TİREBOLU ANADOLU LİSESİ
ANASAYFA
PDF NOTLAR
DERS NOTLARI-2 (GENEL)
YGS-LYS KONU ANLATIMI
BİLİMSEL ÇALIŞMA
BİYOLOJİ ALANLARI
BESİNLER
CANLILIK VE HÜCRE
YÖNETİCİ MOLEKÜLLER
SINIFLANDIRMA
EKOLOJİ
DAVRANIŞ-EVRİM
ÜREME-GELİŞME
DOKULAR
SİNİR SİSTEMİ
SİNİR SİSTEMİ (EK BİLGİLER)
ENDOKRİN SİSTEM
DESTEK-HAREKET
SİNDİRİM SİSTEMİ
TAŞIMA-DOLAŞIM
SOLUNUM SİSTEMİ
BOŞALTIM SİSTEMİ
SOLUNUM
FOTOSENTEZ
KALITIM
ALTERNATİF NOTLAR-1
ALTERNATİF NOTLAR-2
ALTERNATİF NOTLAR-3
ALTERNATİF NOTLAR-4
YGS-LYS DİĞER DERSLER
TRAFİK VE İLKYARDIM
SAĞLIK BİLGİSİ
SAĞLIKLI YAŞAM
REHBERLİK SERVİSİ
SINAVLARA HAZIRLIK
İLERİ BİYOLOJİ
CAMPBELL BİYOLOJİ -1
CEVAPLI TEST SORULARI
TEST-1(BİLİM)
TEST-2(BİLİM)
TEST-3(BİLİM)
TEST-1(BESİNLER)
TEST-2(BESİNLER)
TEST-1(HÜCRE)
TEST-2(HÜCRE)
TEST-3(HÜCRE)
TEST-4(HÜCRE)
TEST-5(HÜCRE)
TEST-1(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-2(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-3(HÜCREBÖLÜNMELERİ)
TEST-1(SINIFLANDIRMA)
TEST-2(SINIFLANDIRMA)
TEST-3(SINIFLANDIRMA)
TEST-4(SINIFLANDIRMA)
TEST-1(EKOLOJİ)
TEST-2(EKOLOJİ)
TEST-3(EKOLOJİ)
TEST-1(DAVRANIŞEVRİM)
TEST-2(DAVRANIŞEVRİM)
TEST-1(ÜREMEGELİŞME)
TEST-2 (ÜREME-GELİŞME)
TEST-1(DOKULAR)
TEST-2(DOKULAR)
TEST-1(SİNİRSİSTEMİ)
TEST-2 (SİNİR SİSTEMİ)
TEST-1(DUYU ORGANLARI)
TEST-1(ENDOKRİNSİSTEM)
TEST-2(ENDOKRİN SİSTEM)
TEST-1(DESTEKHAREKET)
TEST-2(DESTEKHAREKET)
TEST-1(SİNDİRİMSİSTEMİ)
TEST-2 (SİNDİRİM SİSTEMİ)
TEST-1(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-2(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-3(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-4(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-5(TAŞIMADOLAŞIM)
TEST-1(SOLUNUMSİSTEMİ)
TEST-1(BOŞALTIMSİSTEMİ)
TEST-2(BOŞALTIMSİSTEMİ)
TEST-1(SOLUNUM)
TEST-2 (SOLUNUM)
TEST-3 (SOLUNUM)
TEST-1(FOTOSENTEZ)
TEST-2(FOTOSENTEZ)
TEST-3(FOTOSENTEZ)
TEST-1(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-2(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-3(NÜKLEİKASİTLER)
TEST-1(KALITIM)
TEST-2 (KALITIM)
TEST-3 (KALITIM)
TEST-4 (KALITIM)
TEST-5 (KALITIM)
YGS BİYOLOJİ DENEMELERİ
LYS BİYOLOJİ DENEME-1
LYS BİYOLOJİ DENEME-2
LYS BİYOLOJİ DENEME-3
LYS BİYOLOJİ DENEME-4
LYS BİYOLOJİ DENEME-5
LYS BİYOLOJİ DENEME-6
LYS BİYOLOJİ DENEME-7
LYS BİYOLOJİ DENEME-8
YGS-LYS TEST
BİYOTEST
ÇIKMIŞ SINAV SORULARI
YAPRAK TESTLER
BLİMSEL ÇALIŞMA
BESİNLER YAPRAK TEST
EKOLOJİ YAPRAK TEST
BOŞALTIM SİSTEMİ TEST
BİYOLOJİ DENEME
DERS VİDEOLARI
DERS VİDEO(BİYOLOJİ)
DERS VİDEO (SBS)
DERS VİDEO (YGS-LYS)
DERS VİDEO(AÖF)
DERS VİDEO(KPSS)
ÇALIŞMA SORULARI
DERSE HAZIRLIK
BİLİM (TEST)
SİNİR SİSTEMİ(TEST)
DESTEK-HAREKET(TEST)
SİNDİRİM SİSTEMLERİ
HORMONAL SİSTEM(TEST)
BOŞALTIM SİSTEMLERİ(TEST)
SOLUNUM SİSTEMLERİ
TAŞIMA-DOLAŞIM SİSTEMİ
ÜREME-GELİŞME (TEST)
KALITIM (TEST)
BİYOLOJİ TESTLERİ-1
YAZILIYA HAZIRLIK
HAZIRLIK-1(9.SINIF)
HAZIRLIK-2 (9.SINIF)
HAZIRLIK-3 (9.SINIF)
HAZIRLIK-4 (9.SINIF)
HAZIRLIK-5 (9.SINIF)
HAZIRLIK-1(10.SINIF)
HAZIRLIK-2 (10.SINIF)
HAZIRLIK-1 (11.SINIF)
HAZIRLIK-1(12.SINIF)
SAĞLIK BİLGİSİ DERSİ
BİYOLOJİ ARŞİVİMİZ
BİYOGRAFİ-1
BİYOGRAFİ-2
BİYOLOJİ ATLASI
BİYOLOJİ LABORATUVARI
BİYOLOJİ LİNKLERİ
BİYOMAKALE
BİYOLOJİ SİTELERİ
BİYOLOJİ ZÜMRESİ-PLAN
BİYOLOJİ ZÜMRESİ
BİYOVİDEO
ZTV BİYOLOJİ
BİLGİ BANKASI
BİLİYOR MUSUNUZ?
İLGİNÇ BİLGİLER
MERAK ETTİKLERİMİZ
NEDEN
PROJE ÖRNEKLERİ
SAĞLIK-VİDEO
SESLİ ÖĞREN
SORULAR-CEVAPLAR
BİYOANİMASYON-MİKROSKOP
ANİMASYONLAR-1
ANİMASYONLAR-2
MİKROSKOP GÖRÜNTÜLERİ
SLAYT ARŞİVİ
BİYOLOJİ SLAYTLARI
BİYOLOJİ SLAYTLARI-1
BİYOLOJİ SLAYTLARI-2
BİYOLOJİ SLAYTLARI-3
BİYOLOJİ SLAYTLARI-4
BİYOLOJİ SLAYTLARI-5
BİYOLOJİ SLAYTLARI-6
BİYOLOJİ SLAYTLARI-7
BİYOLOJİ SLAYTLARI-8
BİYOLOJİ SLAYTLARI-9
BİYOLOJİ SLAYTLARI-10
BİYOLOJİ SLAYTLARI-11
BİYOLOJİ SLAYTLARI-12
SLAYT ARŞİVİ (TIP)
SLAYT ARŞİVİ (GENEL)
BESİNLER (SUNU ARŞİVİ)
SLAYT ARŞİVİ (KARIŞIK)
SLAYT ARŞİVİ(GEZİ)
BELGESEL KUŞAĞI
BELGESEL ARŞİVİ
BELGESEL ARŞİVİ-1
BELGESEL ARŞİVİ-2
BELGESEL GÜNLÜĞÜ
BELGESELTUBE-1
BELGESELTUBE-2
FACEBOOK BELGESELLERİ-1
KARIŞIK BELGESELLER-1
KARIŞIK BELGESELLER-2
BİLİM ARŞİVİMİZ
AĞAÇLAR
BİLİM-HABER ARŞİVİ
BİYOARŞİV
BİYOKİMYA ARŞİVİ
BOTANİK ARŞİVİ
BİYOTEKNOLOJİ ARŞİVİ
DERGİ ARŞİVİ
DÖKÜMAN ARŞİVİ
E-BİYOLOJİ ARŞİVİ
EKOLOJİ ARŞİVİ
EKOLOJİ MAGAZİN ARŞİVİ
BİYOFORUM
FOTOALBÜM-1
FOTOĞRAF ARŞİVİ
GONCA ARŞİVİ
GENETİK ARŞİVİ
HABER ARŞİVİ
HASTALIKLAR ARŞİVİ
HİDROBİYOLOJİ ARŞİVİ
KÜRESEL ISINMA ARŞİVİ
MERCEK ARŞİVİ
MİKROBİYOLOJİ ARŞİVİ
NATİONALGEOGRAPHİCARŞİVİ
NÖROLOJİ ARŞİVİ
OLİMPİYAT ARŞİVİ
ÖDEV ARŞİVİ
ÖDEV-TEZ ARŞİVİ
POPÜLER BİLGİ ARŞİVİ
REHBERLİK ARŞİVİ
SAĞLIK ARŞİVİ
SIZINTI ARŞİVİ
SUNU ARŞİVİ(PPT)
SUNU ARŞİVİ (PDF)
ŞİFALI BİTKİLER
TIP ARŞİVİ
ZOOLOJİ ARŞİVİ
BİLİŞİM ARŞİVİ
BİLİŞİM ARŞİVİ-1
BİLİŞİM ARŞİVİ-2
BİYOLOJİ YAZILARI
BİYOLOJİ YAZILARI-1
GENEL KÜLTÜR ARŞİVİMİZ
10 HARİKA
ANİMASYONLAR
AÖF
BAHÇIVAN
BEĞENİLEN SAYFALAR
COĞRAFYA
ÇİZGİ DİZİLER
DİVAN EDEBİYATI
EDEBİ BİLGİLER ARŞİVİ
EDEBİYAT
E-OKUL MEBBİS ARŞİVİ
FELSEFE ARŞİVİ
FELSEFE KULÜBÜ
FOBİLERİMİZ
GENEL KÜLTÜR
HEREDOT CEVDET
HİKAYE ARŞİVİ
İLKYARDIM ARŞİVİ
İNGİLİZCE
İZM-LOJİ
KİŞİSEL GELİŞİM VİDEOLARI
KİTAP ARŞİVİ
KİTAP
KÖŞE YAZARLARI
KÜLTÜR VİDEO ARŞİVİ
MERAKLISINA
MEVZUAT ARŞİVİ
NECİP FAZIL KISAKÜREK
ÖĞRETMEN
PROTOKOL
PSİKOLOJİ
REHBERLİK
RENKLERİN DÜNYASI
SERTİFİKA
SÖZLÜK
SÖZLÜK (OSMANLICA)
ŞİİR DİNLETİLERİ
TEMİZ HAVA SAHASI
ÜLKE-BAŞKENT
VİKİPEDİ
YARIŞMA
YEMEKLERİMİZ
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ
40 HADİS
AYET-HADİS DERYASI
AYETLER
BEDDUA
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-1
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-2
DİNİ BİLGİLER ARŞİVİ-3
DUA
DUALAR
EVLİYALAR
HADİS SOHBETLERİ
İBRET
İSLAM
İTAAT
KUR'AN-I KERİM ZİYAFETİ
KUTSAL EMANETLER
MP3 DOSYALAR
NAMAZ
PEYGAMBERİMİZ (S.A.V)
SEVAPLAR VE GÜNAHLAR
SUALLER-CEVAPLAR
SÜLEYMANİYE DERSLERİ
TASAVVUF
TECVİT DERSLERİ
TEFSİR DERSLERİ
TARİH ARŞİVİ
İLBER ORTAYLI İLE TARİH
MİNYATÜRLER
PORTRELER
SARAYLAR
TARİHTE İLKLER
TARİH GÜNLÜĞÜ-1
TARİH ÖĞRENİYORUM
TARİH (SLAYT)
TARİH VİDEO ARŞİV
MÜZİK ARŞİVİ
ARAPÇA MÜZİK DİNLE
DURSUN ALİ ERZİNCANLI
EDİP AKBAYRAM
ENSTRÜMANTAL MÜZİK
İLAHİLER
KLASİK MÜZİK
MP3 DİNLE
MUSTAFA DEMİRCİ
MÜZİK ARŞİVİM
OZANLARIMIZ
ŞARKI SÖZLERİ
ŞARKI VİDEOLARI
TÜRKÇE KLİP
TÜRKÇE POP
TÜRK SANAT MÜZİĞİ
TÜRKÜLERİMİZ
SİNEMA SALONLARIMIZ
VİZYONDAKİ FİLMLER
SİNEMA İZLE(YENİFİLMLER1)
SİNEMA İZLE (YENİFİLMLER2)
SİNEMA SALONU-1
SİNEMA SALONU-2
SİNEMA SALONU-3
SİNEMA SALONU-4
SİNEMA-TÜRKÇE DUBLAJ
SİNEMA-FİLMİNİ İZLE
SİNEMA-FİLMFULLİZLE
SİNEMA-EZGİ FİLM
SİNEMADA FİLM İZLE
SİNEMA-EN SON FİLM
SİNEMA-FİLMDEYİZ
SİNEMA SİTELERİ
KENDİMİZİ SINAYALIM
SORULARLA COĞRAFYA
SORULARLA DİN KÜLTÜRÜ
SORULARLA EDEBİYAT
SORULARLA EKONOMİ
SORULARLA FEN BİLGİSİ
SORULARLA GENEL KÜLTÜR-1
SORULARLA GENEL KÜLTÜR-2
SORULARLA GÜNCEL BİLGİ
SORULARLA KELİME BİLGİSİ
SORULARLA KÜLTÜR
SORULARLA MÜZİK
SORULARLA POLİTİKA
SORULARLA SAĞLIK
SORULARLA SİNEMA
SORULARLA SPOR
SORULARLA TARİH
SORULARLA TARİH-2
SORULARLA KPSS-1
SORULARLA KPSS-2
SORU-TEST-1
SORU- TEST (GENEL KÜLTÜR)
PROTOKOL SONAVI HAZIRLIK
UZMAN TV ARŞİVİMİZ
UZMAN TV-BEBEK SAĞLIĞI
UZMAN TV-ÇOCUK SAĞLIĞI
UZMAN TV-DOĞUM SONRASI
UZMAN TV-EBEVEYN REHBERİ
UZMAN TV-HAMİLELİK
UZMAN TV-OTOMOTİV
UZMAN TV-SAĞLIK
UZMAN TV-TEKNOLOJİ
UZMAN TV-VİDEOARŞİV(1)
UZMAN TV-VİDEOARŞİV(2)
CNNTÜRKVİDEO-
FOTO-RESİM-VİDEO
3D FOTOĞRAFLAR
RESİM-VİDEO
FOTOĞRAFLAR-1
FOTOĞRAFLAR-2
O ''AN''
UZAY FOTOĞRAFLARI
İBRETLİ SÖZLER
KARIŞIK PAYLAŞIM ARŞİVİ
ATASÖZLERİ
DEYİMLER
ETKİLEYİCİ SÖZLER
GÜNÜN SÖZÜ
GÜZEL SÖZLER-1
GÜZEL SÖZLER-2
MANİDAR SÖZLER
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-1
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-2
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-3
SÖZLÜ PAYLAŞIMLAR
RESİMLİ PAYLAŞIMLAR-4
KİTAP TANITIMLARI
KİTAP TANITIMI-1
KİTAP LİSTESİ (ÖRNEK)
KİTAP LİSTESİ (HARF SIRASI)
YENİ ÇIKANLAR
EĞLENCE
ÇOCUKLAR İÇİN
DUVAR YAZILARI
EĞİTİCİ OYUNLAR
EĞLENCE DÜNYASI
FIKRA
İĞRENÇ ÖTESİ ESPİRİLER:))
DOST SİTELER
BİYOLOJİ DÜNYASI
BİYOLOJİ KONGRESİ
BİYOLOJİ LİSESİ
CANLIBİLİMİ
RESİMLİ BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ
BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ(GENEL)
A
B
HAYVANLAR ALEMİ (RESİMLİ)
MUHTELİF YAZILAR
ÖĞRETMENİME MEKTUP
DİL ÖĞRENİYORUM
ARAPÇA ÖĞRENİYORUM
DERSİMİZ İNGİLİZCE-1
RESİMLİ İNGİLİZCE
OSMANLICA ÖĞRENİYORUM
OSMANLICA (FACEBOOK)
GÜNCEL HABER ARŞİVİ
HABERCİ-1
HABERCİ-2
HABERCİ-3
HABERCİ-4
HABER SİTELERİ
LİNK ARŞİVİ
GEREKLİ LİNKLER
LİNK REHBERİ-1
LİNK REHBERİ-2
SİTE İÇERİK SAYFASI
SİTE İÇİNDE SİTE-1
SİTE İÇİNDE SİTE-2
SİTE REHBERİ-1
SİTE REHBERİ-2
SİTE TEHBERİ-3
AÖF TARİH BÖLÜMÜ
3.DÖNEM
AÖF İNGİLİZCE-1
AÖF İNGİLİZCE-2
SINAV KÜLTÜR
İNTERNET SİTEMİZ
ATATÜRK KÖŞESİ
BİLGİ YARIŞMASI-1
BİLGİ YARIŞMASI-2
BİLİYOR MUYDUNUZ?
BORSA-EKONOMİ
CANLI TV
DUYURULAR
E KİTAP
FORUM
İLETİŞİM
İSTİKLAL MARŞI
OKULLAR
OTOMOBİL DÜNYASI
ÖĞRETMENLER İÇİN
SESLİ OKU
SİTE İÇİ ARAMA
SİTE KÜNYESİ
SPOR
TAKVİM YAPRAĞI
AÖF TARİH BÖLÜMÜ VİDEO ANLATIM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
AÖF DERSLERİ


SAĞLIK BİLGİSİ
ÜNİTE I SAĞLIK KAVRAMI
KONULAR
Sağlığın Tanımı
Sağlığa Etki Eden Etmenler ve Sağlığın Ölçülebilirliği
Sağlık Hizmetleri ve Yararlanma Yolları
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI


1. Çevrenizdeki Kültür ve eğitim düzeyleri farklı birkaç kişiye, sağlıklı insanda bulunması gereken özellikleri sorarak, aldığınız bilgileri bir yere not ediniz. Bu bilgileri sınıf içinde tartışınız.
2. Çevrenizdeki sağlık ile ilgili batıl inançları ve tıp dışı uygulamaları araştırarak yazınız.
3. Toplum kalkınmasında sağlığın etkisini araştırınız.
4. Eğitim ile sağlık arasında nasıl bir ilişki vardır. Açıklayınız.
 
1. SAĞLIĞIN TANIMI
Sağlık, mutlu bir hayatın en önemli şartıdır. Sağlık olmadan ne başarı, ne zenginlik ne de güç hiç bir değer taşımaz. Sağlıklı olmak tarih boyunca tüm insanlar için en büyük zenginlik olarak kabul edilmiştir. Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman (Resim 1.1); "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi; Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi". sözleri ile sağlığın önemini vurgulamaktadır. Böylece halk arasında, bir devleti yönetecek güce sahip olmanın çok değerli görüldüğünü, ama sağlık içinde bir nefes almanın en önemli güç olduğunu belirtmektedir. Sağlığın tüm nimet ve zenginliklerden daha üstün olduğunu dile getirmektedir. Sağlık kavramı, toplumların kültürel özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Birçok toplumda bir hastalık ya da şikâyetin olmaması sağlıklı olmak olarak kabul edilmektedir. Bazen de bir toplumda çok sık görülen bazı hastalıklar olağan kabul edilerek, bir sağlık sorunu olarak algılanmazlar. Örneğin; kırsal kesimde sık görülen bitlenme ve bağırsak parazitleri (Resim 1.2), Güneydoğu Anadolu'da sık görülen şark çıbanı hastalık olarak algılanmamaktadır. Oysa insan her yerde insandır. Sağlıkla ilgili sorunların tespiti ve çözümüne ait yöntemlerin bulunabilmesi için evrensel tanımlara gerek vardır. Bu amaçla Dünya Sağlık Örgütü (WHO: World Health Organization) sağlığı şöyle tanımlamıştır: Sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hâlidir. Tüm dünya ülkelerinde kabul edilen bu tutumda geçen kavramları açıklamak yerinde olacaktır.
Hastalık, organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkması sonucu fizyolojik görevlerin yerine getirilememesi ya da ruh sağlığının bozulması durumudur. Sakatlık, vücudun duyu organları ya da uzuvlarından birinde, kaza veya hastalıklar sonucu meydana gelen fonksiyon kaybıdır. Hasta ya da sakat olmama hâli bedensel iyilik hâli olarak tanımlanır. Kişinin tam sağlıklı olabilmesi için bedenen hasta veya sakat olmaması yetmemektedir, ruhen de sağlıklı olması gerekir. Ruhen sağlıklı bir kişi, kendisi ve çevresi ile dengeli ve uyumlu olmalı, güçlüklerle mücadele edebilmeli, yeni durumlara uyabilmelidir. Başarılarından mutluluk duyabilen, üzüntü ve sıkıntılarını giderebilme gücünü kendinde gören kişiler ruhen sağlıklı sayılabilirler.

Verem (Tüberküloz):
Birçok doku ve organa yerleşebilen bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle akciğerlerin Koch (Koh) basiliyle meydana gelen hastalığıdır. Hava yoluyla ve tükürük damlacıklarıyla, balgamla, hastanın eşyalarıyla bulaşır. Mikrop, güneş ışığı almayan ortamlarda uzun süre yaşayabilir. Beslenme yetersizlikleri, gece hayatı, alkol, sigara gibi etkenler hastalanmayı kolaylaştırır. Korunmada BCG aşısı kullanılmaktadır.

Sosyal yönden iyilik hâli dendiğinde kişinin ailesi, akrabaları, okulu, ekonomik kazanç elde edebilecek bir iş sahibi olması, iş çevresi, meslektaşları ile olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabilmesi, uygun şartlarda yaşaması anlaşılır. Sosyal bir varlık olan insan, çevresindeki kişi ve olaylarla sürekli ilişki ve etkileşim içindedir. , Dolayısıyla bu olaylar ve kişiler sağlığı etkiler. Toplum hayatının etkileri ile gelişen verem gibi bazı hastalıklara (Resim 1.3) bu sebeple "sosyal hastalıklar" denir. Bu hastalıklar düşük sosyoekonomik şartlarda, çok çocuklu ailelerde, eğitimsiz, kötü çevre şartlarında yaşayan, iyi beslenemeyen kişilerde daha sık görülür. Bu sebeple sağlıkla ilgili olarak biyolojik ve fiziksel etkenlerin yanı sıra sosyal olaylar da değerlendirilmelidir.
İnsan sağlığını değerlendirebilmek için insanı, çevresi ile birlikte düşünmek gerekir. Çevre şartlarının iyi ya da kötü olması, büyük ölçüde orada yaşayanların kültür düzeyi ve ekonomik güçlerine bağlıdır. "Akan su pislik tutmaz" gibi yanlış inanışlar ve bazı alışkanlıklar toplumun kültürel düzeyi ile bağlantılıdır. Yerleşim yerlerine temiz su getirilmesi, atıkların yok edilmesi gibi sorunların çözümü ise parasal ve teknik güce dayanır. Yani bir toplumun sağlıklı olabilmesi, kültürel ve ekonomik durumu ile yakından ilişkilidir.
undefined
undefined
 
2. SAĞLIĞA ETKİ EDEN ETMENLER VE SAĞLIĞIN ÖLÇÜLEBİLİRLİĞİ
a. Sağlık ölçülebilir bir kavramdır
Sağlıkla ilgili sorunları çözebilmek, bu konu ile ilgili planları yapabilmek ve sağlık hizmetlerini değerlendirebilmek için konu ile ilgili objektif ve sayısal değerlere gerek vardır. Bu değerlere sağlık ölçütleri denir.
Sağlık ölçütlerinin belirlenmesi düzenli sağlık kayıtlarının tutulmasına bağlıdır. Sağlık ölçütlerinin bir bölümü ölüm olaylarını, yaşa, cinsiyete, sebebe göre belirler. Bir bölümü ise hastalıkların görülme hızlarını belirlemede kullanılır. Ayrıca doğurganlık hızı, tedavi hizmetleri, çevre sağlığı yönetimi, sağlıklı insan gücü gibi konularda da çeşitli ölçütler kullanılır. Tüm bu ölçütler, çeşitli ülkelerin sağlık düzeylerinin karşılaştırılmasına imkân sağlar. Ayrıca sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesine, toplumların sosyal ve ekonomik düzeylerinin belirlenmesine de yardımcı olur.
Bir ülkenin sağlık düzeyini gösteren ölçütler arasında en önemli olanları;
Ana ölüm hızı,
Bebek ölüm hızı,
Kaba doğum hızı,
Kaba ölüm hızı,
Nüfus artış oranıdır.
Sağlık hizmetleri açısından bir toplumda, doğurgan çağdaki (15-49 yaşları arasındaki) kadınlara ana denir. Buna göre ana kavramı, çocuğu olsun olmasın bu dönemdeki tüm kadınları kapsamaktadır. 0-12 ay arasındaki çocuklar ise bebek adını alır (Resim 1 .4). Sağlığını yitirme riski çok yüksek olan bu iki grupla ilgili ölçütler, bir ülkenin gelişmişlik düzeyini belirlemede çok önemlidir. Çünkü ana ve bebek ölüm hızlarını arttıran etkenlerin büyük çoğunluğu, düzenli bir sağlık hizmeti verilmesi ile önlenebilecek özelliktedir.
Ana: Toplumda 15-49 yaşları arasında doğurgan çağdaki kadınlara kısaca ana denir.
Bebek: 0-12 ay arasındaki çocuklara bebek adı verilir.
Ana ölüm hızı; bir yıl içinde gebelik, doğum ve lohusalık sebebiyle meydana gelen 15-49 yaş arası kadın ölümleri sayısının, aynı yıldaki canlı doğum sayısına oranının on bin veya yüz bin ile çarpımıdır. Ana ölüm hızı, gelişmiş ülkelerde daha düşük, az gelişmiş ülkelerde daha yüksektir.
Bebek ölüm hızı; bir yıl içinde canlı doğup 365 gününü tamamlamadan ölen bebek sayısının, o yıl içinde meydana gelen canlı doğum sayısına oranının bin ile çarpımıdır. Ana ölüm hızında olduğu gibi, bebek ölüm hızı da gelişmiş ülkelerde düşük, az gelişmiş ülkelerde yüksektir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde 2005 yılında bebek ölüm hızı bin doğumda 24'tür.
Kaba doğum hızı; bir toplumda bir yılda meydana gelen canlı doğum sayısının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının binle çarpılmasıyla bulunur. Ülkemizde 2005 yılında kaba doğum hızı binde 20'dir.
Kaba ölüm hızı; bir toplumda bir yılda meydana gelen toplam ölüm sayısının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının binle çarpımı ile bulunur. En sık kullanılan, en kolay elde edilen ölçüttür. Ülkemizde 2005 yılında kaba ölüm hızı binde 7'dir.
Nüfus artış oranı; bir toplumda bir yıl içinde meydana gelen canlı doğumların sayısından, ölümlerin sayısının çıkarılması ile bulunan sayının, aynı toplumun yıl ortası nüfusuna oranının bin ile çarpılmasıyla bulunur. Türkiye için nüfus artış oranı 2005 yılında binde 16'dır.
Dünyanın fakir ülkelerinin çoğu yüksek kaba doğum ve kaba ölüm hızlarına sahiptir. Bu ülkeler aynı zamanda yaşam beklentisinin düşük olduğu ülkelerdir. Ülkemizin nüfusla ilgili bazı göstergelerinin diğer ülkelerle karşılaştırması Tablo 1.1'de verilmiştir.
Kişi ve toplumların sağlık düzeyini, sosyal ve ekonomik faktörler ile çevre şartları belirler. Kişilerin hastalıkları, sadece kendilerini değil, ailesinden başlayarak tüm toplumu etkiler. Bu sebeple sağlıkla ilgili olarak yapılan harcamalar da kişi ve toplumun sağlık düzeyini gösteren ölçüttür.

Ülkeler Kaba Doğum Hızı (binde) Kaba ölüm hızı (binde) Nüfus artış oranı (binde) Yaşam beklentisi (yıl) Kişi başına düşen millî gelir (ABD Doları)

Japonya 9 8 2 82 38.980
İngiltere 11 10 3 79 37.600
Almanya 8 10 3 79 34.580
Türkiye 20 7 16 69 4.710
Hindistan 23 9 17 64 720
Pakistan 30 8 23 64 600
Etiyopya 40 16 28 48 110
Tablo 1.1 Türkiye’nin nüfusla ilgili birkaç göstergesinin bazı ülkelerle karşılaştırması (Kaynak: UNICEF, 2005)

Sağlık hizmetlerine verilen önemin, hayat standardını yükseltmede, yaşama süresini uzatmada ve ülke ekonomisini geliştirmede büyük önemi vardır. Çünkü hastalanan ve ölen insanlar, toplum için kayıptır. Bir toplumun en büyük zenginliği sağlıklı ve iyi yetişmiş bir insan gücüne sahip olmasıdır. Sağlığa yapılan yatırımlar üretim ve katkı gücü yüksek insanlar yaratmayı amaçlar. Bu sebeple sağlık harcamaları bir masraf değil, insan gücüne yapılan yatırımdır. Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur." sözü, sağlıklı olmanın, insan niteliğini yükseltici etkisini vurgulamaktadır. Bu söz, bedenen sağlıklı olan insanların ruhen de sağlıklı olabileceğini özetlemektedir.
 
undefined
undefined
 
b. SAĞLIĞA ETKİ EDEN ETMENLER
Sağlığa etki eden etmenleri iki ana grupta inceleyebiliriz. Bunlar, bünyesel ve çevresel etmenlerdir.
i. Bünyesel etmenler
Bünyesel etmenler genetik, metabolik ve hormonal bozuklukları içine alır. Bazı bünyesel özellikler bazı hastalıklara yakalanma oranında artışa sebep olabilir.
Genetik özellikler, kalıtım yoluyla geçen hastalıkların ya da kromozom bozukluklarının ortaya çıkmasına sebep olabilir. Hormonal ve metabolik bozukluklar da birçok hastalığın oluşmasının sebebidir. Örneğin; tiroit bezinin düzensiz çalışması ile oluşan guatr (Resim 1.5) hormonal, iktiyozis (balık pulluluğu hastalığı) (Resim 1.6) genetik, protein metabolizması bozukluğuna bağlı gut hastalığı metabolik bir hastalıktır.

Genetik: Canlılardaki kalıtsal karakterlerin ve hastalıkların nesillere nasıl geçtiğini inceleyen bilim dalıdır.
Hormon: iç salgı bezleri tarafından meydana getirilen, difüzyon veya kan yoluyla vücudun diğer bölgelerine taşınarak belli hücre ve doku faaliyetleri üzerinde etkili olan maddelere hormon denir.

Resim 1.7 Çöpler bazı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

ii. Çevresel etmenler
Çevre, doğrudan hastalık sebebi olabileceği gibi bazı hastalıkların oluşmasını kolaylaştırabilir ya da bazı hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyebilir (Resim 1.7). Çevresel etmenleri şöyle sınıflandırabiliriz:
— Fiziksel etmenler (sıcak, soğuk, ışık vb.)
— Kimyasal etmenler (kanser yapıcı maddeler, zehirler vb.)
— Temel madde eksiklikleri (elzem amino asitler, vitaminler, mineraller vb.)
— Biyolojik etmenler (parazitler, mantarlar, mikroorganizmalar vb.) (Resim 1.8)
— Psikolojik etmenler (ruhsal zorlanma, stres vb.)
— Sosyal, kültürel ve ekonomik etmenler

Amino asitler: Proteinlerin yapı birimleridir. Yirmi çeşit amino asit bulunmaktadır. Vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken amino asitlere elzem (temel) amino asitler denir.
Stres: Ameliyat şoku, travma, soğuk hava, heyecan vb. etkenlerin organizmada, iç organlarda ve metabolizmada oluşturduğu bozukluklar.

Resim 1.8 Bağırsak parazitlerinden tenya

Çevresel etmenlerden biyolojik ve fiziksel etmenler daha ayrıntılı olarak incelenecektir.

Biyolojik etmenler: Kişinin çevresinde bulunan bütün canlılar ve bu canlılara ait ürünler biyolojik çevreyi oluşturur. Biyolojik çevreyi beş ana öğede incelemek mümkündür. Bunlar;
a. Mikroorganizmalar,
b. Vektörler,
c. Bitkiler,
d. Hayvanlar ve insanlar,
e. Hayvansal ve bitkisel besinlerdir.
Biyolojik çevreyi oluşturan öğeler kısaca aşağıdaki gibi açıklanabilir.

a. Mikroorganizmalar: Çevrede her yerde yaygın olarak bulunan tek hücreli canlılardır. Mikroorganizmalar insana etkileri yönünden; yararlı, zararlı ve ne yararlı ne de zararlı etkileri olanlar şeklinde gruplanır. Yararlı mikroorganizmalara örnek olarak insan sindirim sisteminde yer alarak B vitamini emiliminde rol oynayan ve K vitamini sentezini sağlayan bakteriler sayılabilir. Zararlı mikroorganizmalara ise hastalık yapan bakteri (Resim 1.9) ve virüsler örnek olarak verilebilir.
Mikroorganizmaların insan sağlığına zararlı olanlarını yok etmek veya zararlarından korunmak gereklidir. Bu amaçla kullanılan yöntemler yeri geldikçe açıklanacaktır.

b. Vektörler: Hastalık yapan mikroorganizmaları insanlara taşıyan eklem bacaklılar ve kemiricilere vektörler denir. Vektörlere örnek olarak sivrisinek, tahtakurusu, bit, pire, kene gibi eklem bacaklılar ile fare gibi kemiriciler verilebilir.
Farelerin (Resim 1.10) üzerinde yaşayan pirelerden kaynaklanan veba, bitlerden kaynaklanan tifüs, anofel cinsi sivrisineklerle bulaşan sıtma gibi hastalıklar tarihin çeşitli dönemlerinde büyük felaketlere yol açmıştır. Örneğin Birinci Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesinde, bitlerin yol açtığı tifüs salgını sebebiyle Türk ordusu büyük kayıplar vermiştir.

Resim 1.10 Farelerin taşıdığı pireler veba hastalığına yol açabilir.

c. Bitkiler: Hayvanlar alemindeki bütün canlıların yaşamı bitkilere bağlıdır (Resim 1.11). Besin zincirinin ilk halkasını oluşturan bitkiler ayrıca oksijen kaynağıdır. Dünyanın ekolojik dengesinin korunmasında bitkilerin önemli rolü vardır. Ancak bazı bitkilerin zehirli etkileri görülür. Bazıları da uyuşturucu maddelerin elde edilmesinde kullanıldığı için sağlık üzerine zararlı etkileri bulunmaktadır.

Hijyen: Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için sağlıkla ilgili bütün bilgilerin bir arada bulunduğu bilimdir. Hijyen birçok dala ayrılır. Bunlardan besin hijyeni, besin maddelerinin üretimden tüketimine kadar sağlığa uygun şartlarda bulunmasının amaçlayan bilgi ve çalışmaların tümünü kapsayan bir kavramdır.

d. Hayvanlar ve insanlar: Besin ve güç kaynağı olarak insanlara birçok yararı olan hayvanlar (Resim 1.12), çeşitli hastalıklara sebep olabilir.
İnsan ve hayvanların ortak hastalıklarına zoonoz adı verilir (şarbon, brusella gibi). Bu hastalıklar, hayvan et ve derilerine temasla, etlerinin yenmesi, süt ve süt ürünlerinin kullanılmasıyla bulaşabilir. Hayvan ısırıkları ile kuduz bulaşabilir. Zoonotik hastalıklarla savaşta özellikle evcil hayvanların sağlığının korunması ve başıboş hayvanların kontrolü çok önemlidir. Çevremizde bulunan yılan, akrep, zehirli böcekler zehirlerini vücuda akıtarak, vahşi hayvanlarsa saldırarak zarar verebilirler. Çevremizdeki insanlar da hastalık bulaştırarak, kazalara sebep olarak, çevreyi kirleterek insan sağlığını olumsuz etkileyebilirler.

e. Hayvansal ve bitkisel besinler: Bitkisel ve hayvansal besinler çevrenin önemli bir öğesini oluşturur, insanlar için enerji kaynağı ve temel yapı taşlarını sağlayan besinlerin hastalıklara sebep olmayacak nitelikte, temiz ve besin değeri yüksek olması gerekir. Besinlerin uygun şartlarda üretilmesi, saklanması ve kullanılma bölgelerine sağlıklı şartlarda iletilmesi için yapılan uygulamalara besin hijyeni denir. Tifo, kolera, çocuk felci, sarılık (hepatit A) ve besin zehirlenmeleri besinler yoluyla bulaşan hastalıklardır. Bu hastalıkların önlenebilmesi için besin hijyeni kurallarına uyulmalıdır.

Fiziksel etmenler: İnsan sağlığını ve iş verimini etkileyen başlıca fiziksel etmenler şunlardır:
a. Su
b. Çöpler ve gübreler (Resim 1.13)
c. Gürültü (Resim 1.14)
d. Lağım ve pis sular (Resim 1.15)
e. Barınak şartları (Havalandırma, ısıtma, aydınlatma vb.)
f. İklim şartları (Nem, ısı, hava basıncı vb.)
g. Hava
h. Işık
i. Radyasyon
j . Giyim eşyaları
k. Kamuya açık yerler (sinema, yemekhane, taşıtlar vb.) (Resim 1.16)
l . İş yeri ve çalışma şartları
m. Ölüler ve mezarlıklar
Yukarıda sıraladığımız fiziksel çevreyi oluşturan ve sağlığımızı etkileyen pek çok etkeni olumlu duruma getirebilmek insanoğlunun elindedir. Basit kurallara uyulması insan sağlığının korunmasında çok önemli yer tutar.
 
undefined
undefined
 
3. SAĞLIK HİZMETLERİ VE YARARLANMA YOLLARI
Genel olarak sağlığın korunması ve hastalıkların tedavisi için yapılan çalışmalara sağlık hizmetleri denir. Sağlık hizmetleri üç grupta incelenir.
a. Koruyucu sağlık hizmetleri
b. Tedavi hizmetleri
c. Rehabilitasyon (esenlendirme) hizmetleri.

a. Koruyucu sağlık hizmetleri
Koruyucu sağlık hizmetleri, kişiye ve çevreye yönelik hizmetler olarak iki ana gruba ayrılır.
Kişiye yönelik hizmetler; bağışıklama (Resim 1.17), hastalıkların erken tanı ve tedavisi, ilaçla koruma, beslenmeyi düzenleme, sağlık düzeyini yükseltme, sağlık eğitimi ve aile planlaması hizmetlerinden oluşur. Bu hizmetleri, eğitimli sağlık personeli yürütür.
Çevreye yönelik sağlık hizmetleri ise çevrede sağlığı olumsuz yönde etkileyen etmenleri yok ederek ya da zararsız hâle getirerek çevreyi daha sağlıklı hâle getirmeyi amaçlamaktadır. Çevre sağlığı ve besin kontrolü çalışmaları, bu tür hizmetlerdir. Çevreye yönelik koruyucu hizmetler veterinerlik, mühendislik, çevre sağlığı teknisyenliği gibi meslek gruplarının iş birliğini gerektirir.
Kişiyi hastalıklardan korumak için alınan önlemler birincil koruma adını alır. Birincil korumaya, beslenmenin düzenlenmesi, bulaşıcı hastalıklardan korunma, kanser araştırmasında erken tanı yöntemleri, aile planlaması çalışmaları örnek gösterilebilir.
Hastalık belirtileri ortaya çıkmadan ya da hafifken tanılarının konulması ve tedavilerinin yapılması ikincil koruma adını alır. Hastalıkların tedavi edilemez dönemden önce teşhis edilmesini ve ilerlemesinin önlenmesini amaçlar.
Hastalıkların olumsuz sonuçlarının sınırlandırılması ve hastalıklara bağlı sakatlıkların önlenmesine yönelik çalışmalar ise üçüncül korumayı oluşturur. Örneğin, bazı eklem hastalıklarında fizik tedavi uygulamaları ile oluşabilecek kalıcı hizmetlerinin en önemli adımlardandır, sakatlıkları önlemek mümkündür.

