?" sorusuyla değil "işçileri nasıl zaptederiz?" meselesiyle de uğraşan bir tek parti yönetimi için Grannig ideal danışmandı. Nitekim Avusturya Nazilerin eline geçtiğinde, profesör, Loeben Madencilik Üniversitesi'nde görevini sürdürdü. Öğrenci birlikleri Nazi ideallerine yolu açmak için kendilerini feshettiklerinde Grannig onları destekledi. Savaştan sonra Nazilerin elinden kurtarılan insanların toplandığı kamp, Grannig'in üniversitesine 60 kilometre mesafedeydi. Kampın çevresi mezar doluydu.

 

Bu sırada Grannig hâlâ Türkiye Cumhuriyeti'ne danışmanlık yapıyordu. Gerçi amele köyleri projesi sökmemişti. Gelik ve Karadon ocakları için bir amele köyü kurma amacıyla Kilimli’nin Cumayanı köyünü istimlak etmeye kalktıklarında halk karşı koymuş, bu maceranın patırtısız yürümeyeceği anlaşılmıştı. Devlet, işçileri kendi köylerinden koparmama politikasına sarıldı.

okRed
 

Hem böylelikle, işçiler köyde geçirdikleri zamanlarda toparlanıp sağlıklarına kavuşuyor, maden şirketleri onları iş görebilir halde tutma sorumluluğundan da sıyrılıyordu.

İşçileri zaptetme meselesiyle bunca uğraşılması sebepsiz değildi. 1. Dünya Savaşı yıllarında madenci grevleri birbirini izlemişti. Gelik madeninden yüzlerce işçi, olabildiğince de silahlanıp Zonguldak’a yürümüştü. Bunları unutmuş olamazlardı. 1920'lerde de grevler bitmemişti.

Sebep, serbest piyasa ekonomisinin güzellikleriydi. Madenciler, "çıkardığımız kömür arabaları sayılırken bizden birileri de bulunsun" diyorlardı. Çünkü Fransız şirketinin tartı ve sayım elemanları can pahasına çıkarılan kömüre eksik para ödemek için hile yapıyordu. Biryerlerden hatırladınız mı? Sözkonusu olan kârsa gerisi teferruattır.

Gele gele 1940’lara varıldı. Genç Cumhuriyet babasının birçok huyunu devralmıştı. Profesör Grannig Nazilerine kavuşurken, Türkiye'de bütün maden bölgesi devletleştirildi.

Ek bilgiler, açıklamalar
caglarBu bölümde dinlediğiniz "Madenci Marşı"nın güftesi elbette benzer bütün durumlarda olduğu gibi, "millî şair" Behçet Kemal Çağlar'a ait. Çağlar, yönetenler adına madencilere sesleniyor ve, "Selam ver selam ver, sesin daha gür, karaelmas siyah nur demek kömür, alnını sür, alnını sür," buyuruyor. Marşta anlamın doruğa çıktığı yer ise galiba şurası: "O taçta arama, şu kazma çekiç / Onun saltanatı kimde vardır hiç / Onun feyyazlığı sende vardır hiç / Bu nuru iç, bu nuru iç". Çağlar, marşla yetinmemiş, Uzun Mehmet için de döktürmüş:

Her ışıkta yanan gözün Mehmedim
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim
Bak yüzlerce insan seni anıyor
Yurtta kömür diye şevkin yanıyor
En büyük kuyuya adın konuyor
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim!

uzunMehmet

Uzun Mehmet'in heykelleri vardır, kömürü buluşu birtakım törenlerde temsilî olarak canlandırılır, hattâ onun için anma törenleri yapılır. Hayatı devlet tarafından kitaplaştırılıp okullara dağıtılır... Gerçi efsaneye göre kendisinden habersiz padişaha ulaşıp ödül aldı diye onu kıskanan kaymakam tarafından han odasında zehirlenmiştir. Efsanedeki hayran olunası ayrıntı düzeyi bir yana, hernekadar faili meçhule kurban gitmiş olsa da Uzun Mehmet, aslında hiç varolmamış birine göre bayağı talihli sayılır.

isci_eski

"...Osmanlı döneminde Zonguldak madenlerinde, aynı dönemde ABD'deki madenlere kıyasla çok daha sık kaza meydana geldiği anlaşılmaktadır. Örneğin 1912-1913 yıllarında, 11 haftalık bir dönemde Zonguldak madenlerindeki kazalarda 20 kişi hayatını kaybetmiştir. Maden kazalarının çok sık yaşanmasının bir dizi sebebi vardı: Dönemin sonlarına dek değişmeyen çok kötü çalışma koşulları, iş saatlerinin uzunluğu, maden çıkarmanın doğasında yer alan tehlikeler ve dikkatsizlik. Birçok kazanın altında yatan neden, uzun çalışma saatlerine ve ağır iş yüküne, olsa olsa duyarsızlık olarak tanımlanabilecek bir işletmecilik tavrının eşlik etmesiydi. (...) Neredeyse bütün dönem boyunca yaralılar hiçbir malî yardım sağlanmadan köylerine, gönderilip kaderlerine terk ediliyorlardı. 19. yüzyıl sonlarına doğru, birkaç hastane kuruldu, sağlık hizmetleri iyileştirildi. Ne var ki, Osmanlı dönemi boyunca, işçiler sağlık harcamalarını kendi ceplerinden karşıladılar..."
Donald Quataert, Zonguldak Maden İşçilerinin Hayatı, 1870-1920.