Resim 1.17 Aşılama koruyucu sağlık

Bağışıklama: Bir bulaşıcı hastalığın etkeni veya toksinleri kullanılarak vücutta o hastalığa karşı direnç oluşturma uygulamalarıdır.
Aile planlaması: Sık doğumları önlemek, istenmeyen gebeliklerden korunmak için koruyucu ve etkin yöntemler sağlayarak ailelerin bakabilecekleri ve istedikleri kadar sağlıklı çocuk sahibi olmaları için gerekli uygulamaların tümü.


b. Tedavi hizmetleri
Tedavi, ilaçla ya da diğer tıbbi yöntemlerle hastalıkların iyileştirilmesi çalışmalarına verilen isimdir. Tedaviye yönelik sağlık hizmetleri, birinci, ikinci ve üçüncü basamak olmak üzere üçe ayrılır.
Birinci basamak tedavi hizmetleri, hastaların ilk başvurdukları sağlık kurumlarında ayakta ya da evinde uygulanan sağlık hizmetleridir. Bu hizmetler ülkemizde sağlık ocakları ve onlara bağlı sağlık evleri ile hastanelerin poliklinikleri ve muayenehanelerde uygulanmaktadır (Resim 1.18). Sağlık ocaklarınca hizmet götürülen bölge halkı, gerekirse tek tek taranarak hastalıkların erken tanısı ve tedavisi sağlanır. Hastanelerde tedavisi gerekenler ise hastaneye sevk edilir.
İkinci basamak tedavi hizmetleri, hastanelerde sunulan sağlık hizmetleridir. Hastanelerde belli dallarda uzmanlaşmış hekimler çalışır. Bu sebeple hastanelerin etkin hizmet sunabilmesi için hastaların öncelikle birinci basamak hizmeti sunan kuruluşlara başvurması gerekir.
Üçüncü basamak tedavi hizmetleri, en gelişmiş sağlık teknoljisinin kullanıldığı merkezlerde sunulan hizmettir. Ayrıntılı tetkik ve tedavi yöntemlerinin uygulandığı, yüksek teknolojiye sahip üniversite hastaneleri ve özel dal hastaneleri (ruh hastalıkları, verem, kanser vb.) bu basamağı oluşturur (Resim 1.19). Üçüncü basamağın etkin hizmet sunabilmesi için basamaklı sağlık sistemine tam uyulması gereklidir. Sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaları için, kişilerin öncelikle birinci basamağa başvurmaları, burada çözüm bulunamadığı takdirde, ikinci ve üçüncü basamağa sevkedilmeleri hastanelerdeki yığılmaları önleyecektir.

c. Rehabilitasyon Hizmetleri
Hastalık ve kazalar sonunda sakat kalarak iş gücünü kaybeden kişilerin sakatlıklarının giderilmesi, bedensel yeteneklerinin arttırılması, yeni becerilerin kazandırılması, sosyal ve iş uyumunun sağlanması için yapılan çalışmalara rehabilitasyon hizmetleri denir. Örneğin; yaralanma sonucu felç olan bir kişinin kendi işini görebilir hâle gelebilmesi, çalışabilmesi, yeniden topluma kazandırabilmesi için rehabilitasyon gerekir. Rehabilitasyon, tıbbi bakım ve sosyal hizmet çalışmalarının birlikte yürütülmesini gerektirir. Sağlık hizmetlerinin etkin olabilmesi için birbirini tamamlayan bir bütün olarak sunulması zorunludur.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de öncelikle çözümlenmesi gereken sağlık sorunları belirlenmiş ve temel sağlık hizmetleri olarak adlandırılmıştır. Temel sağlık hizmetleri kapsamına giren uygulamalar şunlardır:
1. Var olan sağlık sorunlarını çözebilme ve kontrol altına alma yöntemlerini içeren halk eğitimi uygulama
2. Uygun bir beslenme sağlama
3. Yeterli ve temiz içme suyu sağlama
4. Çocuk sağlığı hizmetlerini geliştirme
5. Ana sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini geliştirme
6. Başlıca bulaşıcı hastalıklara karşı etkili bağışıklama
7. Salgın hastalıklardan koruma ve kontrol yöntemlerini iyileştirme
8. Sık görülen hastalıkların ve yaralanmaların uygun şekilde tedavisi
9. Gerekli ilaçları sağlama
10. Sağlık yönetimini iyileştirme
11. Çevre şartlarını geliştirme

Bu hizmetler, koruyucu ve tedavi edici hekimlik uygulamalarının bir bütün olarak sunulmasını gerektirir. Temel sağlık hizmeti ilkelerine göre sağlık, ekonomik ve sosyal kalkınmanın temel öğesidir. Sağlık hizmetleri, sektörler arası iş birliğini ve ekip hizmetini gerekli kılar. Sağlık hizmeti herkesin yararlanabileceği biçimde sunulmalı ve tüm toplumu kapsamalıdır. Bu sebeple sağlık hizmetlerine toplumun da katkı ve katılımı gereklidir.
Sağlıklı bir toplum, sağlıklı bireylerden oluşur. Toplumların en önemli zenginliği sağlıklı insan gücüne sahip olmalarıdır. Çünkü sağlıklı insanlar daha verimli çalışır, daha iyi düşünür, daha çok üretir, böylece toplumun kalkınmasına yardımcı olurlar. Oysa sağlıksız, hastalıklı bireylerden oluşan toplumlarda büyük oranda iş gücü kaybı görülür, toplumsal gelişme yavaşlar. Bireyleri sağlıklı olan uluslar daha kolay kalkınabilir.
Sağlıklı toplumların oluşmasında bireylerin kendi sağlıklarını koruma bilincine erişmelerinin büyük önemi vardır. Bu da sağlık konusundaki eğitim çalışmalarına katılmak ve bilimsel yöntemlerle kendi sağlığını korumak ile mümkün olabilir.
Atatürk, "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz." sözü ile Türk ulusu ve hekimlerine olan güvenini dile getirmiştir. Yurt dışında tedavisi için Türk milletinin her türlü imkânından yararlanabileceği hâlde, hastalığının en kötü dönemlerinde bile yurdumuzda kalmıştır. Türk hekimlerinin, onun sağlığını düzeltmek için her türlü çabayı göstereceğine yürekten inanarak milletine olan güvenini bir kez daha kanıtlamıştır.
undefined
undefined
 
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Dünya Sağlık Örgütüne göre sağlığı tanımlayınız.
2. Ruhsal iyilik hâli nedir?
3. Sağlıklı birey, sağlıklı toplum kavramından ne anlıyorsunuz?
4. Bir toplumun sağlık düzeyini belirleyen en önemli ölçütler nelerdir?
5. Sağlığımızı etkileyen etmenler nelerdir?
6. Hastalıklardan korunabilmek için hangi sağlık hizmetlerinden yararlanmak gerekir?
7. Basamaklı sağlık sistemine göre hastalanan bir kişi önce hangi sağlık kuruluşuna başvurmalıdır?
8. Basamaklı sağlık sistemine uymanın yararları nelerdir?
9. Rehabilitasyonun önemini açıklayınız.
10. Temel sağlık hizmetleri nelerdir?
 
undefined
undefined
HASTA HAKLARINA İLİŞKİN AVRUPA STATÜSÜ (ANA SÖZLEŞMESİ)
TEMEL DOKÜMAN
Roma, Kasım 2002
BÖLÜM 2: HASTALARA AİT ON DÖRT HAK
Bu bölüm on dört maddelik hasta hakları bildirisini ele almaktadır. Hasta haklarının amacı "insan sağlığının yüksek düzeyde korunmasını" ve çeşitli ulusal sağlık kurumları tarafından yüksek kalitede hizmetin verilmesini sağlamaktır.
1.Koruyucu Tedbirlerin Alınması Hakkı: Her bir birey hastalıktan korunmak için uygun tedavi görme hakkına sahiptir.
2.Yararlanma Hakkı: Her birey sağlık ihtiyaçlarının karşılanması için sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri herkese eşit olarak verilmeli ve hastalığın türü, zamanı, ikamet yeri veya mali kaynaklar konusunda ayrım yapılmamalıdır.
3.Bilgi Hakkı: Her birey, kendi sağlık durumu hakkında, mevcut sağlık hizmetleri ve onlardan nasıl yararlanabileceği konusunda ve tüm bilimsel araştırma ve teknolojik yenilikler ile ilgili bilgi alma hakkına sahiptir.
4-Rıza (onay) Hakkı: Kendi sağlığı ile ilgili kararlara iştirak edebilmesi için (kendi sağlığı ile ilgili kararlar alabilmesi için) her birey ilgili bilgileri alma hakkına sahiptir. Bu bilgiler bilimsel araştırmalara katılım dahil olmak üzere herhangi bir işlem ve tedavi için şarttır.
Sağlık hizmeti verenler ve profesyoneller (meslek sahipleri) gerçekleşecek herhangi bir ameliyat veya tedaviye ilişkin tüm bilgileri - riskleri, sıkıntıları, yan etkileri ve alternatif durumları ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere - hastalara vermek zorundadır. Bu bilgi önceden (en azından 24 saat önce) verilmeli ki hasta durumu konusunda kendi seçimini yapabilsin.
5-Özgür Seçim Hakkı: Yeterli bilgiye sahip her birey, farklı tedavi yöntemleri ve tedaviyi verecek kişiler arasında seçim yapma hakkına sahiptir. Hasta, hangi teşhis ve tedavi yönteminin kullanılacağı ve doktor, uzman veya hastane seçimi konularında karar verme hakkına sahiptir. Doktoruna güvenmeyen bir kişi başka bir doktor seçebilir.
6-Özel ve Gizlilik Hakkı: Her birey kişisel bilgilerinin; sağlık durumu, yapılan teşhis ve tedavi konularında bilginin yanı sıra teşhis ve tedavi yapılırken veya özel ziyaretlerin gizliliğinin muhafazası hususunda, gizli tutulmasını talep etme hakkına sahiptir.
7-Hastalarm Vaktine Saygı: Her birey hızlı ve önceden belirtilen süre içerisinde gerekli tedaviyi alma hakkına sahiptir. Bu hak tedavinin her aşaması için geçerlidir.
Doktorlar, hastalarına bilgi verme süresi dahil olmak üzere yeterli zaman ayırmalıdır. 8-Kalite Standartları Hakkı: Kesin standartların uyumu ve özellikleri kapsamında her birey yüksek kalitede sağlık hizmetinden yararlanma hakkına sahiptir
9-Güvenlik: Kötü işleyen sağlık hizmetlerinden, tıbbi yanlışlık ve hatalardan meydana gelen zararlardan her bireyin korunma hakkı vardır. Hastanın yüksek güvenlik standartlarını karşılayan sağlık hizmetleri ve tedavilerinden de yararlanma hakkı vardır.
10-Yenilik Hakkı: Ekonomik veya mali durumlardan bağımsız olarak (gerekçeler dikkate alınmadan) her birey uluslararası standartlara göre, yeniliklerden -teşhis yöntemleri dahil olmak üzere- yararlanma hakkına sahiptir.
11-Gereksiz Ağrı/Acı ve Sıkıntıdan Sakınma Hakkı: Her birey hastalığının her evresinde, mümkün olduğu ölçüde acı ve sıkıntıdan korunma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri, bu amaçla hastanın tedavisinin kolay ve rahat geçmesi için gerekli tedbirleri almalıdır.
12-Kişisel Tedavi Hakkı: Her birey kendi kişisel ihtiyaçlarına göre teşhis ve tedavi programlarını yönlendirme hakkına sahiptir.
13-Şikâyet Hakkı: Her bireyin bir zarar gördüğünde şikâyette bulunma hakkı vardır. Sağlık hizmetleri, hastalara sahip oldukları haklar konusunda bilgi vermelidir. Böylelikle hastalar bir ihlal veya haksızlıkla karşılaştıklarında bunun yanlış olduğunu fark edip şikâyette bulunabilsin.
14-Tazminat Hakkı: Sağlık tedavisi sırasında fiziksel veya manevi ve psikolojik zarar gören bireyin kısa bir sürede tazminat alma hakkı vardır.

Kaynak: http://www.saglik.gov.tr/extras/hastahaklari/haksorumluluk.htm Ana Sözleşmeden kısaltılarak alınmıştır.


 
ÜNİTE II SAĞLIKLI HAYATIN TEMELİ
KONULAR
Kişisel Temizliğin Tanımı ve Önemi
Ağız ve Diş Sağlığı
Spor ve Beden Eğitimi
Sağlıklı Giyinme
Sağlıkla İlgili Uyulması Gereken Diğer Kurallar
Sağlıklı Hayatın Korunmasında Uyulması Gereken İlkeler

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Çevrenizdeki birkaç kişiye hangi aralıklar ile diş fırçalarını değiştirdiklerini ve günde kaç defa dişlerini fırçaladıklarını sorunuz. Elde ettiğiniz bilgileri sınıfta arkadaşlarınızınkilerle karşılaştırınız.
2. Çevrenizdekilere haftada kaç defa banyo yaptıklarını sorarak cevaplarını bir yere not edip bunları arkadaşlarınızınkilerle karşılaştırınız.
3. Temizlik ile ilgili deyim ve atasözlerini bulunuz. Bunları sınıfta tartışınız.
4. Toplum sağlığı açısından tuvalet kullanma alışkanlığının önemini araştırarak tartışınız.
5. Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının genel vücut sağlığı ile ilişkilerini araştırınız.
 
 
undefined
undefined
 
1. KİŞİSEL TEMİZLİĞİN TANIMI VE ÖNEMİ
Oldukça geniş kapsamı olan temizliği, insan sağlığına olumlu katkıda bulunacak biçimde uygulanan her davranıştır, diye tanımlayabiliriz. Pek çok hastalık yetersiz temizlikten kaynaklanır. Özellikle su ve besinlerle bulaşan mikrobik ve paraziter hastalıklar böyledir. Bunlardan korunmanın en kolay ve etkili yolu temizliktir. Temizlik hem kişisel sağlığımızın temelini oluşturur (Resim 2.1) hem de uygarlık düzeyimizi ifade eder. Günümüzde kullanılan toplumsal kalkınma göstergelerinin birisi de konutların şebeke suyundan yararlanma ve kanalizasyon kullanma oranıdır. Bu oranın yükselmesiyle birlikte toplumda görülen bağırsak enfeksiyonları azalmaktadır. Temizlikte kullanılan iki temel madde su ve sabundur. Bunlar olmadan temizlikten bahsedilemez. Su kaynakları yeterli olan ülkemizde bu imkândan israf etmeden, yeterince yararlanılmalıdır.

Resim 2.1 Temizlik sağlığın temelidir.

Temizliğe en fazla önem veren din olan İslamiyette, "Temizlik imandandır." hadisi ile kişilerin temizliğe önem vermesi gerektiği vurgulanmaktadır. Kısaca özetleyecek olursak temizlik, kişilere güven ve mutluluk verir. Temiz kişinin, toplum tarafından benimsenmesi kolaylaşır. Temizlik, hastalıklara karşı direnci arttırır. Ancak kişisel temizlik rastgele değil, belli kurallar içinde uygulanmalıdır.

Resim 2.2 Eller sabunla yıkandıktan sonra bol su ile durulanmalıdır

a. El ve tırnak temizliği ve bakımı
Ellerimiz, vücudun çevre ile en çok temas eden ve en çok kirlenen organıdır. Bu sebeple çevreden ellerle alınan kirler ve çeşitli mikroplar ağza, göze, deriye, yediğimiz besinlere bulaşabilir. Bu kirlerin ve mikropların uzaklaştırabilmesi için eller sık sık sabunla köpürtülüp ovulmalı ve bol suyla durulanmalıdır (Resim 2.2). Sabah kalkınca, her tuvalet ihtiyacının giderilmesinden sonra, yemekten önce ve sonra eller sabun ve suyla yıkanmalıdır. Genel tuvaletlerde ise hem tuvalete girmeden önce hem de ihtiyaç giderildikten sonra eller sabunla yıkanmalıdır. Bu tür yerlerde sıvı sabun tercih edilmelidir. Ayrıca besin maddelerinin üretiminden satışına kadar her aşamada görev alan kişilerin el temizliğine önem vermeleri gerekir.

Bit: Eklem bacaklılardan bir dış parazit. İnsanlarda saçta, vücutta ve kasıkta yerleşen üç tipi vardır.
Antiseptik: Mikrop öldürücü özelliği olan madde.
Deodorant: Ter kokusunu maskelemek için kullanılan, genelde sprey formunda yapılan kozmetik maddedir.

Tırnaklar kolay kirlenen bir yapıya sahiptir. Bu sebeple düzenli olarak temizlenip kesilmeleri gerekir. Tırnaklar yenmemeli, koparılmamalı, uzadıkça tırnak makasıyla kesilmelidir. El tırnakları yarım ay şeklinde, ayak tırnakları düz kesilmelidir. Ayak tırnakları düz olarak kesilmediğinde kenarındaki etlere batar ve ağrılı iltihaplanmalara sebep olabilir. Tırnaklar, kirli işlerle uğraştıktan sonra fırçalanarak temizlenmeli, tırnak diplerindeki etler geriye doğru itilerek düzeltilmelidir. Kenarlarında oluşan şeytantırnakları kopartılmadan tırnak makasıyla kesilmeli ve bir antiseptikle temizlenmelidir.

b. Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği
Yüz, boyun ve koltuk altı temizliği sağlığı korumada önemlidir. Her sabah uyanıldığında ve kirli işlerle uğraştıktan sonra yüz ve boyun sabunlanarak yıkanmalıdır (Resim 2.3). Yüz temizliğine burun ve kulaklar da katılmalıdır. Burun ve kulak içine sert cisimler sokulmamalı, kıllar kopartılmamalıdır. Burun temizliği en iyi lavaboda, akan su ile yapılır. Mendil kullanılması gerektiğinde, kâğıt mendil tercih etmek daha sağlıklı bir davranıştır. Kulak temizliği amacıyla dış kulak yolu girişi ve kulak kepçesindeki kıvrımlar pamuklu çubukla temizlenmelidir. Çubuk çok derine itilmemelidir. Koltuk altları çok kirlenen bölgelerdir. Koku oluşmasını, kaşıntı ve tahrişleri önlemek için koltuk altlarının her gün sabunlanıp durulanması ve iyice kurulanması gerekir.
Deodorantlar tek başına temizlik aracı değildirler; geçici olarak kokuyu bastırırlar. Deodorant kullanımı yerine sabunlu su ile temizlik yapılması daha sağlıklı bir davranıştır. Koltuk altı temizliğinin bir aşaması da bölgedeki kılların uygun yöntemlerle düzenli olarak giderilmesidir.

c. Saç temizliği ve bakımı
Dış görünümün düzenli ve iyi olabilmesi için saçlar temiz, düzgün kesimli ve iyi şekillenmiş olmalıdır. Görüş alanını kapatmayan, yüzü terletmeyen modeller tercih edilmelidir. Saçlar haftada en az iki kez, saç tipine uygun bir şampuanla yıkanıp durulanmalıdır. Kişisel temizlik ve bakım eşyaları olan tarak, fırça ve havlular kesinlikle başkaları ile ortak kullanılmamalıdır. Saçlar düzenli olarak her sabah ve gece yatmadan önce fırçalanmalı ya da taranmalıdır (Resim 2.4). Saç diplerine masaj yapılmalıdır.
Saç yıkamada kullanılan su, çok sıcak veya çok soğuk olmamalıdır. Temizlikte kullanılan şampuanlar veya sabunlar kaliteli olmalıdır. Kepek varlığında bir hekime başvurulmalı ve hekimin önerdiği şampuanlar kullanılmalıdır.
Saç temizliğinin iyi yapılmaması, temizlik ve bakım araçlarının ortak kullanılması, bit taşıyan kişilerle temasta bulunulması sonucu saç bitlenmesi ortaya çıkabilir. Bu durumda yine bir hekime başvurulmalı ve gerekli ilaçlar kullanılmalıdır. Bitlerin yumurtaları olan ve sirke olarak adlandırılan oval biçimli beyaz yumurtalar, kepekle karışabilir. Bit yumurtalarıyla kepeği ayırt etmek için sirkelerin saça yapışık olduğu, mat renkli ve kepilen daha sert olduğu hatırlanmalıdır.
d. Ayak temizliği
Bütün gün çorap ve ayakkabı içinde havasız kalan, terleyen ayaklar her gün sabunlanarak yıkanıp (Resim 2.5) ayak havlusu ile kurulanmalıdır. Temizlenip kurulanmadığında ayaklarda bakteri ve mantarlar üreyerek kötü kokulara ve hastalığa sebep olur. Ayaklara giyilen çoraplar terletmeyecek şekilde pamuklu olmalı, her gün temizi ile değiştirilmeli veya yıkanıp kurutularak kullanılmalıdır.
Nasır: En çok el ve ayağın sürekli sürtünmeye uğrayan noktalarında ortaya çıkan üst derinin kalınlaşması ve sertleşmesi ile oluşmuş dendir.
Âdet (aybaşı, regl): Ergenlikten itibaren kızlarda 28 günde bir meydana gelen kanama. Bu kanama ile rahim iç yüzünü oluşturan tabaka, döllenmemiş yumurta ve kan atılır.

Şekil 2.1 Banyo yapma alışkanlığı yaşlarda edinilmelidir.

Ayak bakımının bir aşaması da topuklarda sertleşmeler ve parmaklarda nasırlar oluşmasının önlenmesidir. Bu amaçla ayağı çok sıkmayan, öne doğru sivrileşmeyen ayakkabılar seçilmeli, yüksek topuktan kaçınılmalıdır. Ağrılı, sert nasırların, derin çatlakların oluştuğu durumlarda bir hekime başvurulmalıdır.

e. Genital bölge (Üreme organları) temizliği
Özellikle ergenlik döneminden itibaren genital bölge temizliğinin daha özenli olarak yapılması gerekir. Çünkü bu dönemden itibaren üreme organları çevresinde yer alan yağ ve ter bezleri daha fazla çalışır. Ayrıca üreme organlarına ait salgılar ve kızlarda âdet kanamaları sebebiyle kötü koku ve birikintiler olabilir. Bu amaçla bölgenin her gün sabunlu su ile yıkanıp durulanması ve iyice kurulanması uygun olur. Âdet dönemi sırasında yıkanılamayacağı görüşü yanlış bir düşüncedir. Âdet dönemi sırasında ayakta duş şeklinde banyo yapılmasında sakınca yoktur.
Yine âdet dönemi sırasında pamuklu bez yerine temiz, hazır petlerin kullanılması daha uygundur. Bu petlerin 3-4 saatte bir yenisi ile değiştirilmesi gerekir. Pamuklu bez kullanılacaksa, bezlerin kaynatılıp ütülenmesi ve temiz bir yerde saklanması gereklidir.
Erkeklerin de bu bölgenin temizliği sırasında sünnet derisini geriye çekerek salgı birikintilerini gidermeleri ve yapışıklıkları önlemeleri gereklidir. Genital bölge çevresinde bulunan kılların uygun yöntemlerle düzenli olarak giderilmesi de sağlık için uygun bir davranıştır.

f. Tuvalet alışkanlığı ve temizliği
Her gün düzenli olarak tuvalete çıkma alışkanlığı (Resim 2.6), sindirim sisteminin düzgün çalıştığının göstergesidir. Her tuvalete çıkıştan sonra makat çevresi önden arkaya doğru tuvalet kâğıdı ile temizlenip sonra da yıkanarak kurulanmalıdır. Elleri yıkamadan önce kapı kolu, musluk başı vb. yerlere dokunulmaması, diğer insanlara mikrop bulaştırılmaması için uyulması gereken bir davranıştır. Tuvalet çıkışında eller bol su ve sabun ile ovularak yıkanmalıdır. Tuvalet kullanımından sonra, tuvalete bol su dökülmeli veya sifon çekilmeli, gereğinde fırçalanarak temizlenmeli, bulaşıcı hastalıkların varlığında ise antiseptiklerle temizlik sağlanmalıdır. Temizlik sonrasında eller mutlaka yıkanmalıdır.

g. Banyo yapma ve giyecek temizliği
Vücut ısısının düzenlenmesi ve vücuttaki atıkların dışarı atılması işlevini, yapısında yer alan damarlar ve ter bezleriyle sağlayan deri, mikroorganizmaların vücuda girişini önlemekte de önemli rol oynar. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar. Bu görevlerin yerine getirilebilmesi, derinin temizliğine ve kan dolaşımının düzenli olmasına bağlıdır. Bu sebeple derideki kirin sık sık temizlenmesi gerekir. Bu amaçla da sık sık banyo yapılmalıdır (Şekil 2.1).
Deri üzerindeki biriken yağ bezi salgısı, ter, toz, mikroorganizmalar ve deri epitelinin soyulan artıkları kiri oluşturur. Kir, salgı bezlerinin gözeneklerini tıkayarak derinin normal görevlerini yapmasını engeller. Yıkanma ve temizlik, çağdaş insanın vazgeçilmez ihtiyaçlarından biridir. İmkân oldukça sık aralıklarla banyo yapılmalıdır.

Dezenfeksiyon: Mikroplardan temizleme işlemi.
Diş minesi: Dişin görülen yüzeyini kaplayan sert tabaka.
Diş özü: Dişin en içinde yer alan, sinir ve damarların bulunduğu bölümüdür.
Diş kökü: Dişin çene kemiği içindeki diş yuvalarında yer alan bölümüdür.

33-38 °C sıcaklıktaki suyla, lif ya da süngerin sabunla köpürtülmesi ve vücudun bu köpükle ovulması ile kirlerin akıtılması işlemine yıkanma adı verilir. Yıkanırken küveti doldurup içine girmek yerine, kurnaya ya da temiz bir kovaya su doldurup dökünmek veya duş şeklinde akan suyla yıkanmak daha sağlıklıdır. Evde banyo yaparken küvetin ve oturulan taburenin temizliğine özen gösterilmelidir. Genel hamamlarda ise bu temizlik daha da fazla önem kazanır. Birçok mantar hastalığı ve bulaşıcı hastalıklar iyi temizlenmemiş yıkanma yerlerinden bulaşmaktadır. Bu sebeple hijyenik kurallara uyan temiz yerler tercih edilmeli, yıkanmadan önce kullanılacak yerler de su ve sabunla iyice temizlenmelidir. Ayrıca yıkanmada kullanılan terlik, takunya, havlu, lif, tarak gibi eşyaların da kişisel ve temiz olması zorunludur.
Tok karnına yıkanmak rahatsızlık verebileceği için yemekten iki saat sonraya kadar yıkanmamak uygundur. Banyo yapmanın dinlendirici, rahatlatıcı etkisi vardır. Gerginlik, sinirlilik, yorgunluk ve uykusuzluk durumlarında ılık banyo yatıştırıcı etki gösterir. Soğuk suyla yıkanmaksa uyarıcı etki yapar. Günlük temizlik için kullanılan havlular; el, ayak ve banyo havlusu olarak ayrı ayrı olmalıdır. Havluların sık sık yıkanması, kaynatılması ve sıcak ütü ile ütülenmesi gerekir.
Banyo sonrasında, kaynatılmış ya da makinede yüksek ısıda yıkanmış, ütülenmiş iç çamaşırları giyilmelidir. İç çamaşırlarının pamuklu dokuma olması sağlık açısından en uygun olanıdır. Gerektiğinde dezenfeksiyon sağlamak üzere çamaşır suyu kullanılmalıdır. İç çamaşırları mümkünse her gün değiştirilmelidir.
Yatak giysilerinin ve çarşaf, nevresim, yastık kılıfı gibi yatak takımlarının sık yıkanması ve ütülenmesi de temizlik açısından önemlidir. Yatarken giyilen giysiler, vücudu sıkmayan, rahat, geniş ve pamuklu dokuma olmalıdır (Resim 2.7).
Gömlek, kazak, pantolon gibi dış giysilerin de temiz, ütülü ve havalandırılmış olması uygundur. Yıkanamayan giysilerin zaman zaman kuru temizlemeye verilmesi gerekir.
 
undefined
undefined
 
2. AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI
a. Ağız ve diş sağlığının önemi
Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada önemli sorun olmaktadır. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilişkilidir.
Ağız sağlığı: Dişler ve onları çevreleyen sert ve yumuşak dokuların tümünün hastalıklarının tedavisini ve korunmasını içeren bir kavramdır. Dişler ve içine yerleştiği çene kemiği, dudak, dil, yanak ve diş etleri ağız sağlığının kapsamına girer. Dişler ve çevre oluşturur. Dokuların temizliği ağız sağlığının temelini oluşturur (Resim 2.8).
Diş sağlığı: Dişler ve dişlerin içine oturduğu diş yuvalarının hastalıklardan korunması ve mevcut problemlerin tedavisi, diş sağlığı olarak ifade edilir. Dişlerin dizilişi, eksikliği, çürükleri ve tedavisi, diş sağlığının temel konularıdır.

b. Diş çürümesi
Diş çürüğü, diş minesinin ve sert dokuların tahrip olmasıdır. Bu olay dişlerin dış yüzeyinden başlayarak derinleşir. Temelde diş çürüğünün sebebi ağızda meydana gelen asitlerdir. Asitlerle diş minesi ve kemik kısmı aşınır. Bunun dışında çürük, dişin organik kısımlarını eriten, proteinleri parçalayan enzimlerin etkisiyle ilerler. Gıda olarak alınan şekerler (karbonhidratlar), ağızdaki mikroorganizmalar tarafından parçalanarak asitleri meydana getirir. Bundan sonra çürük kolayca ilerleyerek diş özüne ulaşır ve ağrı başlar. Daha sonra
çürük, diş köküne ve çene kemiğine geçer ve apse oluşur (Resim 2.9). Çürükler hem süt dişlerinde hem de kalıcı dişlerde olabilir. Büyüme ve gelişme döneminde kalsiyum, fosfor ve flor yönünden yetersiz beslenme çürükleri artırır. Flor diş minesinin sertliğini sağlayan temel maddedir. Flor fazlalığında dişlerde renk bozukluğu ve çürük oluşur. Şekerli besinlerin fazla tüketilmesi ve yeterli diş temizliğinin yapılmaması diş çürüklerini artırır. Çürük, diş özüne ulaşmadan ağrı meydana gelmediği için diş ağrısının olmaması, diş sağlığının yerinde olduğunu göstermez.
Diş çürüklerinin erken tanısı ve çürük daha fazla ilerlemeden tedavisi gerekir. Bu durum sağlık yönünden önemlidir. Ayrıca kaybedilen dişlere yapılacak protezlerin maliyeti ekonomik açıdan da problem teşkil eder. Öte yandan sağlıksız bir ağız, kişinin sosyal ilişkilerini bozabilir.

Gingivit: Diş eti dokusunun iltihabıdır.

c. Diş eti hastalıkları
Diş eti iltihaplarına genel olarak gingivit denir. İltihaplanma diş eti hastalıklarının erken belirtisidir (Resim 2.10). Diş eti hastalıklarının önemli bir nedeni diş taşlarıdır. Diş ile diş eti arasında biriken besin artıkları ve bakteriler diş plaklarına ve diş taşlarına sebep olurlar. Diş taşları temizlenmediğinde diş eti hastalıklarına zemin hazırlar. Bu dönemde diş etleri kolay kanar. Diş etlerinde yer yer çekilmeler olur. Diş boynu açık kalır. Burada mine tabakası da bulunmadığı için asitlerin etkisiyle çürükler oluşur. Dişi tutan bağ dokusu zayıflar. Sonuç, dişin kaybıdır. Diş ve ağız temizliğine dikkat edilmemesi, diş taşlarının temizlenmemesi, kürdan gibi sert cisimler kullanılması diş eti hastalıklarına yol açar.
d. Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının genel vücut yapısı ile ilişkisi
Diş çürüğü ve diş eti hastalıkları, sadece ağız içini ilgilendiren bir problem değildir. Bölgesel olduğu kadar birçok bedensel hastalığa da yol açabilir. Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının bölgesel bir iltihap odağı oluşturarak vücutta meydana getirdiği rahatsızlıkları şöyle sıralayabiliriz:
Eklem romatizması
Böbrek iltihapları
Alerjik hastalıklar
Sindirim sistemi rahatsızlıkları (özellikle mide ve bağırsakla ilgili)
Kalp hastalıkları
Beyin zarı iltihabı
Kemik iltihapları
Göz hastalıkları
Lenf bezlerinde büyüme ve iltihaplanma
Baş ağrıları
Vücutta yorgunluk, hâlsizlik, vücut sıcaklığının yükselmesi

Bunların yanı sıra diş ve diş eti hastalıklarının, dişlerin gelişim bozukluklarının kişiler arasındaki sosyal ilişkileri etkilediği inkâr edilemez. Kötü görünen bakımsız dişler ve kokan bir ağız insanları toplumdan uzaklaştırmaktadır. Bu yüzden kişilerin, diş sağlığı ve ağız temizliğine önem vermeleri gerekir. Zamanında tedavi edilmeyen diş ve diş eti problemleri büyüyerek daha masraflı tedavilere ve iş gücü kayıplarına yol açmakta, toplumda büyük ekonomik kayıplar oluşturmaktadır.
Ağız kokusunun çeşitli sebepleri mevcuttur. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Diş çürüğü
Diş eti hastalıkları
Sinüzit
Bademcik iltihabı
Solunum sistemi hastalıkları
Şeker hastalığı
Sindirim sistemi hastalıkları
Sigara
Böbrek hastalıkları
Ağız ve diş temizliğine dikkat edilmemesi (ağızda kalan gıda artıkları sebebiyle)
Soğan, sarımsak gibi yiyeceklerin yenilmesi
Karaciğer hastalıkları

Sinüzit: Kafatasında sinüs adı verilen kemik boşluklarının iltihabıdır.

e. Dişlerin gelişim bozuklukları
Dişlerde meydana gelen birçok yapısal bozukluk vardır. Bunlardan başlıcaları şunlardır:
Dişlerin büyüklükleri farklı olabilir. Çok büyük veya çok küçük olabilirler.
Büyük, üst üste binmiş dişler olabileceği gibi küçük, aralıklı dişler de görülebilir.
Dişlerde şekil ve diziliş bozuklukları olabilir.
Birkaç diş yapışık olabilir veya iç içe olabilir.
Eksik veya fazla diş bulunabilir. Dişler gömülü kalabilir.

Normal çene yapısında ağız kapatıldığı zaman üst dişler hafif önde, alt dişler biraz arkada olmalıdır. Eğer alt dişler üsttekilere göre aynı hizada veya daha önde ise kapanma kusurundan söz edilebilir. Bu durum çiğneme etkinliğini, diş ve diş eti sağlığını bozar. Erken yaşta müdahele edilerek tedavisi gerekir.

Antibiyotik: Bakterileri öldürme veya üremesini engelleme özelliği olan, bitkilerden, mantarlardan veya sentetik olarak elde edilen ilaç grubu. Özellikle bulaşıcı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır:
Diş ipi: Dişlerin arasını temizlemekte kullanılan özel iplik.

Dişlerdeki diziliş bozukluklarının başlıca sebepleri şunlardır:
Erken süt dişi kaybı
Yanlış alışkanlıklar (tırnak yeme, parmak emme, kalem ısırma)
Soya çekim
Sayısal olarak eksik veya fazla dişler

Dişlerde renk bozuklukları da olabilir. Renk değişimiyle ortaya çıkan bozuklukların sebeplerini ve ve sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz:
Sigara dişlerde sararmalara yol açar.
Çocukluk döneminde alınan bazı antibiyotikler (tetrasiklin gibi) diş minesinde
renk değişimi yapabilir (Resim 2.11).
Gebelikte ve çocuklukta geçirilen hastalıklardaki yüksek ateş dişte beneklenmeler,
renk bozuklukları ve yapısal bozukluklara yol açar.
Aşırı derecede florlu su dişleri sarartır.
Ölü dişler gri renk alır.
Gerekli diş fırçalaması yapılmazsa dişlerin renkleri değişir.

f. Ağız ve diş sağlığı nasıl korunur?
i. Diş koruması ve bakımı
Diş sağlığını korumada en önemli konulardan birisi, yılda en az iki defa diş hekimine muayene olmaktır. Böylece diş sorunları erken dönemde tespit edilir ve büyümeden engellenir. Örneğin, bir diş çürüğü erkenden tespit edilirse kolaylıkla dolgu yapılarak tedavi edilir. Hâlbuki tedavi gecikirse bu durum diş kaybına, apselere, diş eti problemlerinin artmasına yol açar. Bu yüzden erken tanı ve tedavi çok önemlidir.
Ağız ve diş sağlığımızla beslenmemiz arasında büyük bir ilgi mevcuttur. Kalsiyum, fosfor, flor gibi mineraller ile A, C, D vitaminleri özellikle çocukluk döneminde yeterince alınmalıdır. Bunlar dişler ve diş eti sağlığı için çok önemlidir. Süt ve süt ürünleri, taze meyveler özellikle yararlıdır. Diş ve diş eti sağlığı için sürekli yumuşak besinlerle beslenmekten kaçınılmalıdır. Elma, havuç gibi yiyecekleri ısırarak yemek diş ve diş eti sağlığı açısından önem taşır. Şekerli gıdalar yedikten sonra ağız suyla iyice çalkalanmalıdır. Çünkü ağız içinde kalan şekerli gıdalar diş çürüklerine zemin hazırlar. Yemeklerden sonra diş ipi kullanmak ve dişleri tekniğine uygun olarak fırçalamak diş çürüklerini engellemenin en etkili yoludur (Şekil 2.2 ve Şekil 2.3).

ii. Diş fırçalama tekniği
Diş fırçası ağza uygun büyüklükte ve ağız içinde kolaylıkla hareket ederek tüm yüzeylere ulaşabilecek şekilde olmalıdır. Sapı naylon, kılları ise orta sertlikte olan fırçalar tercih edilmelidir.
Çok sert ve çok yumuşak fırçalarla istenilen temizlik sağlanamaz. Sert fırçalar diş etini tahriş eder. Diş fırçası en geç altı ayda bir değiştirilmelidir. Dişler yemeklerden sonra ve günde en az iki defa olmak üzere uygun teknikle fırçalanmalıdır.
Dişler, diş macunu kullanılarak fırçalanmalıdır. Diş macunlarının florlu olanları tercih edilmelidir. Diş macunu dişlerin temizlenmesini kolaylaştırır. Ağız içinde hoş koku bırakır, ferahlık verir, antiseptik özellikte olanlar da vardır. Diş fırçalama, çürük oluşumunun engellenmesinde, bakteri plaklarının ve şekerli gıda artıklarının yok edilmesinde rol oynayan önemli bir etkendir. Dişlerin bütün yüzeylerinin fırçalanması gerekir.

Ara yüz fırçası: Normal diş fırçasının giremediği dişler arası bölgeleri temizlemekte kullanılan özel diş fırçasıdır.

Diş fırçasını uzun ekseni etrafında döndürerek dişleri, diş etinden dişe doğru fırçalamak gerekir. Böylece dişler arasındaki yüzey de temizlenir. Dişlerin çiğneyici yüzleri, dil ve damak yüzeyi de aynı şekilde fırçalanır (Şekil 2.2). Diş etlerini de fırçalayarak kılcal damarlara masaj yapmak yararlı bir uygulamadır. Diş eti hastalıklarından korunmada diş etlerinin fırçalanması çok önemlidir. Asitli kola, gazoz gibi içeceklerden özellikle kaçınmak gerekir. Bunlar diş sağlığını bozan, çürüklere yol açan maddelerdir. Şekerli gıdaların ağız içinde bakterilerce parçalanmasıyla oluşan asitler ve asitli gıdalar, dişin mine tabakasının inorganik yapısını bozarak çürümelere sebep olur. Sigara, alkol, çok soğuk ve çok sıcak yiyecek ve içecekler diş sağlığına zarar verir. Dişler kürdan gibi sert ve sivri cisimlerle karıştırılmamalıdır. Bunlar, diş minesi ve diş eti sağlığı için çok sakıncalıdır. Diş aralan temizliğinde diş ipi kullanılmalıdır.
Diş hekimi gerekli görmedikçe diş çektirmek, özellikle de bilgisiz kişilere diş çektirmek çok sakıncalıdır.
Fındık, ceviz gibi sert cisimleri dişlerle kırmak, şekerli sakız çiğnemek, ağza parmak sokmak, tırnak yemek, dudak ve yanak ısırmak, çocuklara uzun süre yalancı meme ve biberon kullandırmak, diş gelişimi, diş ve eti sağlığı için zararlıdır. Ağzı açık uyumak da dişlere zarar verir.
Diş ve diş eti temizliğinde ara yüz fırçaları ve diş ipi de önemli yer tutar. Normal diş fırçasının giremediği, diş çürüğü ve diş eti hastalıkları için duyarlı bölge olan dişler arası bölgelerin temizliğinde ara yüz fırçaları ve diş ipi kullanılmalıdır. Özellikle birbirinden ayrı dişlerde ara yüz fırçası kullanılır (Resim 2.12). Diş ipi 30 cm kadar kesilip iki elin orta parmaklarına dolanır. Aradaki ip gergin biçimde dişler arasına sokularak temizlik sağlanır (Şekil 2.1). İp, diş etine kadar indirilerek aradaki besin artıkları ağız içine doğru sıyrılmalıdır. Bu arada diş etinin zarar görmemesine dikkat edilmelidir.
Herkesin mutlaka kendi diş fırçası olmalıdır. Başkasının diş fırçasının kullanılması, ağız yoluyla mikrop alınmasına ve hastalık bulaşmasına yol açar. Diş fırçasının en geç 6 ayda bir değiştirilmesi ve çok eskiyen fırçaların kullanılmaması gerekir. Dişler fırçalandıktan sonra, diş fırçası suya tutularak bol suyla temizlenir. Parmakla fırça kılları aralanarak fırçanın gıda ve macun artıklarından kurtarılması gerekir.
 
undefined
undefined
3. SPOR VE BEDEN EĞİTİMİ
Sağlıklı bir hayat sürmek, vücudu dinç tutmak ve aktif bir hayat için yeterince spor ve beden eğitimi yapılmalıdır. Spor yapmanın insan vücudu ve yaşamına olan etkilerinden bazılarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
Vücudu ve kasları geliştirir.
İnsanı rahatlatır ve ruhen dinlendirir.
Kalbin iyi çalışmasını sağlayarak, kan dolaşımı ve solunumun hızlanmasına sebep olur. Vücudun sağlığı için kalp ve akciğerlerin her gün belirli bir süre bu şekilde çalıştırılması yararlıdır. Kan dolaşımını hızlandırmakla damarların duvarında yağ birikimi önlenir. Aksi takdirde damarların etrafında yağ birikerek kalp ve damar hastalıkları meydana gelir.
Spor, sadece yarışma için değil, kişinin vücut sağlığını koruması için her gün düzenli olarak yapılması gereken bir davranış olmalıdır. Bu amaçla her gün düzenli olarak açık havada yürüme, koşma, yüzme vb. spor uygulamaları yapılmalıdır (Resim 2.13). En uygun sporun yürümek olduğu unutulmamalıdır.
Gebelerde spor ve beden eğitimi harekelerinin düzenli yapılması, doğumun kolaylaşmasına yardımcı olur.
Sağlık için düzenli olarak her gün beden egzersizleri yapılması yararlıdır. Bu amaçla sabahları 15 -30 dakika yaşa ve mekâna uygun beden eğitimi için zaman ayrılmalıdır. Yapılacak beden eğitimi bisiklet hareketi, yere yatarak hiçbir yerden tutunmadan doğrulup oturmak, yerinde koşar gibi hareket etmek, masa başında bacakları yere paralel ve gergin tutmak vb. şeklinde olabilir. Yapılacak bu beden eğitimi hareketleri sürekli olmalıdır. Spor yapmak, kişinin kendi vücuduna ve sağlığına olduğu kadar topluma karşı da görevidir. Toplumların en büyük zenginliği, nitelikli insan gücüdür. Nitelikli kişi çalışkan, dayanma gücü ve beden yetenekleri yüksek kişidir. Sağlıklı bir nesil, spor ve beden eğitiminin bütün yaş gruplarına 'sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile mümkündür.
 
undefined
undefined
3. SPOR VE BEDEN EĞİTİMİ
Sağlıklı bir hayat sürmek, vücudu dinç tutmak ve aktif bir hayat için yeterince spor ve beden eğitimi yapılmalıdır. Spor yapmanın insan vücudu ve yaşamına olan etkilerinden bazılarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
Vücudu ve kasları geliştirir.
İnsanı rahatlatır ve ruhen dinlendirir.
Kalbin iyi çalışmasını sağlayarak, kan dolaşımı ve solunumun hızlanmasına sebep olur. Vücudun sağlığı için kalp ve akciğerlerin her gün belirli bir süre bu şekilde çalıştırılması yararlıdır. Kan dolaşımını hızlandırmakla damarların duvarında yağ birikimi önlenir. Aksi takdirde damarların etrafında yağ birikerek kalp ve damar hastalıkları meydana gelir.
Spor, sadece yarışma için değil, kişinin vücut sağlığını koruması için her gün düzenli olarak yapılması gereken bir davranış olmalıdır. Bu amaçla her gün düzenli olarak açık havada yürüme, koşma, yüzme vb. spor uygulamaları yapılmalıdır (Resim 2.13). En uygun sporun yürümek olduğu unutulmamalıdır.
Gebelerde spor ve beden eğitimi harekelerinin düzenli yapılması, doğumun kolaylaşmasına yardımcı olur.
Sağlık için düzenli olarak her gün beden egzersizleri yapılması yararlıdır. Bu amaçla sabahları 15 -30 dakika yaşa ve mekâna uygun beden eğitimi için zaman ayrılmalıdır. Yapılacak beden eğitimi bisiklet hareketi, yere yatarak hiçbir yerden tutunmadan doğrulup oturmak, yerinde koşar gibi hareket etmek, masa başında bacakları yere paralel ve gergin tutmak vb. şeklinde olabilir. Yapılacak bu beden eğitimi hareketleri sürekli olmalıdır. Spor yapmak, kişinin kendi vücuduna ve sağlığına olduğu kadar topluma karşı da görevidir. Toplumların en büyük zenginliği, nitelikli insan gücüdür. Nitelikli kişi çalışkan, dayanma gücü ve beden yetenekleri yüksek kişidir. Sağlıklı bir nesil, spor ve beden eğitiminin bütün yaş gruplarına 'sevdirilmesi ve yaygınlaştırılması ile mümkündür.
 
undefined
undefined
 
4. SAĞLIKLI GİYİNME
İnsan vücudunun soğuğa ve iklim şartlarına karşı korunmasız olması sebebiyle giyeceklerimizin mevsime, iklim şartlarına ve hava sıcaklığına uygun olması gerekir. Bu tür giyinmeye, sağlıklı (uygun) giyinme denir. Kışın kalın, koyu renkli giysiler seçilirken; yazın ince, açık renkli, terletmeyen giysiler tercih edilmelidir. Yazın, başı güneşten koruyacak şekilde şapka; kışın ayakları korumak için uygun çorap ve ayakkabı giyilmelidir, iç çamaşırları ve gece giysileri ter emecek şekilde pamuklu dokumalı, kolay yıkanabilen yapıda olmalıdır.
Dış giyimde görünümden çok, temizlik ve sağlığa uygun giysiler seçilmelidir (Resim 2.14). Doğal hammaddelerden yapılmış olan giysiler, sağlık açısından daha yararlıdır. Sentetik katkılı, su geçirmeyen giysiler ise vücudu terletebilir ve nemli ortamda mantar, bakteri gibi mikroorganizmaların üremesine sebep olabilir. Dar giysiler vücudu sıkarak kan dolaşımını, büyümeyi ve rahat hareket etmeyi engeller. Giysi seçerken ucuz ve dayanıklı olmasına dikkat edilmelidir. Sağlığa uygun ayakkabı seçiminde bazı kurallara dikkat edilmelidir. Satın alınacak ayakkabı her iki ayakta da denenmeli ve birkaç adım atılmalıdır. Ayakkabı, ayaktayken denenmelidir. Ayak boyları farklı ise uzun olana göre numara seçilmelidir. Ayak parmakları hareket ettirilerek rahatlığı kontrol edilmeli dar modeller tercih edilmemelidir. Ayakkabının burnu ile başparmak arasında 1 -1,5 cm aralık olmalıdır.

Resim 2.14 Dış giyimde temiz ve sağlığa uygun, rahat kıyafetler seçilmelidir.

Resim 2.15 Dar ve uca doğru sivrilen ayakkabılar, ayak tırnaklarında batmalara ve iltihaplara yol açar.

Resim 2.16 Göz sağlığı açısından bilgisayar ekranlarına yakın oturulmamalıdır.

Bu tip ayakkabılar ayağın kemik yapısına uygun olmayıp, ayak tırnaklarında batmalara ve iltihaplara yol açar (Resim 2.15). Ayakkabı, sıcak havada denenerek alınmalıdır. Soğuk ve yağışlı havalarda ayaklar daha az şiştiği için ayakkabının vurması fark edilmeyebilir.
Ayakkabının topuğunun çok yüksek olmaması, geniş ve rahat olması gerekir. Çok yüksek ya da aşınmış topuklar ayak duruşunu bozar. Bu da vücut dengesini ve yürüme şeklini bozabilir. Ayakkabı seçiminde mevsim ve iklim şartları göz önüne alınmalıdır. Dayanıklı ve ekonomik modeller tercih edilmelidir.
undefined
undefined
 
5. SAĞLIKLA İLGİLİ UYULMASI GEREKEN DİĞER KURALLAR
Sağlıklı hayatın korunması için bazı temel sağlık alışkanlıklarının kazanılması gerekir. Bu alışkanlıkların büyük kısmı, okul öncesi dönemde evde ve yuvada kazanılması gereken alışkanlıklardır. Ancak daha sonra kazanılabilecek davranışlar da vardır:
Okuyup yazarken yeterli ışığın soldan, arkadan ve yukarıdan gelmesine dikkat edilmelidir. Hareketli taşıtlarda ve yüzükoyun yatarken okumamaya özen gösterilmelidir. Çünkü bu durumda gözün uyum yeteneği bozulmaktadır. Okunan yazı ile göz arasındaki uzaklığın 40 cm olmasına dikkat edilmelidir. Ara sıra gözleri kapatarak veya uzağa bakarak gözleri dinlendirmek gerekir. Deniz kenarında, parlak güneş altında ya da karda gözleri parlak ışıktan korumak amacıyla güneş gözlüğü kullanılmalıdır. Ancak her güneş gözlüğü sağlıklı üretilmemiştir. Gözlük camlarının yeterli koyulukta ve kaliteli camdan yapılmış olması gerekir. Gözleri ovuşturmaktan ve gözlere bastırarak şaka yapmaktan kaçınılmalıdır. Göz sağlığı açısından televizyon ve bilgisayar ekranlarına çok yakın oturulmamalı (Resim 2.16), çok uzun süre televizyon seyredilmemelidir.
Kulağa, yabancı cisimler sokulmamalıdır. Yüksek tonda ve kulaklıkla müzik dinlemek işitme kaybına sebep olabileceği için dikkatli davranılmalıdır.
Burun mukozasının zedelenmemesi ve iltihaplanmaması için burun karıştırmamak ve burundan kıl koparmamak gerekir. Hapşırıp öksürürken ağız ve burun temiz bir mendille kapatılmalıdır. Böylece çevreye mikroorganizmaların yayılması engellenebilir. Burundan soluk alınıp verilmelidir. Bu yolla havadaki parçacıklar ve mikroorganizmalar tutulur ve alınan hava da ısıtılmış olur.
Sivilcelerin sıkılması, iltihabın yayılmasına ve kalıcı derin izlerin kalmasına sebep olabileceği için özellikle yüzdeki sivilcelerin sıkılmaması gerekir.
Yerlere tükürmek, ağız, boğaz ve solunum yollarındaki mikropların çevreye yayılmasına sebep olur. Bu yüzden yere tükürmemek ve tükürenleri uyarmak gerekir.

6. Sağlıklı Hayatın Korunmasında Uyulması Gereken İlkeler
Sağlıklı hayatın sürdürülmesi; hastalıklara karşı bağışıklarına, düzenli sağlık kontrolleri, yeterli ve dengeli beslenme, aile planlaması ve sağlık konusunda kişilerin eğitilmesi ile mümkündür.
Çevrede bulunan bazı mikroorganizmaların veya onların ürünlerinin zararlı etkilerine karşı kişilerin aşılanma yolu ile dirençli kılınmasına bağışıklama adı verilir. Bu yolla bazı önemli bulaşıcı hastalıklardan korunmak mümkün olmaktadır. Doğumdan itibaren özellikle bebeklik döneminde, düzenli bir aşılama programına uyulduğunda, bebeklerin bu hastalıklara yakalanma, yakalansa bile ölme ihtimali hemen hemen hiç yoktur. Bebeklerin aşılanmasında anne babaların duyarlı davranmalarının büyük önemi vardır.

Resim 2.17 Kişiler belli aralıklarla sağlık kontrolünden geçmelidir.

Kitle taraması: Belli yaş gruplarındaki insan topluluklarının sağlık kontrolünden geçirilmesidir (Okul çocuklarının sağlık taramasından geçirilmesi gibi).
Raşitizm: D vitamini yetersizliğine bağlı olarak gelişen, kemiklerde şekil bozukluklarına yol açan hastalıktır.

Bir hastalığın ya da hastalığa ait belirtilerin, tam olarak ortaya çıkmadığı, kişiye sıkıntı vermediği, iş gücünü etkilemediği dönemde tanınmasına erken tanı adı verilir.
Erken tanı özellikle kanser, şeker hastalığı, tüberküloz gibi bazı önemli hastalıkların ortaya çıkarılması ve tedavilerinin belirlenmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Gecikme, bu hastalıkların ağırlaşmasına ve tedavi imkânının ortadan kalkmasına sebep olabilir. Tanının gecikmesi iş gücü kaybına ve tedavi harcamalarına sebep olur. Bundan dolayı kişilerin sağlıklıyken de belli aralıklarla sağlık kontrolünden geçmesi gerekir (Resim 2.17). Erken tanı konmasında, kitle taramalarının da önemi vardır. Kişisel ve toplumsal sağlığın olumlu yönde gelişmesinde, beslenmenin çok önemli bir yeri vardır. Kişinin büyümesi, gelişmesi, başarılı ve verimli çalışması, bedensel ve ruhsal sağlığının devam etmesi ve hastalıklara karşı daha dayanıklı olabilmesi için yeterli ve dengeli beslenmesi şarttır.
Yeterli beslenme, vücudun bütün fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılayacak miktarda besin alınmasıdır.
Dengeli beslenme ise enerji ihtiyacı ile beraber vücudun yapım, onarım ve diğer işleri için ihtiyaç duyulan besin maddelerinin dengeli bir şekilde alınmasıdır. Kişinin beslenmesi, sağlık durumunu etkiler. Yetersiz ve dengesiz beslenme, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuk ve gençlerde büyüme ve gelişme geriliğine yol açar. Yetersiz ve dengesiz beslenme, bebeklik döneminde zekâ gelişimini engellediği gibi, kızamık, boğmaca, verem, ishal gibi hastalıkların ağır seyretmesine ve uzun sürmesine sebep olur. Ayrıca raşitizm, aşırı zayıflık gibi hastalıklar da doğrudan beslenme bozukluğuna bağlıdır.
Şişmanlık sağlıklı olmanın veya iyi beslenmenin göstergesi değildir. Tüketilenden çok enerjinin, uzun süre alınması sonucu, boya göre vücut ağırlığının arzu edilenden fazla olmasıdır. Çok şişmanlık da günümüzde bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenen insanlar sağlıklı ve hareketlidir. Zekâ gelişimleri iyi, boy ve ağırlıkları yaşlarına göre normal ve orantılıdır. Anne, çocuk, aile ve toplum sağlığının korunmasında büyük önemi olan aile planlaması;
Eşlerin istenmeyen gebelikten sakınmalarına,
İki doğum arasındaki süreyi düzenlemelerine,
Sosyoekonomik durumlarını göz önüne alarak bakabilecekleri sayıda çocuğa sahip olmalarına,
Çocuğu olmayan ailelerin bu isteklerini gerçekleştirmelerine yardımcı olan uygulamaların tümüne verilen addır.
Aile planlamasını sağlıklı bir şekilde uygulayabilmek için aile planlaması hizmeti veren kurum ve kuruluşlardan yararlanılması gerekir. Yurdumuzda sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri, hastanelerin kadın hastalıkları ve doğum bölümleri ile doğumevleri aile planlaması hizmeti vermektedir.
Sağlıklı hayatın korunmasında, tedavi hizmetlerinden yararlanma yolları ve sağlıklı bir çevre oluşturulması için kişilere olumlu davranışlar kazandırmaya yönelik sağlık eğitiminin büyük önemi vardır. Sağlık eğitimi, kişilere ve topluma kendi çaba ve eylemleri ile sağlıklı bir hayat sürmeleri için yardımcı olur. Böylece kişilerin, ailenin ve toplumun bir üyesi olarak sağlıklarını daha iyiye götürmek üzere sorumluluk duygusu geliştirmelerini sağlar. Sağlık eğitimi, toplumun sağlık düzeyinin yükselmesinde önemli bir rol oynar. Tecrübeli sağlık personeli, her zaman ve her fırsatta topluma sağlık eğitimi vermelidir.
 
 
undefined
undefined
 
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. El ve tırnak temizliği niçin önemlidir?
2. Diş çürümesini önlemek için neler yapmalıyız?
3. Ağız kokusunun sebepleri nelerdir?
4. Spor yapmanın faydaları nelerdir?
5. Ayakkabı seçerken nelere dikkat etmeliyiz?
6. Okurken ve çalışırken, göz sağlığını korumak için nelere dikkat etmeliyiz?
7. Yeterli ve dengeli beslenmeyi tanımlayınız.
8. Saç temizliği ve bakımı nasıl yapılır?
9. Banyo yaparken nelere dikkat etmeliyiz?
10. Tırnak bakımı nasıl yapılmalıdır?
11. Sağlıklı giysi nedir?
12. Sağlık eğitiminin amacı nedir?


 
ÜNİTE III BÜYÜME GELİŞME VE RUH SAĞLIĞI
KONULAR
I. BÜYÜME VE GELİŞME
Büyüme ve Gelişmenin Tanımı
Büyüme ve Gelişmede Rol Oynayan Faktörler
Büyüme ve Gelişme Dönemleri
Ergenlik Dönemleri ve Özellikleri
Ergenlik Döneminde Görülen Sorunlar
Ergenlik Döneminde Olumlu Tutum Geliştirme
II. RUH SAĞLIĞI
Ruh Sağlığını Etkileyen Faktörler
Ruh Sağlığının Korunması

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
Büyüme ve gelişmeye etki eden faktörleri araştırarak örnekler bulunuz. Sınıfta tartışınız.
Ergenlik dönemi ile ilgili sorunlarınızı not ediniz. Sınıfta arkadaşlarınızla karşılaştırınız.
Ergenlik döneminde kazanılması gereken olumlu davranışların neler olduğunu araştırınız.
Ruh sağlığı yerinde olan bir kişide ne gibi özellikler bulunması gerektiğini araştırınız.
Ruh sağlığının korunması için neler yapılması gerektiğini araştırınız.
Hobilerinizin neler olduğunu not ederek arkadaşlarınızla tartışınız.
Röntgen: Tıpta kullanılan görüntüleme yöntemlerinden biri. X ışınları kullanılarak vücudun kemik yapılarının ve iç organlarının görüntülenmesi yöntemidir.
 
undefined
undefined
 
2. BÜYÜME VE GELİŞMEDE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER
Büyümede ve gelişmede çeşitli faktörler rol oynar.

a. Genetik: Anne ve babadan geçen genler, çocuklarda bazı özellikleri belirlemektedir. Büyüme ve gelişme de bu özellikler arasındadır. Örneğin, boy uzunluğu genetik özelliklerle yakından ilişkilidir. Dovvn (Davn) Sendromu, çeşitli bedensel ve zihinsel yetersizliklere sebep olan bir hastalıktır. Akondroplazi sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir (Resim 3.1). Genetik geçişli hastalıklar büyüme ve gelişmeyi etkilemektedir.

Resim 3.1 Genetik faktörler büyüme ve gelişme üzerinde etkilidir.

b. Hormonal: İç salgı bezlerinden salgılanan büyüme hormonu ile tiroksin; ergenlik döneminden itibaren salgılanan androjen ile östrojenler büyüme ve gelişmede etkilidir. Örneğin, büyüme hormonunun fazla salgılanmasıyla ortaya çıkan akromegali hastalığında el, ayak, burun, çene gibi vücudun uç kısımlarında aşırı büyüme ile devlik gözlenir.

c. Beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklarda bedensel olarak büyüme ve gelişme geri kalırken, zekâ ve ruhsal gelişim de olumsuz etkilenmektedir.

d. Fiziki çevre: Büyüme ve gelişmeye iklim şartlan da etki eder. Bunun yanı sıra olumsuz çevre şartları da hastalıklara yol açar, büyüme ve gelişmeyi engeller (Resim 3.2). Ayrıca, spor ve beden eğitimi, kasların kasılma gücünü geliştirip oksijen taşıma mekanizmalarını güçlendirerek büyüme ve gelişmeyi olumlu yönde etkiler.

Resim 3.2 Hava kirliliği, gelişmeyi etkileyen fiziki şartlarındandır.

Büyüme hormonu uykuda daha fazla salgılandığından, büyüme ve gelişme için uykuya ve dinlenmeye yeterli zaman ayrılması gerekir. Büyüme ve gelişmenin hızını belirleyen faktörlerden biri de annenin sağlıklı bir gebelik geçirip geçirmediğidir.
Bebeğin organ ve dokularının gelişmekte olduğu gebelik döneminde annenin;
Aldığı ilaçlar,
Geçirdiği ateşli hastalıklar (kızamıkçık, grip vb.),
Süreğen hastalıkları (kalp, böbrek hastalıkları vb.),
Röntgen ışınları alması,
Kaza geçirmesi,
Aşırı yorulması,
Sigara ve alkol kullanması,
Psikolojik gerginliklerle karşılaşması, bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bir çocuğun büyümesi, ağırlık ve boy ölçülerinin normal yaşıtlarından elde edilmiş standart rakamlar ile karşılaştırılarak kontrol edilir. Bu tablolar, büyük taramalar sonucu elde edilir ve sağlık görevlilerinde bulunur. Çocuğun büyümesinin standart değerlerin altına düşmesi, büyümeyi engelleyen bir sağlık sorununun olduğunu düşündürür.
undefined
undefined
 
2. BÜYÜME VE GELİŞMEDE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER
Büyümede ve gelişmede çeşitli faktörler rol oynar.

a. Genetik: Anne ve babadan geçen genler, çocuklarda bazı özellikleri belirlemektedir. Büyüme ve gelişme de bu özellikler arasındadır. Örneğin, boy uzunluğu genetik özelliklerle yakından ilişkilidir. Dovvn (Davn) Sendromu, çeşitli bedensel ve zihinsel yetersizliklere sebep olan bir hastalıktır. Akondroplazi sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir (Resim 3.1). Genetik geçişli hastalıklar büyüme ve gelişmeyi etkilemektedir.

Resim 3.1 Genetik faktörler büyüme ve gelişme üzerinde etkilidir.

b. Hormonal: İç salgı bezlerinden salgılanan büyüme hormonu ile tiroksin; ergenlik döneminden itibaren salgılanan androjen ile östrojenler büyüme ve gelişmede etkilidir. Örneğin, büyüme hormonunun fazla salgılanmasıyla ortaya çıkan akromegali hastalığında el, ayak, burun, çene gibi vücudun uç kısımlarında aşırı büyüme ile devlik gözlenir.

c. Beslenme: Yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklarda bedensel olarak büyüme ve gelişme geri kalırken, zekâ ve ruhsal gelişim de olumsuz etkilenmektedir.

d. Fiziki çevre: Büyüme ve gelişmeye iklim şartlan da etki eder. Bunun yanı sıra olumsuz çevre şartları da hastalıklara yol açar, büyüme ve gelişmeyi engeller (Resim 3.2). Ayrıca, spor ve beden eğitimi, kasların kasılma gücünü geliştirip oksijen taşıma mekanizmalarını güçlendirerek büyüme ve gelişmeyi olumlu yönde etkiler.

Resim 3.2 Hava kirliliği, gelişmeyi etkileyen fiziki şartlarındandır.

Büyüme hormonu uykuda daha fazla salgılandığından, büyüme ve gelişme için uykuya ve dinlenmeye yeterli zaman ayrılması gerekir. Büyüme ve gelişmenin hızını belirleyen faktörlerden biri de annenin sağlıklı bir gebelik geçirip geçirmediğidir.
Bebeğin organ ve dokularının gelişmekte olduğu gebelik döneminde annenin;
Aldığı ilaçlar,
Geçirdiği ateşli hastalıklar (kızamıkçık, grip vb.),
Süreğen hastalıkları (kalp, böbrek hastalıkları vb.),
Röntgen ışınları alması,
Kaza geçirmesi,
Aşırı yorulması,
Sigara ve alkol kullanması,
Psikolojik gerginliklerle karşılaşması, bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bir çocuğun büyümesi, ağırlık ve boy ölçülerinin normal yaşıtlarından elde edilmiş standart rakamlar ile karşılaştırılarak kontrol edilir. Bu tablolar, büyük taramalar sonucu elde edilir ve sağlık görevlilerinde bulunur. Çocuğun büyümesinin standart değerlerin altına düşmesi, büyümeyi engelleyen bir sağlık sorununun olduğunu düşündürür.
undefined
undefined
 
3. BÜYÜME VE GELİŞME DÖNEMLERİ
Tek bir hücre olarak hayata başlayan insan her gün büyüme ve gelişmesine devam eder. Büyüme ve gelişme bir süre sonra duraklar ve tamamlanır. Büyüme ve gelişmenin en yoğun olduğu dönem, 0-1 yaş arasıdır. İnsanın erişkin düzeye ulaştığı 18-20 yaş dolaylarında ise büyüme ve gelişme duraklama gösterir.
Büyüme ve gelişme bedensel ve ruhsal özelliklere, sağlık sorunlarına, eğitim durumuna göre dönemlere ayrılarak incelenir.

a. Bebeklik dönemi: Doğumdan 1. yaş gününe kadar geçen süreye (0-12 ay) bebeklik dönemi denir (Resim 3.3). Bebeklik dönemi, özelliklerine göre ikiye ayrılarak incelenebilir.
Yenidoğan dönemi: Doğumdan 28. güne dek geçen süre, yeni doğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde anne karnındaki duruşunu korumaya çalışan bebek, dış ortama karşı savun-masızdır ve hastalıklara karşı duyarlıdır.
Ancak ışığı ayırt edebilecek kadar görür. Günün büyük bir kısmını uykuda geçirir. Emme, yakalama, tutunma, arama gibi bazı reflekslere sahiptir. Başını dik tutamaz, çevreye ilgisi yoktur. Sadece gürültüyü algılayabilir. Sorunlarını ağlayarak dile getirir.

Resim 3.3 0-365 gün arası bebeklik dönemi olarak tanımlanır.

Bebek, her yönüyle anneye bağımlıdır. Anneyi ve özellikle anne memesini ya da biberonu kendisinden ayrı olarak algılamamaktadır. Yeni doğan dönemi, sağlık açısından da riskler taşıyan önemli bir dönemdir.
Yenidoğan sonrası dönem: 1-12 ay arası dönemdir. Hızlı bedensel büyüme dönemi olan bu dönem sonunda bebek, doğum ağırlığının 3 katına erişir. Boyu da doğum uzunluğunun yarısı kadar daha uzar. Yani 3300 g doğan bir bebek 1 yaşında yaklaşık 10 kg olurken, 50 cm olan boyu da 75 cm'ye ulaşır. Sürekli duygusal alışveriş içinde olduğu annesine tamamen bağımlıdır. Bebek, 3. aya doğru annesini tanımaya başlar.
Anne babanın sevgisi ve bakımı bebeğin güven duygusunun gelişmesine yardımcı olur. İstekleri zamanında yerine getirilen, beslenme ve bakımı düzenli olarak yapılan bebekler daha mutlu, daha güvenli bir hayat sürer. Bu da bebeğin ileride geliştireceği kişiliği olumlu yönde etkiler.
2. aydan itibaren baş kontrolü gelişir. Hareketli cisimleri izlemeye, ellerini kontrol etmeye başlar, uzanmaya çalışır. Sesi izler, güler. 5. ayda ters dönebilir, uzandığı nesneleri yakalayabilir. 6. ayda destekle oturabilir, eline aldığı bir cisimle vurarak ses çıkarabilir. Yabancıları ayırt edebilir. 7. aydan itibaren desteksiz oturabilir. İki eliyle de cisimleri tutabilir. Mama kaşığını ağzına götürebilir. 8. ayda kolundan destek olunca doğrulup oturabilir. Cisimleri yere atarak ses çıkarmayı sever. Cisimleri bırakıp geri alabilir. 9. aydan sonra destekle ayakta durabilir, yürümeye çalışır. Hece tekrarlarından oluşan "baba", "dede" gibi kelimeleri söyleyebilir. 10. ayda yardımsız ayağa kalkar, kelimeleri tekrarlamaya çalışır, bardaktan su içebilir. 12. ayda elinden tutulunca yürüyebilir. Eğilip yerden cisimleri alabilir. Söyleyebildiği kelime sayısı artar, sevgisini belli eder. Komik davranışlarını tekrarlar. Bütün bunların yanı sıra büyüme ve gelişme sürecindeki davranışlar bebekten bebeğe farklılık gösterebilmektedir.
Bebeklik dönemindeki çocuk, acıdan ve zevk vermeyen olaylardan kaçar. Beklemeyi bilmez, engellenmekten hoşlanmaz. İhtiyaçlarının hemen giderilmesini bekler.

Resim 3.4 1 -6 yaş arası çocukluk dönemidir.

Bebeklik dönemi: Doğumdan birinci yaş gününe kadar geçen süredir (0-365 gün). Yeni . doğan ve yeni doğan sonrası olarak ikiye ayrılır.
Yeni doğan dönemi: Doğumdan 28. güne kadar geçen süredir.
Yeni doğan sonrası dönemi: 1-12. aylar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Özerklik dönemi (Anal dönem): 1 ve 3. yaşlar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Oyun dönemi: 3 ve 6. yaşlar arasındaki okul öncesi dönemdir.
Okul çağı dönemi: 6-11. yaşlar arasındaki hayat dönemidir.
Ergenlik dönemi: 12-21. yaşlar arasındaki çocukluktan ergenliği geçiş dönemidir.
Yetişkinlik dönemi: 21-65. yaşlar arasındaki toplumsal sorunları çözme ve olgunluk dönemidir.
Yaşlılık dönemi: insan hayatının 65. yaştan sonraki dönemidir.
Kollagen: Derinin, dermiş denilen alt tabakasında bulunan, protein yapılı, deriye destek ve esneklik kazandıran demetler hâlindeki maddedir.

b. Çocukluk dönemi: 1 -6 yaşlar arasındaki dönem olan çocukluk dönemi, kendi arasında özerklik ve oyun dönemi olarak ikiye ayrılabilir (Resim 3.4).

Özerklik dönemi: 1 ve 3. yaşlar arasındaki bu dönem anal dönem ya da tuvalet eğitimi dönemi olarak da bilinir. Çocuğun bağımlılıktan kurtulmaya başladığı, yürüyüp konuşabildiği, çevreyi araştırabildiği bir süreçtir. Anal bölgeye ilgi gösteren ve dışkılama olayından zevk alan çocuk, bu işlemi anneye ödül ya da ceza olarak uygulayabilir. Bu dönemin en büyük özelliği tuvalete çıkma eğitimi vermeye çalışan anne ile sınırsız özgürlük kullanmak isteyen çocuk arasındaki sessiz çekişmedir. Annenin baskıcı tutumu sonucu çocuk, ilerdeki hayatında boyun eğen, aşırı sessiz, sakin, uysal bir kişilik geliştirebilir. Annenin kısıtlamayan, serbest tutumu ise çocuğun kural tanımayan bir kişilik geliştirmesine sebep olabilir. Baskıcı annelerin çocuklarında aşırı titizlik, aşırı düzenlilik, içe kapanıklılık, inatçılık gibi özellikler ortaya çıkabilmektedir.
İleri yaşlarda böylesine önemli etkisi olan tuvalet eğitimine başlamak için en uygun zaman 12 ve 15. aylar arasıdır. Ancak özellikle dışkılamanın kontrolü için çocuğa 2 yaşına kadar süre tanınması gerekir. Bu süre içinde aşırı baskı yapılmadan ve çocukta tepkiye sebep olunmadan kararlı bir tutumla, dışkılama düzene konmalıdır. Çocuklar genellikle 2 yaşlarında idrar yapma isteklerini haber verebilirler. Ancak 3 ve 4. yaşlara kadar özellikle geceleri altlarını ıslatabilirler.
Bu dönemdeki çocuk yasak ve kurallara karşı bağımsız davranmak ister ve bir direnç gösterir. Egemenliğini anneye bırakmak istemez. Dışkılama ve dışkı, ilgi merkezi hâline gelir. Güven duygusu veren emzik, battaniye, tüylü oyuncak gibi nesnelere sıkı sıkıya bağlılık gösterir. Yiyeceklerini kendisinin yemesi ve çevreye bulaştırması ona zevk verir. Bu nedenle annenin, kendisini beslemesine karşı direnir. Çevresindeki eşyalara karşı vurucu kırıcı davranışlar sergilemekten hoşlanır.
Bu yaş grubunda, kendini olayların merkezi olarak gören çocuklar arasında grupla oynama alışkanlığı yoktur. Çocuk inatçı, olumsuz, hareketli, isteklerinde ısrarcı bir görünümdedir. Özellikle kazalara karşı korunması gerekir.
Özerklik döneminde yürümesi, konuşması gelişen çocuğun, bedensel olarak da güçlendiğini, kaslarının, kemiklerinin geliştiğini gözlemek mümkündür. Dönemin sonunda dengeli olarak parmak uçlarında yürüyebilen, giyinip soyunabilen, su dolu bardağı dökmeden götürebilen, tek ayak üzerinde durabilen bir çocuk hâline gelir.

Oyun Dönemi: 3-6 yaş arasındaki okul öncesi dönemine oyun dönemi adı verilir. Özerklik dönemindeki inatçı, huysuz, olumsuz çocuk yerine, girişken, sevecen, canlı, hareketli bir çocuk gelmiştir.
Oyun çocuğu, kendi işini kendisi yapmayı ister. Neşeli, oyunu seven, paylaşmayı bilen, kendi yaşıtlarıyla oynayabilen bir çocuktur. Konuşkan ve hayat doludur. Sürekli soru sorar. Öğrenmeye karşı çok isteklidir. Kelime dağarcığı geliştiği için güzel bir anlatım gücü kazanmıştır. Zarar verme, kırma gibi özellikler, yerini söz dinlemeye bırakır. Girişkendir ve herkese yardım etmeyi sever. Yaramazlıkları, sevimli yaramazlıklara dönüşmüştür. Masallara, çizgi filmlere ihtiyaç duyar. Gerçeküstü korkutucu kahramanlara, öcülere, hortlaklara inanır. Hayal gücü çok gelişmiştir. Olayları abartma ve çarpıtma ile anlatır. Tekerlemelere ve ayıp kelimelere ilgi duyar. Her şeye kolayca kanar. Gerçekle hayali ayırt edemez. Genital bölgeye ilgisi en üst düzeydedir. Fırsat bulduğunda cinsel organlarıyla oynar ve bundan zevk duyar. Nasıl doğduğunu sorar.
Benlik duygusu iyice gelişen oyun çocuğunun en önemli özelliği, kız ve erkek ayrımına varmasıdır. Kızlar, annelerini taklit ederek onlar gibi davranmaya çalışırlar. Erkekler ise babayı kendine örnek alır. Anne gibi davranan, onunla bir arada iş yapmaktan hoşlanan kız çocuk, süslenmeye merak sarar. Kendisini babaya beğendirmeye çalışır. Bazen bu durum, belirgin bir kıskançlık gösterisine döner. Anneyi, baba konusunda kendine rakip olarak görebilir. Babaya hayrandır. Erkek çocuklar da baba gibi davranmak, onun gibi yürümek, tıraş olmak ister. Hiç kimsenin babasından daha güçlü, daha akıllı olduğuna inanmaz. O da anneyi babadan kıskanacak kadar anneye hayrandır. Bu romantik sevgi, kız ve erkek kimliğinin benimsenmesinin doğal sonucudur.
Çocuk, anne ve babayla özdeşleşme sırasında gözlemlerinin yanı sıra anne babanın istek ve eğilimlerine de uymaya çalışır. Böylece onların doğru ve uygun gördüğü davranışları yapmayı benimser. Onların kötü bulduğu ve beğenmediği davranışlardan kaçınır. Özdeşleşmenin sağlıklı olabilmesi için anne baba ile çocuk arasında sevgi ve güven ilişkisi temel şarttır.
Üst benliğin gelişmeye başlamasıyla dönemin sonuna doğru toplumda kabul edilen davranışlara yönelen çocuk, yapıcı ve yaratıcı olur. 5-6 yaşlarda üst ben'in (süper ego) gelişmesi tamamlanır böylece çocuk, duygu ve davranışlarını kontrol edebilmeye başlar. Anne ve babayı cinsel öğeler olarak görmekten vazgeçer. Bu dönemde kız çocuklara kadınlık, erkek çocuklara erkeklik rolünün benimsetilmesi ilerideki dönemlerde cinsel davranış bozukluklarının önlenmesinde büyük önem taşır.