quataert

Osmanlı ve Ortadoğu uzmanı Profesör Donald Quataert, Zonguldak maden havzasındaki insanlık trajedisi konusunda en geniş çalışmaları yapmış bilim adamıydı. (2011'in 10 Şubat'ında hayatını kaybetti.) Yukarıda parça aktardığım "Zonguldak Maden İşçilerinin Hayatı" başlıklı klasikleşmiş makalesini buradan ya da buradan okuyabilirsiniz. Sanayi Devrimleri Çağında Osmanlı İmalat Sektörü ve Osmanlı İmparatorluğu (1700 - 1922) ile, Erik Jan Zürcher'le birlikte derlediği "Osmanlı'dan Cumhuriyet Türkiye'sine İşçiler" kitapları İletişim Yayınları'ndan, Anadolu’da Osmanlı Reformu ve Tarım 1876 - 1908 ise Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıktı. Quataert, ABD'de, Georgetown Üniversitesi bünyesinde kurulu Türk Araştırmaları Enstitüsü'nün başkanıydı. 2006'ya kadar. Ancak Türkiye Cumhuriyeti'nin finansmanıyla kurulan enstitüde, iddiaya göre, Ermeni soykırımını da meşru araştırma konusu sayınca Türk büyükelçiliği aracılığıyla yürütülen bir kulis faaliyeti sonucunda görevini bırakması sağlandı. (Büyükelçi Nabi Şensoy, enstitünün onursal başkanı.)

rockapella1

"16 Tons"u bu bölümde seslendiren , Rockapella. 1986'da New York'ta kurulan, 2011'e kadar 16 albüm çıkaran, enstrümansız vokal grubu.

eskiZong

Eski Zonguldak fotoğraflarının bir kısmını Erhan Verit'ten temin ettim. azonguldak.com sitesinde gördüm, istedim, sağolsun, gönderdi. Gürdal Özçakır'ın Karadeniz Ereğli Futbol sitesinde bulduğum bilgi ve kaynaklardan da çok yararlandım. Aynı konuda zonguldakbilgi.com sitesini de anmak isterim. Necdet Sakaoğlu'nun 1989'da "Tarih ve Toplum" dergisinde çıkan "Tarihe Yerleşen Hayalet" başlıklı yazısı, benim için değerli bir kaynak oldu. Tıpkı Nurşen Gürboğa'nın "Kömür Havzasında Amele Köyleri Projesi" başlıklı çalışması gibi. (Sakaoğlu'nun bu makalesini değil ama Uzun Mehmet efsanesi konusunda "Nokta" dergisine verdiği söyleşiyi ve Mustafa Armağan'ın "Turkuaz" dergisindeki yazısını Karadeniz Ereğli Futbol'dan okuyabilirsiniz.

daykin

Resim Gilbert Daykin'in. "Thirst - The End of a Shift" (Susamışlık - Vardiya Sonu) adını taşıyor. Filmimizin bu bölümündeki sergide, Daykin'in dışında, Mark Baum, Mark Hofmann ve David Lucas'ın resimleri var. Daykin kendisi de maden işçisiydi. Bu resmi 1934'te yaptı. Beş yıl sonra, 22 Aralık 1939 günü, Melbourne'de (Avusturalya) çıkan "The Argus" gazetesinin okurları, savaş haberlerinin yanısıra, en tepede, "yılbaşında alışveriş rekoru" haberini, onun altında da tek sütuna minicik verilmiş bir haber okudular: "Resimleri Londra'da sergilenen madenci kazada öldü. Mansfield'deki Warsop madeninde dün can veren altı işçi arasında..." Daykin, beş arkadaşıyla birlikte, 1850 ton toprağın altında kalmıştı. Aynı yıl İskoçya'da, daha önceki bir kazada 35 işçi ölmüştü. (İskoçya'daki maden kazalarının dökümünü merak ederseniz buraya tıklayın.)

grannig

Bartel Grannig, Nazilerle gayet iyi geçinmiş bir Avusturyalı profesördür. Nazi hayranlığını gizlemeyenlerin gizli Nazi hayranları tarafından bastırılmaya çalışıldığı, otoriter bir tek parti yönetimi için ideal danışmandı. 1920'lerden itibaren 25 yıl kadar, Cumhuriyet hükümetlerine akıl, resmî politikaya yön verdi. Maden işçilerinin yarı-köylü tutulması bir Cumhuriyet politikası olarak kesintisiz uygulandı.