Resim 3.5 Okul çağı dönemindeki çocuklar

c. Okul çağı dönemi: 6-11 yaşlar arasındaki dönemde çocuk (Resim 3.5), aile ortamından farklı olarak okul yaşamına başlar.
Böylece toplumsal çevreye karışır. Kişilik gelişimini tamamlayan çocuk, bekleyebilmeyi ve engellere karşı koymayı öğrenir. Okul çevresi ve eğitim, çocuğun bakış açısını genişletir. İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt eder ve kelime dağarcığı ile konuşma yeteneği gelişir. Zaman, sayı, uzay kavramları gelişir. Somut düşüncelerin yanı sıra soyut düşüncelere de geçiş başlar. Hayalle gerçeği daha rahat ayırt edebilir.
Okul çağı döneminde çocuğun büyüme hızı yavaşlar. Ancak el kol becerileri ve dengesi artar. Oyun çocuğunda olduğu gibi canlı ve hareketlidir. Oyun evden sokağa, dışarıya kaymıştır. Hayalî kahramanlar, çeteler, gruplar oyunlarda egemendir. Gruplarda zayıf olanlar ezilir. Liderlik isteği belirginleşir ve saldırgan davranışlar görülebilir. Gruplar tek cinslidir. Karşı cinsi küçük görür ve oyunlarına almazlar. Çevre tarafından beğenilme isteği vardır. Beceriksizlik ve hor görülme durumunda çocukta aşağılık duygusu gelişebilir. Başkalarının kusurları ile alay etmek bu yaş grubunda sık görülen bir davranıştır. Bu dönemde cinsel merak yatışarak, durgunlaşır. Çocuk bu konuda soru sormaz, cinsel konulardan kaçar.

Resim 3.6 Ergenlik 12-21 yaşlar arasındaki dönemdir.

d. Ergenlik dönemi: Hayatın 12-21 yaşlar arasındaki karmaşık bir dönemidir (Resim 3.6). Ergenlik dönemi özelliklerine göre erken ergenlik, tam ergenlik ve geç ergenlik olarak üçe ayrılır.

e. Yetişkinlik dönemi: 21-65 yaş arasındaki hayat dilimi yetişkinlik dönemi olarak adlandırılır (Resim 3.7). Meslek seçimi, eş seçimi, iş seçimi gibi önemli kararların verildiği ilk dönemlerde sağlık sorunları sık görülmez. Bu dönemde genç yetişkin, ebeveynleri ile karar ve davranışları konusunda çatışmalar yaşayabilir. Ayrıca akrabalar ile sürtüşmeler, iş yeri ve diğer sosyal alanlarda çatışmalar görülebilir. Meslek sorunları, politik görüş farklılıkları, zorluklar karşısında ortaya çıkan çatışmalar genç yetişkinleri etkiler. Genç yetişkin dönemi, ilk sorumlulukların üstlenildiği, ileriki hayatta meslek ve aile bağlarını belirleyecek olan 21-35 yaş arası dönemdir. Dönemi ruhsal açıdan kuvvetlenerek geçiren genç yetişkin, daha sonraki hayatında da mutluluğu yakalamaya adaydır. 30 -55 yaş arası dönemde, önceki dönemlerde elde edilen tecrübeler hayata yön verir. Mesleki başarının yüksek düzeyde olması gereken bu dönemde en büyük sorunlar aile geçimsizlikleri, iş yeri ve mesleğe ait sorunlar, alkol bağımlılığı, orta yaş bunalımı ve artan sağlık sorunlarıdır. 35-40 yaşlar arasında kişiler evliliklerini, gençlik düşlerinin ne kadarını gerçekleştirebildiklerini, hayattan beklentilerini sorgulayarak bunalıma düşebilirler. Bu da alkol bağımlılığı ve ruhsal çöküntüler gibi ağır sonuçlara yol açabilir. Ancak herkesin bu krizi yaşayacağı söylenemez. Kadınlarda 45-49 yaş arasında âdetten kesilmeyle erkeklerde ise 50-55 yaş arasında yaş dönümüyle ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Yetişkinlik döneminde ruhsal yönden sağlıklı olabilmenin önemli bir şartı zamanın olumlu bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Boş zamanların olumlu işlerle değerlendirilmesi, kişinin kendini geliştirmesine, sosyal hayatın gelişmesine, monotonluktan kurtulmaya hatta ekonomik olarak gelir elde etmeye yarayabilir. Toplumumuzda görüldüğü gibi ayağını uzatıp televizyon seyretmek boşa zaman kaybetmektir.

Resim 3.7 21-65 yaş arası yetişkinlik dönemidir.

f. Yaşlılık dönemi: İnsan hayatının 65 yaştan sonraki dönemi yaşlılık dönemi olarak adlandırılır (Resim 3.8). Bu dönemde bedensel fonksiyonlar da yaşlanmaya adapte olmaktadır. Gözlerde uyum yeteneğinin azalması ile yakını görememe, vücut direncinin azalması, çabuk yorulma, tat duyusunun bozulması, ısı değişimlerine duyarlılık gibi belirtiler ortaya çıkar. Hücre sayıları azaldığı gibi hücre fonksiyonları ve içerikleri de değişir. Bu nedenle kaslar zayıflar, eklemlerde kireçlenmeler başlar. Bu yapısal çöküşle birlikte yenilenme işlemi de yavaşlar.

Resim 3.8: 65 yaşından sonraki yaşlılık dönemidir.

Yüksek tansiyon: Kan basıncı yüksekliği. Kan akımının damar çeperlerine yaptığı basıncın normal değerlerin üstünde olması.
Felç: Çeşitli nedenlerle vücudun bir bölümünün işlev görememesi ve uzuvları kullanamama hâli,
Diyabet: Şeker hastalığı. Pankreastan insülin hormonu salgılanmasının bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan kan şekeri yüksekliği bir çok organı etkileyerek işlev bozukluklarına hatta ölüme sebep olabilir.
Tiroit hormonları: Tiroit bezinden salgılanan ve vücut metabolizmasını etkileyen hormonlardır.
Androjenler: Erkek tipi cinsiyet özelliklerini belirleyen bir grup hormondur.
Östrojenler: Kadın tipi cinsiyet özelliklerini belirleyen bir grup hormondur.
Skrotum: Erkeklerde, içinde testislerin bulunduğu kese.
Menopoz dönemi: Ülkemizde genellikle 45-49 yaşlar arasında görülen, âdet kanamalarının ve doğurganlığın bitiş dönemi. Bu dönemde hormonal değişikliklere bağlı çeşitli rahatsızlıklar görülebilir.
Meni: Teslislerden ve bazı diğer bezlerden salgılanan sperm içeren sıvı.

Kollagen adı verilen yapı harcı niteliğindeki maddenin dayanıklılığının bozulması ile yaşlılığın gözle görülen belirtileri oluşur. Yaşlı insanların ciltlerinde görülen kırışma ve sarkmalar bu şekilde oluşmaktadır.
Yaşlılıkta dolaşım bozukluğu, kalp hastalıkları, felçler, yüksek tansiyon, eklem bozuklukları, diyabet (şeker hastalığı) gibi süreğen hastalıklar sık görülür. Hücrelerin görevlerini yapamamaları sonucunda organizmanın giderek direncini yitirmesi ve hastalıklarla baş edememesi kaçınılmaz son olan ölümü hazırlar. Ölüm yaşı üzerinde kalıtım, yaşam şekli ve şartları, aşırı alkol, sigara kullanımı, ruhsal çöküntüler etkili olmaktadır.
Yaşlılıktaki önemli olaylardan biri de emeklilik ve onun getirdiği sorunlardır. Emeklilik, yıllardır sürdürülen mesleğin bırakılmasının yanı sıra toplumda rol kaybı, ilişkilerin bozulması gibi sorunlarla boşluk duygusuna yol açabilir. Bu boşluk duygusunu gidermek için en uygun yol, özel ilgi alanlarına zaman ayırmaktır. Aile üyeleri, dostları, yeni arkadaşları ile ilgilenmek eski tecrübeleri değerlendirmek yaşlılıkta kişileri yalnızlıktan ve bunalımdan korur.
Yaşlılıkta yalnızlık, eşini kaybetme ve kimsesizlik önemli sorunlardandır. Tek başına yaşlılık, bir hastalık değildir. Ancak, yaşlılıkta hastalık sık görülür ve beraberinde bakım sorunlarını da getirir. Yaşlı bir insan ne kadar sağlıklı olursa olsun her an hastalanabilir. Yaşlı hastalar için en uygun bakım ortamı kalabalık ve sevgi dolu bir ailede, ilgi alanlarını sürdürebilecekleri ve kendilerine ihtiyaç duyulduğunu hissedebilecekleri ortamlardır.
Zekâ ve belleği zayıflayan, hareket yetenekleri yavaşlayan, fiziksel aktiviteleri azalan yaşlılar için en uygun olan hayat tarzı bildiği, tanıdığı hayat tarzının sürdürülmesidir. Uzak şehirdeki bir bakımevine gönderilmek yaşlılar için kötü bir durumdur.
Üretkenliğini sürdüren, ailenin hayata yönelik planlarından uzak tutulmayan, engin tecrübelerinden, bilgilerinden yararlanılan yaşlılar daha mutlu ve sağlıklıdır. İstendiğini, sevildiğini hisseden, yakınları tarafından aranan, hatırı sorulan, konuştukları ilgiyle dinlenen yaşlılar mutlu olurlar.
undefined
undefined
 
4. ERGENLİK DÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ
Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik dönemi, 12-21 yaşlar arasındaki süreçtir. Hızlı fiziksel büyümenin yanı sıra cinsel ve ruhsal gelişme ile olgunlaşmaya geçiş bu dönemin özelliğini oluşturur.
Dönemin başlangıç ve bitişi kesin sınırlarla belirtilemez. Çünkü bu döneme girme ve dönemi tamamlama, kişiler ve cinsler arasında farklılık gösterir. Kızlar bu döneme erkeklerden 2 yıl kadar önce girer ve gelişmelerini daha önce tamamlarlar. Kalıtsal özellikler ve iklim şartları ergenliğe girme yaşını etkiler. Yine âdet görmeye başlama yaşı, kızlar arasında farklılıklar gösterir. Gelişmedeki bu farklılıklar gençlerin kendilerini yaşıtları ile karşılaştırmalarına ve gereksiz kaygılar duymalarına sebep olabilir.
Bu dönemde erkeklerde 10-30 cm, kızlarda 10-20 cm boy uzaması görülürken ağırlık artışı 7-30 kg (ortalama 20 kg) kadar olur. Ağırlık artışı kas, iskelet ve yağ dokusu artışına bağlıdır. Erkeklerde kas dokusu artışı daha belirginken kızlarda yağ dokusu artışı daha fazladır.
Bu arada iç organlar da gelişir, ağırlık ve hacimleri artar. Büyümeyi etkileyen tiroit hormonları ile androjen ve östrojenlerin miktarları da artar. Temel değişikliklerden biri de eşey bezlerinin çalışmaya başlamasıdır. Buna bağlı olarak ikincil eşeysel karakterler ortaya çıkar. Eşey bezlerinin çalışmaya başlaması ile üreme organları büyür ve gelişirler. Kızlarda meme dokusunun gelişimi, erkeklerde penis, testisler ve skrotumun gelişmesi, ses değişikliği, kıllanmanın başlaması, sakal, bıyık çıkması ikincil cinsiyet özelliklerindendir.

Resim 3.9 Ergenlik döneminde yağ bezlerinin çalışmasının artışı sonucu sivilceler görülebilir.
Resim 3.10 Ergenlik döneminde gençlerde yalnız olma isteği, hayal kurma, sinirlilik görülür.

Kızlarda ergenlik döneminde oluşan fiziksel değişiklikler: Ergenlik dönemine giren kızlarda yağ dokusunun artması ile vücut hatları kadınsı özellikler göstermeye başlar. Kalçalar, memeler, bel hattı belirir. Koltuk altları, cinsel organların çevresinde kıllanma oluşur. Gırtlak gelişir ve ses olgunlaşır. Yağ ve ter bezlerinin daha çok çalışması sebebiyle yüzde sivilcelenmeler başlar. Ancak asıl önemli olan değişiklik âdet kanamalarının başlamasıdır (Tablo 3.1).
Âdet kanamaları 10-13. yaşlarda başlayıp menopoz dönemine dek devam eder. Ortalama her 28 günde bir görülen kanamalar, âdet kanaması adını alır. Erişkin bir kadında ortalama her 28 günde bir yumurtalıklardan bir yumurta hücresi olgunlaşarak atılır. Buna ovulasyon adı verilir. Atılan yumurta hücresi fallop tüpünden geçerek rahme doğru yol alır. Bu sırada rahim içini saran doku kalınlaşarak döllenecek yumurtanın yerleşebilmesi için hazırlanır. Yumurta hücresi fallop tüpünde erkek döl hücresi olan spermle karşılaşıp döllenirse hazırlanan rahim içi dokuya yerleşir ve gebelik başlar.
Yumurta hücresi döllenmemişse rahim içini saran bu tabaka ile birlikte hafif bir kanamayla vücuttan atılır. Buna âdet kanaması denir. Âdet kanaması gebelik oluşmadığı sürece her ay devam eder. Gebelik dışında bazı hastalıklar, ruhsal gerginlikler, iklim şartları, yolculuk gibi sebepler kanamalarda aksaklıklar oluşturabilir.
Ergenlik döneminin başlangıcında âdet kanamaları genellikle düzensizdir. 2-3 yıl içinde düzene girer. Kanamanın süresi 3-7 gün kadardır.
Âdet kanamalarının başlangıcı Türkiye için 10-13 yaş kabul edilmekle beraber 15-16 yaşa dek gecikebilir.

Erkeklerde ergenlik döneminde oluşan fiziksel değişiklikler: Erkeklerde ergenlik dönemi kızlardan yaklaşık iki yıl sonra başlar ve daha uzun sürer. Yağ ve ter bezlerinin çalışmasındaki artış sonucu sivilcelenme ve beden kokusu değişimi görülür (Resim 3.9). Üst dudak üzerinde, sakal bölgesinde, koltuk altları ve cinsel organ çevresinde kıllanma başlar. Testislerde spermler oluşmaya başlar ve ilk meni gelir. Gırtlak yapısı ve ses tellerinin gelişmesi sonucu ses kalınlaşır. Bazen konuşurken sesin incelip kalınlaşması ile konuşma düzeni bozulabilir. Hızlı boy ve ağırlık artışının yanı sıra kaslarda belirginleşme, özellikle omuzlarda genişleme görülür (Tablo 3.1).
Ergenlik döneminde görülen ruhsal değişiklikler: Ergenlik döneminde bedensel değişikliklerle birlikte duygu ve davranış değişiklikleri de ortaya çıkar. "Delikanlılık" sözü ergenlik için çok uyumlu bir terimdir. Gençte yalnız olma isteği, hayal kurma, sinirlilik, kendini kabul ettirme çabası, dış görüntüye önem verme, sürekli aynaya bakma, saç modeli değiştirme, ilgisizlik gibi davranış değişiklikleri ortaya çıkar (Resim 3.10). Cinsel konulara ilgisi artan gençler, bu konuda birbirleriyle konuşarak bilgi almaya çalışırlar. Akranları ile kendilerini karşılaştırır ve fazla kilo alma, boy uzaması, sivilceler gibi konularda kaygılar duyabilirler. Gençler, bu dönemde bedensel ve ruhsal değişimlerin kişiden kişiye farklı olabileceği konusunda bilgilendirilmelidir. Gençlerin hatalı bilgiler edinmelerini önlemek amacıyla güvenilir kaynaklar gösterilmeli ve oluşabilecek sorunların zamanla düzelerek kaybolacağı anlatılmalıdır.





ERKEKLER
Boy uzaması (10-30 cm)
Ağırlık artışı (7-20 kg)
Kas gücü artışı
Testis, skrotum ve peniste büyüme
Cinsel bölgede kıllanma
Koltuk altlarında kıllanma
Gırtlak gelişimi, seste kalınlaşma
İlk meninin gelmesi
Deri kalınlaşması, yağ ve ter salgısı artışı
KIZLAR
Boy uzaması (10-20 cm)
Ağırlık artışı (6-18 kg)
Kas gücünde daha yavaş ve az artış
Memelerin büyümesi
Cinsel bölgede kıllanma
Koltuk altlarında kıllanma
Gırtlakta gelişme, seste olgunlaşma
İlk âdet kanaması
Yağ ve ter salgısı artışı

Tablo: 3.1 Ergenlik dönemindeki kız ve erkeklerde görülen fiziksel değişiklikler

Erken ergenlik: 12-15 yaş arasındaki bedensel değişimin yoğun olduğu dönemdir.
Tam ergenlik: 15-18 yaş arası kimlik bulma ve bağımsızlık dönemidir.

Ergenlik döneminin bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı geçirilebilmesi hayatın daha sonraki dönemlerini de etkileyeceği için çok önem taşır. Bu sebeple ailenin ve eğitimcilerin gençlere anlayışlı davranmaları, destek olmaları, onları bulundukları dönem konusunda aydınlatmaları gerekir. Bu dönemdeki gençlerin de sorunlarını aile üyeleri ve gerektiğinde okulda öğretmenleri ile paylaşmaları, doğru bilgiler edinmeye gayret etmeleri gerekir. Kendi sağlıklarını korumak için istekli olmaları en uygun davranış şeklidir.
undefined
undefined
 
5. ERGENLİK DÖNEMİNDE GÖRÜLEN SORUNLAR
Ergenlik dönemi üç bölümde incelenebilir: Bunlar erken ergenlik, tam ergenlik ve geç ergenlik dönemleridir.

Erken ergenlik: Ergenliğin bu evresinde bedensel değişimlere alışmaya çalışan gencin bu sebeple endişe ve bunalma hissetmesi mümkündür. 12-15 yaş arası dönemi kapsayan erken ergenlikte, bedensel değişimler sebebiyle ergenin kendi vücuduna ilgisi artar, cinsel konularla daha fazla uğraşmaya başlar. Fizyolojik olaylardan olan âdet kanamalarının başlaması panik duygusu yaratabilir. Genç, kendini hastalığa yakalanmış gibi hissederek yersiz kaygılar duyabilir. Erkeklerde daha belirgin olmak üzere vücudun bazı bölgelerinde tüyler çıkar. Ses değişimi de yaklaşık 6 ay kadar sürer ve rahatsızlığa sebep olabilir.
Tüm bu değişimler sırasında dengeli ve uyumlu bir insan olan ilköğretim çocuğu değişerek tedirgin, güç beğenen, çabuk tepki gösteren bir gence dönüşür. Otoriteye karşı çıkar, çalışmaya isteksizlik hisseder. Çekingenleşir, yalnız kalma isteği duyar. Ailesi dışında yeni kişilere ilgi duymaya başlar. Anne babasının ilgisinden yakınır, onların kendisine çok karıştıklarım düşünür. Kendisine tanınan haklan yetersiz, evdeki kuralları çok sıkıcı bulur.
Duygulan hızlı değişimler gösteren genç ergen, çabuk sevinir, çabuk üzülür, çabuk sinirlenir. Dağınık ve savruktur, sık sık bir şeyleri devirir, iştahı artar, daha sık yemek yeme ihtiyacı hisseder.
İlgi alanları artan ergen, hızlı müzikleri dinlemeye başlar, süslenir, giyime düşkünlük gösterir. Gizli fısıldaşmalar, odasına kapanmalar, hatıralarını yazma bu dönemde sık görülen davranışlardır.

Tam ergenlik: 15-18 yaş arası dönem olan tam ergenlik, gencin kendi kimliğini bulmaya ve bağımsızlık kazanmaya çalıştığı, fırtına ve gerilimin yoğun olduğu bir dönemdir.
Dönemin başından itibaren kızlarda yüz incelip vücut hatları son biçimini alırken, erkeklerde yüz, erkeksi bir görünüm alır, bedensel gelişim hızlanır. Bu dönemde gençler, karşı cinse ilgi duymaya başlar. Kendini romantik sevgi ilişkileri kurmaya hazır hisseder.
Kendi kimliğine kavuşabilmek ve bağımsızlık kazanabilmek için önce anne babasının etkisinden kurtulmaya çalışır. Gencin gözünde ailesi değer kaybeder. Açıkça onları eleştirmeye başlar. Sanki onlardan öğrenecek hiçbir şeyi kalmamış gibi uyarılarına kızar. Duygusal bağlarını ailesi yerine, yeni yakınlıklar ve arkadaşlıklar kurarak, evin dışına taşır. Evde oturamaz gibidir. Erken gelişen kaslarını ve içinden taşan gücünü en uygun şekilde sporla değerlendirebilir. Sporun herhangi bir dalında kazandığı başarı, kendine güvenini artırır. Başarısızlık durumunda yılmayıp mücadele etmeyi öğrenir. Spor, gencin yaşıtları ile kaynaşmasına da imkân sağlar. Yaşıtları ile arkadaş grupları kurma bu dönemde sık görülür.

Geç ergenlik: 18-21 yaş arasındaki duygusal karmaşanın azaldığı dönemdir.
Arkadaşları gibi giyinen, onlar gibi davranan genç, arkadaş grubu içinde dayanışmaya önem verir. Arkadaşlarından ayrı düşmemeye çalışır. Kendini onlara beğendirmek için arada bir kendine bile aykırı gelen davranışlarda bulunabilir.
Ailesi ile genç arasında, gencin arkadaşlık ilişkileri sebebiyle sorunlar oluşabilir. Bu durumda genç, arkadaşlarına kendini daha fazla kaptırabilir. Kendini güvensiz ve yetersiz hisseden genç, daha atılgan ve becerikli yaşıtlarının etkisi altına girebilir. Anne babasından yeterli desteği göremeyen gençlerin, olumsuz arkadaşlıklara yönelmesi mümkündür. Bu sebeple anne babanın desteği, ilgisi, denetim ve uyarısı mutlaka gereklidir.
Tam ergenlik dönemindeki gençlerin bir sporcuya, bir pop yıldızına, bir siyasal lidere hayran olmaları sık görülür. Hayran olduğu kişiye her yönüyle benzemeye çalışan genç, kişiliğini geliştirirken hayran olduğu herkesten kendi benliğine bir şeyler katar.
Tam ergenlikte bir diğer sorun cinsel kimliğin benimsenmesi ve cinsel konularda kendini yetersiz hissetme olabilir. Bu konuda kızlara annenin, erkeklere babanın desteği ve yardımı çok önemlidir. Ana baba, utanma duygusunu bir yana bırakarak doğru bilgi ve davranışları gençlere aktarmalıdır. Gençler, merak ve kaygılarını arkadaşları ile paylaşmayı tercih edebilir. Ancak bu, kaygıların körüklenmesine sebep olabilir. Ailelerin basit yazılmış ancak bilimsel yönden yanlış içermeyen kitaplardan yararlanması uygun olur. Sınırsız bir cinsel özgürlük anlayışının savunulduğu filmler, gazete ve televizyon yayınları yerine, bu konudaki bilimsel kaynaklara başvurulması yerinde olur.
Kişinin cinsel konularda doğru olarak bilgilendirilmesi, bu konuların hayattaki önemi ve yerini gerçekçi olarak bilmesi, mutlu bir yuva kurmasında etkilidir.
undefined
undefined
 
6. ERGENLİK DÖNEMİNDE OLUMLU TUTUM GELİŞTİRME
Ergenlik, insan hayatının sonraki dönemlerini etkileyen önemli bir dönemdir. Kişiliğin şekillendiği bu dönemde, aynı zamanda eş ve iş seçimi gibi önemli kararlar da alınabilir. Bedensel, ruhsal ve cinsel açıdan ergenlik döneminin sağlıklı geçirilebilmesi çok önemlidir. Dönemin sağlıklı geçirilebilmesinde ise olumlu tutum ve davranışlar geliştirmenin büyük önemi vardır.
Ergenlik döneminde arkadaşlık ilişkileri önemli bir yer tutar. Grup arkadaşları ile uyum sağlama, gençler için hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurabilir. Hatalı arkadaşlıklar gençlerin zararlı alışkanlıklara yönelmesini, saldırgan çetelere katılmasını beraberinde getirebilir. Oysa grup arkadaşları ile duygu, düşünce ve görüşlerin paylaşıldığı, yardımlaşma ve paylaşımın esas olduğu arkadaşlık ilişkileri, gencin kişiliğine birçok olumlu özellik katabilir.
Ergenlik döneminde gençlerin, her iki cinsten bireylerle dengeli ve uyumlu arkadaşlıklar kurabilmesi gerekir. Karşısındaki kişiyi sadece cinsiyet yönüyle algılamaksızın düşünceleri ve kişiliği ile değerlendirebilmek, ilerideki hayatta, özellikle meslek hayatında çok önemlidir. Cinsel kimliğini bulmakta güçlük çeken gençler, kendi cinsine yönelerek, karşı cinsten olanlara ilgi duymamak gibi eğilimlere kapılabilirler. Bu eğilimler kalıcı cinsel sorunlara dönüşmeden gençlikte karşı cinsle dengeli arkadaşlıklar kurulabilmelidir.

Psikoloji: İnsan davranış, düşünce ve kişiliğinin normal özelliklerini inceleyen bilim dalıdır.
Psikiyatri: Ruhsal bozuklukların tanınması ve önlenmesi ile ilgili bilim dalıdır.

Ergenlikten itibaren kişilerin, kendi yeteneklerini tanıyabilmeleri gerekir. Yetenekli olduğu dallarda yoğunlaşan gençlerin, mesleğe yönelmeleri de daha kolay olur. Gençlerin yeteneklerine göre hobiler edinmeleri, kendilerine ayırdıkları zamanları dinlendirici ve becerilerini geliştirici olumlu davranışlarla değerlendirebilmeleri gerekir. Müzik aleti çalma, edebiyatla ilgilenme, el becerilerini artırıcı el işleri yapma, resim yapma, tamir işleri gibi pek çok yararlı hobi edinilebilir (Resim 3.11). Bunlar, hem ruhen dinlenme sağlar hem de kişilik gelişimine katkıda bulunur. Çeşitli hobilerle uğraşarak ekonomik kazanç elde etmek de uğraşılmalıdır.

Resim 3.11 Ergenlik döneminde müzik gibi yararlı hobilerle mümkündür

Tam ergenlik döneminden itibaren meslek seçimi önemli bir sorun oluşturur.
Özellikle lise döneminde planlı, programlı çalışma, başarının en büyük anahtarı durumundadır. Geleceğe yönelik hedefler tespit edilerek, bu hedeflere ulaşmak için planlı yürütülen çalışmalar, ruhsal yönden sağlıklı bir davranış olduğu kadar hayattaki başarının da önemli bir aşamasını oluşturur.
Geleceğe yönelik hedefler belirlenirken ve meslek seçimi yapılırken gençlerin, kendi yeteneklerini ve isteklerini göz önünde tutmaları gerekir. Her meslek önemlidir. Ancak mutlu bir hayat sürdürebilmek için sevgi ve saygı duyduğu bir mesleği seçmek ve onu başarabilmek önemli bir yer tutar. Bu sebeple kişiler yeteneklerinin çok dışında dalları seçmemeli, hiç sevmediği mesleklere sadece ailesi istiyor diye yönelmemelidir. Eğitimcilerin ve ailelerin de gençlere bu yönde bilgi ve destek vermeleri gerekir.
Ergenlik döneminde geliştirilecek olumlu tutum ve davranışlardan birisi de spor yapmaktır. Gerek boş zamanların değerlendirilmesinde, gerek bedensel sağlığın korunmasında sporun önemi büyüktür. Grup sporlarının yanı sıra bireysel sporları da gençlik dönemlerinde rahatça yapabilir. Spor bedensel güçlenmenin yanı sıra birlikte davranma, takım ruhu, sorumlulukların paylaşılması gibi olumlu nitelikler de kazandırır. Dayanma gücünü ve beden yeteneklerini artırır. Spor yapmak, topluma karşı da bir görevdir. Nitelikli insan gücünü artıran etkenlerden biri olan spora başlamak için en uygun dönemlerden biri ergenliktir. Spor alışkanlığı yaşam boyu sürdürülmelidir.
Gençlerin sosyal ilişkilerinde tutarlı, saygılı ve katılımcı olmaları olumlu davranışlardır. Böylelikle aile içinde, okulda ve her türlü sosyal olayda beğenilen, aranan, saygı duyulan kişiler hâline gelirler. Yardımlaşma, hoşgörü ve soğukkanlılık herkeste aranan niteliklerdir. Gençlerin kişilik gelişimleri sırasında, bu nitelikleri kazanacakları önemli dönem ise ergenlik dönemidir.
undefined
undefined
 
II. RUH SAĞLIĞI
Günlük hayatta sık kullanılan bir terim olan ruh sağlığı şöyle tanımlanabilir: Ruh sağlığı, kişinin hayata uyumunda başarılı olması, kendisini ve çevresini gerçekçi olarak değerlendirebilmesi, yaşama isteği duyması, isteklerini topluma ters düşmeyecek şekilde yerine getirebilmesi durumudur. Yani ruh sağlığı, kişinin, kendisi ve çevresiyle dengeli ve uyumlu bir ilişki sürdürmesi hâlidir.
Düşünce, duygu ve davranışlarında sürekli ya da geçici olarak tutarsızlık ve uygunsuzluk gösteren kişilerde ruhsal bozukluktan söz edilebilir.
Her insanın hayatının bazı dönemlerinde ruh sağlığı bozulabilir. Ancak günümüzün modern tıp anlayışı, ruh sağlığının korunabilir olduğu, ruhsal bozuklukların büyük bir kısmının da iyileştirilebileceği şeklindedir. İnsanın davranış, düşünce ve kişiliğinin normal özellikleri ile ilgilenen bilim dalı psikoloji (ruh bilim) adını alır. Psikoloji, hastalıklar ve tedaviler ile uğraşmaz. Ruhsal bozuklukların tanınması, tedavisi ve önlenmesi ile ilgilenen bilim dalı ise psikiyatri (ruh sağlığı ve hastalıkları bilimi) adını alır. Psikiyatri, tıpta bir uzmanlık dalıdır.

Ruhsal bakımdan sağlıklı bir insanda aranması gereken özellikler şunlardır:
Kişinin kendi kendisiyle uyumlu olması, kaygı, kuruntu ve kuşkulardan uzak olmasına bağlıdır. Günlük hayatta herkesin kaygı ve üzüntüleri olabilir. Ancak sebebi belli olmayan ya da uzun süren bunaltı ve kaygılar, ruhsal bozuklukların göstergesi olabilir.
Kişi, içinde yaşadığı çevrede ilişkiler kurabilmeli ve bunları sürdürebilmelidir. Aile üyeleri dışında, meslektaşları, komşuları gibi insanlarla iş ilişkileri dışında da arkadaşlıklar kurabilmelidir. Ergenlik döneminde ise sınıf, okul arkadaşları ve oturduğu çevredeki yaşıtları ile uyumlu olmalıdır. İnsanlarla geçinebilmenin ötesinde sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kurabilmeli, eş seçiminde sorumluluk alabilmelidir. Yani kişi, çevresindekileri sevebilmeli ve karşılığında sevgi bulabilmelidir.
Kişi, kendine güvenmelidir. Yeteneklerini ve davranışlarını gerçekçi gözle değerlendirmelidir. Gereksiz yere aşağılık ya da üstünlük duygusuna kapılmamalıdır. Kendini iyi tanıyabilmeli, öz saygısı gerçeğe uygun olmalıdır.
Kişi, toplumda bir yeri ve görevi olduğunun bilincinde olarak yeteneklerini geliştirmeli, yeteneklerini verimli bir şekilde işe yöneltebilmelidir. Çalışma ve başarılarından tat alabilmelidir.
Kişinin geleceğe dönük hedefleri olmalı, bunlara ulaşmak için gerçekçi yolda çaba gösterebilmeli, sıkıntılara göğüs gerebilmelidir. Gerçekleştiremediği isteklerini, başka yollardan doyum sağlayarak dengeleyebilmelidir.
Kişi, yeni durumlara uyma esnekliği gösterebilmelidir. Başarısızlıklardan yılmamalı, kendini bırakmamalıdır. Geleceğe dönük umudu ve savaşma gücü bulunmalıdır.
Kişi, başkalarından bağımsız olarak girişimlerde bulunabilmelidir. Kendi başına kararlar verebilmen ve bunları uygulayabilmelidir. Hareketlerinin sorumluluğunu taşıyabilmen ve sonuçlarına katlanabilmelidir. Hatalarından ders alabilmeli, yanlışlarını düzeltmeye çalışmalıdır. Kendi kendini eleştirebilmesi ve yanılgılarını başkalarına yüklememelidir.
Kişinin yaşadığı çevre ve toplumla ters düşmeyen inanç ve değerleri olmalıdır.
Toplumun değer yargılarına ve ahlak kurallarına önem vererek, topluma uygun ve katkıda bulunan bir üye olmaya çalışmalıdır. Ön yargılara kapılmamalı, başkalarının inançlarına, kendisi paylaşmasa bile, saygı ve hoşgörü gösterebilmelidir.
Ruhsal açıdan sağlıklı bir kişi, mesleği dışında eğlendirici, dinlendirici ve kişiliğini geliştirici uğraşlar edinmelidir. Bunlar sanat, spor ve toplumsal dayanışma dallarında olabilir.
Ruh sağlığı da beden sağlığı gibi bozulabilir. Ancak özellikle 1960'lardan sonra bulunan etkin ilaçlar ve diğer tedavi yöntemleri ruh sağlığının düzeltilebilmesinde önemli rol oynamıştır. Asıl önemlisi ruh sağlığının korunması olduğundan ruh sağlığının bozulmaması için çaba gösterilmelidir.
 
 
 
undefined
undefined
1. RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Ruh sağlığını etkileyen faktörler toplumdan topluma ve zamana göre değişebilir. Ancak bu faktörleri genel olarak kişisel ve çevresel olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

a. Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler, yaş, cinsiyet, meslek, medeni durum, kişisel alışkanlıklar ve beden sağlığı öğelerinden oluşur.
Yaş: Ruhsal bozuklukların en sık görüldüğü dönem, ergenlikten orta yaşlara kadar geçen süredir. İleri yaşlarda da beyinde meydana gelen organik bozukluklar sebebiyle ruhsal sorunlar ortaya çıkabilir.
Cinsiyet: Kadın veya erkek olmanın sosyal hayatta getirdiği yükümlülükler farklı olduğundan cinsiyetin ruh sağlığına dolaylı bir etkisi vardır. Örneğin; orta yaştaki kadınlar, aynı yaştaki erkeklere göre daha fazla ruhsal çöküntü yaşamaktadırlar.
Meslek: Yoğun gerilimin yaşandığı bazı meslek gruplarında ruhsal bozuklukların ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir (Resim 3.12). Yöneticilik, pilotluk, cerrahlık gibi kişinin sürekli kendini kanıtlamasını gerektiren ve gerilimli ortamda çalışılan meslekler, bu gruptan sayılabilir. Yine mesleğin sevilerek yapılması, yeterli maddi ve manevi doyumu sağlaması da ruh sağlığı üzerinde olumlu etki yapar.

Resim 3.12 Maden işçiliği gibi gerilimli meslekler ruh sağlığını etkileyebilir.

Resim 3.13 Aile geçimsizlikleri ruh sağlığını etkiler.

Resim 3.14 Terör ve savaş gibi özel zorlayıcı durumlar ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir.

Medeni durum: Düzenli ve mutlu bir hayatı olan evli kişilerin, bekâr ya da boşanmış kişilere göre ruh sağlıkları daha yerinde olmaktadır. Ancak huzursuz evlilikler de hem eşlerin hem de çocukların ruh sağlıklarını olumsuz etkilemektedir.
Kişisel alışkanlıklar: Ruh sağlığına etkileri yönünden alışkanlıklar, olumlu ya da olumsuz olarak gruplandırılabilir. Dinlendirici ve becerileri geliştirici hobiler, ruh sağlığını olumlu yönde etkilerken uyuşturucu ve alkol kullanımı gibi zararlı alışkanlıklar hem beden hem de ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapar.
Beden sağlığı: Beden sağlığının bozulması, ruh sağlığını da etkileyen bir faktördür. Uzun süreli, süreğen hastalığı olan kişilerin kolaylıkla ruhsal çöküntüye uğradıkları bilinir. Aynı şekilde ruhsal sıkıntıları olan kişilerin, daha sık bedensel rahatsızlıklara yakalandığı gözlenir. Örneğin, sürekli üzüntü ve umutsuzluk içindeki kişilerde mide asidinin artması ile çeşitli mide hastalıkları ortaya çıkabilir.
Beden sağlığını etkileyen faktörlerden genetik özellikler de ruh sağlığını etkileyebilir. Bazı ruh hastalıklarının genetik özelliklerle taşındığı bilinmektedir.
Yetersiz ve dengesiz beslenme, bedensel olarak büyüme ve gelişmenin geri kalmasına yol açarken ruh sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir.

b. Ruh sağlığını etkileyen çevresel faktörler
Ruh sağlığını etkileyen çevre ile ilgili faktörler; aile, sosyal, kültürel ve ekonomik durumlar ile özel zorlayıcı durumlardır.
Aile: Huzurun, sevgi ve hoşgörünün etkin olduğu bir aile ortamı, hem çocukların hem de anne babanın ruh sağlığı üzerinde olumlu etkilerde bulunur. Tersine, sürekli kavga, huzursuzluk, iletişim bozukluğunun hüküm sürdüğü bir aile ortamı da ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir (Resim 3.13). Sorunlu aileler, boşanmış ve parçalanmış aileler, evlat edinilmiş çocukların varlığı, aile üyelerinden birinin hastalığı ya da sağlığa zararlı alışkanlıklarının olması, ruh sağlığı üzerinde olumsuz etki yapabilen faktörlerdendir.
Sosyal, kültürel ve ekonomik durumlar: Kişilerin içinde yaşadığı sosyal çevre, kişilerin bu çevreye uyum sağlayabilme yetenekleri ile bağlantılı olarak ruh sağlığını etkilemektedir. Köyden şehre göç, hızlı değişen aile ve çevre yapısı, bu uyum yeteneğini bozarak ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Düşük ekonomik şartlardaki toplumlarda aile içi sorunlar, işsizlik ve suç işleme eğilimi daha fazla görülür.
Kültürel faktörler de ruh sağlığını etkilemektedir. Örneğin; Anadolu'da yeni evlenen bazı genç kadınlar yıllarca süren bir suskunluk dönemi yaşarlar. Bunun sonucunda da iç sıkıntısı (anksiyete) rahatsızlığı bu kadınlarda sık görülür.
Özel zorlayıcı durumlar: Savaş, terör olayları, (Resim 3.14) deprem, büyük yangınlar gibi kişileri zorlayan özel durumlarda da ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenmektedir. Kişiler böyle durumlarda, normal şartlarda dengede tutabildikleri duygu, düşünce ve davranışları ile çevreye uyumları bozularak hastalanabilmektedir.

Resim 3.15 Çiçek yetiştirmek ve bahçeyle uğraşmak kişileri ruhen dinlene

Resim 3.16 Dinlenirken yapılan yararlı uğraşılar ruh sağlığı açısından faydalıdır.

c. Doğal afetlerin insanın ruh sağlığına etkileri
Doğal afetler insanların ruh sağlığını olumsuz etkileyen olaylardır. Özellikle deprem gibi afetlerden toplumun büyük bir kısmı etkilenir. Konutların ve işyerlerinin yıkılması, kişilerin barınacak yer bulamamalarına ve işsiz kalmalarına yol açar. Aile bireylerinin ve yakın çevredeki insanların yaralanması veya hayatlarını kaybetmesi üzüntü ve moral bozukluğu yaratır. Böyle durumlarda kişiler panik, şaşkınlık, çaresizlik, suçluluk ve öfke içinde olabilirler. Asılsız söylentilerin ortaya çıkması da bu olumsuz etkileri artırır. Bu yüzden söylentilere inanılmamalı ve doğru bilgi kaynaklarına ulaşılmalıdır. Doğal afetlerde insanların yaşanan gerçekleri kabul ederek, mevcut duruma uyum sağlamalarına yardımcı olunmalıdır. Üstesinden gelemeyeceği böyle sorunlarla karşılaşanlar psikiyatr ve psikologlara veya okullardaki rehberlik ve psikolojik danışmanlık servislerine başvurabilirler.
 
undefined
undefined
 
2. RUH SAĞLIĞININ KORUNMASI
Ruh sağlığı da beden sağlığı gibi korunabilir. Bunun için kişisel düzeyde alınabilecek önlemler olduğu kadar sağlık kuruluşlarının alabileceği önlemler de vardır. Kişisel düzeyde alınabilecek önlemlerin ilk aşaması, ruh sağlığını bozan faktörleri bilerek bunları gidermeye çalışmaktır. Bu amaçla, kişi kendini tanımalı, olumlu ve olumsuz yönleriyle kabul etmelidir. Olumlu davranışlarını geliştirmeli, olumsuz olanları azaltmaya çalışmalıdır.
Kişisel özellikler korunarak yaşanılan toplum gerçeklerine göre davranmaya çalışılmalıdır. Böylece kişi hem toplumda yadırganmaz hem de topluma düşünce ve davranışları ile katkıda bulunabilir.
Kişiler, evde, okulda ve iş yerinde çalışarak yaşadığı toplumun ve kendisinin gelişmesine katkıda bulunmalıdır. Çevredeki farklı görüşlere karşı anlayış ve hoşgörü ile yaklaşıp iş birliği yapabilmelidir. Kişiler, hayatta karşılaşabilecekleri zor durumlar ve başarısızlıklar karşısında zorluklarla baş edebilme gücünü kendilerinde görmelidirler. Ruh sağlığını korumak için uyulması gereken ilkelerden bir diğeri de yeni durumlara gerçekçi değerlendirmeler yaparak uyum sağlayabilmektir.
Ruhen dinlenmeyi sağlayabilmek için kendimize ayırdığımız zamanları, bilgi ve becerileri geliştirecek yararlı uğraşlarla değerlendirmek gerekir. Ruhen dinlenebilmek sağlıklı ve uzun yaşayabilmek için önemlidir. Dinlenirken yapılan yararlı uğraşılar hem becerileri geliştirir hem de ekonomik yararlar sağlayabilir (Resim 3.15, Resim 3.16).
Ruh sağlığının tanımında yer alan, kendisi ve çevresi ile uyum içinde olma kavramının günlük hayatta yerine getirilebilmesi için bazı davranışlara uyulması gerekir. Bu amaçla kişiler, kendilerinin ve çevresindekilerin ruh sağlığını korumak üzere aile içinde, okulda ve toplum içinde tutarlı davranmalıdır. Günlük hayatta bazen belli sebeplere bağlı kaygılar ve sıkıntılar yaşanabilir. Bunlar her zaman bir ruhsal bozukluk belirtisi değildir. Sıkıntılar ve kaygıların çok uzun sürmesi ve bir sebebe bağlı olmaması ruhsal bozukluk ihtimalini düşündürmelidir. Her insanın hayatının herhangi bir döneminde, üstesinden gelemeyeceği ruhsal problemleri olabilir. Böyle dönemlerde yardım istemek, yapılacak en uygun davranıştır. Ancak yardım istenecek kişilerin iyi seçilmesi gerekir. Okul hayatı boyunca karşılaşılan problemler ile ilgili olarak sınıf öğretmeni, rehber öğretmen, okul yöneticileri veya sağlık personelinden yardım istenmelidir. Böylece sorunlar büyüyüp çözümü daha güçleşmeden, yerinde ve zamanında müdahale edilebilir ve yardım sağlanabilir. Kişiler, toplumda bu güçlükler karşısında yılmadan, karamsarlığa kapılmadan ve sorumluluklarına uygun davranışlarda bulunmalıdır. Geleceğe yönelik hedef ve tasarıları olan ve buna ulaşmak için çaba gösteren kişiler, ruhsal yönden daha sağlıklı kişilerdir. Geleceğe yönelik hedefler belirlenirken kişisel yetenekler, ilgi alanları göz önünde bulundurulmalıdır. Yeteneklerinin farkında olarak verimli uğraşlar edinmeye istek duyulmalıdır. Kişi, başarılarından mutluluk duyabilmelidir. Böylece hem kendini tanıyan hem de kendi gelişimine yararlı uğraşlar edinen kişi kendi ile barışık bir hayat sürebilir.
Ruh sağlığını koruyabilmek için önemli bir tutum da yeni durumlara uyma esnekliği gösterebilmek ve başarısızlıklar karşısında yılmamaktır. Çevresi ile uyumsuzluk gösteren kişilerin ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenir.
Ruh sağlığının korunmasına yönelik sağlık hizmetlerini birincil, ikincil ve üçüncül koruyucu hizmetler olarak inceleyebiliriz.
Birincil koruma, ruh sağlığı bozulmadan önce yapılacak çalışmaları kapsar. Bunlar, ruh sağlığını bozan faktörleri ortaya çıkararak gidermek, uygunsuz şartları belirleyerek düzeltmeye çalışmaktır. Ayrıca toplumun ruh sağlığının korunması konusunda eğitilmesi de birincil korumayı oluşturur. Okulların rehberlik servisleri ve ilçelerdeki rehberlik ve danışma merkezleri birincil korumaya yönelik hizmet veren yerlere örnektir.
İkincil koruma, ruh sağlığı bozulan kişilerin erken tanı ve tedavilerini kapsar. Bu amaçla hastanelerin psikiyatri bölümleri ile birinci basamak sağlık hizmeti veren kuruluşlardan yararlanılabilir. İkincil koruma ilaçlı tedavinin yanı sıra karşılıklı konuşma ve sorunların sebebinin anlaşılması esasına dayanır.
Üçüncül koruma, ruhsal sorunları tespit edilerek tedavi edilen kişilerin esenlendirilmesi, yani yeniden hastalanmalarının önlenmesi ve topluma kazandırılması çalışmalarını içine alan rehabilitasyon hizmetleridir. Bu hizmetler psikiyatri ve ruh sağlığı merkezlerinde, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları ve hekimlerin ekip hâlinde yürüttüğü sağlık hizmetleridir.
undefined
undefined
 
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Büyümede ve gelişmede rol oynayan faktörler nelerdir?
2. Büyüme ve gelişmeye etki eden, anneye ait etmenler nelerdir?
3. Yeni doğan döneminin özelliklen nelerdir?
4. Özerklik döneminin özellikleri nelerdir?
5. Ergenlik döneminde kızlarda görülen bedensel ve fizyolojik değişiklikler nelerdir?
6. Ergenlik döneminde erkeklerde görülen bedensel ve fizyolojik değişiklikler nelerdir?
7. Ergenlik döneminin ruhsal özellikleri nelerdir?
8. Ergenlik döneminde olumlu tutum ve davranışlar kazanmanın hayatın daha sonraki dönemlerindeki önemi nedir?
9. Ruh sağlığı nedir?
10. Ruh sağlığı yerinde olan bir kişide hangi özellikler bulunmalıdır?
11. Ruh sağlığının korunmasının aşamaları nelerdir?
12. Toplumun ruh sağlığının korunması için kişilere düşen görevler nelerdir?
13. Ruh sağlığının korunmasına yönelik sağlık hizmetleri nelerdir?


 
ÜNİTE IV SAĞLIĞA ZARARLI ALIŞKANLIKLAR
KONULAR
Sağlığa Zararlı Alışkanlıklarla ilgili Kavramlar
Tütün ve Sigara Bağımlılığı
Alkol Bağımlılığı
Madde Bağımlılığı
Sigara Alışkanlığı ve Alkol, Uyuşturucu Bağımlılığı Tedavisi
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Çevrenizde varsa sigara içen kişilere sigarayı niçin içtiklerini sorunuz, not ederek arkadaşlarınızla tartışınız.
2. Sigaranın akciğer hastalıkları ile ilişkisini araştırarak, arkadaşlarınızla tartışınız.
3. Sigara ve alkolün aile hayatına olumsuz etkilerini araştırıp arkadaşlarınızla tartışınız.
 
undefined
undefined
 
1. SAĞLIĞA ZARARLI ALIŞKANLIKLARLA İLGİLİ KAVRAMLAR
Sağlığımızı olumsuz yönde etkileyen, etkileri bilindiği halde kullanımından vazgeçilmeyen kimyasallar, bulaşıcı hastalıklar kadar tehlikeli sonuçlara sebep olabilir. Bu maddelerin insan üzerindeki etkilerini değerlendirebilmek için bağımlılık kavramını da açıklamak gerekir. Merkezî sinir sistemini uyararak kişinin ruhsal durumu üzerine etki eden bu maddelere karşı sürekli alma isteği duyulmaktadır. Kullanılan maddeye bağlı olarak kişi, özerkliğini ve öz denetimini yitirmektedir. Bu tabloya bağımlılık adı verilir. Eskiden bağımlılık, fiziksel ve psikolojik bağımlılık olarak ikiye ayrılırdı. Günümüzde bu ayrım kullanılmamaktadır.
Bağımlılıkta merkezî sinir sistemindeki hücrelerin normale yakın fonksiyon gösterebilmesi için kullanılan maddeye karşı sürekli ihtiyaç duyulması söz konusudur. Madde yeterli dozda alınıyorsa dışarıdan fiziksel bağımlılık fark edilmeyebilir. Ancak maddenin bulunamaması ya da alınamaması hâlinde vücutta, yoksunluk belirtileri denen bedensel bazı sorunlar ortaya çıkar. Yoksunluk durumunda kişide, çarpıntı, sıkıntı, huzursuzluk, uykusuzluk, hırçınlık, kişilik bozuklukları, unutkanlık, gerçekte olmayan bazı değişiklikleri hissetme gibi belirtiler görülebilir. Ayrıca ateş, terleme, burun akıntısı, bulantı, kusma, göz bebeklerinde büyüme, ani gelen sancılar, sara benzeri nöbetler, koma ve ölüm ortaya çıkabilir.
undefined
undefined
 
2. TÜTÜN VE SİGARA BAĞIMLILIĞI
Sağlığa zararlı bağımlılıklar arasında en yaygın olan, tütün ve sigara kullanımıdır. Tütün genellikle sigara olarak içildiği gibi pipo, puro, nargilede de kullanılabilir. Ayrıca tütün çiğneme alışkanlığı da görülür. Sigara, kurutulup ince ince kıyılan tütünlerin, çok ince kâğıda rulo şeklinde sarılması ile elde edilir.
Çok uzun süredir ve yaygın olarak kullanılmakta olan sigara, kolaylıkla bağımlılık yapmaktadır. Bağımlılığa sebep olan, nikotin adlı maddedir. Sigara içildiğinde ağızda bıraktığı ilk tat beğenilmediği hâlde, sigaranın parmaklar ve dudaklarda bıraktığı dokunma hissi, akciğer dokusunun uyarılması ve psikolojik etkenler bağımlılığa sebep olmaktadır.
Sigaraya başlama, genellikle sosyal sebeplere dayanmaktadır. Büyükleri taklit etme, arkadaşlar arasında kendini kanıtlama, grup içinde üstünlük sağlamaya çalışma, aşağılık duygusunu gidermeye çalışma, yalnızlık ve üzüntülerini giderme isteği sigaraya başlama sebeplerinden bazılarıdır.

Resim 4.1 iradesi güçlü kişiler kişiliklerini kanıtlamak için sigaraya ihtiyaç duymazlar.

Refleks: Dıştan gelen uyarım sonucu hareket, salgı gibi tepkilere yol açan irade dışı sinir hareketidir.

Sempatik sinir sistemi: İsteğimiz dışında görev yapan organların çalışmasını (damarlarda daralma, kalp atışlarının hızlanması vb.) düzenleyen sinirlerden bir bölümü.

Katran: Organik maddelerden (bitki, kömür vb.) kuru damıtma yoluyla elde edilen sıvı yağ kıvamında, kara renkli, ağır is kokulu, suda erimeyen bir maddedir.

Sigaraya başlamada önemli bir etken de reklâmlardan etkilenmedir. Reklâmlar sigarayı, kendine güven, bağımsızlık ve arkadaşlarca kabul edilmenin bir anahtarı gibi sunarak gençleri sömürmektedir. Özellikle ergenlik döneminde çeşitli sorunlar yaşayan gençler, reklâmlardan kolayca etkilenmekte ve sigara içmekle sorunlarının azalacağını düşünmektedir. Oysa iradesi güçlü kişiler, sorunlarını böyle alışkanlıklarla çözmeye kalkışıp, bu yolla kişiliklerini kanıtlamaya çalışmazlar (Resim 4.1). Toplum tarafından sevilen sporcu, sanatçı gibi kişilerin bazen yayın organlarında sigara kullanırken görüntülenmeleri de gençlerde özentiye sebep olabilir. Aynı şekilde büyüklerin, çocukların yanında sigara içmeleri de özendirici bir etki yapar. Gençler, böylece sigara içmeyi erişkin tipi bir davranış olarak algılar. Halbuki sigara içenlerin yaklaşık yarısı 11-18 yaş grubundadır. Dünya üzerinde 1,1 milyar sigara içici bulunmakta bunun 3/4'ü az gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır.

a. Tütün ve sigaranın zararları
Araştırmalar sigara içmekle 4000 kadar zararlı maddenin ortaya çıktığını göstermiştir. Bunların 1000 kadarı Dünya Sağlık Örgütünce kesinlikle sağlığa zararlı olduğu kabul edilen maddelerdir. Bu zararlı maddelerin en önemlileri nikotin, karbon monoksit, katran, fenol ve benzendir.
Nikotin; bağımlılığa sebep olan ve vücuttaki organlara uyarıcı etki yapan bir maddedir. Kalp hızını, kan basıncını, iskelet kaslarına giden kan akımını arttırır. Deriye giden kan damarlarını ve toplardamarları daraltır. Sempatik sinir sisteminin çalışmasını arttırır, refleks cevabı yavaşlatır. Tahriş öksürüğü yapar. Solunum kısalmasına, böbrek üstü bezlerinden hormon salgılanmasının artmasına sebep olur. Kanın pıhtılaşma faktörlerinin azalmasına, kanda şeker, laktik asit ve yağ türevi maddelerin artmasına sebep olur.
Karbon monoksit; solunduğu zaman kanda hemoglobin tarafından taşınan oksijen molekülü ile yer değiştirir. Böylece vücuda daha az oksijen taşınmış olur. Kalp daha hızlı çalışır, sık nefes alınır, ancak taşınan oksijen yetersiz kalır. Katran ise solunum yolunun tüysü yapısını bozar. Yabancı maddeleri tutarak süzen tüysü yapı görevini yapamaz, böylece hastalığa yakalanma riski artar.
Katran, yüzlerce kanser yapıcı madde taşır. Akciğer, boğaz ve ağız içi kanserlerinin sebebi tütün kullanımı ile katran solunmasıdır.
Sigara, solunum yollarında tahriş yaparak bronşit, astım gibi çeşitli akciğer hastalıklarına sebep olur. Bu tür hastalıklar sigara içenlerde içmeyenlere göre 3-4 kat fazla görülür.
Sigaranın akciğer kanseri ile doğrudan ilişkisi vardır. Dünya Sağlık Örgütünün kayıtlarına göre akciğer kanserlerinin % 90'ı, solunum yolunun kanser dışı hastalıklarının % 75'i, kalp damar sistemi hastalıklarının % 25'i, sigara ile doğrudan bağlantılıdır. Sigaraya erken başlayanlarda akciğer kanseri tehlikesi, içmeyenlere göre 15 kat daha fazladır. Tüm kanser çeşitlerinin % 33'ü sigara kullanımı ile ilişkilidir.
Süreğen akciğer hastalıklarının oluşumu ve kötüleşmesinde sigara içiminin önemli rolü vardır. Sigarayı ağızlıkla içmek ya da nefesi içeri çekmemek sigaranın zararlı etkilerini gidermemektedir.
Sigara, kalp-damar sistemini olumsuz etkileyerek damar sertliği riskini arttırmaktadır. Damar sertliği, oluştuğu bölgeye göre belirtiler göstererek kalp krizi ve beyinde dolaşım bozukluğu gibi hastalıklara sebep olur. Burger hastalığı da sigara içenlerde daha sık görülen, dolaşım bozukluğu ile kendini gösteren bir damar hastalığıdır. Dolaşım bozukluğu sonucu kangren gelişerek bacakların kesilmesine sebep olabilir.
Sigara, mide asidinin artmasına ve ülser gelişmesine sebep olabilir, sindirimi bozar, mide kanaması riskini arttırır.
Sigara, kadınlarda düşük, ölü doğum, düşük ağırlıklı bebek doğurma ve âdetten erken kesilmeye sebep olur. Hem erkek hem kadında, üreme hücrelerinin şekil ve işlev bozukluklarına sebep olur ve kısırlığa yol açar. Sigara içen annelerin çocuklarının zekâları da olumsuz etkilenebilir.

Şekil 4.1 Kapalı ortamlarda pasif içiciler daha fazla dumana maruz kalmaktadır.

Sigara içmek, yaşlanmayı hızlandırır, ömrü kısaltır. Yani sigara içmek ağır çekimli bir intihardır. Kanser riskini arttırması ve çeşitli hastalıklara yol açması sigaranın ömür kısaltıcı etkilerindendir.
undefined
undefined
 
b. PASİF İÇİCİLİK
Sigara içilirken, ortama iki tür duman karışmaktadır. Bunlardan birisi ana akım dumanı olup içicinin akciğerine çekip sonra geri verdiği dumandır. İkincisi olan yan akım dumanı ise yanan tütünden doğrudan doğruya havaya karışan dumandır. Yan akım dumanı, içicinin akciğeri ve solunum yolunda filtre edilmeksizin ortama karıştığı için daha yüksek düzeyde zararlı maddeler içermektedir. Ortamda bulunan ve kendileri sigara içmeyen kişiler yani pasif içiciler, bu çok zararlı dumanı solumaktadırlar. Pasif içiciler sigaranın zararlı etkilerine sigara içicilerinden daha fazla maruz kalırlar (Şekil 4.1). Öncelikle gözlerde, burunda, boğazda yanma ve öksürük gibi belirtiler görülür. Ancak daha önemli olan, kahvehane, otomobil, iş yeri gibi kapalı ortamlarda pasif içici konumundaki kişilerin ciddi yan etkilere maruz kalmalarıdır. Pasif içiciler kalp damar hastalıkları, akciğer kanseri, bronşit ve süreğen akciğer hastalıklarına daha çok yakalanırlar.
Pasif içicilik, en fazla bebek ve çocukları etkilemektedir. Bu çocuklarda kanser dışı akciğer hastalıkları, astım ve alerjik hastalıklara yakalanma riski daha yüksektir. Bu çocuklarda ileri yaşlarda akciğer kanseri gelişme riski ebeveyni sigara içmeyen çocuklara göre 20 kat fazladır. Yine pasif içici durumundaki çocukların ileri yaşlarda sigaraya başlama oranları diğer çocuklara göre 2 kat daha fazladır.
Tüm bu zararlı etkilerden koruna-bilmenin en iyi yolu sigara içmemek ve içilen ortamlardan uzak durmaktır. İş yerlerinde, otomobillerde, çocukların bulunduğu yerlerde, okullarda, sağlık kuruluşlarında ve tüm kapalı alanlarda kesinlikle sigara içilmemeli, içenler uyarılmalıdır. Bu amaçla çıkarılan 4207 sayılı yasa ile toplu taşım araçları, eğitim ve sağlık kurumları ile beşten fazla kişinin çalıştığı devlet dairelerinde ve çalışma alanlarında, tütün ve tütün ürünlerinin tüketilmesi yasaklanmıştır. Ayrıca reklam yapılması ve 18 yaşından küçük kişilere sigara satışı da yasaklanmıştır. Sigara kullanımının azaltılabilmesi için gönüllü kişilerin yasanın uygulanışını kontrol etmesi önem taşımaktadır. Okullarda ve yaygın eğitim kurumlarında madde bağımlılığı konusunda verilecek eğitimin büyük önemi vardır. Anne ve babalar, çocuklarına bu tür maddeleri aldırmamalı ve yanlarında sigara içerek onlara kötü örnek olmamalıdır. Sigara içenleri uyarmak, içmeyenlerin kendi sağlıklarını koruyabilmeleri için zorunludur.
Sigara, kolay vazgeçilebilecek bir bağımlılıktır. Sadece birkaç gün kararlı bir şekilde içmemek sigarayı bırakabilmeyi sağlar. Bu sebeple içen kişilerin iradeli davranarak kesin karar vermeleri ve sigara içme yerine daha farklı uğraşlarla isteklerini bastırmaları gerekir. Örneğin; egzersiz yapmak, sakız çiğnemek, böylece ağız tadının yerine geldiğini ve nefes sıkıntısının azaldığını gözlemek sigarayı bırakmanın kolaylaşmasını sağlar.
Sigaraya bağlı nedenler yüzünden ülkemizde her yıl 300.000 kişi ölmekte, bir o kadar kişi de hasta ya da sakat kalarak ailesine ve devlete yük olmaktadır. Sigara, sadece ülkemizde değil tüm dünyada bir sağlık sorunudur. Sigaraya karşı yürütülen mücadele ile hem insanlar daha sağlıklı olacaklar hem de boşa giden büyük ekonomik kayıplar önlenecektir.
undefined
undefined
 
3. ALKOL BAĞIMLILIĞI
Toplumda çok yaygın olan sağlığa zararlı bağımlılıklardan biri de alkollü içeceklerin kullanımıdır. Bu bağımlılık, kişileri olduğu kadar aileyi ve toplumu da ilgilendiren pek çok soruna sebep olmaktadır.
Alkol, bünyesel ve psikolojik etkenlerin yanında kimyasal yapısı nedeniyle merkezî sinir sistemine yaptığı etkilerle bağımlılığa neden olur.

Koma: Bazı hastalık, kaza ve zehirlenmelerde anlama, duyma ve hareket kabiliyetinin tamamen veya kısmen kaybolmasıyla beliren derin dalgınlık durumudur.

a. Alkol ve etkileri

Alkol, birçok maddeyi içine alan genel bir terimdir. Alkol içeceklerin içinde yer alır, tıpta dezenfektan olarak kullanılır. Ayrıca otomobillerde donmayı engellemek üzere antifrizlerde kullanılır. Ucuz olduğu için kaçak içkilerde metil alkol (ispirto) kullanılır. Metil alkol, daha küçük moleküllü olduğu için kana çok çabuk karışır, beyin ve sinir sisteminde daha kısa sürede tahribat yapar. Metil alkol içilmesi, kısa sürede kalıcı körlüğe yol açabilirken buharı bile zehirli olabilir. Etil alkol, karbonhidratlar üzerine mayaların etkisi sonucu elde edilir. Metil alkol ise odun ve şeker pancarından elde edilmektedir. Alkollü içeceklerin üretiminde içinde karbonhidrat bulunan buğday, arpa, mısır, üzüm vb. maddeler kullanılır. Etil alkol de körlüğe sebep olabilir; ancak bu etkisi daha geç dönemde ortaya çıkar.
Alkollü içecekler, içerdikleri alkol oranına göre sertlik derecesi alırlar. En düşük alkol oranına sahip olan biranın bile, içinde etil alkol bulunduğu için zararlı etkileri vardır.
Alkol, alındığında mideden emilerek doğruca kana karışır. Sindirilmediği için yapısı hiç bozulmadan dolaşıma katılarak beyin, karaciğer, kaslar, akciğerler ve diğer organlara iletilir. Bu organlarda işlenen alkolden, metabolizma olaylarında kullanılmayan yararsız bir ısı enerjisi oluşur. Alkolün etkisiyle kılcal damarlar genişlediği için bu ısı, deri yüzeyinden ve solunum yoluyla kaybedilir. Aynı sırada vücut ısısı da düştüğü için çok üşümüş ya da donmak üzere olan kişilere kesinlikle alkol verilmemelidir. Alkol, geçici bir ısınma hissi oluşturmakla birlikte donmayı hızlandırıcı etki gösterir.
Alkolün bir kısmı, akciğerlerden solunum sırasında buharlaşarak atılır. Bir kısmı ise terle ve idrarla atılır. İdrarla atılan alkol aynı zamanda çok miktarda su kaybına da sebep olur.
Alkol, merkezî sinir sistemini etkileyerek denge bozukluğuna sebep olur. Hareketler arasındaki koordinasyon ve refleks hızları yavaşlar. Konuşma ve yürüme bozulur. Hareketler üzerindeki kontrol kalktığı için normal zamanlarda yapılmayan tutarsız davranışlar, aşırı neşelenme ya da yersiz ağlama, kavgaya eğilim ortaya çıkar. Aşırı alkol alımı sonunda hafıza kaybı ve derin uyku hatta koma durumu oluşabilir. Aşırı alkol alımı sonucu solunum ve kalp çalışmasını kontrol eden merkezlerin etkilenmesi ile ölüm görülebilir.
Kanın 1 litresinde % 0,1 oranında alkol bulunduğunda kas kontrolü, reaksiyon hızı ve düşünme yetenekleri azalır. % 5'lik alkol oranı ise hayati merkezlen etkileyerek öldürücü olabilir. Uzun süre alkol kullanılması vücudun birçok sistemine olumsuz etkiler yapmaktadır.

Alkolün sindirim sistemine etkileri: Alkol kullanımı sindirim bozuklukları, gastrit ve ülser gelişmesine sebep olduğu gibi beslenme bozukluklarına da yol açar. Alkolün işlenmesi için B vitaminleri gereklidir. Bu sebeple vücutta vitamin yetersizliği oluşur. Vitamin yetersizlikleri sinir harabiyetine neden olur. Buna bağlı olarak his ve hareket bozukluklarına yol açar. Böylece refleksler yavaşlar, görme, işitme, dokunma duyuları zayıflar, felçler meydana gelir.
Alkolle birlikte, genellikle abur cubur şeyler veya meze niteliğinde yağlı yiyecekler tüketilir. Bunlar da dengesiz beslenmeye sebep olur. Mide iç yüzeyinin tahriş olması sonucu doyma duygusu azaldığı için genellikle aşırı yemek yenir. Aşırı alkol alımı, bulantı hissi ve kusmaya sebep olur. Alkolün iştah ve sağlığa hiçbir olumlu katkısı yoktur.

Siroz: Çeşitli sebeplerle karaciğerin önce yağlanarak büyümesi, daha sonra sert bağ dokusuna dönüşmesi ve fonksiyonlarını yapamamasıyla sonuçlanan bir hastalıktır.

Alkolün karaciğere etkileri: Alkolün vücutta işlenmesi ve zararlı yan ürünlerinin uzaklaştırılması karaciğerde gerçekleştirilir. Bu nedenle aşırı yüklenen karaciğerde yağlanma ve büyüme görülür. Yağ hücreleri zamanla karaciğer hücrelerinin yerini alır, böylece karaciğer görev yapamaz ve sert bir bağ dokusu tarafından doldurulur. Bu durum siroz hastalığı adını alır. Karaciğer görevini yapamadığından hasta hayatını kaybedebilir. Sirozun başka sebepleri de olmasına rağmen alkol bağımlılıklarında siroz gelişme riski 8 kat daha fazladır.

Alkolün merkezî sinir sistemine etkileri: Alkol, beyne etki ederek karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalmasına sebep olur. Aşırı sinirlilik, olayları olduğundan daha fazla büyütme, sağlıklı düşünememe, suça eğilim alkolün etkilerindendir.
Kas kontrolünün zayıflaması sonucu, tepki zamanı uzar, konuşma bozulur, ellerde titreme, kaslarda seğirmeler ortaya çıkar.
Duyu organlarının etkilenmesiyle çift görme, bulanık görme, işitmede azalma, denge bozukluğu ve baş dönmesi görülür. Mesafe ayarlama ve uyum yeteneği bozulur.
Ayrıca hafıza kaybı ve derin uyku görülebilir. Solunum hızı, kan basıncı, kalp atışları düzensizleşir ve vücut ısısı azalır.

Alkolün ruhsal durum ve davranışlara etkisi: Alkol, ruhsal ve bedensel çöküntüye sebep olan bir bağımlılığa yol açar. Alkol bağımlıları karamsar ve yorgun kişilerdir. Alkol, tepki süresinin uzamasına yol açtığı için özellikle sürücülerin kaza yapmalarına sebep olur. Alkol geçici bir güven duygusu vererek kişilerin normalde yapamayacakları davranışlara kalkışmalarına sebep olur. Aşırı hız yapma, tehlikeli araba sürme gibi davranışlar aşırı ve gereksiz güvenden kaynaklanır. Çabuk sinirlenme, hırçınlık ve kavgaya eğilim alkol bağımlılarında sık görülür.

Alkolün gebelikteki etkileri: Alkol kullanan gebelerin çocuklarında gelişim ve zekâ bozuklukları ile kalp anormalliklerine rastlanabilir. Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına sebep olabilir.
undefined
undefined
 
3. ALKOL BAĞIMLILIĞI
Toplumda çok yaygın olan sağlığa zararlı bağımlılıklardan biri de alkollü içeceklerin kullanımıdır. Bu bağımlılık, kişileri olduğu kadar aileyi ve toplumu da ilgilendiren pek çok soruna sebep olmaktadır.
Alkol, bünyesel ve psikolojik etkenlerin yanında kimyasal yapısı nedeniyle merkezî sinir sistemine yaptığı etkilerle bağımlılığa neden olur.

Koma: Bazı hastalık, kaza ve zehirlenmelerde anlama, duyma ve hareket kabiliyetinin tamamen veya kısmen kaybolmasıyla beliren derin dalgınlık durumudur.

a. Alkol ve etkileri

Alkol, birçok maddeyi içine alan genel bir terimdir. Alkol içeceklerin içinde yer alır, tıpta dezenfektan olarak kullanılır. Ayrıca otomobillerde donmayı engellemek üzere antifrizlerde kullanılır. Ucuz olduğu için kaçak içkilerde metil alkol (ispirto) kullanılır. Metil alkol, daha küçük moleküllü olduğu için kana çok çabuk karışır, beyin ve sinir sisteminde daha kısa sürede tahribat yapar. Metil alkol içilmesi, kısa sürede kalıcı körlüğe yol açabilirken buharı bile zehirli olabilir. Etil alkol, karbonhidratlar üzerine mayaların etkisi sonucu elde edilir. Metil alkol ise odun ve şeker pancarından elde edilmektedir. Alkollü içeceklerin üretiminde içinde karbonhidrat bulunan buğday, arpa, mısır, üzüm vb. maddeler kullanılır. Etil alkol de körlüğe sebep olabilir; ancak bu etkisi daha geç dönemde ortaya çıkar.
Alkollü içecekler, içerdikleri alkol oranına göre sertlik derecesi alırlar. En düşük alkol oranına sahip olan biranın bile, içinde etil alkol bulunduğu için zararlı etkileri vardır.
Alkol, alındığında mideden emilerek doğruca kana karışır. Sindirilmediği için yapısı hiç bozulmadan dolaşıma katılarak beyin, karaciğer, kaslar, akciğerler ve diğer organlara iletilir. Bu organlarda işlenen alkolden, metabolizma olaylarında kullanılmayan yararsız bir ısı enerjisi oluşur. Alkolün etkisiyle kılcal damarlar genişlediği için bu ısı, deri yüzeyinden ve solunum yoluyla kaybedilir. Aynı sırada vücut ısısı da düştüğü için çok üşümüş ya da donmak üzere olan kişilere kesinlikle alkol verilmemelidir. Alkol, geçici bir ısınma hissi oluşturmakla birlikte donmayı hızlandırıcı etki gösterir.
Alkolün bir kısmı, akciğerlerden solunum sırasında buharlaşarak atılır. Bir kısmı ise terle ve idrarla atılır. İdrarla atılan alkol aynı zamanda çok miktarda su kaybına da sebep olur.
Alkol, merkezî sinir sistemini etkileyerek denge bozukluğuna sebep olur. Hareketler arasındaki koordinasyon ve refleks hızları yavaşlar. Konuşma ve yürüme bozulur. Hareketler üzerindeki kontrol kalktığı için normal zamanlarda yapılmayan tutarsız davranışlar, aşırı neşelenme ya da yersiz ağlama, kavgaya eğilim ortaya çıkar. Aşırı alkol alımı sonunda hafıza kaybı ve derin uyku hatta koma durumu oluşabilir. Aşırı alkol alımı sonucu solunum ve kalp çalışmasını kontrol eden merkezlerin etkilenmesi ile ölüm görülebilir.
Kanın 1 litresinde % 0,1 oranında alkol bulunduğunda kas kontrolü, reaksiyon hızı ve düşünme yetenekleri azalır. % 5'lik alkol oranı ise hayati merkezlen etkileyerek öldürücü olabilir. Uzun süre alkol kullanılması vücudun birçok sistemine olumsuz etkiler yapmaktadır.

Alkolün sindirim sistemine etkileri: Alkol kullanımı sindirim bozuklukları, gastrit ve ülser gelişmesine sebep olduğu gibi beslenme bozukluklarına da yol açar. Alkolün işlenmesi için B vitaminleri gereklidir. Bu sebeple vücutta vitamin yetersizliği oluşur. Vitamin yetersizlikleri sinir harabiyetine neden olur. Buna bağlı olarak his ve hareket bozukluklarına yol açar. Böylece refleksler yavaşlar, görme, işitme, dokunma duyuları zayıflar, felçler meydana gelir.
Alkolle birlikte, genellikle abur cubur şeyler veya meze niteliğinde yağlı yiyecekler tüketilir. Bunlar da dengesiz beslenmeye sebep olur. Mide iç yüzeyinin tahriş olması sonucu doyma duygusu azaldığı için genellikle aşırı yemek yenir. Aşırı alkol alımı, bulantı hissi ve kusmaya sebep olur. Alkolün iştah ve sağlığa hiçbir olumlu katkısı yoktur.

Siroz: Çeşitli sebeplerle karaciğerin önce yağlanarak büyümesi, daha sonra sert bağ dokusuna dönüşmesi ve fonksiyonlarını yapamamasıyla sonuçlanan bir hastalıktır.

Alkolün karaciğere etkileri: Alkolün vücutta işlenmesi ve zararlı yan ürünlerinin uzaklaştırılması karaciğerde gerçekleştirilir. Bu nedenle aşırı yüklenen karaciğerde yağlanma ve büyüme görülür. Yağ hücreleri zamanla karaciğer hücrelerinin yerini alır, böylece karaciğer görev yapamaz ve sert bir bağ dokusu tarafından doldurulur. Bu durum siroz hastalığı adını alır. Karaciğer görevini yapamadığından hasta hayatını kaybedebilir. Sirozun başka sebepleri de olmasına rağmen alkol bağımlılıklarında siroz gelişme riski 8 kat daha fazladır.

Alkolün merkezî sinir sistemine etkileri: Alkol, beyne etki ederek karar verme ve kendini kontrol edebilme yeteneğinin azalmasına sebep olur. Aşırı sinirlilik, olayları olduğundan daha fazla büyütme, sağlıklı düşünememe, suça eğilim alkolün etkilerindendir.
Kas kontrolünün zayıflaması sonucu, tepki zamanı uzar, konuşma bozulur, ellerde titreme, kaslarda seğirmeler ortaya çıkar.
Duyu organlarının etkilenmesiyle çift görme, bulanık görme, işitmede azalma, denge bozukluğu ve baş dönmesi görülür. Mesafe ayarlama ve uyum yeteneği bozulur.
Ayrıca hafıza kaybı ve derin uyku görülebilir. Solunum hızı, kan basıncı, kalp atışları düzensizleşir ve vücut ısısı azalır.

Alkolün ruhsal durum ve davranışlara etkisi: Alkol, ruhsal ve bedensel çöküntüye sebep olan bir bağımlılığa yol açar. Alkol bağımlıları karamsar ve yorgun kişilerdir. Alkol, tepki süresinin uzamasına yol açtığı için özellikle sürücülerin kaza yapmalarına sebep olur. Alkol geçici bir güven duygusu vererek kişilerin normalde yapamayacakları davranışlara kalkışmalarına sebep olur. Aşırı hız yapma, tehlikeli araba sürme gibi davranışlar aşırı ve gereksiz güvenden kaynaklanır. Çabuk sinirlenme, hırçınlık ve kavgaya eğilim alkol bağımlılarında sık görülür.