yemekhane

Hamit Kalyoncu, "Türk edebiyatında Zonguldak var mı?" diye soruyor ve madenciler üzerine yazılmış, bir şekilde edebiyat sayılabilecek metinlerin, araştırma ve incelemelerin ayrıntılı bir dökümünü veriyor. Ne yazılmış çizilmiş diye merak ederseniz, "Evrensel" gazetesinin "Evrenselkent" ekinde 2 Aralık 2006'da çıkmış bu yazıya ("Karaelmas Yangınının Edebiyatımızdaki İzleri") haberzonguldak2.com sitesinden göz atabilirsiniz.

bolum1Bas

Film metni

60 bin insana ocaklarda çalışma yine zorunlu tutuldu. Bu defa 15 yaşına kadar çocuklar esirgenmiş, 16 yaşından büyükler köle ilân edilmişti. Tatil süreleri azaltıldı, yerüstü işlerde her gün üç saat fazla çalışma zorunluluğu kondu.

Şair İlhan Berk 1940’larda Zonguldak’ta öğretmendi. “Burada iki şey açıkça belliydi,” diye yazdı. “Yöneten ve yönetilen tarih. Yönetilen tarih yeraltlarına gömülmüştü. Yeryüzüne sanki hiç çıkmayan bir dünyaydı. Yöneten, bir yeryüzü adamıydı; ışıklı, beyaz, bayındır. Yeraltlarına iniyorsa salt yeryüzündeki işlerini daha iyi yürütmek, denetlemek için iniyordu, o kadar.” Böyle anlatmak onu kesmedi, şiirine de aktardı. “Öyle insanlar gördüm ki” dedi, “ölüm peşlerine düşmeye korkardı... Yu kuyulara iniyorlar ya kuyulardan çıkıyorlardı... Bir düdük sesinde bütün şehir ayaktaydı... İkinci bir düdüğe kadar... tıs yoktu. Uyudum uyandım aynı seslerdi... Anladım en kısa ömür insanoğlunundu.”

İşçiler ocaklardan kaçmaya başladılar. Devlet, kaçan işçinin ailesini, özellikle karısını rehine alıp işçi dönene kadar bırakmama gibi buluşlarla verimliliği artırmaya çalıştı.

 

1940’la 47 arasındaki mükellefiyet döneminde ocaklarda 700 işçi öldü. Ölümlü kaza oranı, muasır medeniyet ülkeleriyle kıyaslandığında 37 kat fazlaydı. Üstelik mükellefiyet denen bu modern kölelikten kurtuluş yok gibiydi. Türkiye tek parti diktasından kurtuldu, 1950'de Türkiye'de hükümet el değiştirdi, fark etmedi. 1947'de kaldırılan mükellefiyet 1960'a kadar zaman zaman yine dayatıldı.

okRed
 

Bütün bunları anlatmak yerine, Türkiye Kömür İşletmeleri’nin ilân edilmiş resmî amaçlarını sıralayabilirdik: 1. Üretimi artırmak. 2. Kömür kalitesini iyileştirmek. 3. Üretim maliyetlerini azaltmak. Evet üç. Dört yok. Can pahasına yürütülen bir işte, “insan hayatını tehlikeye atmadan kömür çıkarmak” gibi bir amaç yok. “Maliyeti indirmek” önemli, insan da maliyetten sayılmıyor.

Türkiye Taşkömürü Kurumu, kuruluş tarihini göğsünü gere gere 1848 diye ilân ediyor, ama 1939’da Kozlu’daki Kasaptarla ocağında 23 işçinin öldüğü kazadan öncesine ait tek bir veri sunmuyor. O 90 senede maliyet bayağı düşüktü herhalde.

1920’lere kadar madenlerde çalışan insanlara ne gözle bakıldığını 1921’de işverenlere getirilen bir zorunluluktan anlıyoruz zaten. "Bundan böyle işverenler çalıştırdığı işçi sayısını ve ödediği ücreti gösteren defterler tutsun" diye karar almışlar. Kaç kişi girmiş, kaç kişi ölmüş, kimse bir yere yazmamış yani.

Bugün Zonguldak’ta dikili Maden Şehitleri Anıtı’nda 4500 madencinin adı yazılı. Sırf 2005’te 82, 2006’da 35, 2007’de 38, 2008’de 43, 2009’da 76 madenci öldü. 2010’da, ben bu filmi yapmaya başladığımda ölü sayısı 19'du, o arada 52 oldu. Varın 1800’lerin sonunu, 1900’lerin başını siz düşünün, biz bugünlere döneceğiz.

 

Önce Los Hermanos Barron'dan dinleye