Alkolün gebelikteki etkileri: Alkol kullanan gebelerin çocuklarında gelişim ve zekâ bozuklukları ile kalp anormalliklerine rastlanabilir. Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına sebep olabilir.
 
 
 
undefined
undefined
 
4. MADDE BAĞIMLILIĞI
Bazı kimyasal maddelerin insanın ruhsal durumu üzerine olumsuz etkileri olduğu uzun süredir bilinen bir gerçektir. Bu maddelerin bazıları tedavi amacıyla kullanılırken bir kısmı da geçici keyif verici etkileri nedeniyle kötüye kullanılmaktadır. Kötüye kullanılan bu maddeler, kişilerin sağlığını bozmakta, önemli sosyal sonuçlara, bu maddeleri kullananların sırtından haksız kazançlar elde edilmesine sebep olmaktadır.
Gençler, uyuşturucu madde kullanımı konusunda risk taşıyan bir gruptur. Bu grubun, uyuşturucu maddeler, etkileri ve bağımlılığın nasıl oluştuğu konularında eğitilmesi gerekir. Böylece gençler kendilerini ve çevrelerindeki kişileri bu zararlı alışkanlıklardan korumayı öğrenebilirler.
Sakinleştirici, keyif verici, uyarıcı etkileri olup zararlı etkileri bilinse de giderek artan miktarda alma ihtiyacı doğuran, bırakıldığında ruhsal ya da fiziksel yoksunluk belirtilerine sebep olan ilaç ya da maddelere uyuşturucu madde denir.
Uyuşturucu maddeler, kimyasal yapılarına göre merkezî sinir sisteminin farklı bölümlerini etkiler ve o bölüme özgü değişikliklere yol açar. Bir kısmı uyarıcı, uyanık tutucu, başka bir kısmı da hayal gördürücü özellikler taşır.

a. Uyuşturucu maddelerin etkileri
Uyuşturucu maddeler elde edildikleri kaynağa, kullanım şekillerine ve etkilerine göre çeşitli şekillerde sınıflandırılabilirler (Tablo 4.1).


Tablo 4.1 Uyuşturucu maddelerin etkileri

Resim 4.2 Haşhaş bitkisinin çiçeği ve kapsülü

Sanrı: Gerçekte var olmayan görüntü, ses ve kokuları hissetme durumudur.

Tablo 4.1'de belirtilen uyuşturucu maddelerin tümü merkezî sinir sitemi üzerine etkilidir. Bazı uyuşturucu maddeler tıpta ağrı dindirmek, sakinleştirmek, uyku vermek gibi amaçlarla ilaç olarak kullanılır. Bu durumdaki maddelerin satışı özel reçeteye bağlıdır. Sağlık Bakanlığı bu ilaçların üretilmesi, satışı ve tüketilmesini sıkı bir şekilde denetlemektedir.
Tedavi edici amaçla kullanılan maddelerin, hekim önerisi ile belirtilen süre içinde ve belirtilen miktarda kullanılması gerekir.
Bir ilaç ya da maddenin hekim kontrolü dışında, keyiflenmek, neşelenmek ya da sakinleşmek gibi amaçlarla kullanılması kötüye kullanım adını alır.
Ağrı kesici bile olsa ilaçlar rahatlatıcı etkileri nedeniyle hekim önerileri dışında kullanılırsa direnç artımı (tolerans) ve bağımlılık ortaya çıkabilir. Özellikle uyuşturucu nitelikteki ilaçlar, aşırı ve yanlış kullanım sonucu bağımlılığa sebep olur. Ameliyat sonunda bağımlılık gelişmesi buna bir örnektir. Benzer bir şikâyet için başkasına önerilen bir ilacın kullanılması ya da daha önce aynı kişiye iyi gelmiş bir ilacın gelişigüzel kullanılması da kötüye kullanım anlamına gelir.

b. Uyuşturucu madde bağımlılığı
i. Sebepleri

Madde bağımlılığına sebep olan faktörler üç grupta toplanabilir:
Maddenin yapısal özellikleri
Çevresel faktörler
Kişisel özellikler
Bu üç grubun hiçbiri tek başına bağımlılık sebebi değildir. Ancak bunlar birbirleri ile etkileşerek bağımlılığa yol açarlar.

Uyuşturucu maddenin yapısal özellikleri: Bazı uyuşturucu maddeler, yapıları gereği, bir kez bile kullanıldıklarında bağımlılık yapabilme özelliğine sahiptir. Uyuşturucu maddelerin büyük bir kısmının kullanıcıya, geçici keyif verme gibi yanıltıcı özelliği vardır. Ayrıca tedavi amacıyla kullanılan bazı ilaçların doktor kontrolü dışında kötü kullanımları da bağımlılığa sebep olabilir.

Çevresel faktörlerin rolü; Aile ilişkilerinin yüzeysel ve yetersiz elması, bireyler arası kopukluklar, aşırı kısıtlayıcı ya da serbestlik tanıyıcı dengesiz aile tutumları, kişilerin uyuşturucu kullanmasında rol oynayabilmektedir.
Çevresel faktörlerden bir diğeri de arkadaş ilişkileridir. Dengesiz arkadaşlıklar, zararlı alışkanlıkların yaygın bir davranış olarak benimsendiği gruplarda yer almak, uyuşturucuya başlamada etkili olmaktadır. Özellikle ergenlik döneminde çok önemli olan; bir gruba dahil olmak, arkadaşlar arasında kabul görmek gibi istekler uğruna gençler arasında uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaşmaktadır.
Kendilerine maddi kazanç sağlamak isteyen ya da isteklerini yaptırmak üzere kişileri kendilerine bağımlı duruma getirmeye çalışan kişi veya örgütler uyuşturucu maddelerin temini, satılması, alıcı bulunması gibi konularda yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar. Böylece özellikle lise ve üniversite gençlerini kendilerine hedef kitle seçmekte, önce çok düşük ücretlerle gençleri uyuşturucu maddelere alıştırmaktadırlar. Daha sonra gençlerin ödeyemeyeceği ücretler isteyerek onları bu para ihtiyaçlarını karşılamaları için satıcı duruma gelmeye zorlamaktadırlar.

Kişisel özelliklerin rolü: Madde bağımlılığı, daha çok gençlik döneminde ortaya çıkan bir bağımlılıktır. Çünkü gençler, ergenlikten itibaren çeşitli kimlik bocalamaları geçirmektedirler. Bağımsız bir kişi olmaya çalışırken bir yandan kendini iyi ya da kötü yönleriyle tanımaya çalışan, ailesinden kopmaya uğraşan, doğruyu ve yanlışı ayırmayı öğrenen gençler diğer yandan da duygusal bir fırtına içindedirler. Hem birilerine ait olmak hem de kendi başına bir birey olabilmek isteyen gençler, bu özellikleri ile madde bağımlılığı açısından risk grubunu oluştururlar.
Bu normal gelişim özelliklerinin yanı sıra madde bağımlılığını kolaylaştıran bazı kişisel nitelikler de vardır. Bunlar, yasakları deneme isteği, macera isteği, amaçsızlık, boşluk duygusu, sorumluluklardan kaçma isteği olabilir. Ayrıca isteklerini kısa yoldan giderme arzusu, kendine aşırı güven, başarısızlıkları örtebilecek yalancı güven duygusu verecek şeylere düşkünlük ve grup baskısına dayanamama da bu tür niteliklerdir.

ii. Sonuçları
Uyuşturucu maddenin özelliği ve kullanan kişiye ait özellikler, uyuşturucu madde bağımlılığının gelişimini belirler. Genel olarak madde bağımlılığı üç dönemde incelenir. Bunlar alışma, doyma ve düşkünlük dönemleridir.
Alışma dönemi: Bir kez denemek ya da ilaçları kötüye kullanmak şeklinde başlayan uyuşturucu madde kullanımının ilk aşamasında, aldatıcı, geçici keyif alma duygusu baskındır. Kişi, maddenin zararları konusunda yapılan uyarılara, keyif alma duygusu baskın geldiği için direnir. İstediği zaman bırakabileceğini düşünür.
Fiziksel belirtiler vücutta henüz kalıcı hasarlar oluşturmadığından tanı ve tedavi için en uygun zaman başlangıç dönemidir. Kişilerde yersiz ve dengesiz neşe, durgunluk, dalgınlık, unutkanlık, sıkıntı hissi, yeni gruplara katılma, her zamankinden çok para harcama gibi davranış değişiklikleri uyuşturucu alışkanlığının başladığını düşündürmelidir.
Doyma dönemi: Kişi günlük hayatına devam edebilmek için uyuşturucu bulmak ve kullanmak zorunda kalır. Kişi, maddeyi bırakabilme konusunda kendisine eskisi kadar güvenemez. Çünkü maddeyi almadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkmaktadır. İş ve aile ilişkileri bozulur. Daha fazla uyuşturucuya ve dolayısıyla daha fazla paraya ihtiyacı vardır. Zihinsel fonksiyonlarında, karaciğer, kalp ve sindirim sisteminde bozukluklar ortaya çıkar. Bu dönemde madde bağımlılığından kurtulabilmek için ciddi bir hastane tedavisi gerekir.
Düşkünlük dönemi: Bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir yıkım dönemi başlar. Çeşitli organlardaki doku harabiyetinin yanı sıra genel bedensel düşkünlük, direnç düşüklüğü, enjeksiyonlarla bulaşan bazı hastalıklara yakalanma görülür. Hepatit B, AİDS gibi hastalıklar aynı enjektörün birden fazla kişiye kullanılması sebebiyle uyuşturucu bağımlılarında çok sık görülmektedir. Halsiz, bitkin, kendine bile bakamayan bir kişi haline gelen bağımlı, ruhsal bir çöküntü içindedir. Madde bulabilmek için her şeyi yapabilir. Suç işleme eğilimi artar. Aşırı dozda madde alımı nedeniyle ölüm sık görülür.
Uyuşturucu maddeye karşı tolerans gelişmesi nedeniyle dozun giderek artırılması sonucunda aşırı dozun kullanılması beyin harabiyetine sebep olabilir. Bazen maddenin etkisi ile oluşan bilinç bulanıklığı da ne kadar doz kullanıldığının farkına varılmamasına yol açar. Bu şekilde aşırı dozda uyuşturucu madde kullanıldığında;
Aşırı huzursuzluk, ses, ışık gibi uyarıcılara aşırı tepki,
Hayal görme,
Terleme, bulantı, idrar ve dışkıyı kontrol edememe,
Kan basıncı, kalp atımı ve solunum düzensizlikleri,
Denge bozukluğu, titreme, nöbet geçirme, bayılma,
Derin koma ve ölüm ortaya çıkabilir.

Resim 4.3 Uyuşturucu maddelerin bulundurulması da suçtur.

Madde kullanımı, son yıllarda özellikle gençler arasında hızla yayılmaktadır. Gençliği iş göremez hâle gelmiş, uyuşturucu batağına düşmüş bir ülkenin gelişmesi mümkün değildir. Gençleri madde bağımlılığından korumanın en iyi yolu onları, bu maddeler konusunda eğitmektir. Yasalarımıza göre uyuşturucu maddelerin imali, ithali, alımı, satımı, bulundurulması, alımına yardımcı olunması, sahte reçeteyle alınması suç olarak kabul edilmektedir. Bu suçların işlenmesi ağır ceza kapsamına girer (Resim 4.3).
 
undefined
undefined
 
5. SİGARA ALIŞKANLIĞI VE ALKOL, UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞININ TEDAVİSİ
Madde bağımlılığının tedavisinde erken teşhis ve tedavinin önemlidir. Bağımlılığın ilerlemesi tedaviyi güçleştirmekte, tedavi süresini uzatmakta ve vücuttaki hasarı arttırmaktadır.
Bağımlılık tedavilerinin diğer bir ortak noktası da tedavilerin başarılı olabilmesi için mutlaka bağımlının kendisinin istekli olmasının gerekliliğidir. Zorlayıcı önlemler tedavide yeterli olmamaktadır. Bağımlının kendi durumunu değerlendirebilmesi ve kurtulmayı istemesi ise tedavinin başarılı olmasında önemli bir adımdır.

Tütün bağımlılığının tedavisi: Tütün kolay bırakılabilen bir maddedir. Bırakmaya karar veren kişilerin tam bir kararlılık içinde olması yeterlidir. Çekilen nefes sayısının azaltılması, belli saatlerde sigara yakılması, yarısında sigaranın söndürülmesi, her gün daha az sayıda sigara içilmesi gibi yöntemler kullanılabilir. Sigara doğrudan doğruya da bırakılabilir. Önemli olan ilk birkaç gün sigarasızlığa dayanmaktır. Bu arada sakız çiğnemek gibi yöntemlerle sigara içmeyi unutmak mümkündür.
Bir kez deneyip başaramamak, hiçbir zaman başarılamayacağı anlamına gelmez. Unutulmamalıdır ki her gün binlerce kişi sigarayı bırakmayı başarmaktadır. Gelişmiş ülkelerde her yıl sigara içenlerin sayısı % 1,1 azalmaktadır.
Alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi: Alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığın tedavisi iki aşamalıdır. Birinci aşama, vücuttan alkol ya da uyuşturucu maddenin uzaklaştırıldığı, yoğun yoksunluk belirtilerinin giderildiği tıbbi tedavi aşamasıdır (detoksifikasyon). Bu aşama hastanede yatırılarak tedaviyi gerektirir. Hasta, yoğun tıbbi gözlem altında tutulur. İkinci aşama ise bağımlılığın sebep olduğu sorunların giderildiği, kişinin yeniden topluma kazandırılmaya çalışıldığı rehabilitasyon dönemidir. Bu dönemde, kişinin niçin zararlı alışkanlıklara tutulduğu irdelenir, sorunlarının çözümüne çalışılır, bu alışkanlıklar yerine olumlu tutumlar geliştirebilmesine gayret edilir. Yeniden işine, evine, ailesine dönmesi, varsa kötü arkadaş çevresinden uzaklaşması, kendine güvenini kazanması sağlanmaya çalışılır. Rehabilitasyon döneminde hastanın ailesinin yakın desteğine ihtiyacı vardır. Sağlığa zararlı alışkanlıkların tedavisi için hastanelerin psikiyatri bölümlerine, bu konularla özel olarak ilgilenen gönüllü kuruluşlara, AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma, Tedavi ve Eğitim Merkezi) gibi özel dal hastanelerine başvurmak yeterlidir. Sağlığa zararlı alışkanlıklardan korunma, tedaviye göre çok daha kolay ve ucuz yöntemlerden oluşur.
Bu amaçla;
Özellikle ergenlik döneminde gençlere, içinde bulundukları dönemin özellikleri öğretilmeli, yersiz endişelere kapılmaları engellenmelidir.
Gençlere boş zamanlarını olumlu uğraşlarla değerlendirebilmeleri için ortam hazırlanmalıdır. Spor ve sanatsal faaliyetler için ortamlar sağlanması ile gençler boş zamanlarını değerlendirecek imkâna kavuşurlar.
Kişilere, dinlenmeye, hobilerine ve spora zaman ayırmaları gerektiği anlatılmalıdır.
Aile içinde sevgi ve saygıya dayanan yakın bir iletişim kurulabilmen, aile bireyleri birbirlerini dinlemeli ve sorunlarını birlikte çözmeye çalışmalıdır. Sorumluluklar paylaşılmalı, gençlere de çeşitli sorumluluklar verilerek yerine getirmesi beklenmelidir.
Başarısızlıklar karşısında direnme gücü kazanması için gençlere destek olunmalı, sorunları çözme yolları aranmalıdır.
Gençler, aileleri tarafından aşırı baskı altına alınmamalı ancak başıboş da bırakılmamalı, denetlenmelidir.
Arkadaş seçimlerinde dikkatli olunmalı, zaman zaman bu arkadaşlıkların neler getirip neler götürdüğü değerlendirilmelidir.
Sürekli ve düzenli sağlık eğitimleri yapılarak madde bağımlılığı konusunda merak uyandırmadan bilgi verilmelidir.
Sağlığa zararlı alışkanlıklardan uzak durma konusunda çocuklara ve gençlere örnek olunmalıdır.
Özellikle uyuşturucu maddeler konusunda daha etkin polisiye önlemler alınarak üretimi, yurda sokulması, satılması, kullanılması engellenmelidir.
Gençler bilgi sahibi olmadıkları ortamlarda bulunmamalıdırlar. Böylece, istekleri dışında kendilerine uygulanabilecek uyuşturucu maddeler gibi tehlikelerden uzak durabilirler.
Özellikle sigara dumanının yoğun olduğu bar, kahvehane vb. yerlerden uzak durulmalıdır.
Kendine ayırdığı zamanları ilgi ve yetenekleri doğrultusunda zevk aldığı etkinliklerle doldurması gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutacaktır.
Madde bağımlılığı ile mücadelede bilimsel yöntemleri kullanma konusunda duyarlı davranmalı ve istekli olunmalıdır.
 
undefined
undefined
 
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Bağımlılık nedir?
2. Sigaraya başlama sebepleri nelerdir?
3. Sigaranın solunum sistemine etkileri nelerdir?
4. Sigara kullanımının gebelikteki etkileri nelerdir?
5. Pasif içicilik nedir?
6. Alkol kullanımının sinir sistemine etkileri nelerdir?
7. Alkol bağımlılığının sonuçları nelerdir?
8. Uyuşturucu madde nedir?
9. Uyuşturucu madde bağımlılığının oluşmasında çevresel faktörlerin rolü nedir?
10. Uyuşturucu maddelerin fiziksel ve ruhsal etkileri nelerdir?
11. Alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı tedavisinin aşamaları nelerdir?
12. Madde bağımlılığından korunmak için ne gibi önlemler alınabilir?
 
undefined
undefined
 
OKUMA PARÇASI
BU TABLOYU SİLMEK İÇİN HÂLÂ GEÇ DEĞİL
Sigara alışkanlığı, tüm dünyada kanserden ölenlerin en önemli nedenidir. Yol açtığı başka hastalıklar da göz önüne alındığında sigara, kullanıcıların yarısının ölümüne yol açar. Ancak, insanlar sigara içmeye karar verdiklerinde, sigaranın bu özelliğini genellikle göz ardı ediyorlar. Peki, sigara içme alışkanlığıyla ilgili en çok merak edilen konulara bir göz atmaya ne dersiniz?
Sigara içmek gerçekten bağımlılığa yol açıyor mu?
Nikotin bağımlılık yapıcı özelliği güçlü bir madde. Çok küçük miktarda alındığında da, sigara içen kişinin daha fazla içmek istemesine neden olan hoşluk duygusu yaratıyor. Sigara kullanıcıları, nikotine bağımlı duruma geliyor ve sigara içmeyi bıraktıklarında, sinirlilik, baş ağrısı, gerginlik ve uyuma güçlüğü gibi yoksunluk belirtileri gösteriyorlar.
Sigara içenlere özgü o öksürüğün nedeni nedir?
Sigara dumanındaki maddeler solunum yollarını ve akciğerleri tahriş eder. Sigara içen kişi bu maddeleri soluduğunda beden, fazladan balgam ve öksürük yaratarak kendini korumaya çalışır. Sigara içenlerin sabah uyanınca öksürmeleri birkaç nedene bağlıdır. Normalde, "sil" adı verilen, ince, tüysü oluşumlar, akciğerlerdeki zararlı maddeleri süpürerek temizler. Sigara içmek, bu işlevin yavaşlamasına neden olur; sigara dumanındaki bazı zehirli maddeler akciğerlerde, balgam da solunum yollarında kalır. Sigara içen kişi uykudayken, sillerin bazıları kendine gelerek yeniden çalışmaya başlar. Kişi uyanınca öksürmeye başlar, çünkü akciğerleri, bir gün önce biriken zehirleri dışarı atmaya çalışmaktadır. Şiiler, uzun dönemli olarak sigara dumanına maruz kalırsa, çalışmayı sürdüremez. O zaman sigara içen kişinin akciğerleri, özellikle havadaki virüs ve bakterilere daha fazla maruz kalır ve dayanıklılığı azalır.
Puro ya da pipo içmek de sağlık açısından daha az mı zararlı?
Puro ya da pipo içmek, sigara içmekten daha iyi değil. Sigaradaki kanser yapıcı maddelerin aynıları puroda da bulunuyor. Üstelik, pipo ve puro içicilerinin, dudak, ağız ve dil kanserine yakalanma riski çok daha yüksek.
"Sigara içiyorum, ama dumanını içime çekmiyorum..."
Sigara dumanı, canlı hücrelere değdiği her yerde zarara yol açıyor. Sigara kullanıcısı, içerken dumanı içine çekmese de, "ikinci el" sigara dumanını içine çektiği için yine zarar görür ve akciğer kanserine ya da başka hastalıklara yakalanma riski artar.
"Layt sigara içiyorum..."
Sigara içmenin "güvenli" bir yolu yok. Bütün sigara türleri bedene zarar verir. Sigara dumanının çok azı bile sağlık açısından zararlıdır. Kimileri, katran ve nikotin oranı yüksek sigaralar yerine katran ve nikotin oranı düşük "layt" sigaralar içmenin daha az tehlikeli olduğunu düşünseler de bu her zaman doğru değil. Çünkü, insanlar "layt" sigara içmeye başladıklarında, nikotin gereksinimlerini karşılamak için, genellikle daha çok sayıda sigara içmeye ya da her sigarayı sonuna kadar içmeye başlıyorlar. Daha derin nefes çekildiğinde, daha sık nefesler çekildiğinde ya da sonuna kadar içildiğinde, katran oranı düşük bir sigara da normal sigaralar kadar zararlı olur.
Mentollü sigaralar öteki sigaralara göre daha az mı zararlı?
Mentollü sigaralar öteki sigaralara göre daha az zararlı değil, hatta daha tehlikeli bile olabilir. Bu sigaralarda, duman içe çekildiğinde boğazda serinlik duygusu yaratmaya yetecek kadar mentol bulunuyor. Kullanıcıların, mentollü sigaraları başka sigaralara göre daha derin nefes çekerek içtikleri ve daha uzun süre içlerinde tutukları görülmüş.
"Diyelim ki bir süreliğine sigara içip sonra sigarayı bırakıyorum..."
Sigaranın bağımlılık yapıcı özelliği çok güçlü; üstelik de içmeye başlar başlamaz bedene zarar vermeye başlıyor. Yani, bir süre sonra bırakma düşüncesiyle sigara içmeye başlamaktansa hiç başlamamak gerektiği çok açık. Bağımlılık yapıcı başka maddeler gibi, nikotin de bedende kalıcı bir tolerans yaratıyor. Sigarayı bırakan biri, uzun yıllar sonra bile bir sigara içse, bedenin nikotin tepkisi tetiklenebiliyor; kişi yeniden sigara içmek istiyor.
"Sigarayı bırakınca kilo almaya başlıyorum..."
Kilo almak, sigarayı bırakmanın kaçınılmaz bir sonucu değil. Sigarayı bırakınca beden daha verimli çalışmaya başlar; bedenin metabolizma hızı değişir, yiyecekler daha verimli bir biçimde sindirilmeye başlar. Sigara içmek, metabolizma hızını artırarak ağır bir içicinin günde en fazla 200 kalori yakmasına neden olur. Bu, birkaç bisküvi, patates cipsi ya da iki kaşık tereyağından alınan enerjiye eşdeğer. Sigarayı bırakırken beslenme alışkanlıklarını da gözden geçirmek, günlük yaşantımıza yürüyüş gibi kısa süreli hafif bedensel egzersizler katmak, kilo almayı önleyecektir.
Bilim ve Teknik Dergisi
TÜBİTAK Yayınları, Şubat 2003

 
ÜNİTE V AİLE HAYATI, PLANLAMASI VE ANA ÇOCUK SAĞLIĞI

KONULAR
I. AİLE HAYATI
Aile Kavramı ve Toplumdaki Yeri
Aile Hayatına Etki Eden Faktörler
II. AİLE PLANLAMASI
Aile Planlamasının Tanımı
Aile Planlamasının Ana Çocuk Sağlığına Etkisi
Toplum Sağlığı Açısından Aile Planlaması
III. ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI
Ana Sağlığı
Çocuk Sağlığı

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Toplum içinde ailenin görevlerinin neler olduğunu araştırınız.
2. Evliliğe karar vermeye etki eden faktörleri araştırıp sınıfta tartışınız.
3. Aile hayatına etki eden faktörleri araştırarak sınıfta tartışınız.
4. Gebelikte yapılan kontrol ve muayenelerin nedenlerini ve sonuçlarını araştırınız.
5. Hangi durumlarda tehlikeli gebeliklerin söz konusu olduğunu araştırınız.
6. Çocuk sağlığını etkileyen faktörlerin neler olduğunu araştırınız, tartışınız.
7. Ülkemizde 0-1 yaş grubu çocuk ölümlerinin en sık rastlanan sebeplerini araştırınız.
 
 
undefined
undefined
 
Aile: Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar ve kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birim.
Çekirdek aile: Anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan aile.
Düşük: 28. haftadan önce gebeliğin sonlanmasıdır.
Prematüre: 28-37 hafta arasında doğan tam olgunlaşmamış bebeğe verilen addır.
Düşük doğum ağırlıklı bebek: 2500 gramın altındaki ağırlıklarda doğan bebeğe verilen addır.
Fetüs: Embriyonun gelişimini büyük ölçüde tamamladığı, bütün organ taslaklarının oluştuğu 8 haftalıktan doğuma kadarki durumu.
Gebelik dönemi: Döllenmeyle başlayıp doğumla sonlanan dönemdir.
Plasenta: Rahim duvarında, bebeğin kan yoluyla beslenmesini sağlayan kısım, eş.

1. AİLE HAYATI
1. Aile Kavramı ve Toplumdaki Yeri
Toplum içindeki en küçük sosyal kurum ailedir. Genel olarak aile, tüm toplumlarda geçerli olan, fertler arası ilişkileri, âdetleri, örfleri, görenekleri ve gelenekleri içe-ren, kültür unsurlarını içinde taşıyan bir sosyal kurumdur.
Sosyal yönden, zaman ve mekâna göre farklı yapılarda karşımıza çıkan aile, iki tipte incelenebilir.
Çekirdek aile, anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşur (Resim 5.1). Günümüzde, şehirleşme ve endüstrileşme sonucu, çekirdek aile yapısı daha çok görülmektedir.
Geniş aile ise, anne, baba, onların anne ve babaları, kardeşleri, çocuklar ile bazen kardeş çocuklarını da kapsayan geniş bir topluluktur. Bu tür aileler sosyal bağların daha kuvvetli olduğu kırsal kesimde görülmektedir.
Aile yapısı, toplumların değişmesine bağlı olarak zaman içinde şekil değiştirebilir.

Resim 5.1 Anne, baba ve evlenmemiş çocuklar çekirdek alieyi oluşturur.

Ailenin önemli görevleri arasında, kuşaklar arasında toplumsal bütünleşmeyi sağlamak, dengesizlikleri gidermek vardır. Toplumun kabul ettiği davranışları, diğer sosyal gruplarla iş birliği içinde yeni nesillere benimsetmek, ailenin görevidir. Boş zamanlarında aile üyeleri arasında yakınlaşma ve uyumun sağlanması, özellikle gençlerde ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesi ailenin görevlerindendir. Aile üyelerinin bilgi ve becerilerinin artırılması, çağın gereklerine uygun bilinç düzeyine erişmeleri de ailenin görevleri arasındadır. Gençlere doğru ve yanlışın öğretilmesi, örneklerle açıklanması, ahlaka uygun davranışların benimsetilmesi, aile ortamında başarılabilir. Gençlere yeterince sorumluluk vererek bağımsızlık kazanmaları, aile içinde sağlanmalıdır.
Aile üyelerinden birini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen etmenler, ailenin diğer üyelerini de etkiler. Hastalıklar, aileyi olumsuz yönde etkileyen faktörlerdendir. Ailede ağır ve süreğen hastalığı olan birinin ya da ruh sağlığı bozuk birisinin varlığı, tüm aile fertlerini etkiler. Güçlü aile bağları ve dayanışma ile bu etkiler azaltılabilir. Hastalıkların oluşumunda aile içi şartların da önemi vardır. Örneğin, güneş görmeyen, rutubetli bir evde, kötü hijyenik şartlarda yaşayan, iyi beslenemeyen, ekonomik şartları yetersiz bir ailede verem hastalığı daha kolay gelişebilir.
Aile, eşlerin duygusal ihtiyaçlarını karşıladıkları, kanunlara dayalı bir birliktir. Yapısal değişiklikler olmasına rağmen, zaman içinde ailenin görevleri konusunda büyük değişmeler olmamıştır. Her toplumda ailenin, biyolojik, kültürel, ekonomik, sosyal, psikolojik ve eğitim görevleri vardır.

Resim 5.2 Nikâh, evliliğin yasal başlangıcıdır.

Biyolojik görev ile anlatılmak istenen, insan neslinin devamının sağlanması ve eşlerin cinsel ihtiyacının düzenli olarak giderilmesidir. Ailelerin bakabileceği sayıda çocuğa dilediği zamanda sahip olabilmesi, aile sağlığı ve mutluluğunun korunmasında büyük önem taşır. Sık ve çok sayıda doğum yapılması, anne ve çocukların sağlığını olumsuz etkileyen faktörlerdendir. Böyle ailelerde beslenme yetersizlikleri, gelişme gerilikleri, bulaşıcı hastalıklar, bakımsızlık, ruhsal bozukluklar sık görülür. Çok çocuklu ailelerde ekonomik durum kötüleşir. Bu sebeplerle çocuk yapma yeteneği ve özgürlüğü, aile sağlığını ve mutluluğunu olumsuz yönde etkilemeyecek şekilde kullanılmalıdır.
Ailenin ekonomik görevi, barınma, beslenme, giyinme, eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması için gereken gelirin sağlanmasıdır. Sadece babanın gelir sağladığı geleneksel aile yapısı, bugün yerini annenin, hatta çocukların da çalıştığı ve gelire katkıda bulunduğu aile yapısına bırakmıştır. Ailenin ekonomik yönden kendi kendine yeterli olması beklenir.
Ailenin sosyal görevi, toplumun temelini oluşturması esasına dayanır. Aile, hem kendi içinde hem de toplumla ilişkileri açısından sürekli dinamik bir topluluktur. Aile üyeleri, birbirlerini sevip saymalı, hak ve görevlerinin bilincinde davranmalıdır. Baba, ailenin birliğini, aile içi düzeni ve geçimi sağlayan kişidir. Anne, babanın yardımcısı olarak, ailenin beslenmesini, çocukların bakımını, aile içinde sevgi ortamını sağlayan kişidir. Ancak bu görevler kesin sınırlarla ayrılmamaktadır. Giderek eşler birbirlerinin görevlerini paylaşmakta, eşit rollere sahip olmakta, ekonomik görevde olduğu gibi sosyal görevde de birbirlerine yardımcı olmaktadır. Zaten günümüzün şartlarında bu paylaşımcı tutum zorunlu olmaktadır.
Aile içinde bulunduğu toplumla sürekli ilişki içindedir. Akrabalar, komşular, hemşehriler ile sürdürülen ilişkilerde yardımlaşma, hoşgörü, sevgi ve saygı ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle bayramlar olmak üzere, dostlar ve akrabalarla görüşmeye imkân tanıyan günlerde sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ailenin görevlerindendir.
Ailenin psikolojik görevi, aile içi mutluluğun sürdürülmesinde büyük önem taşır. Aile ilişkilerinin temelini anne babanın birbirlerine karşı tutumları belirler. Aile içindeki görevlerin eşler arasında paylaşılması, sevgi ve saygı temeline dayanan karşılıklı anlayış ve hoşgörü aile mutluluğunun temelidir. Anne baba arasındaki mutlu ve sıcak ilişki, çocukları da mutlu eder ve huzurlu bir ortamda büyümelerini sağlar. Tersine, huzursuz bir ortamda büyüyen çocuklar tedirgin ve mutsuzdurlar. Ailenin eğitim görevi ise çocukların eğitimi ve yetiştirilmesini içine alan bir görevdir. Eğitim aile içinde başlar, okulda ve sosyal çevrede devam eder. Aile, en etkin eğitim kurumudur. Aile içinde eğitimin sağlanmasında en önemli görev annenindir. Çünkü çocuklarla doğrudan ilişkisi olan kişi annedir. Bu nedenle bir toplumun kalkınmasında, o toplumdaki annelerin eğitim düzeyleri ve toplum içindeki yerlerinin büyük önemi vardır. Kadınların eğitimine verilen önem, çocukların eğitimine doğrudan yansır. Bu da yeni nesillerin daha iyi eğitilmelerinde ve daha sağlıklı olmalarında etkili olur.
 
undefined
undefined
 
2. AİLE HAYATINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Aile hayatının mutlu sürdürülmesinde, aile kurulurken göz önünde bulundurulan şartlar ve aile içi ilişkiler rol oynar.

a. Evliliğe karar vermede etkisi olan faktörler
Evlilik, eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarının olduğu bir beraberliktir (Resim 5.2). Bu sebeple evlenecek kişinin, bu sorumlulukları karşılamaya hazır olması gerekir. Evlilik kararı verecek kişi, bu olgunluğa erişip erişmediğini kendisi değerlendirebilmelidir.
Evliliğe hazır oluşla, belli bir yaşa erişmiş olmak arasında önemli bir ilişki vardır. Yasal olarak ülkemizde evlenme yaşı 18'dir. 18 yaşından küçük olanların evlenebilmeleri, anne ve babalarının iznine bağlıdır. Bu durumda evlenecek gençlerden kızın en az 15, erkeğin ise 17 yaşında olması gerekmektedir. Genç yaşta evlenmek çeşitli sorunlara sebep olabilir. 18 yaşından önce yapılan evliliklerde hem çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir hem de evliliğin mutlu ve uzun ömürlü olması ihtimali düşüktür. Özellikle bu durumlarda çocuk sahibi olmak, bu sorumluluğu üstlenmek, genç çiftler için büyük sorunlar oluşturabilir.

Resim 5.3 Saygı, sevgi ve hoşgörü ortamında çocuklar daha sağlıklı şekilde büyürler.

Evliliğe karar vermede eşler arasındaki yaş farkı da önemli bir sorun oluşturabilir. Eşlerin ortak beğeniler edinebilmeleri ortak davranışlar sergileyebilmeleri için aralarında aşırı yaş farkı olmaması gerekir.
Evliliğe hazır oluşla fiziksel, duygusal ve sosyal yönlerden olgunluğa erişmiş olmak arasında önemli bir ilişki vardır. Evliliğin gerektirdiği sorumlulukların yerine getirilebilmesi için kişinin her yönden olgunlaşması, beceri, yetenek ve hoşgörü açısından yeterli düzeye erişmesi gereklidir.
Gençlerin ekonomik olarak geçimini sağlayacak bir geliri olmadan evliliğe atılmaları, hatalı bir davranıştır. Yani evliliğe karar verirken ekonomik yönden de olgunluğa erişmiş olmak gerekir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çekilen maddi sıkıntılar, aile mutluluğunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sebeple de evlilik kararı vermeden önce, öğrenimini tamamlamış olmak, bir iş edinmiş olmak, askerlik görevini yapmış olmak aranan şartlardır. Askerlik için yeni evlendiği eşinden, çocuklarından uzun süreli ayrı kalmak, genç çiftlerin evlilik hayatlarında sorunlara sebep olabilmektedir. Yine askerlik süresince ekonomik sıkıntılar çekilmesi de evlilik üzerinde olumsuz etkiler yapabilir.
Evliliğe karar veren kişilerin; sosyal, eğitim, ekonomik durum, kültürel yapı ve kişilik özellikleri bakımından benzer özelliklere sahip olması gerekir. Eşler arasında iyi iletişim kurulabilmesi, ortak zevklerin paylaşılabilmesi, eşlerin her yönden uyum içinde olabilmeleri ideal çözümdür. "Davul dengi dengine vurur." atasözü bu durumu en güzel şekilde özetler. Ancak evliliklerin tümünde bu uyumu bulabilmek güçtür. Eşler arsında ne kadar çok benzer yön varsa evlilik birliğinin uyum içinde sürmesi o kadar kolaylaşır.
Evliliğe karar vermede önemli bir konu da yakın akraba evliliklerinden kaçınmanın gerekliliğidir. Bazı hastalıklar kalıtsaldır. Yani anne ve babanın genleri ile çocuklara geçerler. Yarık damak- dudak gibi doğumsal anormallikler, hemofili gibi kan hastalıkları kalıtsal hastalıklara örnek olarak gösterilebilir. Anne ya da babada görünür bir hastalık olmasa bile, eşlerin kalıtsal bir hastalığın taşıyıcısı olmaları mümkündür. Anne ya da babadan birisi hastalık taşıyıcı ise hastalık çocuklarda ortaya çıkmayabilir. Bu durumda doğacak çocukların bazıları yine hastalık taşıyıcı olurlar. Hem anne hem baba hastalık genini taşıyorsa bunların çocuklarında hastalık ortaya çıkar. Aynı hastalığın genini taşıyıcı olarak bulundurma olasılığı, normal bir çiftte pek düşük bir ihtimalken, yakın akraba evliliklerinde bu ihtimal yüksektir. Yasal bir engel olmamasına rağmen evlilik kararı verirken çok titiz davranılmalı, yakın akraba evliliği yapılmamalıdır.
Ülkemizde, özellikle mal varlığının bölünmemesi amacıyla, kırsal kesimde sık sık akraba evlilikleri yapıldığı için bunların çocuklarında pek çok kalıtsal hastalığa rastlanmaktadır. b. Aile hayatına etki eden faktörler
Aile hayatında mutluluğu etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlar, aile bireyleri arasındaki ilişkinin niteliği, aile bireylerini ilgilendiren sağlık sorunları, ekonomik sorunlar, işsizlik vb.dir. Evliliklerde sorunlar, tartışmalar olabilir. Aile içi tartışmalar, aile hayatının bir parçasıdır. Ancak sorunların çözümü ve tartışmalar sırasında açık yüreklilik ve hoşgörülü davranmak esastır. Kendini karşısındakinin yerine koyarak durumu değerlendirebilmek, tartışma konularını aile dışına taşırmamak gerekir. Eşler birbirlerine karşı saygılarını kaybetmemelidir. Saygı, sevgi ve hoşgörü ortamında çocuklar daha sağlıklı şekilde büyürler (Resim 5.3). Anne baba arasındaki iyi ilişkiler çocuklara da yansır. Huzursuz, geçimsiz, sürtüşmeli aile ortamlarında çocuklar, güvensizlik ve tedirginlik hissederler. Bu onların hem ruhsal hem de bedensel sağlıklarını etkiler.

Resim 5.4 Aileler istedikleri zaman çocuk sahibi olma hakkına sahiptir.

Birbirini seven eşlerin çoğunun çocuklarını da sevdikleri, çocuk sevgisinin eşleri birbirine yaklaştırdığı unutulmamalıdır. Tartışmaların, çocukların önünde ve onları da tartışma içine katarak yapılması, çocuk üzerinde yıkıcı etkiler yapar. Çocuk için güven içinde yaşamak büyük önem taşır. Bu güveni de anne babanın uyumlu beraberliğinde araması doğaldır.
Çocuk ıslahevlerinde ve ruh sağlığı merkezlerinde bulunan çocukların anne-baba anlaşmazlığı olan ailelerden geldiği belirlenmiştir. Yeterince sevilmeyen ya da sevilmediklerine inanan çocuklarda, çeşitli uyum sorunları ile birlikte birçok bedensel hastalıklar daha sık görülmektedir. Böyle çocukların vücutça ve ruhen iyi gelişemedikleri tespit edilmiştir.
Aile içi mutluluğun sağlanması, aile bütünlüğünün korunması için, aile bireylerinin görevlerini ve karşılıklı sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.
Ailenin her üyesi dayanışma ve iş bölümü içinde, ailenin beslenmesi, barınması, gelir sağlaması, savurganlığın önlenmesi gibi temel konularda elinden geleni yapmalıdır. Aile birliğinin korunması amacıyla iş bölümü ve dayanışma esas alınmalı, herkes kendine düşen görevi yerine getirmeye özen göstermelidir.
Aile birliğinin diğer sosyal kurumlarla olan ilişkisi, ailenin mutluluğunda rol oynar. Akrabalar ve komşularla sürdürülen uyumlu ilişkiler, aileye güven ve destek sağlar. Öte yandan okul ve iş yerindeki ilişkiler de aileyi doğrudan etkileyen faktörlerdir. Ailenin yaşama biçimi, günlerin nasıl geçirildiği, kimlerle görüşüldüğü sosyal hayatı belirler. Bunlar da aile hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiler.
 
undefined
undefined
 
II. AİLE PLANLAMASI
1. Aile Planlamasının Tanımı
Ailelerin istedikleri zaman ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için yürütülen çalışmalara, aile planlaması adı verilir (Resim 5.4). Aile planlaması hizmetleri ile hem istenmeyen gebelikleri engellemek hem de doğumlar arasındaki süreyi uzatmak mümkündür. Böylece aşırı doğurganlık önlenerek anne ve çocuk sağlığı korunmuş olur. Aile planlaması uygulamaları içinde bir diğeri de çocuk sahibi olamayan çiftlerin, çocuk sahibi olabilmeleri için alınan önlemlerdir. Aile planlaması, ana çocuk sağlığı, aile sağlığı ve toplum sağlığı için üzerinde titizlikle durulması gereken bir konudur. Çok eski çağlardan beri düşünülmesine rağmen, 1880'lerden sonra, önce Avrupa'da olmak üzere bilinçli aile planlaması çalışmaları başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra birçok ülkede örgütlü olarak aile planlaması uygulamaları başlamıştır. Japonya ve Hindistan gibi bazı ülkeler, aile planlaması uygulamalarını bir devlet politikası hâlinde kabul etmişlerdir. Ülkemizde ise 1923'ten itibaren başlayan aile planlaması uygulamaları, 1965'ten sonra daha geliştirilmiş; ancak henüz istenen düzeye ulaşamamıştır. 1993 yılı verilerine göre gebelikten korunması gereken her 100 kadından biri, herhangi bir aile planlaması yöntemini kullanmaktadır. Oysa, ingiltere'de bu oran % 83'tür. (T.C. Sağlık Bakanlığı).
Aile planlaması kavramı, sık sık nüfus planlaması veya nüfus kontrolü kavramları ile karıştırılır. Aile planlaması, ihtiyacı olan çiftlerin gönüllü katılımı ile gerçekleşebilir. Nüfus planlaması ise, hızlı nüfus artışı gösteren ülkelerde, çeşitli önlemler alarak aşırı doğurganlığın önlenmesi ya da nüfus artış hızı düşük ülkelerde doğum oranını arttırmaya yönelik teşvik edici önlemler alınması anlamını taşır. Doğum kontrolü kavramı ise gebeliği önleyici yöntemler ve sürekli kısırlaştırma tekniklerinin uygulanması ile doğumların önlenmesidir. Yani aile planlaması, gönüllü katılım esasına dayanırken, nüfus kontrolü ve doğum kontrolü sert ve yaptırımcı önlemlere dayanır.
Şekil 5.1 Sık aralıklarla çok doğum yapılması anne ve çocuk sağlığını etkilemektedir.
 
undefined
undefined
 
2. AİLE PLANLAMASININ ANA ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİSİ
Çok ve sık doğum yapmanın hem anne hem de çocuk sağlığı açısından önemli sakıncaları vardır.

Sık ve çok doğum yapmanın ana sağlığına etkileri
İki yıldan kısa aralarla ve çok doğum yapan kadınlarda, gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri artar (Şekil 5.1).
Annenin üreme organlarına ait hastalıklar artış gösterir.
Sık ve çok doğum yapmaya bağlı olarak, gebelik ve doğuma bağlı tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir.
Aşırı doğurganlık nedeniyle, istenmeyen gebelikleri sonlandırmaya yönelik olarak düşük ve kürtaj sayısı artabilir.
Anneleri kansız ve halsiz bırakır. Beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Aşırı doğurganlık sebebiyle annelerde gebe kalma korkusu ilepsikolojik sorunlar çıkabilir. Aile huzuru bozulabilir.

Sık ve çok doğum yapmanın çocuk sağlığına etkileri
Sık ve çok doğuma bağlı olarak prematüre ve düşük doğum ağırlıklı çocuk doğma riski artar.
Fetüs ve bebek ölümleri artar.
Çok ve sık doğuma bağlı olarak çocuklarda beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Çocuğun zekâsı, bedensel ve ruhsal gelişimi olumsuz yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler artar.
Annenin çocuklara ilgisi azalması sonucunda yetersiz sevgi gören çocukların, psikolojik sorunları ortaya çıkar. Beden ve ruh sağlığı bozulur.
Çocuk sayısı arttıkça ailenin beslenme ve giyecek harcamaları artar böylece kişi başına düşen eğitim ve eğlence masrafları kısıtlanır.

Aile planlamasının ana sağlığına olumlu etkileri
Gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri azalır.
Gebelik ve doğuma bağlı olumsuz sonuçlar azalır.
Kadın üreme organlarına ait hastalıklar azalır.
Annelerin kansızlık ve beslenme bozukluğu gibi rahatsızlıkları azalır.
İstenerek yapılan düşük ve kürtaj sayısı azalır.
Gebe kalma korkusuyla oluşan ruhsal sorunlar ve aile huzursuzlukları önlenir.
Ailenin ve toplumun beslenme, sağlık, eğitim, konut ve çevre şartlarının iyileştirilmesi sağlanır.
Ülkede sağlıklı anne sayısı artar.

Aile planlamasının çocuk sağlığına olumlu etkileri
Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğma ihtimali azalır.
Fetüs ve bebek ölümleri azalır.
Çocuklarda beslenme bozuklukları daha az görülür.
Çocukların zekâ, bedensel ve ruhsal gelişimi olumlu yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler azalır.
Daha iyi bakılan çocukların bulaşıcı hastalıklara yakalanma ihtimali azalır.
Yeterince anne ilgisi ve sevgisi gören çocukların psikolojik sorunları azalır.
Sağlıklı çocuk sayısı artar.
 
undefined
undefined
 
3. TOPLUM SAĞLIĞI AÇISINDAN AİLE PLANLAMASI
Aile planlaması hizmetlerinin yeterli kullanılması sonucunda,
Toplumda sağlıklı ana ve çocuk sayısı artar.
Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişmeye, beslenmeye, konut durumuna, eğitime ve çevre şartlarına olumsuz etkileri azalır.
Tüm bunların sonucunda sağlıklı ve refah düzeyi yüksek bir toplum oluşur.

Bu yararlı sonuçları ile aile planlaması hizmetleri; gebelikten korunma yöntemlerinin uygulanması, aile planlaması eğitimi ve çocuk sahibi olamayan çiftlere yardım uygulamalarından oluşur.
Ülkemizde aile planlaması hizmetleri, sağlık evleri, sağlık ocakları, sağlık merkezleri, hastanelerin kadın hastalıkları ve doğum bölümleri, doğum evleri ile aile planlaması ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde verilmektedir. Aile planlaması konusunda hizmet sunan kişiler; eğitilmiş ebeler, hemşireler, doktorlar ve kadın doğum uzmanlarıdır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çiftler aile planlaması hizmetinden yararlanmalıdır.
Sağlıklı analar, sağlıklı çocuklar ve sağlıklı bir toplum için, bilimsel kurallara uygun bir aile planlaması yöntemi uygulamak gerekir. Seçilecek yöntem hakkında bilgi edinerek, kendileri için en güvenli, en az yan etkili, en uzun süreli yöntemi seçmek eşler arası iletişimi de olumlu yönde etkileyecektir.
 
undefined
undefined
 
III. ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI
1. Ana Sağlığı
Sağlık hizmetleri açısından, evli olsun olmasın, çocuk sahibi olsun olmasın, doğurganlık çağındaki kadınlara ana denir. Ana dendiğinde 15-49 yaş arası kadınlar anlaşılır. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2005 yılı verilerine göre ülkemizde genel nüfusun % 27'sini doğurgan çağdaki kadınlar oluşturmaktadır. 0-14 yaş arası çocuklar da nüfusun % 27'sini oluşturduğuna göre, ana çocuk sağlığı hizmetleri dendiğinde nüfusun % 54'ünü ilgilendiren bir hizmetten söz edilmektedir. Ana ve çocuk yaş grupları:
Genel nüfus içindeki paylarının yüksek olması,
Yaşadıkları fizyolojik özellikler (büyüme, gelişme, gebelik, doğum ve lohusalık) sebebiyle, sağlık açısından daha duyarlı olmaları ve risk taşımaları,
Sağlık durumlarının istenen düzeyde olmaması sebebiyle pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de sağlık sorunları içinde öncelikli grupları oluşturmaktadır.
 
undefined
undefined
 
a. GEBELİK DÖNEMİ
Erkek üreme hücresi olan spermin, kadın üreme hücresi olan yumurta (ovum) ile birleşerek döllenmesinden, doğuma dek geçen süre gebelik adını alır. Gebelik dönemi ana sağlığını etkileyen en önemli faktörlerdendir.
Ergenlik döneminden itibaren kadınlarda ortalama 28 günde bir (22-35 gün) 3 ilâ 7 gün kadar süren âdet kanamaları olur. Bir âdet kanamasından hemen sonra rahim içi dokusu, hormonların etkisi ile olası bir gebelik için hazırlanır. Âdet kanamasının başlangıcından ortalama 14 gün sonra yumurtalıkların birinden olgunlaşmış yumurta hücresi bırakılır. Eğer yumurta hücresi döllenmezse bırakıldıktan yaklaşık 14 gün sonra rahim içi dokusuyla birlikte kanama (aybaşı, regl) ile atılır. Bu olaylar âdet döngüsü adını alır ve âdetten kesilene (menopoz) kadar her ay devam eder. Âdetten kesilme yaşı, kadından kadına değişmekle birlikte Türk toplumu için 45- 49 yaş arasıdır. Âdetten kesildikten sonra yumurta hücresi bırakılmadığından gebelik ihtimali ortadan kalkar.
Kadının yumurtlama döneminden hemen sonra yumurtanın erkek üreme hücresi olan spermlerden biri ile birleşmesi durumunda döllenmeden söz edilir. Bu birleşme sonunda oluşan zigot yumurtalık kanalından rahme doğru ilerler. Embriyo rahme ulaştıktan sonra hazırlanan yumuşak ve bol damarlı dokuya yerleşir. Burada gelişmesine devam eder. Gebelik süresince hormonların etkisiyle âdet kanaması oluşmaz ve rahim içi dokusu bozulmaz.
Kadının döllenme borusundaki yumurtayı, spermin döllemesiyle gebelik başlar. Gebeliğin normal süresi ortalama 280 gün (40 hafta)dür. Bu süre içinde rahim içinde bir kese oluşur. Anne karnındaki fetüs, damarlı bir doku olan plasentaya (eş) göbek kordonu aracılığı ile bağlıdır. Plasenta, anneden bebeğe gerekli maddelerin geçişini sağlar. Fetüsü saran kese içinde amniyon sıvısı denen bir sıvı bulunur; fetüs bu sıvı içinde yüzer.

Resim 5.5 Gebeliğin ortaya çıkmasıyla birlikte kadınlarda birçok değişiklikler olur.

Sistemik hastalıklar: Kalp, şeker, tüberküloz, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar.

Resim 5.6 Gebeliğin izlenmesinde ultrason görüntülerinden yararlanılır.

1. Gebelik belirtileri
Gebeliğin oluşması ile birlikte kadınlarda birçok değişiklikler ortaya çıkar (Resim 5.5). Bu belirtiler şunlardır:
• Âdet kanamasının olmaması
•Bulantı ve kusma
•Memelerdeki büyüme, dolgunluk ve duyarlılık
•Meme uçlarındaki kahverengi halkanın büyümesi ve koyulaşması, üzerinde kabarcıklar belirmesi
•Deri renginin koyulaşması
•3. aydan sonra karında büyüme
•4. aydan sonra bebek hareketlerinin hissedilmesi
•Büyüyen rahmin idrar torbasına baskısı sonucu sık idrara çıkma. Bu belirtilerin büyük bir kısmı gebeliği düşündürmekle birlikte kesin olarak gebelik tanısı için bazı tetkikler yapılması gerekir.

Bunlardan başlıcaları şunlardır:
•İdrar ve kanda hormon tetkiki
•Ultrasonografi (Resim 5.6)
•Çocuğun kalp seslerinin alet yardımı ile duyulması
 
undefined
undefined
 
2. GEBELİK DÖNEMİNDE BAKIM
Gebelik düşünüldüğünde öncelikle bir sağlık kuruluşuna başvurularak tam bir sağlık kontrolünden geçmek gerekir. Böylelikle gebelik sırasında artabilecek bedensel hastalıkların olup olmadığı, anne ile baba arasında kan uyuşmazlığının bulunup bulunmadığı tespit edilebilir. Önceden yapılan bu muayene sonunda annenin ve bebeğin zarar göreceği durumların oluşması engellenebilir. Böyle hâllerde gebelik ertelenebilir; hatta gerektiğinde gebe kalmaktan vazgeçilebilir.
Gebelik oluştuğundan kuşkulanan anne adayı, .hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Böylece gebelik tanısını kesinleştirmek mümkündür. Erken dönemde gebelik tanısını kesinleştiren anne adayları, buna göre daha dikkatli davranabilir. Anne adayları, gebelik süresince belli aralıklarla sağlık kontrolüne gitmelidir. Küçük yerleşim birimlerinde ebeler, bu düzenli kontrolleri yaparlar; gerek gördüklerinde gebe kadını doktora ya da hastaneye sevk ederler. Son aylara dek ayda bir kez yapılan kontroller, son ayda daha sıklaştırılır. Ancak muayene süresi gelmese bile gebe kadın, kendisinde bazı rahatsızlıklar hissediyorsa derhal sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Gebelik boyunca yapılacak kontrollerin çeşitli amaçları vardır:

Resim 5.7 Gebelik döneminde annenin sağlık durumu kontrol edilir. Kan basıncı ölçülür, gerekli tetkikler yapılır.

Annenin sağlığını bozabilecek durumlar kontrol edilir. Kan basıncı ölçülür (Resim 5.7). İdrar tetkiki yapılır. Ağırlık artışı izlenir. Sistemik hastalıkların varlığı araştırılır. Böylece gebeliğin devam edip etmeyeceği, doğumun ne zaman ve nasıl gerçekleştirileceği ve hastalık varlığında tedavi planlanabilir.
Bebeğin gelişimi izlenir. Annenin ağırlık artışı, bebeğin gelişiminin bir göstergesidir. Anne adayının gebelik boyunca 10-13 kg alması gerekir. Bu artış, ilk üç ayda 1,5 -2 kg kadar olmalıdır. Annenin ağırlık artışı yetersiz ise bebeğin gelişimi de geri kalır. Aşırı kilo alma da bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.
Bebeğin anne karnındaki duruş şekli, özellikle son aylarda doğum şeklinin belirlenmesine yardımcı olur.
Bebek kalp atımlarının sayısı ve düzgünlüğü izlenir. Bunlar bebek sağlığının göstergesidir.
Gebeliğin 5. ayından itibaren 1 ay ara ile iki kez tetanos aşısı yapılmalıdır. Böylece annede oluşan antikorlar, plasenta yolu ile bebeğe de geçerek yeni doğan bebeğin tetanos olmasını engeller.
Anne-baba arasında kan uyuşmazlığı olup olmadığı kontrol edilerek gerekli önlemler alınır. Doğumun, gereğinde kan değişimi yapılabilecek bir merkezde yapılması sağlanır.
Anne adayına, gebelik, doğum ve bebek bakımı konusunda bilgi verilir. Böylece gebelik takipleri sırasında, gebenin anneliğe hazırlanması da sağlanabilir.
Gebelik muayeneleri dışında her anne adayının mutlaka uyması gereken bazı kurallar vardır:
Sağlıklı bir gebelik geçirilebilmesi için hekim önerisi olmadan ilaç kullanılmamalıdır. Özellikle ilk üç ayda olmak üzere, gebelikte kullanılan ilaçlar bebekte doğumsal bozukluklara, sakatlıklara sebep olabilir.
Gebelik döneminin sağlıklı geçirilebilmesi ve bebeğin iyi gelişmesi için gebelikte dengeli ve yeterli beslenme gerekir. Yetersiz beslenme kadar aşırı beslenme de hem anne hem bebek için zararlıdır. Bu sebeple, "gebenin iki canlı olduğu için iki kat fazla yemesi gerektiği" düşüncesi hatalıdır. Gebe kadın, vitamin ve minerallerle desteklenmiş bol proteinli bir beslenme düzenine uymalıdır. Fazla kalorili, şekerli, karbonhidratlı, yağlı, gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Gebelikte, özellikle demir ve kalsiyum içeren besinlerin alınmasına özen gösterilmelidir (Resim 5.8).
Bazı gebelerde, yiyeceklere karşı aşırı istek duyulabilir. Aşerme olarak adlandırılan bu durum psikolojik yönü de olabilen normal bir olaydır. İstek duyulan yiyeceklerin mutlaka yenmesi gerektiği, yoksa çocuğun sakat olacağı düşüncesi yanlıştır.
Bazen gebeler sabun, toprak gibi maddelere karşı istek duyabilirler. Özellikle toprak yeme, demir yetersizliğine bağlı kansızlığın bir göstergesi olabileceği için sağlık personeline danışmalı ve gerekli tetkikler yapılarak önlem alınmalıdır.
Gebelikte röntgen ışınlarına maruz kalınmamalıdır. Özellikle bebeğin organlarının oluştuğu ilk üç ayda, röntgen ışınlarına maruz kalma, bebekte doğumsal bozukluklara ve sakatlıklara sebep olabilir.
Gebenin bazı hastalıklara yakalanması, bebek açısından büyük sakıncalar yaratabilir. Gebeliğin ilk üç ayında anne adayının kızamıkçığa ya yakalanması, bebeğin ölmesine ya da bebekte doğumsal bozukluklar oluşmasına sebep olabilir. Böyle bir durumda tıbbi yöntemlerle gebelik sonlandırılabilir. Anne adayının toksoplazmozis gibi bazı enfeksiyon hastalıklarına yakalanması da düşüklere ve sakatlıklara yol açabilir.
Gebelikte vücudu sıkmayan, rahat ve bol giysiler giyilmelidir (Resim 5.9). Sıkı pantolon, tayt, beli sıkan kemer, sıkı lastikli çorap gibi kan dolaşımını engelleyen giysiler kullanılmamalıdır. Ayakkabılar rahat olmalı, yüksek ökçeli olanlar kullanılmamalıdır.
Gebeler çok uzun ve yorucu seyahatlere çıkmamalı, gerektiğinde doktora danışarak yolculuk yapmalıdırlar.
Anne sağlığını etkileyen çeşitli faktörler, ölümlere sebep olabilmektedir. Anne ölümleri doğrudan gebelik, doğum ve lohusalığa bağlı olarak meydana gelen ölümlerdir. Ülkemizde her yıl binlerce kadın bu yüzden hayatını kaybetmektedir. Ana ölüm oranının yüksek olması, o ülkenin genel sağlık düzeyinin düşük olduğunu gösterir.

Lohusalık: Doğumdan sonraki 6 haftalık süre. Bu dönemde, gebelikte büyüyen rahim eski hâlini alır.
Post matüre bebek: 40 haftadan sonra doğan bebeklere verilen addır.
Travma: Canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan durum.

Resim 5.8 Gebelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir.

Şekil 5.2 Doğumun safhaları
 
undefined
undefined
 
b. DOĞUM
Gebelik süresi 40 haftaya ulaştığında, hormonların etkisi ile rahim kasları kasılmaya başlar. Bu kasılmalar, rahim içindeki oluşumları dışarı atmaya yöneliktir. Kasılmalar, önce aralıklı ve düzensizdir; giderek sıklaşır ve kasılma süresi uzar. Her kasılma, annenin sancı duymasına sebep olur. Kasılmalar giderek sürekli hâl alır. Bu arada rahim ağzı genişler. Fetüsü saran kese patlar, amniyon sıvısı boşalır. Daha sonra, bebek rahimden, doğum kanalından ve dış üreme organından dışarı çıkar. Bebeğin doğumundan yaklaşık 10-30 dakika sonra plasenta da dışarı atılır. Böylece doğum olayı tamamlanmış olur (Şekil 5.2).
Normal yolla doğum yapılamayan durumlarda anneye karından yapılan sezaryen ameliyatı ile bebek doğurtulabilir. Bebek kalp atımlarının bozulması, annenin doğum yolunun bebeğin geçişine uygun olmayacak şekilde dar olması, bebeğin ters pozisyonda olması gibi bebek ve anne hayatını tehdit eden durumlarda bu ameliyat kaçınılmazdır.
Gebeliğin normal süresinin 40 hafta olmasına karşılık, bu süre daha kısa ya da uzun olabilir. 28-37 hafta arasında doğan bebeklere prematüre (tam olgunlaşmamış) bebek denir. Bebeğin anne karnında kaldığı süre, normal süreye ne kadar yakınsa bebeğin olgunlaşma ve yaşama şansı o kadar fazlalaşır. Erken doğma ihtimali olan bebeklerin yaşama şansının arttırılabilmesi için hastane ortamında doğurtulmaları ve yakın kontrolleri gerekir. Erken doğumlar, annenin beslenme bozukluklarına, yüksek tansiyon, ateşli hastalık, kadın üreme organlarına ait bozukluklar ya da diğer sistemik hastalıklara sahip olmasına, ani üzüntü ve travma geçirmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Az gelişmiş ülkelerde erken doğum olayları daha sık görülmektedir.
Gebelik 28 haftadan önce sonlanırsa bu olaya düşük adı verilir. Bu durumlarda bebek yaşayamaz. Ülkemizde düşük olaylarına çok sık rastlanmaktadır. Ortalama olarak her 5 doğuma karşı 1 düşük olayı görülmektedir. Bu oranın bu kadar yüksek olmasının sebebi, aile planlamasının iyi uygulanmaması sonucunda istenmeyen gebeliklerin tehlikeli yöntemlere başvurularak sonlandırılmak istenmesidir.
Bazı durumlarda anne ve bebek sağlığının korunması açısından gebeliğin, hekimler tarafından sonlandırılması gerekebilir. Sonlandırma işlemi 28 haftadan önce yapılmışsa buna tıbbi düşük denir. Anne ve baba tarafından istenmeyen gebeliklerin, 10 haftaya kadar, hekimler tarafından sonlandırılması yasal olarak mümkündür. Ancak bu sonlandırma işleminin de bazı tehlikeleri bulunmaktadır.
Gebelik, bebekte sinir sistemi gelişimine bağlı bozukluklar gibi bazı durumlarda 40 haftadan uzun sürebilmektedir. Böyle doğan bebeklere post matüre bebek denir. Post matüre bebekler bedensel ve zihinsel zarar görebilir veya ölebilirler. Bu sebeple normal süreyi 1 hafta geçen gebelikler tıbbi yöntemlerle

Emziklilik: Lohusalıktan sonraki, emzirmenin devam ettiği süredir.
 
undefined
undefined
 
c. LOHUSALIK, EMZİKLİLİK DÖNEMİ VE BAKIMI

Resim 5.10 Doğumdan sonraki 6 haftalık süre lohusalık dönemidir.

Doğumun tamamlanmasından sonraki 6 haftalık süre lohusalık olarak adlandırılır (Resim 5.10). Bu dönemde, gebelik boyunca büyüyen rahim eski hâlini alır. Lohusalık döneminde hipofiz besinden salgılanan prolaktin hormonunun etkisi ile kadında meme bezleri süt salgılamaya başlar. Annenin bebeğini emzirmeyi sürdürdüğü süre ne olursa olsun, bu dönem emziklilik adını almaktadır. Lohusalık döneminde doğum yolundan önce kanlı, giderek pembe ve beyazımsı bir akıntı olur. Bu değişiklikler sebebiyle hem doğum yolunda hem de memelerde iltihaplanma ihtimali artar. Doğum sırasında temiz olmayan aletlerin kullanılması, temizlik kurallarına uyulmaması, rahim içinde parça kalması gibi durumlar iltihaplanma riskini arttırır. Doğum sonrası annenin temizliğe dikkat etmemesi de iltihaplanma ihtimalini arttıran bir etkendir. Doğum yolundan başlayan iltihaplanma, rahme, karın içine ve tüm vücuda yayılabilir. Lohusa humması (al basması) denen bu olay yüksek ateşe sebep olur. Doğum yolundan kötü kokulu, bol akıntı gelebilir. Nabız hızlanması, karın ağrısı, bulantı, kusma, şok, hatta ölüm gelişebilir. Her yıl ülkemizde 1500 kadının ölmesine sebep olan lohusa humması, mikrobik, ateşli bir hastalık olup kurdele bağlama, şerbet içirme gibi yöntemlerle düzelemez. Lohusa bir kadında yüksek ateş, nabız hızlanması, karın ağrısı gibi yakınmaların varlığında acilen bir hekime başvurmak gerekir. Memelerin iyi boşaltılmaması, temizliğine dikkat edilmemesi, emzirme tekniğine iyi uyulmaması meme başı çatlaklarına ve meme iltihaplanmasına sebep olabilir. Memede kızarma, ağrı, ateş gibi belirtilere sebep olan iltihaplanma tıbbi tedavi gerektirir. Lohusalık ve emziklilik döneminde, hekim önerisi olmadan göğüslere merhem sürülmemelidir. Anne sütü çatlamayı engelleyecek yumuşaklığı sağlayabilir. Emzirmeden önce sadece kaynatılıp soğutulmuş suyla meme başının temizlenmesi yeterli olur.
Lohusalık ve emziklilik döneminde önemli bir konu da annenin beslenmesidir. Gebelik sırasındaki kayıpların yerine konabilmesi, yeterli süt yapılabilmesi için annenin daha fazla besine ve daha düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Annenin günde 3000 kalori alacak şekilde ve bol sıvı alarak beslenmesi gerekir. Emzikli anne, yeterli enerji ve besin maddelerini alamadığı zaman kendi vücut dokularını kullanarak süt salgısını sürdürmeye çalışır. Bu durumda bebek için yeterli süt salgılanamadığı gibi, anne de zayıflar, direnci düşer, kemik ve dişlerinde kalsiyum kaybı ve vücudunda demir eksikliği ortaya çıkar. Lohusalık ve emziklilik döneminde, annenin sağlığının korunabilmesi, bebeğin gelişebilmesi ve yeterli süt salgılanabilmesi için enerji verici, protein, demir, kalsiyum ve çeşitli vitaminlerce zengin besinlerle dengeli beslenilmesi gerekir. Halk arasında lohusalığın ilk günlerinde anneye su vermeme şeklinde yanlış bir inanış vardır. Özellikle bu dönemde süt salgılamasının bol sıvı besinler ve su alınması ile ilişkisi olduğu için bu yanlış inanışa uyulmamalıdır.
Lohusalık döneminde annenin eski gücünü kazanabilmesi için dinlenmesi, ağır işlerden ve stresten korunması gerekir. Bu konuda aile, özellikle de eş anneyi desteklemelidir.
Gebelik boyunca zayıflayan, gevşeyen karın ve bel kaslarının tekrar güçlenebilmesi için düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır. Doğumdan hemen sonra başlatılan ve giderek arttırılan egzersizler sayesinde annenin bel ağrısı, karında yağlanma ve sarkma gibi şikâyetleri engellenebilir.
 
undefined
undefined
 
2. ÇOCUK SAĞLIĞI

Resim 5.11 Sağlıklı bir toplum, sağlıklı çocuklara sahip olmakla sağlanabilir.

Sağlıklı bir topluma sahip olmanın yolu sağlıklı çocuklara sahip olmaktan geçmektedir (Resim 5.11). Çünkü erişkinlerde görülen bazı sağlık sorunları, çocukluk döneminden kaynaklanmaktadır. Ülkemizde 1960'h yıllarda 1000 canlı doğumda 208 olan bebek ölüm oranı, 1993 yılında 1000 canlı doğumda 52,6'ya, 2005 yılında da 1000 canlı doğumda 24'e düşmüş olmasına rağmen hâlen, gelişmiş ülkelere göre yüksek bir orandadır. Bebek ölümlerini etkileyen faktörler arasında annelerin doğum sayısının artması, annenin eğitim düzeyi, bölgenin sosyoekonomik düzeyi sayılabilir. Bununla birlikte ülkemizde çocuklar ishal, zatürre, kızamık gibi korunulabilen ve tedavisi mümkün hastalıklardan ölmektedir. Bu bilgiler ışığında ülkemizde çocukların hâlen önemli sağlık sorunları olduğu söylenebilir. Çocukların sağlık düzeyini yükseltmenin en önemli yolu, ana babaları çocuk sağlığı konusunda eğitmektir.

Resim 5.12 Bebeklerin ağırlığı ölçülerek büyüme ve gelişmesi takip edilmelidir.

İstatistik açıdan 0-15 yaş arasındakiler çocuk olarak kabul edilmesine rağmen, ana çocuk sağlığı hizmetleri açısından 0-6 yaş arası, çocuk olarak kabul edilmektedir. 7-15 yaş arası ise okul sağlığı hizmetleri arasında incelenmektedir.
 
undefined
undefined
 
a. BÜYÜME VE GELİŞME
Çocuk sağlığının önemli bir adımı çocuğun büyüme ve gelişmesinin izlenmesidir. Özellikle 0-6 yaşlar arasında çocukların bir sağlık personeli tarafından izlenmesi ve muayene edilmesi gerekir. Bu izleme sırasında çocuğun ağırlığı (Resim 5.12), boyu, baş çevresi, diş çıkarması gibi büyüme ile ilgili ölçümleri yapılır ve hastalıklarının erken dönemde tanınabilmesi için muayeneleri yapılır. Aileye, beslenme ve bakım konusunda bilgi verilir.
Türkiye standartlarına göre, zamanında doğan bir bebek 48-50 cm boyunda ve 3000-3500 g ağırlığındadır. Yeni doğan bebeklerin % 95'i 46-50 cm boyundadır. 2500-4500 gram arası ağırlık normal kabul edilir. 2500 gramın altındaki bebekler iyi gelişmemiş ya da prematüre kabul edilir. İri doğan bebeklerin annelerinde şeker hastalığı ihtimali araştırılmalıdır. Genel olarak çocuklar 5. ayda doğum kilosunun 2 katına, 1 yaşında 3 katına erişirler. 1 yaşın sonunda boyları doğurn uzunluğunun 1,5 katına erişir.
0-1 aylık çocuklar yenidoğan, 1-12 aylık çocuklar süt çocuğu (Resim 5.13), 1 -6 yaş arası çocuklar oyun çocuğu, 6-12 yaş arası çocuklar ise okul çocuğu adını alırlar. Yaş gruplarına göre büyüme ve gelişme takibi yapılması daha uygun olur.
Resim 5.13 1-12 ay arası süt çocukluğu dönemidir.
Çocuklar, sağlık ocaklarında, bölgesinden sorumlu ebe ya da hekim tarafından 2, 4, 6, 9 ve 12. aylarda muayene edilmelidir. 2. yaşta 6 ayda bir, 3-6 yaşlar arasında yılda 1 kez muayene gereklidir. Bu muayenelerde çocukların boy ve ağırlıkları da takip edilerek standart ölçüm değerleri ile karşılaştırılır ve çocukların büyüme ve gelişmelerinin nasıl olduğu değerlendirilir.

Resim 5.14 18 aylık çocuklar

Resim 5.15 2 yaşındaki çocuk

Resim 5.16 5 yaşındaki çocuk

Bıngıldak: Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölümü.

Yenidoğan bebek: Sırtüstü yatınca dizlerini karnına çeker, kollarını kıvırır, yüzüstü yatarken başını yana çevirebilir. Emme ve yakalama refleksleri vardır.
1 aylık bebek: Yüzüstü yatırılınca başını kaldırmaya çalışır. Elinden tutulup kaldırılırsa başını tutamaz, geriye düşer.
3 aylık bebek: Yüzüstü yatırılınca kollarından destek alarak başını yukarı kaldırır, sağa sola çevirir. Ellerinden tutulup oturur duruma getirilince başını tutabilir. Konuşmalara gülümser, ses çıkarır. Arka bıngıldağı kapanır.
4 aylık bebek: Sırtüstü yatarken eline verilen çıngırağı tutar, sallar. Başını dik tutabilir.
5 aylık bebek: Yattığı yerde yuvarlanıp ters döner. Yanına konan eşyaları kendisi alabilir. Yere düşen oyuncağını gözü ile izleyebilir.
6 aylık bebek: Destekle oturabilir. Yabancıları ayırt eder. Yüzüne konan örtüyü çekip "cee" yapar. Alt çenede iki orta kesici dişi çıkar. Her şeyi ağzına götürür.
8 aylık bebek: Destekle yatar konumdan oturur hâle geçer. Eşyaları atarak oynar. "Baba", "mama" gibi sözcükleri tekrar edebilir. Üst ortada iki kesici diş çıkar.
9 aylık bebek: Destekle ayakta durabilir. Geri geri emekler. Yerden boncuk, düğme gibi küçük cisimleri alabilir.
10 aylık bebek: Yatarken kendi kendine kalkıp oturabilir. Yardımsız ayağa kalkar. İşittiği kelimeleri tekrarlamaya çalışır. El çırpar, "hoşça kal" anlamında el sallar.
11 aylık bebek: Elinden tutunca yürüyebilir. Eğilip oyuncağını yerden alır. Birkaç kelime söyleyebilir.
13 aylık çocuk: Kendiliğinden yürüyebilir. Söylediği kelime sayısı artar. Top ile oynar. 6-8 dişi vardır.
18 aylık çocuk: Koşabilir. Zıplar, sık sık düşer. 8-10 kelime söyler. Kaşıkla bir şeyler yiyebilir. Bıngıldağı kapanır. 12 dişi vardır (Resim 5.14).
2 yaşında çocuk: Merdiven iner çıkar. Organlarını tanır. Tuvalet ihtiyacını bildirir. Eşyalara tırmanır. Üç kelimelik cümleler kurar. 16 dişi vardır (Resim 5.15).
3 yaşında çocuk: Kalem tutar. 4-5 kelimelik cümle kurar. Şarkı söyler, soru sorar. Kendi giyinip soyunabilir.
4 yaşında çocuk: Sayı sayar. Renkleri tanır. Grup oyunlarına katılır. Masal anlatır. Tuvaletini kendisi yapar.
5 yaşında çocuk: Yaşını bilir. Resim çizer, renkleri bilir. Ayakkabılarını bağlar (Resim 5.16).
6 yaşında çocuk: Ona kadar sayar, sağını solunu bilir, paraları tanıyabilir.

Büyüme ve gelişmeyi olduğu kadar çocuk sağlığını da etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlardan genetik bozukluklar, ruhsal ve bedensel hastalıklara sebep olarak çocuk sağlığını olumsuz etkiler. Örneğin, Down Sendromu denen genetik bozukluk zihinsel ve bedensel yetersizliklere sebep olur. Hemofili denen genetik geçişli hastalık ise kanama ve pıhtılaşma bozukluğuna yol açarak sağlığı olumsuz etkilemektedir.

Resim 5.17 Bebekler mümkünse hergün yıkanmalıdır.

Annenin gebelik dönemini etkileyen faktörler, dünyaya gelecek çocuğun sağlığını da doğrudan etkilemektedir. Annenin gebelikte radyasyona maruz kalması, röntgen çektirmesi, ilaç kullanması, ateşli hastalıklar geçirmesi bebek sağlığını olumsuz etkilemektedir. Örneğin annenin kızakmıkçık geçirmesi bebekte çeşitli organ bozukluklarına sebep olmaktadır.
Doğum sırasında çocuğun anne karnında oksijensiz kalması, boynuna kordon dolanması da çocuk sağlığını olumsuz etkileyen durumlardır. Bunlar özellikle merkezî sinir sisteminde kalıcı hasara yol açabilen faktörlerdir. Doğumdan sonraki ilk ay, çocuğun hayatta kalması için çok önemli bir dönemdir. Çocuğun dış ortama uyumunun sağlanabilmesi ve olumsuzluklardan korunabilmesi için, iyi bakım ve nitelikli bir sağlık hizmeti alması gerekir. Doğum sonrası iyi ve dengeli beslenme ile bağışıklama, çocuk sağlığını olumlu yönde etkileyen etmenlerdir. Dengeli ve yeterli beslenen çocukların hastalıklara karşı direnci artar; büyüme ve gelişmesi yeterli olur. Bağışıklama ise hastalıklara karşı direnç kazanmasını sağlar. Böylece sağlığı olumlu yönde etkiler.
 
 
undefined
undefined
 
b. ÇOCUK BAKIMI
Çocukların sağlıklı yaşaması, düzenli büyüyüp gelişmesinde anne bakımının büyük önemi vardır. Anne bakımının yanı sıra doğumdan itibaren düzenli aralarla sağlık kontrolüne gidilmesi gerekir. Böylece hem çocuğun büyüme ve gelişmesinin normal olup olmadığı değerlendirilir hem de herhangi bir sağlık sorununun erken tanınabilmesi mümkün olabilir. Anneye bebek bakımı ve beslenmesi konusunda bilgi verilir. Hastalık veya gelişme bozukluklarının varlığında kalıcı hasarlar oluşmadan tedavisi yapılır.
Çocuk bakımının önemli bir aşaması temizliktir. Sağlığın korunmasının en önemli ilkesi olan temizlikten, sık sık yapılan alt temizliği ve banyo uygulamaları anlaşılır. Küçük bebeklerin çok sık idrar ve gaita yaptığı göz önüne alınarak sık aralarla altları temizlenmelidir. Bu temizlik önden arkaya doğru yapılmalı, duru su kullanılmalıdır. Bebeğin altı iyice kurulanmalıdır. Doktor önerisi olmadan pudra, krem, merhem kullanılmamalıdır. Kullanılan alt bezlerinin bir kullanımlık hazır bezler olması tercih edilir; ancak bunlar ekonomik yönden pahalıdır. Pamuklu bez kullanılıyorsa bezlerin sabunlu su ile yıkanıp kaynatılması ve çok iyi durulanması gerekir. Bu önlemler, bebeğin kasık ve kalçalarında pişik oluşmasını engelleyebilir. Bebekler genellikle meme emerken altını ıslatır. Bu nedenle özellikle emzirdikten sonra altları değiştirilmelidir.
Sağlıklı bir bebeğe mümkünse her gün banyo yaptırılmalıdır (Resim 5.17). Çünkü banyo deriyi canlandırır, kan dolaşımını arttırır. Özellikle yazın banyo bebeği serinletir, rahat uyumasını sağlar, huzursuzluğunu giderir. Sık yıkanan bebeklerde, hastalık etkeni mikroorganizmalar barınamaz. Bebekleri yıkadıktan sonra besleyip yatırmak en iyisidir. Bebekler mümkün olduğunca açık havaya çıkarılmalı ve aşırıya kaçmadan güneşlendirilmelidir. Bebeğin kemiklerinin gelişmesi için gerekli olan D vitamini, güneş ışınlarının etkisi altında vücutta yapılmaktadır. Bu sebeple hava sıcaklığının 20 °C üstünde olduğu günlerde bebek açık havada güneşlendirilmelidir. Bu sırada kol ve bacaklar açıkta bırakılmalı, başında ise koruyucu şapka bulundurulmalıdır.
Açık havada gezmek bebeği sakinleştirir, iştahını açar. Gezdirme süresi birkaç dakikadan 2 saate kadar uzatılabilir. Kışın doğan bebekler güneşlendirilemeyeceği için ağızdan D vitamini verilmelidir. D vitamini yetersizliği, raşitizm denen kemiklerde şekil bozukluklarına sebep olan bir hastalığa yol açar. Bebek bakımında bir diğer önemli nokta giyimdir. Halk arasında bebeklerin üşümemesi, fazla hareket etmemesi için kundaklanması gerektiği şeklinde bir alışkanlık vardır. Kundaklama, doğuştan kalça çıkığının gözden kaçmasına ya da ilerlemesine sebep olabilir; bebek hareketlerini engeller.

Laktoz: Süt şekeri, sütte bulunan bir disakkarit.

Kalça çıkığı tedavisinde bacakların birbirinden ayrık olarak durması çok önemlidir; oysa kundaklama buna imkân vermez. İlerde önemli sakatlıklara sebep olabilen doğuştan kalça çıkığının en etkili tedavisi için, bol ve geniş ara bezi kullanılmalıdır. Bebeğe pamuklu ve rahat giysiler giydirilmelidir. Bebek kundağa sarılmamalıdır.
 
undefined
undefined
 
c. ÇOCUK BESLENMESİ
Bebekler için en besleyici ve sindirimi en kolay olan besin, anne sütüdür. Anne ve bebek açısından birçok yararı olan anne sütü, inek sütü ile aynı enerjiyi sağlar (100 mL'de 65 kalori). İçerdiği proteinin miktarı ve kalitesi bebeğin büyümesi için ideal düzeydedir. İçerdiği yağ oranı, inek sütü ile aynı olmasına karşı, elzem yağ asitlerince inek sütünden 5 kat zengindir. İnek sütünden daha fazla laktoz içerdiği için daha tatlıdır. Önemli bazı amino asitler anne sütünde bulunmaktadır. Anne sütü, bebeği hastalıklardan koruyan antikorlarca zengindir. Özellikle doğumdan sonraki 2-3 günde salgılanan ilk anne sütü (ağız, kolostrum), antikorlar bakımından çok zengin olduğu için mutlaka bebeğe verilmelidir. Anne sütü, bağırsak enfeksiyonlarından ve alerjik reaksiyonlardan bebeği korur. Ekonomiktir; pişirilme, ısıtılma gibi uygulamaları gerektirmez; her zaman hazırdır ve temizdir. Ayrıca emzirme, anne ile bebek arasında sıcak bir iletişim sağlar. Bebek ve anne arasındaki sevgi bağı doğumdan hemen sonra emzirme ile oluşur (Şekil 5.3).
Yeni doğan bebek, normal şartlarda doğumdan hemen sonra annesinin yanına verilmeli ve emzirilmelidir. İlk saatlerde süt olmayabilir ancak emzirilme işlemi hormonal uyarı ile süt salgılanmasını sağlar. Annenin aldığı ilaçlar, anne sütü ile bebeğe geçeceği için emziren annelerin durumu doktorlarına bildirilmeli ve hekim önerisi olmadan ilaç kullanmamaları sağlanmalıdır.
Anne sütü, ilk aylarda bebek için tamamen yeterlidir. En az 4-6 ay anne sütü verilmelidir. Bu süre içinde su bile verilmesine gerek yoktur. Çünkü bu durumda bebek, anne sütünden daha iyi yararlanmakta ve bağırsaklarında çeşitli bakterilerin üremesi engellenmektedir. Emzirme aralıkları, özellikle ilk zamanlarda, bebek her ağladığında daha sonra 3-4 saatte bir emzirilerek düzenlenmelidir. Bebeğin 3-4 saatten fazla uyuması aşırı acıkmasına ve kan şekerinin düşmesine sebep olabileceği için bebek uyandırılarak emzirilmelidir.
Emzirilen bebek, sütü yutarken birlikte hava da yutmaktadır. Bu sebeple midesinde gaz olur ve bu gaz karın ağrısı ile kusmaya sebep olur. Emzirmeden sonra anne, omzuna temiz bir bez koyup bebeği dik konuma getirmeli, sol eli ile bebeği tutup omuzuna bebeğin başını dayamalıdır. Sağ eli ile bebeğin sırtına hafifçe vurarak sıvazlamalı ve geğirmesi sağlamalıdır.

Şekil 5.3 Emzirmeyle anne ile bebek arasında sevgi bağı kurulur.

Anne sütünün yeterli olduğu, bebeğin normal kilo alması, düzenli idrara çıkması, sakin ve iyi bir uyku uyuması ile anlaşılır. İyi besin ve sıvı almayan bebek huzursuzdur, ağlar, sık sık uyanır. İdrar miktarı azalır. Kilo alamaz. Annenin yeterli ve dengeli beslenmesi; bol sıvı alması, üzüntü ve yorgunluktan uzak durması ile süt salgısı arttırılabilir. Ayrıca doğru emzirme tekniğini bilmemek de süt salgısını azaltan ve ek gıdalara başlanmasına yol açan bir etkendir. İyi boşalmayan memede giderek süt miktarı azalır.
Doğru emzirme tekniği şöyle özetlenebilir: Anne, memeyi su ile temizler. Bebeğin ağzında pamukçuk olursa karbonatlı su ile temizlik yapılır. Anne sırtını dayayarak oturup bebeği kucağına alır. Bebek ne tam yatay ne de dik tutulmalıdır. Meme başı, 2 ve 3. parmaklar arasında tutulup meme başı ve çevredeki renkli bölgenin bir kısmı bebeğin ağzına verilir. Böylece emme esnasında sinir uçları uyarılarak süt salgılanmasını sağlayan hormon salgılanır.
Emzirme, 15-20 dakika kadar sürmelidir. İlk 5 dakikada memelerdeki sütün büyük kısmı boşaltılmasına karşın, emme hızı bebekler arasında değişebileceği için daha uzun süre tutulmalıdır. 10 dakika sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci beslenme sırasında son emzirilen memeye öncelik verilmelidir.

Resim 5.18 Çocuklar, doğumdan itibaren düzenli olarak aşılanmalıdır.

Anne sütü, bebekler için en uygun besindir. Hiçbir ek gıda anne sütünün yerini tutamaz. Çünkü anne sütünün bileşimi, bebeğin en iyi beslenebileceği formüle sahiptir. Ayrıca hastalıklardan koruyucu özellikleri vardır. 6. aydan sonra anne sütü, bebeğin beslenmesi için yetersiz kalmaya başlar. Bu sebeple 6. aydan sonra ek gıdalarla birlikte en az 1 yaşa kadar anne sütü verilmeye devam edilmelidir. Zorunlu sebeplerle anne sütü verilemediğinde ya da ek gıdalara başlanacağı zaman, çocuğun nasıl beslenmesinin gerektiği konusunda, sağlık personeline danışılmalıdır. Böylece çocuğun sindirebileceği yiyeceklere aşamalar şeklinde başlanarak hazımsızlık çekmesi engellenir ve aşırı beslenmeye bağlı ishal gibi rahatsızlıklara sebep olunmaz.
Çocukların büyüme ve gelişmesinde yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önemi vardır. Çünkü enerji ihtiyaçları yetişkinlere göre daha fazladır. Büyüme süreci, önemli miktarda enerji harcanmasını gerektirir. Yeni dokuların yapımı; protein, mineral ve vitaminlere olan ihtiyacı arttırır. Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı olması, çocukların beslenmesinde daha özenli davranılmasını gerektirir. Ayrıca çocukların beslenmesinde kullanılacak maddelerin temizliğine ve sağlık kurallarına uygunluğuna çok dikkat edilmelidir.
1-5 yaş arasındaki çocuklar, aile üyeleri ile birlikte 3 öğün yemek yemelidir. Öğün aralarında şeker, çikolata, pasta, bisküvi verilmesi çocuğun iştahını kapatarak besin ihtiyacının karşılanmasını engeller. Aşırı şeker alınması da diş çürüklerine sebep olur. Bu yüzden öğün aralarında meyve, meyve suyu ya da süt verilmelidir.
Düzenli beslenme alışkanlığı kazanılmasında ailenin büyük rolü vardır. Büyümesi normal olan bir çocuğun fazla yemeye zorlanmasına gerek yoktur. Çünkü yeterli beslenmenin en güzel kanıtı, büyüme ve gelişmesinin normal sınırlarda olmasıdır.
 
undefined
undefined
 
c. ÇOCUK BESLENMESİ
Bebekler için en besleyici ve sindirimi en kolay olan besin, anne sütüdür. Anne ve bebek açısından birçok yararı olan anne sütü, inek sütü ile aynı enerjiyi sağlar (100 mL'de 65 kalori). İçerdiği proteinin miktarı ve kalitesi bebeğin büyümesi için ideal düzeydedir. İçerdiği yağ oranı, inek sütü ile aynı olmasına karşı, elzem yağ asitlerince inek sütünden 5 kat zengindir. İnek sütünden daha fazla laktoz içerdiği için daha tatlıdır. Önemli bazı amino asitler anne sütünde bulunmaktadır. Anne sütü, bebeği hastalıklardan koruyan antikorlarca zengindir. Özellikle doğumdan sonraki 2-3 günde salgılanan ilk anne sütü (ağız, kolostrum), antikorlar bakımından çok zengin olduğu için mutlaka bebeğe verilmelidir. Anne sütü, bağırsak enfeksiyonlarından ve alerjik reaksiyonlardan bebeği korur. Ekonomiktir; pişirilme, ısıtılma gibi uygulamaları gerektirmez; her zaman hazırdır ve temizdir. Ayrıca emzirme, anne ile bebek arasında sıcak bir iletişim sağlar. Bebek ve anne arasındaki sevgi bağı doğumdan hemen sonra emzirme ile oluşur (Şekil 5.3).
Yeni doğan bebek, normal şartlarda doğumdan hemen sonra annesinin yanına verilmeli ve emzirilmelidir. İlk saatlerde süt olmayabilir ancak emzirilme işlemi hormonal uyarı ile süt salgılanmasını sağlar. Annenin aldığı ilaçlar, anne sütü ile bebeğe geçeceği için emziren annelerin durumu doktorlarına bildirilmeli ve hekim önerisi olmadan ilaç kullanmamaları sağlanmalıdır.
Anne sütü, ilk aylarda bebek için tamamen yeterlidir. En az 4-6 ay anne sütü verilmelidir. Bu süre içinde su bile verilmesine gerek yoktur. Çünkü bu durumda bebek, anne sütünden daha iyi yararlanmakta ve bağırsaklarında çeşitli bakterilerin üremesi engellenmektedir. Emzirme aralıkları, özellikle ilk zamanlarda, bebek her ağladığında daha sonra 3-4 saatte bir emzirilerek düzenlenmelidir. Bebeğin 3-4 saatten fazla uyuması aşırı acıkmasına ve kan şekerinin düşmesine sebep olabileceği için bebek uyandırılarak emzirilmelidir.
Emzirilen bebek, sütü yutarken birlikte hava da yutmaktadır. Bu sebeple midesinde gaz olur ve bu gaz karın ağrısı ile kusmaya sebep olur. Emzirmeden sonra anne, omzuna temiz bir bez koyup bebeği dik konuma getirmeli, sol eli ile bebeği tutup omuzuna bebeğin başını dayamalıdır. Sağ eli ile bebeğin sırtına hafifçe vurarak sıvazlamalı ve geğirmesi sağlamalıdır.

Şekil 5.3 Emzirmeyle anne ile bebek arasında sevgi bağı kurulur.

Anne sütünün yeterli olduğu, bebeğin normal kilo alması, düzenli idrara çıkması, sakin ve iyi bir uyku uyuması ile anlaşılır. İyi besin ve sıvı almayan bebek huzursuzdur, ağlar, sık sık uyanır. İdrar miktarı azalır. Kilo alamaz. Annenin yeterli ve dengeli beslenmesi; bol sıvı alması, üzüntü ve yorgunluktan uzak durması ile süt salgısı arttırılabilir. Ayrıca doğru emzirme tekniğini bilmemek de süt salgısını azaltan ve ek gıdalara başlanmasına yol açan bir etkendir. İyi boşalmayan memede giderek süt miktarı azalır.
Doğru emzirme tekniği şöyle özetlenebilir: Anne, memeyi su ile temizler. Bebeğin ağzında pamukçuk olursa karbonatlı su ile temizlik yapılır. Anne sırtını dayayarak oturup bebeği kucağına alır. Bebek ne tam yatay ne de dik tutulmalıdır. Meme başı, 2 ve 3. parmaklar arasında tutulup meme başı ve çevredeki renkli bölgenin bir kısmı bebeğin ağzına verilir. Böylece emme esnasında sinir uçları uyarılarak süt salgılanmasını sağlayan hormon salgılanır.
Emzirme, 15-20 dakika kadar sürmelidir. İlk 5 dakikada memelerdeki sütün büyük kısmı boşaltılmasına karşın, emme hızı bebekler arasında değişebileceği için daha uzun süre tutulmalıdır. 10 dakika sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci beslenme sırasında son emzirilen memeye öncelik verilmelidir.

Resim 5.18 Çocuklar, doğumdan itibaren düzenli olarak aşılanmalıdır.

Anne sütü, bebekler için en uygun besindir. Hiçbir ek gıda anne sütünün yerini tutamaz. Çünkü anne sütünün bileşimi, bebeğin en iyi beslenebileceği formüle sahiptir. Ayrıca hastalıklardan koruyucu özellikleri vardır. 6. aydan sonra anne sütü, bebeğin beslenmesi için yetersiz kalmaya başlar. Bu sebeple 6. aydan sonra ek gıdalarla birlikte en az 1 yaşa kadar anne sütü verilmeye devam edilmelidir. Zorunlu sebeplerle anne sütü verilemediğinde ya da ek gıdalara başlanacağı zaman, çocuğun nasıl beslenmesinin gerektiği konusunda, sağlık personeline danışılmalıdır. Böylece çocuğun sindirebileceği yiyeceklere aşamalar şeklinde başlanarak hazımsızlık çekmesi engellenir ve aşırı beslenmeye bağlı ishal gibi rahatsızlıklara sebep olunmaz.
Çocukların büyüme ve gelişmesinde yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önemi vardır. Çünkü enerji ihtiyaçları yetişkinlere göre daha fazladır. Büyüme süreci, önemli miktarda enerji harcanmasını gerektirir. Yeni dokuların yapımı; protein, mineral ve vitaminlere olan ihtiyacı arttırır. Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı olması, çocukların beslenmesinde daha özenli davranılmasını gerektirir. Ayrıca çocukların beslenmesinde kullanılacak maddelerin temizliğine ve sağlık kurallarına uygunluğuna çok dikkat edilmelidir.
1-5 yaş arasındaki çocuklar, aile üyeleri ile birlikte 3 öğün yemek yemelidir. Öğün aralarında şeker, çikolata, pasta, bisküvi verilmesi çocuğun iştahını kapatarak besin ihtiyacının karşılanmasını engeller. Aşırı şeker alınması da diş çürüklerine sebep olur. Bu yüzden öğün aralarında meyve, meyve suyu ya da süt verilmelidir.
Düzenli beslenme alışkanlığı kazanılmasında ailenin büyük rolü vardır. Büyümesi normal olan bir çocuğun fazla yemeye zorlanmasına gerek yoktur. Çünkü yeterli beslenmenin en güzel kanıtı, büyüme ve gelişmesinin normal sınırlarda olmasıdır.
 
undefined
undefined
 
d. AŞILAMA
Vücudu hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sisteminin hastalık etkenlerini tanıyarak koruyucu maddeler (antikor) üretmesinin bir yolu, hastalık etkenleri ya da onların ürünleri ile aşılanmaktır. Hastalıkla hiç karşılaşmamış bir kişiye ölü ya da zayıflatılmış hastalık etkeni ya da onun zehirli ürünleri verildiğinde oluşan antikorlar, edinilmiş bağışıklığı oluşturur. Böylece kişi daha sonra hastalık etkeni ile karşılaştığında onu, daha kolayca tanır ve hastalık yapmasını engeller. Bağışıklık kazanmanın diğer yolu ise hastalığı geçirerek antikor geliştirmektir. Günümüzde birçok önemli bulaşıcı hastalığa karşı aşılar vardır. Bunların bir kısmı düzenli olarak doğumdan itibaren yapılmaktadır (Resim 5.18). Bir kısmı ise sadece gerekli durumlarda yapılır. Ülkemizde düzenli olarak uygulanan aşılar; verem, kızamık, çocuk felci, boğmaca, difteri ve tetanostur. Aşıların uygulama zamanı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 5.1 Ülkemizde çocuklara uygulanan aşı takvimi (T.C. Sağlık Bakanlığı, 2005)

Kuduz aşısı gerektiğinde yapılan bir aşıdır. Kabakulak, kızamıkçık, hepatit gibi hastalıklara ait aşılarsa isteğe göre yapılabilen aşılardır.
Aşılama hizmeti, devlete ait sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak verilmektedir. Sağlık ocakları, sağlık merkezleri, ana çocuk sağlığı merkezleri, hastanelerin çocuk sağlığı bölümleri aşılama hizmeti verilen yerlerdir.


 




SÖKE HİLMİ FIRAT ANADOLU LİSESİ SAĞLIK BİLĞİSİ DERSİ 1. DÖNEM 1. YAZILI SINAVI
1-Dünya sağlık örgütünün yaptığı tanıma göre sağlık nedir?
2-Hastalıklardan korunmak için sağlıklı kişiye yönelik önlemlerden 5 tanesini yazın.
3-Sağlığa etki eden bünyesel faktörleri yazınız.
4-Ağız kokusuna neden olabilecek durumlardan 5 tanesini yazınız.
5-Sağlığa etki eden çevresel etmenleri maddeler halinde yazınız?
6-Tedavi edici sağlık hizmetlerinin adlarını yazarak birer örnek veriniz.
7- Sağlık hizmetleri kaç grupta incelenir.
8-Bir toplumun sağlık düzeyini belirleyen en önemli ölçütler nelerdir?
9-Rehabilitasyonun önemini açıklayınız.
10-Temel sağlık hizmetleri nelerdir?                                                                           BAŞARILAR
NOT: Her soru 10 puandır.Süre 45 dk.dır.                                                               SAMİ ÇALIŞGAN
                                                                               CEVAPLAR
1-Sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hâlidir.
2-Kişiye yönelik hizmetler; bağışıklama , hastalıkların erken tanı ve tedavisi, ilaçla koruma, beslenmeyi düzenleme, sağlık düzeyini yükseltme, sağlık eğitimi ve aile planlaması
3- Sağlığa etki eden bireysel etmenler arasında;
1. Genetik hastalıklar
2. Metabolik hastalıklar
3. Hormonal hastalıklar
4- Ağız kokusunun çeşitli sebepleri mevcuttur. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:
Diş çürüğü
Diş eti hastalıkları
Sinüzit
Bademcik iltihabı
Solunum sistemi hastalıkları
Şeker hastalığı
Sindirim sistemi hastalıkları
Sigara
Böbrek hastalıkları
Ağız ve diş temizliğine dikkat edilmemesi (ağızda kalan gıda artıkları sebebiyle)
Soğan, sarımsak gibi yiyeceklerin yenilmesi
Karaciğer hastalıkları
5-Çevresel etmenleri şöyle sınıflandırabiliriz:
— Fiziksel etmenler (sıcak, soğuk, ışık vb.)
— Kimyasal etmenler (kanser yapıcı maddeler, zehirler vb.)
— Temel madde eksiklikleri (elzem amino asitler, vitaminler, mineraller vb.)
— Biyolojik etmenler (parazitler, mantarlar, mikroorganizmalar vb.)
— Psikolojik etmenler (ruhsal zorlanma, stres vb.)
— Sosyal, kültürel ve ekonomik etmenler
6- Tedavi edici sağlık hizmetleri 3 basamakta incelenir.
1. Basamak sağlık hizmetleri –Sağlık ocakları
2. Basamak sağlık hizmetleri –Hastaneler
3. Basamak sağlık hizmetleri –Araştırma Hastaneleri
7- Sağlık hizmetleri üç grupta incelenir.
a. Koruyucu sağlık hizmetleri
b. Tedavi hizmetleri
c. Rehabilitasyon (esenlendirme) hizmetleri.
8- Bir ülkenin sağlık düzeyini gösteren ölçütler arasında en önemli olanları;
Ana ölüm hızı,
Bebek ölüm hızı,
Kaba doğum hızı,
Kaba ölüm hızı,
Nüfus artış oranıdır.
9-Hastalık ve kazalar sonunda sakat kalarak iş gücünü kaybeden kişilerin sakatlıklarının giderilmesi, bedensel yeteneklerinin arttırılması, yeni becerilerin kazandırılması, sosyal ve iş uyumunun sağlanması için yapılan çalışmalara rehabilitasyon hizmetleri denir.

2010-2011 EĞİTİM-ÖĞRETİM …………………………..LİSESİ SAĞLIK BİLGİSİ DERSİ 1.DÖNEM 2.YAZILI SINAVI
Aşağıdaki sorularda boş bırakılan yerlere uygun sözcükleri yazınız
 
Soru.1: Canlı vücudunun hacim ve kütle olarak artışına  ……………………………..denir.
 
Soru.2:…………………… ruh sağlığı hizmetleri: Ayakta tedavi hizmeti veren kuruluşlarca gerçekleştirilir. Ruh sağlığı ve sosyal uyumu bozulmuş kişilerin, ilaçlarla ve uzman hekimlerin sürdürdükleri yüz yüze görüşmeleriyle tedavileri yapılır.
 
Soru.3: Çocukluktan yetişkinliğe geçişin sağlandığı,hızlı bedensel büyümenin yanı sıra ruhsal ve cinsel yönden gelişme dönemine .................................................................... adı verilir.
 
Soru.4: İnsanda hipofiz bezinden salgılanan büyüme hormonu (somatotropin); kemik, kas gibi dokulardaki hücre sayısının artışını düzenler.Büyüme hormonu , büyüme çağında aşırı salgılanırsa “devlik”, yetersiz salgılanırsa “cücelik” denilen büyüme yetersizliğine neden olur.
Yukarıda verilen örnek büyüme ve gelişmede rol oynayan faktörlerden ……………………………… faktörlere örnek olarak verilebilir.
 
Soru5.:Ruh sağlığını etkileyen kişisel faktörler; 1) ........................................................... 2) .................................
..........................3) ................................................4).............................................................5)..................................
.........................’dır
 
Soru6:Keyif verici bazı maddelerin, zarar vermesine karşın,san tarafından sürekli kullanma isteği duyulması ve vazgeçememe durumuna ……………………………………………. adı verilir.
 
Soru7:Sigara dumanında bulunan ………………………………………………………. , oksijeni taşıyan hemoglobine bağlanır ve kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır ve zehirler. Böyle kişilerde  soluk alma güçleşir, solunum düzensizliği ve çabuk yorulma görülür.
 
Soru8: Kişinin fiziksel, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açacak derecede alkol alması ve alkol alamadan duramamasına ……………………………………….. adı verilir.
 
Soru9: “Halk arasında ispirto olarak bilinir. Fiyatı diğer alkollere göre daha ucuzdur.Kana daha çabuk karışır. Körlük, felç v.b sakatlıklara neden olur.Bu alkol çeşidi ……………………………………………… dür.
 
Soru10:Kapalı ortamlarda sigara içilmesi sonucunda sigara içmeyen fakat bu ortamda bulunmak zorunda kalan kişiler, ortamdaki sigara dumanından etkilenirler.Sigara içmeyen bu kişiler ………………………………….
……………………………… durumunda olurlar.
 
                           Aşağıdaki sorularda doğru olan seçeneği işaretleyiniz
 
 
Soru.11:Uyuşturucu maddelere fiziksel bağımlı olan kişi, madde almayı bıraktıktan sonra aşağıdakilerden hangisi görülmez?
A)Sıkıntı,terleme B) Saldırganlık C) Bulantı, çarpıntı D) İştahsızlık, uykusuzluk E) Sakinlik, içine kapanıklık
 
 
Soru.12:Alkol içilerek ısınılacağı sanılır. Oysa alkol, içildikten kısa bir süre sonra üşümeye neden olur. Bunun temel nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir.
 A)Vücudun ısı üretimini yavaşlatması    B) Metabolizma hızını arttırması   C) Deri yüzeyindeki kılcal kan damarlarını genişletmesi    D) Karaciğerin çalışmasını yavaşlatması E) Kan basıncını arttırması
 
Soru.13:Büyümenin ve gelişmenin hızlı olduğu , kız ve erkekte cinsel özelliklerin belirlendiği 12-15 yaş arasındaki döneme ne ad verilir?
 
A) Geç ergenlik B) Tam ergenlik   C) Erken ergenlik    D) Zamansız ergenlik   E) Ergenlik
 
Soru.14:”Soluk borumuzdaki titrek tüyler, soluk alıp verirken toz ve mikropları tutar.daha sonra salgıladıkları salgılarla bu toz ve mikropları dışarı atarlar.Sigara içerisinde bulunan hangi madde bu titrek tüylerin yapısını bozar ve içenlerin akciğer hastalıklarına yakalanmalarına neden olur?
 
A) Nikotin     B Karbon monoksit   C) Amonyak D) Katran   E) Toluen
 
 
Soru.15: Vücuttaki doku ve organların, yapı ve özelliklerinde oluşan bazı değişmeler sonucu işlevlerini tam olarak yapabilecek duruma gelmesine ne ad verilir?
A) Büyüme   B) Olgunlaşma    C) Yaşlanma     D) Gelişme     E) Özerkleşme
 
Soru.16:Uzun süreli yada fazla alkol alımında ,karaciğer yağlanma gösterir.Yağ birikimi kan dolaşımını engeller ve yağla dolu bu karaciğer hücreleri ölür.Kullanılamayan bir sert dokunun , karaciğer dokusunun yerini alması ile aşağıdaki hastalıklardan hangisi gelişir.
 
A) Alkolik hepatit          B) Siroz    C) Detoksifikasyon     D) Ülser         E) Akciğer kanseri
 
Soru.17: Ruhsal rahatsızlıkları ele alıp insanların korunmasını, hastalıkların tanınmasını ve tedavisini inceleyen bilim dalı aşağıdakilerden hangisidir?
 A) Psikiyatri    B) Psikoloji   C) Fizyoloji   D) Astroloji E) Ruhçuluk
 
 
Soru.18: Çocuklarda (28.gün-1 yıl)  5  ile 52.haftalar arasındaki  döneme ne ad verilir?
 
A)Yeni doğan dönemi   B) Özerklik dönemi   C)Oyun dönemi D)Yeni doğan sonrası dönemi E)Okul çağı
 
Soru.19: Kişinin sağlığını bozmayacak şekilde vücudu dış etkenlerden koruyacak giysilerin kullanılmasına ne ad verilir?
A)    Uygun giyinme    B) Güzel giyinme   C) Temiz giyinme D) Sağlıklı giyinme E) Giyinme
 
Soru.20: Sigara alışkanlığı, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığından kurtulmanın öncelikli yolu aşağıdakilerden hangisidir?
 
A)Kullanılan maddeyi azaltmak    B) Bağımlılıktan kurtulmaya karar vermek   C) Bağımlılık yapan maddeyi
 
değiştirmek   D) Spor yapmak E) Madde dozunu arttırarak tiksinti yaratmak







2011-2012 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI ..... LİSESİ ŞUBAT DÖNEMİ
9.SINIF SAĞLIK BİLGİSİ DERSİ SORUMLULUK  SINAVI  CEVAP ANAHTARIDIR.
 
1.)Dünya Sağlık Örgütü (WHO: World Health Organization) sağlığı şöyle tanımlamıştır: Sağlık, sadece hasta veya sakat olmamak değil, bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hâlidir.
 
2.)Sağlıkla ilgili sorunları çözebilmek, bu konu ile ilgili planları yapabilmek ve sağlık hizmetlerini değerlendirebilmek için konu ile ilgili objektif ve sayısal değerlere gerek vardır. Bu değerlere sağlık ölçütleri denir.Ana ölüm hızı, Bebek ölüm hızı,Kaba doğum hızı,Kaba ölüm hızı,Nüfus artış oranıdır.
 
3.)Ellerimiz, vücudun çevre ile en çok temas eden ve en çok kirlenen organıdır. Bu sebeple çevreden ellerle alınan kirler ve çeşitli mikroplar ağza, göze, deriye, yediğimiz besinlere bulaşabilir. Bu kirlerin ve mikropların uzaklaştırabilmesi için eller sık sık sabunla köpürtülüp ovulmalı ve bol suyla durulanmalıdır .
 
4.)Saç yıkamada kullanılan su, çok sıcak veya çok soğuk olmamalıdır. Temizlikte kullanılan şampuanlar veya sabunlar kaliteli olmalıdır. Kepek varlığında bir hekime başvurulmalı ve hekimin önerdiği şampuanlar kullanılmalıdır.
Saç temizliğinin iyi yapılmaması, temizlik ve bakım araçlarının ortak kullanılması, bit taşıyan kişilerle temasta bulunulması sonucu saç bitlenmesi ortaya çıkabilir. Bu durumda yine bir hekime başvurulmalı ve gerekli ilaçlar kullanılmalıdır. Bitlerin yumurtaları olan ve sirke olarak adlandırılan oval biçimli beyaz yumurtalar, kepekle karışabilir. Bit yumurtalarıyla kepeği ayırt etmek için sirkelerin saça yapışık olduğu, mat renkli ve kepilen daha sert olduğu hatırlanmalıdır.
 
5.)Eklem romatizması Böbrek iltihapları Alerjik hastalıklar Sindirim sistemi rahatsızlıkları (özellikle mide ve bağırsakla ilgili) Kalp hastalıkları Beyin zarı iltihabı Kemik iltihapları Göz hastalıkları Lenf bezlerinde büyüme ve iltihaplanma Baş ağrıları Vücutta yorgunluk, hâlsizlik, vücut sıcaklığının yükselmesi
 
6.) Diş sağlığını korumada en önemli konulardan birisi, yılda en az iki defa diş hekimine muayene olmaktır. Böylece diş sorunları erken dönemde tespit edilir ve büyümeden engellenir. Örneğin, bir diş çürüğü erkenden tespit edilirse kolaylıkla dolgu yapılarak tedavi edilir. Hâlbuki tedavi gecikirse bu durum diş kaybına, apselere, diş eti problemlerinin artmasına yol açar. Bu yüzden erken tanı ve tedavi çok önemlidir.

 
 7.) Bebeklik dönemi: Doğumdan birinci yaş gününe kadar geçen süredir (0-365 gün). Yeni . doğan ve yeni doğan sonrası olarak ikiye ayrılır.
Yeni doğan dönemi: Doğumdan 28. güne kadar geçen süredir.
Yeni doğan sonrası dönemi: 1-12. aylar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Özerklik dönemi (Anal dönem): 1 ve 3. yaşlar arasındaki büyüme ve gelişme dönemidir.
Oyun dönemi: 3 ve 6. yaşlar arasındaki okul öncesi dönemdir.
Okul çağı dönemi: 6-11. yaşlar arasındaki hayat dönemidir.
Ergenlik dönemi: 12-21. yaşlar arasındaki çocukluktan ergenliği geçiş dönemidir.
Yetişkinlik dönemi: 21-65. yaşlar arasındaki toplumsal sorunları çözme ve olgunluk dönemidir.
Yaşlılık dönemi: insan hayatının 65. yaştan sonraki dönemidir.
 
8.)Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik dönemi, 12-21 yaşlar arasındaki süreçtir. Hızlı fiziksel büyümenin yanı sıra cinsel ve ruhsal gelişme ile olgunlaşmaya geçiş bu dönemin özelliğini oluşturur.
Dönemin başlangıç ve bitişi kesin sınırlarla belirtilemez. Çünkü bu döneme girme ve dönemi tamamlama, kişiler ve cinsler arasında farklılık gösterir. Kızlar bu döneme erkeklerden 2 yıl kadar önce girer ve gelişmelerini daha önce tamamlarlar. Kalıtsal özellikler ve iklim şartları ergenliğe girme yaşını etkiler. Yine âdet görmeye başlama yaşı, kızlar arasında farklılıklar gösterir. Gelişmedeki bu farklılıklar gençlerin kendilerini yaşıtları ile karşılaştırmalarına ve gereksiz kaygılar duymalarına sebep olabilir.

9.) Süreğen akciğer hastalıklarının oluşumu ve kötüleşmesinde sigara içiminin önemli rolü vardır. Sigarayı ağızlıkla içmek ya da nefesi içeri çekmemek sigaranın zararlı etkilerini gidermemektedir.
Sigara, kalp-damar sistemini olumsuz etkileyerek damar sertliği riskini arttırmaktadır. Damar sertliği, oluştuğu bölgeye göre belirtiler göstererek kalp krizi ve beyinde dolaşım bozukluğu gibi hastalıklara sebep olur. Burger hastalığı da sigara içenlerde daha sık görülen, dolaşım bozukluğu ile kendini gösteren bir damar hastalığıdır. Dolaşım bozukluğu sonucu kangren gelişerek bacakların kesilmesine sebep olabilir.
Sigara, mide asidinin artmasına ve ülser gelişmesine sebep olabilir, sindirimi bozar, mide kanaması riskini arttırır.
Sigara, kadınlarda düşük, ölü doğum, düşük ağırlıklı bebek doğurma ve âdetten erken kesilmeye sebep olur. Hem erkek hem kadında, üreme hücrelerinin şekil ve işlev bozukluklarına sebep olur ve kısırlığa yol açar. Sigara içen annelerin çocuklarının zekâları da olumsuz etkilenebilir.
 
10.)Pasif içici : Sigara içmediği halde sigara içilen ortamda bulunan ve sigaranın zararlarından etkilenen kişiye pasif içici denir.
 
NOT: Her sorunun doğru cevabı 10 puan,toplam 100 puandır.
          Sınav süresi 60 dakikadır.



 
A.TEST SORULARI (50 PUAN)
 
1.)Kedi ,köpek gibi hayvanlar yoluyla bulaşan hasta hayvanın tükrük salgısındaki mikrop ile insana da bulaşabilen hastalık hangisidir?
a)Kızamık   b)Kuduz   c)Tetanoz   d)Tifo   e)Kolera
 
2.)Ailelerin istedikleri zaman ve istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaları için verilen hizmetlere ne denir?
a)Aile hekimliği    b)Rehabilitasyon    c)Aile planlaması   d)Sağlık eğitimi   e)İlkyardım
 
3.)Bebeklerde dilde beyaz renkte görülen mantar hastalığına ne denir?
a)İshal    b)Zatürre   c)Hepatit   d)Pamukçuk   e)Tifo
 
4.)Sigara içmediği halde içilen ortamda bulunan kişilere ne denir?
a)Bağımlı   b)Yoksunluk   c)Alışkanlık   d)Doygunluk e)Pasif içicilik
 
5.)Aşağıdaki hastalıklardan hangisi akciğer organı hastalığıdır?
a)Siroz   b)Hepatit   c)İshal   d)Tifo   e)Zatürre
 
6.)Davranış bozuklukları ve ruhsal rahatsızlıkları birlikte inceleyen tıp dalı hangisidir?
a)Dahiliye   b)Psikiyatri   c)Kardiyoloji   d)Pediatri   e)Patoloji
 
7.)İnsanın yetişkin ve olgun bir şekilde para kazanmaya başladığı ve meslek-iş seçiminin yapılmış olduğu dönem hangisidir?
a)Çocukluk dönemi   b)Tam ergenlik c)Ergenlik dönemi d)Yetişkinlik dönemi e)Yaşlılık dönemi
 
8.)Diş temizliğiyle ilgili olarak hangisi yanlıştır?
a)Dişler düzenli fırçalanmalıdır. b) Düzenli diş hekimine gidilmelidir.   c)Fındık dişler ile kırılmamalıdır.
d)Kalem gibi sert cisimler ağza sokulmamalıdır.    e)Yemeklerden sonra kürdan kullanılmalıdır.
 
9.)Ergenlik dönemi hangi yaş aralığını kapsar?
a) 3-8   b)7-11   c)12-18   d)21-65   e)65-…
 
10.)Hasta olan bireylerin sağlam kişilerden ayrılmasına ne denir?
a)Tecrit   b)Bağışıklık   c)Erken tanı   d)Bulaşma yolu   e)Kuluçka süresi
 
B.KLASİK SORULAR (50 PUAN)
1.)Çocukuk çağı dönemine ait 5 tane hastalık ismi yazınız?
2.)Sağlam kişiye yönelik önlemlerden 5 tanesinin ismini yazınız?
3.)a)Ateş , nabız vücudun hangi kısımlarından ölçülür,açıklayınız?
    b)El ve tırnak temizliğinde nelere dikkat edersiniz, 5 tanesini maddeler halinde yazınız?
4.)Tütün ve sigaranın zararlarından 5 tanesini maddeler halinde yaznız?
5.)Ergenlik döneminin özelliklerinden 5 tanesini maddeler halinde yazınız?


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
BİYOLOJİ ARŞİV SİTESİ- BİYOLOJİ ÖĞRETMENİ MURAT SARI